cypaibo
11 Ekim 2010 Pazartesi
ekim2010
BABA SAÇI
-Hayatın bazı değişmezleri vardır değil mi?. Bu değişmezlerden bazıları sevimliyken bazıları da oldukça sevimsiz oluyor.
Pencere açık, bir homurtu duyuyorum. Aşağıya bakıyoruz ve kimleri görüyoruz?. Tahmin edin?. Siyah Çelenk, pos bıyık ve göbek dersem anlamanız lazım. İşte onlar.
Eski hükümetin esas adamları. Arkasında da eski hükümet döneminde devlet işine giremeyen umutlu-sinirli müritler. Homur homur yürüyorlar. Çelenk bırakıp
gidiyorlar bir yerlere. Gördüm de böylesini görmedim. Sormazlar mı adama sen ne yaptın 4-5 sene diye?. Ne insan hakları, ne ekonomi, ne söz verdiğiniz herhangi bir şey.
İktidara gelmeseydin istediğin kadar muhalefet yap fakat bu durumda?. Bilmiyorum. Çocuktum, genç oldum, orta yaşa ilerliyorum sizlerden hep şikayet, hep
şikayet. Tek başınıza bile negatif enerji üretimini başarabiliyorsunuz sayın abilerim. İnandırıcı olmak ya da olmamak; işte mesele bu. Ben olsam kendime format atardım.
-Bozulan eşyalarımızı tamircilerde kim tamir ediyor biliyormusunuz?. Gizli bir bilinmezi açığa çıkarıyorum sayın halkım. Bütün tamire giden eşyalarımızı 'Şuh bakışlı,
çıplak reklam kadını' tamir ediyor. Evet, uzun araştırmalarım sonucu bunu fark ettim. Lastikcinin duvarında var, elektronik tamircisinin duvarında var, makinistin atölyesinde de var. Hep beyaz, hep
farklı dünyaların insanı o. Makinist dükkanlarında o kadar çok var ki, TAN gazetesi yıldızını bile bulabilirsiniz. Muhtemelen Galatasaraylı Sarı Semih'in yanındadır posteri.
Kahvelerde de bira reklamındaki biraz daha giyinik kadın var. O da kahve kapandıktan sonra yerleri siler süpürür, ortalığı çekip çevrir. Dükkanın demirbaşı çıplak kadın. Hele
bu posterlerin bir de göğüs ucu yıldızlı kadınları var. Onların çilesi daha da başka.
-Baba Saçı diye bir şey var. Belirli yaş sınırı yok. Belirli bir model de yok. Baba saçına sahip şahısın saçları uzar, uzar, daha çok uzar. Annelerimizin 'Papaz oldun' dediği
kıvama kadar gelir. Baba saçına sahip adamımız düğüne gitmeden saçını tarar, eşinin uygun gördüğü gömlek ve pantolunu giyer. Baba saçı artık taranamaz
kıvama geldiğinde, hanımı tarafından berbere yönlendirilir. Ertesi gün o koskocaman kafa gitmiş yerine limon kolonyası ile haşır neşir olmuş bir kafa gelir. İşte bu başkalaşıma
sahip abilerimizin saç modeline 'Baba saçı' diyoruz. Kesilmeden önce ve sonra saç uzunluğu arasında en az 4 parmak olmalı. Kafa yarı yarıya küçülüyor!.
-Cengiz Kurtoğlu'nun da değeri çok bilinmedi gibi geliyor bana Arabesk camiada. Liselim klişesini onun başlattığını da unutmamak lazım. 18- kafası.
-Çevrenizde hem zor konuşan, hem zor yazan biri var mı?. Zor derken zorlanan kavramından çok , allem gallem kavramında biri. Günaydın demesi 1 dakika, senin 5 dakikada
anlatacağın olayı anlatması 30 dakika. Kendimi onun karşısında ekran parlaklığı tamamen açılmış iphone gibi hissediyorum. Ondan uzaktayken (ekran parlaklık ayarı düşük) herhangi bir
sorunum yok ; enerji durumum yüksek. Aniden birşey anlatmaya başlıyor, yada mail yazıyor; ekran parlaklığı hızla artıyor; enerjin bitiyor. Tıkanıyorsun. Microsoft değil, Google ol
diyorum. Basit düşün, yalın yap diyorum yine olmuyor. Öyle çilem var ki, çilesiz günlerimi anıyorum istemeden. Kişi karakterini, Iphone ile analiz edip dedikodusunu da yaptım
ya. Helal bana sayın kendim.
-'Serdar Ortaç Kıbrıs'ta konser verdi' haberleri yasaklansın bence. Kıbrıs'ta konser vermedi,kumar oynamadan şarkı söyledi. O açıdan'Serdar Ortaç Kumara oturmadan,
'Poşet', 'Çöp' allah ne verdiyse çığırdı' denilebilir mesala. Bence çok da şık olur. Bak adam temiz, hijyenik çöp-möp-cif-vileda ile uğraşıyor da denilebilir.
-'Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca'. Karacaoğlan.
-'Büyümeyen bebeksin, ninnilere alışmışssın. Öldürüp kahrederken, gülmeye alışmışsın'. Cengiz Kurtoğlu.
-'Ben Almana Alman demem, Alman sarı olmayınca'. Ben.
-İnsan sevdiğini kendine benzetir derler de inanmazdım. Sevdiceğimden muhteşem bir inci; 'Robert Bosch, sen daha boş'. Seni de zehirledim, ha ha ha!
-Yaşarken ölmek olur mu demeyin oluyor. Terk edilmek, ihanete uğramak ya da kendi aramızda boynuzlanmak. Hepsi ayrı dert. Geçenlerde fotoğrafcının camekanında gördüğüm profesyonel çekim
bir fotoğarfta hepsinin yerine geçecek bir şeye şahit oldum. 7 adet gelin tek karede. Boylu boyuna uzanmışlar yere. Arkada da mavi bir zemin. Gelinlerin gözlerindeki hırs ayrı, rekabet ayrı.
Sim, duvak ve kocaman bakışlar içinde kaldım trafik düzelene kadar. Çok acıydı çok. Hepsinin bir arada bütün gece yanında olduğunu düşünsene. 'Pastiş yetişmeycekkk', 'Şarkıcılar eyi çalmaz galiba',
'Teprik kenarı süsleri az geldi acaba?', 'Dedim sana 2 kamera azdır diye, keşke 3 tane gelseydi', 'sizin taraf bana altın takmadı!'..'Anan surat asar!' 'Anan surat asar' 'Anan surat asar'
-Acun Ilıcalı her an yüzüme geğirecekmiş gibi konuşuyor. Yüzyüze gelmeye kesin korkardım. Özellikle İngilizce konuşurken, sanki karnında gaz var onu çıkaracak. Kesin etrafındaki herkes
onun mide kokusunu ezberlemiştir. Hep geğiriyor bence, ya da geğirme öncesi 'ıbbpprfff' sesini çıkarıyor. Bu sesle var olan adamlar var, ordan biliyorum.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
-Hayatın bazı değişmezleri vardır değil mi?. Bu değişmezlerden bazıları sevimliyken bazıları da oldukça sevimsiz oluyor.
Pencere açık, bir homurtu duyuyorum. Aşağıya bakıyoruz ve kimleri görüyoruz?. Tahmin edin?. Siyah Çelenk, pos bıyık ve göbek dersem anlamanız lazım. İşte onlar.
Eski hükümetin esas adamları. Arkasında da eski hükümet döneminde devlet işine giremeyen umutlu-sinirli müritler. Homur homur yürüyorlar. Çelenk bırakıp
gidiyorlar bir yerlere. Gördüm de böylesini görmedim. Sormazlar mı adama sen ne yaptın 4-5 sene diye?. Ne insan hakları, ne ekonomi, ne söz verdiğiniz herhangi bir şey.
İktidara gelmeseydin istediğin kadar muhalefet yap fakat bu durumda?. Bilmiyorum. Çocuktum, genç oldum, orta yaşa ilerliyorum sizlerden hep şikayet, hep
şikayet. Tek başınıza bile negatif enerji üretimini başarabiliyorsunuz sayın abilerim. İnandırıcı olmak ya da olmamak; işte mesele bu. Ben olsam kendime format atardım.
