4 Ağustos 2010 Çarşamba

k5

Bir ERGEN’in Yapılacaklar Listesi:

Pazartesi:
İnternet hayatında daha kalıcı bir etki bırakmak amacıyla ön çalışma yapılacak. Bundan sonra Facebook sayfasında komik video yayınlanmayacak. Böylece cool bir imaj çizilecek. Genele değil, özele çalışılacak.



Salı:
Bugüne kadar internetteki ilişkisini normal hayata aktarabilen tanıdıkların listesi çıkarılacak.
Seviyeli ve seviyesiz ilişki yaşayanlar diye ikiye ayrılacak.



Çarşamba:
Seviyeli ilişki yaşayanların seviyesi ‘Elele pastanede oturan sevgili’ modeli olduğundan bu yol pek tercih edilmeyecek. Seviyeli ilişki içeriğinde yer alan, ‘Tanıştığımız günün haftası, ayı, 3 aylığı’ gibi periyotlarda maddi olarak epey zarar edilebileceği göz önünde bulundurulacak. Bunun bayramı, seyranı, doğumgünü, yeni yılı var.



Perşembe:
Seviyesiz ilişki yaşayan arkadaşlarla buluşup kaldırımda muhabbet edilecek. Arkadaş çapkınlığıyla övülecek ve kendini ‘Alem Hovardası’ hissetmesi sağlanacak. Kıvama gelen arkadaştan işe yarar tiyo almak için uygun vakit kollanacak.



Cuma:
Eski sevgililerin ilişki statüsü kolaçan edilecek. Müsait bulunan varsa gece dışarı çıkmaya davet edilecek. Twilight bol bol övülecek. Vampirler, ölümsüzlükler ve aşk konusunda hep aşk seçilip kızların gönlünde + puan kazanılmaya çalışılacak.



Cumartesi:
Eğer birlikte çıkabilecek bir dişiyi kandırabilindiyse, sinemaya gidilecek. Çok korkunç bir film seçilecek. Korktukça kahkaha atıp, güçlü erkek imajı çizilip karizma güçlendirilecek. İsteyen rahatsız olsun, hedef büyük!. Biri bulunamadıysa, ne olursa olsun birşeyler yapılacak. Ama asla ebeveynlerden birinin getirdiği kaseden çatal batırılmış karpuz yenmeyecek. Hayat, çatala batırılmış karpuz kesiğinden öte olmalı. Bu bir ara düşünülecek.



Pazar:
‘Hem karşı cinsle bir münasebet olmadıysa, hem de motorum yoksa yaşamak neye yarar?’ ana fikirli mızmızlanmalarla annenin kalbine girilecek. Herhangi bir araç sahibi olmadığından dolayı kız arkadaş edinmenin imkansız olduğu, devrin artık değiştiği fikri anneye hazmettirilecek. Böylece tek yaşam gayesi çocuk doğurup, onların da çocuklar doğurarak bir döngü oluşturması olan Anne ele geçirilecek.




HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Genellikle şivesi farklı olan sanatçılar piyasada çok tutunamazlar. İlk çıkışları büyük bir gürültüyle olur o kadar. Örneğin, Ciguli. Ne çok sevmiştik top yekün, adam şimdi Pasaport sorunundan ülkeye giremiyor. Rafet El Roman. Bozuk Türkçesiyle epey bir zaman hayatımızda yer işgal etti. Birbirinin neredeyse aynısı ağlak şarkıların yanı sıra imajı da hep ayni kaldı. Serdar Ortaç kadar rahatsızlık vermese de, son yaptığı hadise onu tatile yollama hissimi artırıyor. Rafet El roman resmen kendini kopyalamış sadece tek bir farkla kopyasının kafası kendi kafasından biraz daha büyük. Kafası bana yakın veya benden hafif bile büyük olsa o insana anında sempati beslemeye başlarım ama Yusuf’a öyle olmadı. Zira, o 15 sene önceki Rafet El Roman. Şarkı sözlerini yazan da Rafet, kliplerinde oynayan da, müzik direktörü de. Ses tonu, şarkı söyleme teknikleri?. Teknik mi dedim?. Sevgili Rafet, Manken karınla kavgalarına tahammül ettik, saçlarını küt kesmene de. Ama bu kadarı da fazla. Yani, ‘Ben emekli olursam devamı var’ mı demek istiyorsun?. Açıkla, planın nedir?. Daha kaç nesil bu böyle sürecek?. Susma rafet, cevap ver. Cevap ver ve uzun bir tatile çık. Macera Dolu Amerika olabilir mesela.