-Bozulan eşyalarımızı tamircilerde kim tamir ediyor biliyormusunuz?. Gizli bir bilinmezi açığa çıkarıyorum sayın halkım. Bütün tamire giden eşyalarımızı 'Şuh bakışlı,
çıplak reklam kadını' tamir ediyor. Evet, uzun araştırmalarım sonucu bunu fark ettim. Lastikcinin duvarında var, elektronik tamircisinin duvarında var, makinistin atölyesinde de var. Hep beyaz, hep
farklı dünyaların insanı o. Makinist dükkanlarında o kadar çok var ki, TAN gazetesi yıldızını bile bulabilirsiniz. Muhtemelen Galatasaraylı Sarı Semih'in yanındadır posteri.
Kahvelerde de bira reklamındaki biraz daha giyinik kadın var. O da kahve kapandıktan sonra yerleri siler süpürür, ortalığı çekip çevrir. Dükkanın demirbaşı çıplak kadın. Hele
bu posterlerin bir de göğüs ucu yıldızlı kadınları var. Onların çilesi daha da başka.
-Baba Saçı diye bir şey var. Belirli yaş sınırı yok. Belirli bir model de yok. Baba saçına sahip şahısın saçları uzar, uzar, daha çok uzar. Annelerimizin 'Papaz oldun' dediği
kıvama kadar gelir. Baba saçına sahip adamımız düğüne gitmeden saçını tarar, eşinin uygun gördüğü gömlek ve pantolunu giyer. Baba saçı artık taranamaz
kıvama geldiğinde, hanımı tarafından berbere yönlendirilir. Ertesi gün o koskocaman kafa gitmiş yerine limon kolonyası ile haşır neşir olmuş bir kafa gelir. İşte bu başkalaşıma
sahip abilerimizin saç modeline 'Baba saçı' diyoruz. Kesilmeden önce ve sonra saç uzunluğu arasında en az 4 parmak olmalı. Kafa yarı yarıya küçülüyor!.
-Cengiz Kurtoğlu'nun da değeri çok bilinmedi gibi geliyor bana Arabesk camiada. Liselim klişesini onun başlattığını da unutmamak lazım. 18- kafası.
-Çevrenizde hem zor konuşan, hem zor yazan biri var mı?. Zor derken zorlanan kavramından çok , allem gallem kavramında biri. Günaydın demesi 1 dakika, senin 5 dakikada
anlatacağın olayı anlatması 30 dakika. Kendimi onun karşısında ekran parlaklığı tamamen açılmış iphone gibi hissediyorum. Ondan uzaktayken (ekran parlaklık ayarı düşük) herhangi bir
sorunum yok ; enerji durumum yüksek. Aniden birşey anlatmaya başlıyor, yada mail yazıyor; ekran parlaklığı hızla artıyor; enerjin bitiyor. Tıkanıyorsun. Microsoft değil, Google ol
diyorum. Basit düşün, yalın yap diyorum yine olmuyor. Öyle çilem var ki, çilesiz günlerimi anıyorum istemeden. Kişi karakterini, Iphone ile analiz edip dedikodusunu da yaptım
ya. Helal bana sayın kendim.
-'Serdar Ortaç Kıbrıs'ta konser verdi' haberleri yasaklansın bence. Kıbrıs'ta konser vermedi,kumar oynamadan şarkı söyledi. O açıdan'Serdar Ortaç Kumara oturmadan,
'Poşet', 'Çöp' allah ne verdiyse çığırdı' denilebilir mesala. Bence çok da şık olur. Bak adam temiz, hijyenik çöp-möp-cif-vileda ile uğraşıyor da denilebilir.
-'Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca'. Karacaoğlan.
-'Büyümeyen bebeksin, ninnilere alışmışssın. Öldürüp kahrederken, gülmeye alışmışsın'. Cengiz Kurtoğlu.
-'Ben Almana Alman demem, Alman sarı olmayınca'. Ben.
-İnsan sevdiğini kendine benzetir derler de inanmazdım. Sevdiceğimden muhteşem bir inci; 'Robert Bosch, sen daha boş'. Seni de zehirledim, ha ha ha!
-Yaşarken ölmek olur mu demeyin oluyor. Terk edilmek, ihanete uğramak ya da kendi aramızda boynuzlanmak. Hepsi ayrı dert. Geçenlerde fotoğrafcının camekanında gördüğüm profesyonel çekim
bir fotoğarfta hepsinin yerine geçecek bir şeye şahit oldum. 7 adet gelin tek karede. Boylu boyuna uzanmışlar yere. Arkada da mavi bir zemin. Gelinlerin gözlerindeki hırs ayrı, rekabet ayrı.
Sim, duvak ve kocaman bakışlar içinde kaldım trafik düzelene kadar. Çok acıydı çok. Hepsinin bir arada bütün gece yanında olduğunu düşünsene. 'Pastiş yetişmeycekkk', 'Şarkıcılar eyi çalmaz galiba',
'Teprik kenarı süsleri az geldi acaba?', 'Dedim sana 2 kamera azdır diye, keşke 3 tane gelseydi', 'sizin taraf bana altın takmadı!'..'Anan surat asar!' 'Anan surat asar' 'Anan surat asar'
-Acun Ilıcalı her an yüzüme geğirecekmiş gibi konuşuyor. Yüzyüze gelmeye kesin korkardım. Özellikle İngilizce konuşurken, sanki karnında gaz var onu çıkaracak. Kesin etrafındaki herkes
onun mide kokusunu ezberlemiştir. Hep geğiriyor bence, ya da geğirme öncesi 'ıbbpprfff' sesini çıkarıyor. Bu sesle var olan adamlar var, ordan biliyorum.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
eylül 2010
ANAHTAR
-Cesaretini toplayıp neler yaparsınız?. Belki kamikaze, belki bungee jumping, belki gondol, belki de aquapark. Bu saydıklarımdan en cesaret isteyeni; düşük teknolojisi ve bakımsızlığıyla gondolumuz olsa gerek. Evet, bunların hepsinden daha çok cesaret isteyen '0' kalori harcamalık bir aktivite buldum. Emlak şirketlerinin internet siteleri. Saydım tam 3 tane şirket ayni mantığı kullanıyor. Sitede kiralık-satılık ev arayan biz zavallılar STG bazında fiyatlarla hesap kitap yapadursun, site bize sağ üstten anahtar sallıyor. Şaka değil. Sağ tarafta bir el var elinde de bir anahtar. Sen sitede gezerken arasıra sallayıp duruyor anahtarı. 'Baaaaaakkkk' dermiş gibi. Hastasınız oğlum siz, 130.000 STG'ne müstakil ev satmaya çalışıp, bir de anahtar sallamak.
-Emlak sitelerindeki ikinci kolpa ise dere kenarı evlerinde. 3 boyutlu çizimlerde dere olan yerlerde masmavi berrak su var. Yani sabah en dereye yüzünü yıka, o derece. Bunların hepsi 3 boyut aleminde tabii. Bak bende dere var sabah sabah çirkef esintisiyle uyanıyorum.
-Bu hafta sürprizlere boğuldum. Piyangodan para çıkma klişesi değil canım kardeşlerim. 'Piyangodan para çıksa, hiçbirinizi tanımam:fakirler'. Bu cümleyi sevdiklerinize arasıra tekrarlayın. Tatlı bir hüzün kaplıyor içlerini. Fesat olanı varsa gözünü kısıp, 'Acaba gerçek mi?' diye de düşünebilir. Neyse, işte sürpriz. Street Fighter X Tekken. Capcom ile Namco ortak karar almışlar iki oyunun karakterlerini dövüştürecekler. Tanrılar çıldırmış olmalı. Rüyamda görsem inanmam denilebilecek bir hadise. Tüm dünya insanlığına, atari salonlarına gönül vermiş garibanlara armağan olsun. Gerçi perakende satış fiyatı muhtemelen 150 TL olacak olan bir oyunu alana da gariban demek ayıp olacak ama olsun. Aduket sağolsun!.
-İkinci sürpriz ise, Ceylan Ertem'den. 'Soluk' isimli albümüne plak şirketi arıyordu en sonunda bulmuş. Albüm piyasada. Jazz severler albümü alsın, Müzik severler kesinlikle alsın.
-'Herkes değilim farkına var // Bana bak gardını al!.' Ben
-'Bence sakinleşmeli ve kendini dinlemelisin.' Sen
-'Önce adam olsun!.' O
-Ben-Sen-O'dan görülebileceği üzere; ben her zaman sevimli, sen hep teselli edici ve o hep rahatsız edici.
-Google'a TAK haber ajansını arattım, buldum. Siteye girmeye çalışınca 'Uyarı- bu siteyi ziyaret etmek bilgisayarınıza zarar verebilir. Başka sayfaya gidin veya sorumluluğu üzerinize alın.' . Sonbahar-Kış sezonunun ilk deneysel korku filmini de böylece yaşamış oldum. 'Sorumluluk senin abim, ben karışmam' dedi resmen. Gözlerini kısa kısa. Ne oluyor yeğenim orada?
-Modası geçmeden yazdım yazdım. Yazmadım biter: Fatmagülün suçu ne?.
Kız başına ormanlıkta gezmek.
Aşka inanmak.
Sıkıcı ve pahalı mobilyalara sahip evlere her hafta konuk olmak.
Dizi karakteri olmak.
Bihtere benzemek(Emoştan arakladım)
ve Fatmagülün ne suçu vardı..onu da Ezel'e alsalardı.(editörümden arakladım).
-'Araknafobia örümcek fobisidir, oturduğum bu yer swissotel lobisidir' Ata Demirer.
-Anahtar sallayan el'e uzun süre maruz kalmak, STG ler içinde boğulmak ve müzik çalarda 'Sevgi anlaşmak değildir, sebepsizce sevilir…'. Anahtar 'Yakalayamazzz' diyor, STG'ler '2.35 ten çarparsan TL tutarını bulabilin' diyor, şarkı ise;'Boşver evi insan sevince samanlık seyran olur. Al sevgilini eleke koşun kırlara diyor'. E hadi koştuk kırlara, Aralık'ta yağmur yağınca sen alacakmısın beni evine?. Onu söyle.
-Sevgili Liseli kardeşlerim, sevgili ergen kardeşlerim. Bakıyorum bu yıl hepiniz esprili t-shirtle yırtmak peşindesiniz. Çılgın olmak, popüler olmak, birilerini götürmek yani kısacası daha piç görünme adınıza esprili t-shirtlere salmanızı anlıyorum. Lakin herkesler bu t-shirtlere sardığı için fark edilme şansınız azalıyor. Gelinle damata 'Game Over' iyiydi de, 'Face verdik, Bookunu çıkardın' ile kalite biraz aşağıya indi. Ergen siniri yüzünün her tarafına hakim olmuş bir kızımıza kaldırımda yol verdim bu hafta ve o an acı gerçekle karşılaştım.T-Shirtün ön tarafında 'Akıllısı beni bulmaz', arka tarafta 'Delisi peşimi bırakmaz'.Akıllı kısımda 2+2:4, deli kısmında ise huni vardı. Kalbim sıkıştı, nefes alamadım. Yanlış yoldasın ey gençlik. Daha yaratıcı .
-İnsanlara soyadı veren kurum neresidir bilmiyorum ama acilen onlara ulaşmam lazım. Toplumsal ve bireysel huzurumuz için bunu yapmalıyım. Bu ülkede soyadı 'Çalıkuşu' olan garibanların acilen soyadlarını değiştirmeleri lazım. 'Çalıkuşu' soyadı tamamen yasaklanmalı. Zira hayatları boyunca onlara herkes 'çaltıkuşu' demeye devam edecek. Ben daha 'Çalıkuşu' diyenini görmedim. Varsa yoksa çaltıkuşu. Ayıptır, günahtır. Bu çileye bir son verin. Lütfen.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
-Cesaretini toplayıp neler yaparsınız?. Belki kamikaze, belki bungee jumping, belki gondol, belki de aquapark. Bu saydıklarımdan en cesaret isteyeni; düşük teknolojisi ve bakımsızlığıyla gondolumuz olsa gerek. Evet, bunların hepsinden daha çok cesaret isteyen '0' kalori harcamalık bir aktivite buldum. Emlak şirketlerinin internet siteleri. Saydım tam 3 tane şirket ayni mantığı kullanıyor. Sitede kiralık-satılık ev arayan biz zavallılar STG bazında fiyatlarla hesap kitap yapadursun, site bize sağ üstten anahtar sallıyor. Şaka değil. Sağ tarafta bir el var elinde de bir anahtar. Sen sitede gezerken arasıra sallayıp duruyor anahtarı. 'Baaaaaakkkk' dermiş gibi. Hastasınız oğlum siz, 130.000 STG'ne müstakil ev satmaya çalışıp, bir de anahtar sallamak.
-Emlak sitelerindeki ikinci kolpa ise dere kenarı evlerinde. 3 boyutlu çizimlerde dere olan yerlerde masmavi berrak su var. Yani sabah en dereye yüzünü yıka, o derece. Bunların hepsi 3 boyut aleminde tabii. Bak bende dere var sabah sabah çirkef esintisiyle uyanıyorum.
-Bu hafta sürprizlere boğuldum. Piyangodan para çıkma klişesi değil canım kardeşlerim. 'Piyangodan para çıksa, hiçbirinizi tanımam:fakirler'. Bu cümleyi sevdiklerinize arasıra tekrarlayın. Tatlı bir hüzün kaplıyor içlerini. Fesat olanı varsa gözünü kısıp, 'Acaba gerçek mi?' diye de düşünebilir. Neyse, işte sürpriz. Street Fighter X Tekken. Capcom ile Namco ortak karar almışlar iki oyunun karakterlerini dövüştürecekler. Tanrılar çıldırmış olmalı. Rüyamda görsem inanmam denilebilecek bir hadise. Tüm dünya insanlığına, atari salonlarına gönül vermiş garibanlara armağan olsun. Gerçi perakende satış fiyatı muhtemelen 150 TL olacak olan bir oyunu alana da gariban demek ayıp olacak ama olsun. Aduket sağolsun!.
-İkinci sürpriz ise, Ceylan Ertem'den. 'Soluk' isimli albümüne plak şirketi arıyordu en sonunda bulmuş. Albüm piyasada. Jazz severler albümü alsın, Müzik severler kesinlikle alsın.
-'Herkes değilim farkına var // Bana bak gardını al!.' Ben
-'Bence sakinleşmeli ve kendini dinlemelisin.' Sen
-'Önce adam olsun!.' O
-Ben-Sen-O'dan görülebileceği üzere; ben her zaman sevimli, sen hep teselli edici ve o hep rahatsız edici.
-Google'a TAK haber ajansını arattım, buldum. Siteye girmeye çalışınca 'Uyarı- bu siteyi ziyaret etmek bilgisayarınıza zarar verebilir. Başka sayfaya gidin veya sorumluluğu üzerinize alın.' . Sonbahar-Kış sezonunun ilk deneysel korku filmini de böylece yaşamış oldum. 'Sorumluluk senin abim, ben karışmam' dedi resmen. Gözlerini kısa kısa. Ne oluyor yeğenim orada?
-Modası geçmeden yazdım yazdım. Yazmadım biter: Fatmagülün suçu ne?.
Kız başına ormanlıkta gezmek.
Aşka inanmak.
Sıkıcı ve pahalı mobilyalara sahip evlere her hafta konuk olmak.
Dizi karakteri olmak.
Bihtere benzemek(Emoştan arakladım)
ve Fatmagülün ne suçu vardı..onu da Ezel'e alsalardı.(editörümden arakladım).
-'Araknafobia örümcek fobisidir, oturduğum bu yer swissotel lobisidir' Ata Demirer.