YURDUM ÖZEL::
Kalabalık var diye bir bar’a gidebilirsin. Amacın bellidir. Ne kadar kalabalık olursa, o kadar kesişme şansın artar. Bunu anlayabilirim. Yeni bir mekan açılır, tüm kalabalık orada. Adada yaşıyoruz, kalabalık diye belirli plajlara gidiliyor. Ayni şekilde restaurantlar da tercihe edilebiliyor.
Ağız şapırtısına meraklı değilsen, neden bir sürü insanın olduğu restaurantı tercih edesin o ayrı.
Hepsinden ilginci, millet gidiyor diye hiç de zevk almadığı bir konsere gitmek. İlgisi alakası yok, sırf millet orda diye diskolara doluşmak. Hayır, eğlensen dert değil. Dümdüz duruyor. Eğlenemediği için kasılıyor ve potansiyel ‘konser kavgası’ çıkarabilitesi var. Bir de bunun beleş konsere damlayanları var onlar daha da acayip. Şarkılara eşlik edene garip garip bakanlarına bile rastladım.










HAYKIRIYORUM:
Dinlemediği, okumadığı, izlemediği herhangi bir esere kafadan dalmak. Lütfen bitsin. Bu tarz sevmiyorum diyebilirsin, ama daha albüm kapağından ne çirkin müzik deme. Tarz sevmemek ayrı, okumuşta beğenmemiş gibi yapmak ayrı. Gerçi alemde yükselen trend, ona buna laf atmak.
Tarkan’ın albümünün 6 dakikalık demosunu dinleyip yerden yere vuranlar lafım size; bu albüm size sağlam bir ders olacak.





TİNYÖZ:
Nakiti olduğu halde 2-3 TL için kredi kartını uzatır. Dolayısıyla parayı kim öder?. Tabii ki yanında bozukluğu olan arkadaş. Tinyöz kısa günün faydasını sağlamıştır bile. Ah tinyözüm ah.



En sinir bozucu şöför tipi hangisidir?
a)Yol vermeyen şöför.
b)Yola sigara izmariti atan şöför.
c)Dünyadan bir haber 10 km/h ile şehir içinde süzülen şöför
d)Hem yol vermeyen, hem de cep telefonuyla konuşan şöför.
e)Yan koltuğa yaslanacakmış gibi duran, yüksek bass sistemine sahip bir oto teyp’i olan şöför.

Özellikle Başkent Lefkoşa’da sayıları çoğalan yol vermeyen şöförler yıllardır varlıklarını sürdürmektedirler. Bir kısmı dünyasının farkında olmadığı için yol vermezken, diğerleri de sırf gıcıklığına yol vermez. Üstüne çıkacak olun yine vermez. Böylesi bir durumda eğer yola çıkmaya çalışırsanız gülün ki mutluluğunuzdan maraz etsin. Eğer arkasında takılı kaldıysanız ya borç-harç hesaplayın ya da hayat muhasebesi yapın. Bu açıdan Yol vermeyen şöför’e bir derece katlanılabilir. Yola çöp atanlar ise, yüksek miktarda yangın tehlikesi taşırlar. Sigara izmaritini hiç çekinmeden yola atar. Arabanın aksi bir yerine gelse patlama ihtimali bile var. Bu satırları okuyabildiğinize göre maaşallah sağlamsıınız, halimize şükredelim. İşte 10 km/h yıldızları. Hemde yolun ortasından gidiyor. Endişe etmeyin, korna çalın kenara çekilir usulca. İşte 90’lı yılların yıldızları ‘omuz şöför’ler. Yan koltuğa yaslanır, gümbür gümbür bir müzik ve dikiz aynasında asılı CD. 90‘ların saf ve temiz yanını hatırlatsa da bu tarz arkadaşların burun karıştırma huyunun da epeyce aktif olduğunu hatırlatmakta fayda var. Ve işte gelmiş geçmiş en cins şöför modeli. Hem yol vermez hem telefonda konuşur. Sevgilisine durum statüsü belirtenler yüzünden trafik epey sorunlu bir hale gelir. Korna çalsan duymaz, el kol sallasan fark etmez. En kötüsü, en dayanılmazı sensin sayın ‘Telefonu kulağına yapışık şöför’. Kendine değer vermezsen, bize acı. Doğru cevap D.