-Anahtar sallayan el'e uzun süre maruz kalmak, STG ler içinde boğulmak ve müzik çalarda 'Sevgi anlaşmak değildir, sebepsizce sevilir…'. Anahtar 'Yakalayamazzz' diyor, STG'ler '2.35 ten çarparsan TL tutarını bulabilin' diyor, şarkı ise;'Boşver evi insan sevince samanlık seyran olur. Al sevgilini eleke koşun kırlara diyor'. E hadi koştuk kırlara, Aralık'ta yağmur yağınca sen alacakmısın beni evine?. Onu söyle.
-Sevgili Liseli kardeşlerim, sevgili ergen kardeşlerim. Bakıyorum bu yıl hepiniz esprili t-shirtle yırtmak peşindesiniz. Çılgın olmak, popüler olmak, birilerini götürmek yani kısacası daha piç görünme adınıza esprili t-shirtlere salmanızı anlıyorum. Lakin herkesler bu t-shirtlere sardığı için fark edilme şansınız azalıyor. Gelinle damata 'Game Over' iyiydi de, 'Face verdik, Bookunu çıkardın' ile kalite biraz aşağıya indi. Ergen siniri yüzünün her tarafına hakim olmuş bir kızımıza kaldırımda yol verdim bu hafta ve o an acı gerçekle karşılaştım.T-Shirtün ön tarafında 'Akıllısı beni bulmaz', arka tarafta 'Delisi peşimi bırakmaz'.Akıllı kısımda 2+2:4, deli kısmında ise huni vardı. Kalbim sıkıştı, nefes alamadım. Yanlış yoldasın ey gençlik. Daha yaratıcı .
-İnsanlara soyadı veren kurum neresidir bilmiyorum ama acilen onlara ulaşmam lazım. Toplumsal ve bireysel huzurumuz için bunu yapmalıyım. Bu ülkede soyadı 'Çalıkuşu' olan garibanların acilen soyadlarını değiştirmeleri lazım. 'Çalıkuşu' soyadı tamamen yasaklanmalı. Zira hayatları boyunca onlara herkes 'çaltıkuşu' demeye devam edecek. Ben daha 'Çalıkuşu' diyenini görmedim. Varsa yoksa çaltıkuşu. Ayıptır, günahtır. Bu çileye bir son verin. Lütfen.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
eylül 2010
GAMSIZ
-Zor durumda olanla dalga geçilmez lakin 5 yıl önce gördüğüm bir kazayı hatırladıkça gülesim var. Kolpa köşe yazarları girişgazından sonra olayı anlatalım. Sıradan bir yaz günüydü, hava sıcak, Girne çemberi yoğundu. Herşey yolunda giderken Kırmızı, yeni ve iddalı tasarıma sahip bir arabaya bir adet emektar TX çarpar. Kırmızı arabanın tamponunda çok az çizik oluşur. Hemen el frenleri çekilir ve kırmızı araba sahibi 23-24 yaşlarındaki kızımızı görürüz. Sinirle tampona bakar ve 45-50 yaşlarındaki TX sürücüsü abimize bağırmaya başlar. ‘Kırdın arabamıııı...Bozdun...Onarılmaz artık’. Adam daha ne olduğunu anlamadan ‘Aptal, salak ve bir sürü tasvip etmediğimiz kelimeleri sıralamaya başlar. Tampona bir cila atılsa düzelebilecek bir sorun birden kızın kendisini yerlere atacak kıvama gelmesiyle noktalanır. Bütün trafik bu şovu izliyordur. İşte dedim ey büyükler evlat görün da halinize dua edin. İşte hamburger çocukları!. Şaka şaka ben TX deki adama acıdım en çok. Esas kahramanı da ' Arabasını peksemet zanneden kız' diye de hatırlıyorum kendisini. Gırdın arabamııı!
-Hiç suçum olmadığı halde ‘Hamburger Çocuğu’ diye de damgalanmışlığım vardır 1-2 kez. Daha kötüsü ‘Apartman Çocuğu’ ve en kötüsü istisnasız ‘Bilgisayar Çocuğu’. Heee, bilgisayar doğurdu beni. Ne güzel eskiden bir tek ‘O.rospu Çocuğu’ vardı. Temiz ve netti.
-Birinin aklına aniden bir fikir gelir ve bu fikrin şahane olduğunu düşünür. Bunu sağa sola söyler. Fikri gerçeğe dönüştürecek adama söylendiğinde ; olur veya olmaz der. Hangi akla hizmet bir GSM operatörünün reklamlarında köşe yazarı yer alır. Üstelik partili bir köşe yazarı. Geçen seçim Talat’ın sunumunu yapan bir köşe yazarı. Ürün tanıtımı da yapmıyor. Tanıtım yapsa derdim yok. ‘Ben de X’deyim’ yazıyor fotoğrafının yanında. Pazarlama sorumlusu var, satış sorumlusu var, şirket sahibi var, fotoğrafçısı var, poz vereni var!. Kimse ,’durun yahu, biz ne yapıyoruz’ dememiş. Orhan Gencebay da reklamlarda yer aldı diyen olursa çok fena kavga ederim şimdiden söyleyeyim. Adam albümünü sunmuş kullanıcılara, şarkılar söylemiş. Kıyaslamayın, tepkinizi gösterin!.
-Benzer bir hadise de bir zamanlar CINE 5’te cereyan etmişti. Sevtap Parman canlı yayında ‘Sera Sera’ adlı ingilizce bir eser seslendirmişti. hem de ne seslendirme, kimse dur demedi arkadaki konuklardan.
-Gamsız kimdir?. Nasıl Gamsız olunur?. Hiç düşündün mü?. Düşünürsen eğer bir gün gamsızlığı; Uzan arkana, gözlerini kapa. Ev kilitli olduğu için elektrik sayacını okuyamayan ve okuyamadığı için ortalama bir rakam belirleyen zihniyeti hayal et. Gamsız, tasasız. Hiç mi elektrik yakmadın, belki yurtdışındaydın hiç fark etmez:400 TL. Belki de sabah akşam klima evde açık kaldı, evde fönlenip fönlenip sokağa çıktın:89 TL.
-Saç kremine Balsam diyen kim varsa; elini öpüp başımın üstüne koyasım var.
-Doğuş tüm sevenler için takna atıyor: 'Gamsızzz vicdansız, ben sensiz ne yaparım şimdi, beni acılarla başbaşa bıraktın nedennnn'
-Katalogların genellikle son sayfasında yer alan ‘Katalogda yer alan ürünü kullandığı için işlerini erken bitirip, kanepeye uzanıp dergi okuyan kadın’ oldun mu hiç?. Eğer olduysan ve benim moralim bozuksa ve evim dağınıksa ister istemez sana çok sövdüm kardeşim. Bende yalan yok. Yemeği, çamaşırı , bulaşığı, ütüsü duruyor sen koltuğa yayılmışsın. Hele bir de portakal suyu yok mu yanında?. Ki eminim o da taze sıkılmış. Tam dayaklıksın katalog insanı!.
-Şenay’ın ‘Doy doy’ diye bir şarkısını dinledim. Zaten sağolsun her iyi müzisyen gibi az şarkı yapıp vazgeçmiş bu işlerden. Hem cool , hem modern çılgın bir sounda sahip şarkı sözlerinden bir kısmı şöyle; ‘İstanbul’dan çıktım yola, Konya’da verdim mola..Doy doy doymadım Antalayaya, doy doy doymadım Antakya’ya...Adana, Mersin, Maraş dur gitme bekle gardaş.’’. Kesinlikle milliyetçi bir tavır sergilenmeyen mutlu bir eser. Dinler dinlemez bağımlısı oldum. Ayni hissi 2 sene önce Anne Marie David’in ‘Neşeli Gençleriz’ şarkısında hissetmiştim. Mutluluktan amaçsızca koşarmış gibi hoş bir his.