ÖV ÖV BİTMEZ: TARKAN. Kim ne derse desin, Türk POP müziğinde onun gibisi yok. Metamorfoz bozgununa sevinenler için kötü haber. Bu yıl da bol bol Tarkan övülecek. Tıpkı daha önce olduğu gibi. ‘Adımı Kalbine Yaz’’ öyle böyle değil.




halil ibrahim ağa

k4

Bir ERGEN’in Yapılacaklar Listesi:

Pazartesi:
Motor aldıramama konusu kesinlikle bir yenilgi olarak kabul edilmeyecek. Yepyeni stratejiler belirlenecek. Yaz için yeni saç modeli düşünülecek.


Salı:
750 cc motor için ilk çalışmalar başlayacak. Annenin gönlü hoş tutulacak. Babanın cüzdanına giden yol anneden geçer mantığı beyine kazınacak. Saçlar için ayna karşısında deneme yapılacağından kiloluk jöle alınacak.


Çarşamba:
Spor salonuna başlayıp, ‘atletlik’ vücut yapana kadar kapasite zorlanacak. Daha önceki spor salonundaki vücutun kapasitesini zorlamayı sevmeyen, ilaçsız spor yaptırma mantığında bir salon tercih edilmeyecek. Şişmek için her yol denenecek.


Perşembe:
Saç modeli için profesyonel yardım alınacak. Berbere en havalı modeli yapması için yapılmadık yalakalık kalmayacak. Spor salonundan geldıkten sonra mutlaka kolsuz T-shirt giyilip gezilecek. Şişkinliği fark etmeyen olursa, konu açılacak ve kol kalınlığı konusunda ikna edilecek.


Cuma:
Şehiriçi 100 m2 lik bir havuzda çılgınca parti yapacak potansiyel arkadaşlar aranacak. Yalnızca havalı ve yanında kız getirebilitesi olanlarda yoğunlaşılacak. Havuz ne kadar kalabalıksa o kadar hava atma şansı olduğundan gayet tertipli bir şekilde havuza gidilecek.



Cumartesi:
Berberde aynı şaç yapılıp dereboyunda kahve içilecek. Akşama doğru eve gidip yemek yenilecek sonra kot pantolon-siyah gömlek-kolye üçlüsü tamamlanıp dereboyu kaldırımlarında bağıra bağıra konuşulacak. Normal dışı birşey görüldüğünde en gürültülü kahkaha atan daha popüler olacağı detayı asla unutulmayacak.



Pazar:
Adada yaşadığına bakılmayacak ve dümdüz denize 20 TL verilip gidilecek, akşam dereboyunda gördüğün herkes burada olduğundan şişesi 10 TL’den sık sık bira içilecek. Böylece, ‘Delikanlı-Çılgın-Hovarda’ yakıştırmalarından en azından 1 tanesi kazanılacak.





HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Müzikte memleket tanımam. Müzik evrenseldir. Düz bir başlangıcın devamını ayni şekilde getirecek değilim. Böğürerek şarkı söylemesini her albümde artıran sayın Işın Karaca için sakin olacak değilim. Reklam filmi çekmek için gittiği adada 1-2 tane de facebook profil fotosu çektirmiş gelmiş. Eee, fotoğraf hazır hadi bir albüm yapayım mantığıyla girmiş stüdyoya. Açmış eskileri başlamış sıralamaya. Dert bende derman sende, Mavi mavi, Kimbilir, Dilektaşı, Hor görme garibi...Arabesk arabesk olalı, bu tarz bir işkence görmedi. Bağırmakla kalmamış, kelimeleri eze eze, dinleyiciyi döve döve söylemiş Karaca. Tamam kardeşim sesin güçlü ama yeter artık bizi dövme. Hele hele efsanevi ‘Mavi mavi’ filminden karelerle klip çekme. Tatile çık. Buralara yabancı değilsin. Kıbrıs’a gel tatile. Tatil boyunca ESENGÜL dinle, ne dediğimi anlarsın. Kıbrıs bir ada mıdır?, Cennetten parça mıdır?. Evet, bunu dikkate al.