-Sen mutlu olunca, ben mutlu olurum ve tabii ki Lerzan da Mutlu. Daha kötüsünü yapabilen varsa haber versin.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
-Zor durumda olanla dalga geçilmez lakin 5 yıl önce gördüğüm bir kazayı hatırladıkça gülesim var. Kolpa köşe yazarları girişgazından sonra olayı anlatalım. Sıradan bir yaz günüydü, hava sıcak, Girne çemberi yoğundu. Herşey yolunda giderken Kırmızı, yeni ve iddalı tasarıma sahip bir arabaya bir adet emektar TX çarpar. Kırmızı arabanın tamponunda çok az çizik oluşur. Hemen el frenleri çekilir ve kırmızı araba sahibi 23-24 yaşlarındaki kızımızı görürüz. Sinirle tampona bakar ve 45-50 yaşlarındaki TX sürücüsü abimize bağırmaya başlar. ‘Kırdın arabamıııı...Bozdun...Onarılmaz artık’. Adam daha ne olduğunu anlamadan ‘Aptal, salak ve bir sürü tasvip etmediğimiz kelimeleri sıralamaya başlar. Tampona bir cila atılsa düzelebilecek bir sorun birden kızın kendisini yerlere atacak kıvama gelmesiyle noktalanır. Bütün trafik bu şovu izliyordur. İşte dedim ey büyükler evlat görün da halinize dua edin. İşte hamburger çocukları!. Şaka şaka ben TX deki adama acıdım en çok. Esas kahramanı da ' Arabasını peksemet zanneden kız' diye de hatırlıyorum kendisini. Gırdın arabamııı!
-Hiç suçum olmadığı halde ‘Hamburger Çocuğu’ diye de damgalanmışlığım vardır 1-2 kez. Daha kötüsü ‘Apartman Çocuğu’ ve en kötüsü istisnasız ‘Bilgisayar Çocuğu’. Heee, bilgisayar doğurdu beni. Ne güzel eskiden bir tek ‘O.rospu Çocuğu’ vardı. Temiz ve netti.
-Birinin aklına aniden bir fikir gelir ve bu fikrin şahane olduğunu düşünür. Bunu sağa sola söyler. Fikri gerçeğe dönüştürecek adama söylendiğinde ; olur veya olmaz der. Hangi akla hizmet bir GSM operatörünün reklamlarında köşe yazarı yer alır. Üstelik partili bir köşe yazarı. Geçen seçim Talat’ın sunumunu yapan bir köşe yazarı. Ürün tanıtımı da yapmıyor. Tanıtım yapsa derdim yok. ‘Ben de X’deyim’ yazıyor fotoğrafının yanında. Pazarlama sorumlusu var, satış sorumlusu var, şirket sahibi var, fotoğrafçısı var, poz vereni var!. Kimse ,’durun yahu, biz ne yapıyoruz’ dememiş. Orhan Gencebay da reklamlarda yer aldı diyen olursa çok fena kavga ederim şimdiden söyleyeyim. Adam albümünü sunmuş kullanıcılara, şarkılar söylemiş. Kıyaslamayın, tepkinizi gösterin!.
-Benzer bir hadise de bir zamanlar CINE 5’te cereyan etmişti. Sevtap Parman canlı yayında ‘Sera Sera’ adlı ingilizce bir eser seslendirmişti. hem de ne seslendirme, kimse dur demedi arkadaki konuklardan.
-Gamsız kimdir?. Nasıl Gamsız olunur?. Hiç düşündün mü?. Düşünürsen eğer bir gün gamsızlığı; Uzan arkana, gözlerini kapa. Ev kilitli olduğu için elektrik sayacını okuyamayan ve okuyamadığı için ortalama bir rakam belirleyen zihniyeti hayal et. Gamsız, tasasız. Hiç mi elektrik yakmadın, belki yurtdışındaydın hiç fark etmez:400 TL. Belki de sabah akşam klima evde açık kaldı, evde fönlenip fönlenip sokağa çıktın:89 TL.
-Saç kremine Balsam diyen kim varsa; elini öpüp başımın üstüne koyasım var.
-Doğuş tüm sevenler için takna atıyor: 'Gamsızzz vicdansız, ben sensiz ne yaparım şimdi, beni acılarla başbaşa bıraktın nedennnn'
-Katalogların genellikle son sayfasında yer alan ‘Katalogda yer alan ürünü kullandığı için işlerini erken bitirip, kanepeye uzanıp dergi okuyan kadın’ oldun mu hiç?. Eğer olduysan ve benim moralim bozuksa ve evim dağınıksa ister istemez sana çok sövdüm kardeşim. Bende yalan yok. Yemeği, çamaşırı , bulaşığı, ütüsü duruyor sen koltuğa yayılmışsın. Hele bir de portakal suyu yok mu yanında?. Ki eminim o da taze sıkılmış. Tam dayaklıksın katalog insanı!.
-Şenay’ın ‘Doy doy’ diye bir şarkısını dinledim. Zaten sağolsun her iyi müzisyen gibi az şarkı yapıp vazgeçmiş bu işlerden. Hem cool , hem modern çılgın bir sounda sahip şarkı sözlerinden bir kısmı şöyle; ‘İstanbul’dan çıktım yola, Konya’da verdim mola..Doy doy doymadım Antalayaya, doy doy doymadım Antakya’ya...Adana, Mersin, Maraş dur gitme bekle gardaş.’’. Kesinlikle milliyetçi bir tavır sergilenmeyen mutlu bir eser. Dinler dinlemez bağımlısı oldum. Ayni hissi 2 sene önce Anne Marie David’in ‘Neşeli Gençleriz’ şarkısında hissetmiştim. Mutluluktan amaçsızca koşarmış gibi hoş bir his.
-Sen mutlu olunca, ben mutlu olurum ve tabii ki Lerzan da Mutlu. Daha kötüsünü yapabilen varsa haber versin.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
eylül 2010
İNGİLİZLERİ KORUMA DERNEĞİ
-Ruhumun derinliklerinde bir adet Doğan SLX var. Hem de modifiyeli. Hava biraz soğumaya görsün hemen kendini çalıştırmaya başlıyor. Oto teyp' den yükselen ‘Canısı’ melodileri eşliğinde ilerliyoruz kendisiyle birlikte. Üstelik bu bir iç yolculuk. Bir çözümseme, bir varoluş. ‘Ya benimsin, ya toprağım yazısına sahip arka cam kesinlikle kararlı. Sevmeye, almaya, sahip olmaya. Allah Korusun yazısı da plakanın üzerinde güvenliğimizi sağlıyor. Bilinmeze yolculuğumuz başlıyor böylece..
-Doğu-Batı sentezi müzikte olur da yazıda neden olmasın dedim, ortaya bu çıktı. Doğan slx ile doğulunun aşkını, içsel yolculukla batılının iç sıkıntısını harmanlamaya çalıştım. Şimdi de sırada TRT kafası; ‘Dilimiz sürtçüyse affola, esen kalın.’. Doğu-batı şeysi şimdilik bir fikir, geliştirelim, tiksindirelim. Mersi.
-Bundan sonra sıradan beddualara son. Bela vermek, ceza dilemek, kahr etmek artık demode!. ‘Kıvanç Tatlıtuğ, İstinye Park’ta kız kardeşi Melisa’yla yüksek sesle tartıştı’ haberine internette yorum yazacak kıvama düşersin inşallahh!. Bundan daha büyük beddua bulmak zor. O kıvam acayip bir kıvam.
-Arabalarını her zaman sıkıcı ve güvensiz bulduğum bir araba markasının güvenlik sorunları sebebiyle 1.13 milyon aracı geri çağıracağı haberini okuyorum. Lise yıllarımıza geri dönelim ve bu markaya X diyelim. X daha önceki yıllarda da birçok kez arabalarını geri çağırmıştı. Ölümcül kazalar da meydana gelmişti bu hatalardan. 1.13 milyon arabayı çağırma haberini okuduktan sonra yine X’in T.V reklamını görüyorum. Benim babam çok yakışıklı diyor çocuğun biri. Diğerleri durur mu?, ‘Benim babam çok güçlü’, ‘Benim babam çok eğlenceli’ .Ve hepsi birden haykırıyor ‘Benim babam X gibi adam.’. Ne babalar varmış be. Hem sıkıcı, hem güvenliği zayıf hem de nereye çağrırsan oraya gider. Diyelim ki; babanızla denize gidiyorsunuz, keyifler yerinde, bir telefon. Hooop baba japonyaya. Afferim mobil babaya. Nereye çağrırsan oraya geliyor. Her eve lazım. Çek götür.
-Yoğun olarak Girne bölgesine konumlanmış ingilizlerin ortak özellikleri var. Bir kere hepsi elinde plaket tutup fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Aşırı beyaz tenleri var o ayrı. Pazarlık yapmalarına da alışıyoruz. Fakat, bu ödül mödül durumları ne ona çok aklım kesmedi. Gerçi geçen yaz özel bir televizyon kanalının yılın emlak ödülleri adı altında her ingilize ödül verdiği birşey de görmüşlüğüm var. Değişik ve rahatsız edici bir ödül töreniydi. En iyi arsa, en iyi ev. Sırıtan bir sürü ingiliz. Kardeşim, ne işiniz var buralarda diyesim var ama birileri çoktan ödülleri dağıtmış. Neyse ödül töreni ayrı bir konu. Sanırım bu arkadaşlar golf, tenis ve süslü tenis topuyla oynanan oyundan oynuyorlar ve birbirine plaket verip fotoğraf çektiriyorlar. Bu haber ve fotoğraflar yüksek trajlı yerel gazetelerimize arada bir çıksa da genellikle tamamı ingilizce olan gazetlerde yer alıyor. Süslü topla oynanan oyunun adını bilmediğimden dolayı özür diler, istesem Google'dan bulabileceğimi fakat ödül töreninde sinirlendiğimden vazgeçtiğimi belirtmek isterim sayın halkım. Halkım ne yapıyor bunlar?. 'İngilizleri Koruma Derneği' mi kurdular da benim mi haberim yok. O kadar ödülü evde koyacak yer bulamaz insan.
-Sabah duyduğum ilk şarkının 'İbibikler öter ötmez ordayım' olması da ayrı bir neşe kaynağı. Sandım ki traktorün arkasındaki arabacıkta pikniğe gidiyoruz ma aile. Piknik öncesi zeytin toplanacak falan. Toprağın kokusu, traktorun dumanı, ben seni sevdim, ey naz-ı diyarım(doğu-batı senteze).
-Tanrım kocaman bir yaz geçti ve bu yaz henüz 'Bol gömlek altına don giymiş kadın'lı klip çekilmedi. Tanrım dünyanın yörüngesi bile değişebilir. Yaz bitmeden yapınız. Sibel Can mı olur, Demet Akalın mı yoksa Petek Dinçöz mü bilemem. Biriniz yapın artık. Söz konusu tüm insanlık.
-Bir zamanların popstarları, yıldızları acaba şimdi ne yapıyor diye merak etmeyen insandan biraz çekinirim.
-Konu ne olursa olsun iki tarafın tartışmasının sonucunda hemfikir olunduğunu hiç görmedim. Konu futbol olsun, araba olsun, müzik olsun ne olursa olsun herhangi bir tarafın karşının fikirlerini kabul ettiğini ben hiç görmedim. Gel benimle X arabasını konuş. İstediğin kadar öv, kesinlikle kabul ettiremezsin. E, 'o zaman neden tartışıyoruz?'. Cevaplardan cevap beğen; 'insan olduğumuz için', 'tartışarak kendimizi geliştirdiğimiz için'. Yalan söylemeyin bre, başımıza bela almak için tartışıyoruz. Sinirlenenim ki tansiyonumuz fırlasın, ya da sinirletelim ki karşı tarafın sinirden kırmızı olan kulaklarını inceleyelim.
-Alternatif bir beddua daha; 'İnşallah Facebook'ta az samimi olduğun lise arkadaşınla aynı anda online olursun da, selam-nasılsın-nasıl gidiyor çerçevesinde sıkışıp kalırsın'.
-Hey sen, kıbrıs konusunu tartışalım mı adamım?
cypaibo@gmail.com
Halil AĞA
-Ruhumun derinliklerinde bir adet Doğan SLX var. Hem de modifiyeli. Hava biraz soğumaya görsün hemen kendini çalıştırmaya başlıyor. Oto teyp' den yükselen ‘Canısı’ melodileri eşliğinde ilerliyoruz kendisiyle birlikte. Üstelik bu bir iç yolculuk. Bir çözümseme, bir varoluş. ‘Ya benimsin, ya toprağım yazısına sahip arka cam kesinlikle kararlı. Sevmeye, almaya, sahip olmaya. Allah Korusun yazısı da plakanın üzerinde güvenliğimizi sağlıyor. Bilinmeze yolculuğumuz başlıyor böylece..
-Doğu-Batı sentezi müzikte olur da yazıda neden olmasın dedim, ortaya bu çıktı. Doğan slx ile doğulunun aşkını, içsel yolculukla batılının iç sıkıntısını harmanlamaya çalıştım. Şimdi de sırada TRT kafası; ‘Dilimiz sürtçüyse affola, esen kalın.’. Doğu-batı şeysi şimdilik bir fikir, geliştirelim, tiksindirelim. Mersi.
-Bundan sonra sıradan beddualara son. Bela vermek, ceza dilemek, kahr etmek artık demode!. ‘Kıvanç Tatlıtuğ, İstinye Park’ta kız kardeşi Melisa’yla yüksek sesle tartıştı’ haberine internette yorum yazacak kıvama düşersin inşallahh!. Bundan daha büyük beddua bulmak zor. O kıvam acayip bir kıvam.
-Arabalarını her zaman sıkıcı ve güvensiz bulduğum bir araba markasının güvenlik sorunları sebebiyle 1.13 milyon aracı geri çağıracağı haberini okuyorum. Lise yıllarımıza geri dönelim ve bu markaya X diyelim. X daha önceki yıllarda da birçok kez arabalarını geri çağırmıştı. Ölümcül kazalar da meydana gelmişti bu hatalardan. 1.13 milyon arabayı çağırma haberini okuduktan sonra yine X’in T.V reklamını görüyorum. Benim babam çok yakışıklı diyor çocuğun biri. Diğerleri durur mu?, ‘Benim babam çok güçlü’, ‘Benim babam çok eğlenceli’ .Ve hepsi birden haykırıyor ‘Benim babam X gibi adam.’. Ne babalar varmış be. Hem sıkıcı, hem güvenliği zayıf hem de nereye çağrırsan oraya gider. Diyelim ki; babanızla denize gidiyorsunuz, keyifler yerinde, bir telefon. Hooop baba japonyaya. Afferim mobil babaya. Nereye çağrırsan oraya geliyor. Her eve lazım. Çek götür.
-Yoğun olarak Girne bölgesine konumlanmış ingilizlerin ortak özellikleri var. Bir kere hepsi elinde plaket tutup fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Aşırı beyaz tenleri var o ayrı. Pazarlık yapmalarına da alışıyoruz. Fakat, bu ödül mödül durumları ne ona çok aklım kesmedi. Gerçi geçen yaz özel bir televizyon kanalının yılın emlak ödülleri adı altında her ingilize ödül verdiği birşey de görmüşlüğüm var. Değişik ve rahatsız edici bir ödül töreniydi. En iyi arsa, en iyi ev. Sırıtan bir sürü ingiliz. Kardeşim, ne işiniz var buralarda diyesim var ama birileri çoktan ödülleri dağıtmış. Neyse ödül töreni ayrı bir konu. Sanırım bu arkadaşlar golf, tenis ve süslü tenis topuyla oynanan oyundan oynuyorlar ve birbirine plaket verip fotoğraf çektiriyorlar. Bu haber ve fotoğraflar yüksek trajlı yerel gazetelerimize arada bir çıksa da genellikle tamamı ingilizce olan gazetlerde yer alıyor. Süslü topla oynanan oyunun adını bilmediğimden dolayı özür diler, istesem Google'dan bulabileceğimi fakat ödül töreninde sinirlendiğimden vazgeçtiğimi belirtmek isterim sayın halkım. Halkım ne yapıyor bunlar?. 'İngilizleri Koruma Derneği' mi kurdular da benim mi haberim yok. O kadar ödülü evde koyacak yer bulamaz insan.