YURDUM ÖZEL::
Tepkisizlik. Haddinden fazla bir zam gelir, dırdır eder dururuz. Sonra hep dururuz. Yol yapımı yıllar sürer dırdıra devam o kadar. Mesela , bizim mahalleye yakın düğün salonu gibi birşey açıldı. Rezalet ötesi bir Cem Karaca-ISLAK ISLAK yorumu var şimdi. Resmen adam bağırıyor. Arabaya atlayıp, salona gidip,’ Birader, bana acımazsan Cem Karaca ‘ya acı. Yapma.’ demek var. Ama bende oturuyorum. Özellikle çomak sokayım kısmında coşuyor.



HAYKIRIYORUM:
Doksanlarda İnternet olmadığından pek gelişmiş algılarımız yoktu ve iki kitap okuyan aşk-sevgi felsefesine başlardı. Modern zaman filozofu tadında. Hem saygı hem rağbet görürlerdi. Yıl 2010, Facebook diye birşey var. Halen daha aşk, sevgi edebiyatından prim yapmaya çalışan var. Sanarsın yeni bir şey söyleyecek. Paso aynı terane. Aha şimdi bende söyledim:’Aşk, ıssız sahillerde gözgöze bakmaktır saatlerce’. Ne oldu, saygıdeğer mi oldum bir anda?. Çık hayatımızdan ağlak duygusal.



TİNYÖZ:
30 yaşına gelse de Anne - Babayla düğün tebriğine gider. Baba parayı takar, bu da hem düğüne gitmiş, hem de para takmamış olur. Ah, Tinyözüm düğüne babanın arabasıyla geldiğini de söyleyelim mi?.




Süt kutusunda yazan; ‘Siz ve aileniz her gün yeteri kadar süt içiyor musunuz?. -Çocuklar 3-4 bardak. -Gençler en az 4 bardak. -Yetişkinler en az 2 bardak içmelidirler.’ uyarısına uyarsak ne olur?
a)Obez oluruz.
b)Batarız.
c)Tüm gün uyuruz.
d)Psikoloğa gideriz
e)Hepsi.


Sütten başka şeyler de yiyeceğimiz için vücut aşırı yağlanma yapacaktır. Obezite yolu açılır, zira 1 bardak dediğin 200 ml. Litrelerce süt ve onun yağını hayal edin. 4 kişilik bir aile bu hesaba günde en az 8 TL süt parası verecek. 8 kere 30 etti mi 240 TL. Bu şartlarda hem batar, hem çıkarız. Para dayanmaz. Bu kadar fazla süt ve 40 dereceyi aşkın sıcaklık vücudumuzda birleşince ne olur?. Bi tabii uyuruz. Ve konu komşu bize her allahın günü ‘Bu kadar süt alacağına inek alaydınız. Daha çok kurtaracağdı vallahi.eheheheh’ diye dalga geçeceğinden psikolojimizin de iyiye doğru gitmeyeceği kesin. Psikolog yardımına mutlaka ihtiyacımız olacaktır. Doğru cevap E.


ÖV ÖV BİTMEZ:Yıllarca itildi. Hep anneler yedirmeye çalıştı. Yüzüne bakan olmadı. Hor görüldü. Ve Yeniden dirildi; KURU KAYISI. Faydalarını anlata anlata kapışıyor millet. Sevmeyeni sağlıksızlıkla suçlayabiliyorsunuz kolayca. O halde övmeye devam.




halil ibrahim ağa

k3

Bir ERGEN’in Yapılacaklar Listesi:


Pazartesi: Hızlı ve havalı bir motora sahip olma konusunda ciddi ciddi düşünülecek. Akşam yemeğinden sonra babaya 1300 cc hayabusa’nın üstün özelliklerinden bahsedilecek. Hemen talepte bulunmayıp önce zemin hazırlanacak. Akşam yemeğinden sonra dışarıya çıkılmayacak ve aileyle birlikte Türk Malı’nın 4.bölümünün 6. tekrarı izlenecek.