-Sabah duyduğum ilk şarkının 'İbibikler öter ötmez ordayım' olması da ayrı bir neşe kaynağı. Sandım ki traktorün arkasındaki arabacıkta pikniğe gidiyoruz ma aile. Piknik öncesi zeytin toplanacak falan. Toprağın kokusu, traktorun dumanı, ben seni sevdim, ey naz-ı diyarım(doğu-batı senteze).
-Tanrım kocaman bir yaz geçti ve bu yaz henüz 'Bol gömlek altına don giymiş kadın'lı klip çekilmedi. Tanrım dünyanın yörüngesi bile değişebilir. Yaz bitmeden yapınız. Sibel Can mı olur, Demet Akalın mı yoksa Petek Dinçöz mü bilemem. Biriniz yapın artık. Söz konusu tüm insanlık.
-Bir zamanların popstarları, yıldızları acaba şimdi ne yapıyor diye merak etmeyen insandan biraz çekinirim.
-Konu ne olursa olsun iki tarafın tartışmasının sonucunda hemfikir olunduğunu hiç görmedim. Konu futbol olsun, araba olsun, müzik olsun ne olursa olsun herhangi bir tarafın karşının fikirlerini kabul ettiğini ben hiç görmedim. Gel benimle X arabasını konuş. İstediğin kadar öv, kesinlikle kabul ettiremezsin. E, 'o zaman neden tartışıyoruz?'. Cevaplardan cevap beğen; 'insan olduğumuz için', 'tartışarak kendimizi geliştirdiğimiz için'. Yalan söylemeyin bre, başımıza bela almak için tartışıyoruz. Sinirlenenim ki tansiyonumuz fırlasın, ya da sinirletelim ki karşı tarafın sinirden kırmızı olan kulaklarını inceleyelim.
-Alternatif bir beddua daha; 'İnşallah Facebook'ta az samimi olduğun lise arkadaşınla aynı anda online olursun da, selam-nasılsın-nasıl gidiyor çerçevesinde sıkışıp kalırsın'.
-Hey sen, kıbrıs konusunu tartışalım mı adamım?
cypaibo@gmail.com
Halil AĞA
ağustos2010
BENİ MAHVETTİN!
-Denize yaklaştığınızı nasıl anlarsınız?. Yol üstü küçük market sayısının sıklaşmasından mı? , Bitki örtüsünden mi?, Nem oranından mı?. Hayır, hiçbirinden. Denize yaklaştığınızı; Metrekare başına düşen kovboy şapkalı genç sayısındaki artıştan anlarsınız. Son yılların gözde aksesuarı, kovboy şapkaları artık her yerde. Milyoncusu, milyarcısı, bakkalı, marketi heryerde var. Denize yaklaştıkça market olsun, yol kenarı olsun, benzin istasyonunda olsun bu minik kovboylardan heryerde var. Arada şehire de kaçanları oluyor. Süpermarkette market arabası sürenini de gördüm. Önündeki market arabasına Atı gibi davranıyordu. Dereboyu tahmin ettiğiniz gibi, güneşin yoğun olduğu saatlerde kovboylara teslim oluyor. Akşama doğru, 1 kiloya yakın jöleyi saçlarına sürdüğü tahmin edilen kovboylar genellikle T-shirt veya atlet kullanmayı sevmiyorlar. Parmak arası terlik, bermuda şort ve kovboy şapkası onlar için yeterlidir. Kovboyları sevelim, onları koruyalım.
-Ben bir halt ettim ve Yılmaz Morgül’ü twitter’da ekledim. O gün bugündür BÜYÜK HARFli yazılar kabusum oldu. Zira kendisi tüm iletileri büyük harfle yazıyor. İletiler de ileti ama, ‘SADECE 13 İLİMİZDE DEVLET TİYATROSU VAR.İŞTE BÜYÜK TÜRKİYE*******’ gibi. Ve bu serilere başladıkça devamını getiriyor. Levent Kırca programı gibi; okumuyoruz, kütüphanemiz yok, üniversitemiz yok. Daha sonra başlıyor hangi yardım kuruluşlarını gezdiğini anlatmaya. Durdurulamayan bir hızla. Ve en ürkütücü kısım geliyor. Albümünü tatlı tatlı övmeye başlıyor ve iyi albüm yaptımla başlayan muhabbeti en sonunda yılın en iyi albümünü yaptım niye dinlemiyorsunuzla kapatıyor. Kapatma mesajındaki sinir gözyaşlarını hissetmek mümkün. Ara ara başıma dert almayı severim de bu benim için bambaşka bir korku. BÜYÜK HARF fobisi. Güney Kore korku filmi tadında.
-Usulsüzlüklere açılan davaların sonucu gerçekten merakla beklemekteyim. Umarım hep birlikte meraklanırız da zaman aşımına uğramaz
-Yemek tarifi konusunda duyduğum ilk büyüleyici şey, Mayonezdi. Nasıl yani?. Evde mayonez mi yapabiliyorsun? diye sormuştum hafif elit kıza. Ne de sevindiydi şaşırmama. İkinci şok dalgası da yıllar sonra ‘Kızarmış dondurma’ yaptığını söyleyen aile büyüğümüzden gelmişti. O zamanlar yumurta kıramadığımdan hem kafam almamış, hem de hayran olmuştum. Mayonez ayrı ama. Onunla çok hava atıldı bir zamanlar.
-Gelmiş geçmiş en cins sözler arasında ‘Sana zahmet bana kolaylık’ kesinlikle ilk 5’te yer alır.
-Türkçe POP nereye gidiyor diye ağlayanlar, TARKAN ‘Adımı Kalbine Yaz’ ve 1984 yılında toplam 2222 adet basılan Hümeyra’nın ‘Benim Şarkılarım’ı dinleyin. 26 yıl sonra CD ortamına aktarılan albüm belki de Hümeyra’nın en nafif albümü.
-’Her soru işareti, yeni bir başlangıçtır’ Ben.
-’Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.’ Can Yücel.
-‘Çalışmadan yaşamak sakat moruk, çok sakat. Eskiden böyle miydi, şimdi işler çok kesat.’ Müslüm Gürses.
-Mevsime uygun kıyafet: don-atlet. Döneme uygun meslek: İslami gazete köşe yazarlığı ve ilahi albüm. İlki çok kolay, Beyaz rengi tercih edin ki güneş-sıcak çekmesin. İslami gazete yazarlığı ise daha da basit. Öncelikle konuları belirleylim. Eşcinselleri aşağıla, içki içenleri fişle, açlık sınırında olan insanların sadece şükrederek dünyanın en mutlu insanı olabileceklerini sık sık tekrarla. İslami albüm için ise, erkekseniz colormatik gözlükle bir fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. Kadınsanız başınıza bir örtü takıp ellerinizi dua eder biçimde havaya kaldırır halde fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. İlahileri zaten koro eşliğinde söylersiniz. Yeni işiniz hayırlı olsun.
-Çocuklar Duymasın’ın yeniden çekilmesi ve komşulardan birinin bunu çok sevmesi. Hayatınızı zaten televizyon çökertmiş birde sokağa çıkartıp öyle izliyorlar. Üstelik, dizideki kahkaha efekti başlar başlamaz adam böğüre böğüre gülüyor. Diziye göre de gülme efekti. Rating’i düşe, yayından kalka.
-İslami albümler müzik festivali. Başına örtü geçiren elini havaya açar olmuş ey halkım.
-Perihan Savaş namuslu bir ev kızıdır ve bir nişanlısı vardır. Nişanlısıyla birbirine deli gibi aşıktırlar ve evleneceklerdir. Parayı denkleştirene kadar orda burda görüşürler. Aile bilgisinde olan nişanlanmalarında herhangi bir sorun yoktur. Kız namuslu, oğlanın işi vardır, daha ne?. Oğlan bir buluşmalarında çok azar, aklında fikrinde Perihan vardır. Perihan diretir, oğlan evleneceklerinin garantisini vere vere Perihan ile arabada ayıplık yaparlar. Olaylar bittikten sonra Perihan arabanın koltuğunu kaldırır ve hüzünlü bir tonla ‘Beni Mahvettin’ der. Gördüğünüz gibi aşk filmi olsun, porno olsun hiç fark etmiyor kadın hep mahvediliyor. Biri zevkten kahrolduğunu dile getiriyor, diğeri ise bundan sonra sadece tek bir kişinin kadını olabileceğini vurguluyor. Tek bir bluetooth kulaklıklığın birden çok cep telefonuyla uyumlu olarak çalıştığı günümüzde ‘Bekaret kaygılı’ bu hareketler hiç hoş değil sayın Perihan. Zevk alınız.
-Tansiyon, kolestrol, şeker ve bilimum hastalığa sahip neneme göre yemekler ikiye ayrılır. Normal yemek ve hasta yemeği. Kuru baklagil, sebze veya balık değil. Eğer yemek tuzsuz ve aşırı yağlı değilse neneme göre bu ‘Hasta Yemeği’. Ne yedin diye sorarsan illa ki hasta yemeği yiyor son yıllarda.
-’Ne yedin nene?’
-‘Anan hasta yemeği yolladıydı, onu yedim’
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
-Denize yaklaştığınızı nasıl anlarsınız?. Yol üstü küçük market sayısının sıklaşmasından mı? , Bitki örtüsünden mi?, Nem oranından mı?. Hayır, hiçbirinden. Denize yaklaştığınızı; Metrekare başına düşen kovboy şapkalı genç sayısındaki artıştan anlarsınız. Son yılların gözde aksesuarı, kovboy şapkaları artık her yerde. Milyoncusu, milyarcısı, bakkalı, marketi heryerde var. Denize yaklaştıkça market olsun, yol kenarı olsun, benzin istasyonunda olsun bu minik kovboylardan heryerde var. Arada şehire de kaçanları oluyor. Süpermarkette market arabası sürenini de gördüm. Önündeki market arabasına Atı gibi davranıyordu. Dereboyu tahmin ettiğiniz gibi, güneşin yoğun olduğu saatlerde kovboylara teslim oluyor. Akşama doğru, 1 kiloya yakın jöleyi saçlarına sürdüğü tahmin edilen kovboylar genellikle T-shirt veya atlet kullanmayı sevmiyorlar. Parmak arası terlik, bermuda şort ve kovboy şapkası onlar için yeterlidir. Kovboyları sevelim, onları koruyalım.
-Ben bir halt ettim ve Yılmaz Morgül’ü twitter’da ekledim. O gün bugündür BÜYÜK HARFli yazılar kabusum oldu. Zira kendisi tüm iletileri büyük harfle yazıyor. İletiler de ileti ama, ‘SADECE 13 İLİMİZDE DEVLET TİYATROSU VAR.İŞTE BÜYÜK TÜRKİYE*******’ gibi. Ve bu serilere başladıkça devamını getiriyor. Levent Kırca programı gibi; okumuyoruz, kütüphanemiz yok, üniversitemiz yok. Daha sonra başlıyor hangi yardım kuruluşlarını gezdiğini anlatmaya. Durdurulamayan bir hızla. Ve en ürkütücü kısım geliyor. Albümünü tatlı tatlı övmeye başlıyor ve iyi albüm yaptımla başlayan muhabbeti en sonunda yılın en iyi albümünü yaptım niye dinlemiyorsunuzla kapatıyor. Kapatma mesajındaki sinir gözyaşlarını hissetmek mümkün. Ara ara başıma dert almayı severim de bu benim için bambaşka bir korku. BÜYÜK HARF fobisi. Güney Kore korku filmi tadında.
-Usulsüzlüklere açılan davaların sonucu gerçekten merakla beklemekteyim. Umarım hep birlikte meraklanırız da zaman aşımına uğramaz
-Yemek tarifi konusunda duyduğum ilk büyüleyici şey, Mayonezdi. Nasıl yani?. Evde mayonez mi yapabiliyorsun? diye sormuştum hafif elit kıza. Ne de sevindiydi şaşırmama. İkinci şok dalgası da yıllar sonra ‘Kızarmış dondurma’ yaptığını söyleyen aile büyüğümüzden gelmişti. O zamanlar yumurta kıramadığımdan hem kafam almamış, hem de hayran olmuştum. Mayonez ayrı ama. Onunla çok hava atıldı bir zamanlar.
-Gelmiş geçmiş en cins sözler arasında ‘Sana zahmet bana kolaylık’ kesinlikle ilk 5’te yer alır.
-Türkçe POP nereye gidiyor diye ağlayanlar, TARKAN ‘Adımı Kalbine Yaz’ ve 1984 yılında toplam 2222 adet basılan Hümeyra’nın ‘Benim Şarkılarım’ı dinleyin. 26 yıl sonra CD ortamına aktarılan albüm belki de Hümeyra’nın en nafif albümü.
-’Her soru işareti, yeni bir başlangıçtır’ Ben.
-’Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.’ Can Yücel.
-‘Çalışmadan yaşamak sakat moruk, çok sakat. Eskiden böyle miydi, şimdi işler çok kesat.’ Müslüm Gürses.
-Mevsime uygun kıyafet: don-atlet. Döneme uygun meslek: İslami gazete köşe yazarlığı ve ilahi albüm. İlki çok kolay, Beyaz rengi tercih edin ki güneş-sıcak çekmesin. İslami gazete yazarlığı ise daha da basit. Öncelikle konuları belirleylim. Eşcinselleri aşağıla, içki içenleri fişle, açlık sınırında olan insanların sadece şükrederek dünyanın en mutlu insanı olabileceklerini sık sık tekrarla. İslami albüm için ise, erkekseniz colormatik gözlükle bir fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. Kadınsanız başınıza bir örtü takıp ellerinizi dua eder biçimde havaya kaldırır halde fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. İlahileri zaten koro eşliğinde söylersiniz. Yeni işiniz hayırlı olsun.
-Çocuklar Duymasın’ın yeniden çekilmesi ve komşulardan birinin bunu çok sevmesi. Hayatınızı zaten televizyon çökertmiş birde sokağa çıkartıp öyle izliyorlar. Üstelik, dizideki kahkaha efekti başlar başlamaz adam böğüre böğüre gülüyor. Diziye göre de gülme efekti. Rating’i düşe, yayından kalka.
-İslami albümler müzik festivali. Başına örtü geçiren elini havaya açar olmuş ey halkım.
-Perihan Savaş namuslu bir ev kızıdır ve bir nişanlısı vardır. Nişanlısıyla birbirine deli gibi aşıktırlar ve evleneceklerdir. Parayı denkleştirene kadar orda burda görüşürler. Aile bilgisinde olan nişanlanmalarında herhangi bir sorun yoktur. Kız namuslu, oğlanın işi vardır, daha ne?. Oğlan bir buluşmalarında çok azar, aklında fikrinde Perihan vardır. Perihan diretir, oğlan evleneceklerinin garantisini vere vere Perihan ile arabada ayıplık yaparlar. Olaylar bittikten sonra Perihan arabanın koltuğunu kaldırır ve hüzünlü bir tonla ‘Beni Mahvettin’ der. Gördüğünüz gibi aşk filmi olsun, porno olsun hiç fark etmiyor kadın hep mahvediliyor. Biri zevkten kahrolduğunu dile getiriyor, diğeri ise bundan sonra sadece tek bir kişinin kadını olabileceğini vurguluyor. Tek bir bluetooth kulaklıklığın birden çok cep telefonuyla uyumlu olarak çalıştığı günümüzde ‘Bekaret kaygılı’ bu hareketler hiç hoş değil sayın Perihan. Zevk alınız.
-Tansiyon, kolestrol, şeker ve bilimum hastalığa sahip neneme göre yemekler ikiye ayrılır. Normal yemek ve hasta yemeği. Kuru baklagil, sebze veya balık değil. Eğer yemek tuzsuz ve aşırı yağlı değilse neneme göre bu ‘Hasta Yemeği’. Ne yedin diye sorarsan illa ki hasta yemeği yiyor son yıllarda.
-’Ne yedin nene?’
-‘Anan hasta yemeği yolladıydı, onu yedim’
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)