Salı: Akşam yemeğinden sonra, yine aileyle oturulacak. Karpuz ikram edilecek. Türkçe dublaj animasyon film izlenecek. Reklam arasında ‘Hani dün bahsettiğim motor vardı ya, ‘ diye konuya girilip o motoru oğluna hediye alan babadan bahsedilecek. Araya , ‘Değer Kaybetmez’ veya ‘Geleceğe Yatırım’ gibi babaları kandırabilitesi olen sözcüklerden faydalanılacak.



Çarşamba: Dün akşam konuya girilmediyse bu akşam mutlaka konuya girilecek. Yanıt olumluysa, sabaha kadar tavana bakılıp heyecandan uyunmayacak. Cevap olumsuzsa, ‘Bunalımlı, her türlü sorun çıkarabilir delikanlı’ modunda surat asılacak.



Perşembe: Motor alınma kararı doğrultusunda galericide gün geçirilecek. Hiç susmadan konuşulacak. Eğer, alınmama kararı varsa; agresif ruh halinden hüzünbazlığa geçiş yapılacak.



Cuma: Motor alındıysa dereboyunda akşamüstüne kadar 10 tur atılacak. Akşamyemeği evde yendikten sonra, 25-30 tur arası dereboyu turlanacak. Motor alınmadıysa, tüm gün odadan çıkılmayacak.



Cumartesi: Öğlene kadar uyuyup dinlenilecek. Daha sonra motor temizlenip akşamüzeri lefkoşa turu atılacak. Akşam yemeği dereboyunda yenilecek, motor kaldırımı kapatacak şekilde park edilecek. Saatlerce oturulacak ve motor hakkında detaylı bilgi almak isteyenler bilgilendirilecek.
Motor alınmadıysa; şiddetli tehditler savrulup kapılar çarpılacak.



Pazar: Kapısının önünde ailecek oturan kim varsa yoldan geçerken motor böğürtülecek ki, kimse ne dediğini anlamayıp motoru konuşsun. Motor alınmadıysa aileden habersiz arkadaşlara gidilecek, telefonlara cevap verilmeyecek.





HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Nilüfer. Herhangi bir beyanatı veya harekette bulunmadı. Fakat her yeni işinde sıkıntıdan bayıltıyor. Sesin güzel, bağırmadan şarkı da söyleyebiliyorsun. Hatta Türk Pop Müziğinin en eli yüzü düzgün şarkılarından ‘Kim Ayırdı Sevenleri’nde Tanju Okan ve Modern Folk Üçlüsüyle birlikte yer almışsın. ‘Tanrım’ dedin, yer inledi / ‘Aşk Kitabı’ dedin gök dinledi *. Kayahan hatasından kurtuldun tekrar ‘Dünya Dönüyor’ dedin yine sevdik. Ama son şarkılarını tanımlayamıyoruz sayın Nilüfer. Geçmişinizden vurucu örnekler geliyor aklıma bir de son eserleriniz. Mikrofonu alıp konuşuyormuşsunuz gibi geliyor bana. Çevremde de anket yaptırdım, fikir ayni. Lütfen tatile çıkın, fakat tatilden mutlaka dönün.
*İşbu yazı, kötü kafiyeler içermektedir. Alıcı ayarlarınızla oynamayınız. Kendiliğinden geçer.



YURDUM ÖZEL::
Bilgisayardaki program şartlarının tamamını okumak elbet zor. Ama en azından bir göz atmayı bile sevmiyoruz. Next manyağı olan bilgisayarımıza yeni programları yükleyip yine ayni şeyi yapıyoruz. Accept’ler, Next’ler havada uçuşurken, %100 güvenli sitelerden sanal alışverişten ölesiye korkuyoruz. Adam, sana next dedirtmiş, belkide varını yoğunu altından alacak haberin yok.




HAYKIRIYORUM:
Her işyerinde canı sıkılan, her hakkı yenenin hemen geçiş yaptığı ‘limon satıcılığı’. Bana iş mi yok?. Limon satıp evimi geçindiririm’. He canım, acaba pazarın yolunu biliyor musun?. Ayrıca ben ofis işini bırakıp da limon satanı görmedim henüz.


TİNYÖZ:
‘Bakkala gidiyorum, birşey isteyen var mı?’ sorusuna cevabı her zaman ‘Hayır’dır. Koskocoman gofreti gözler, para verenler hevesini aldıktan sonra yarım kalmış pakete bakar ve ‘Nedir be yediğiniz bakayım’ der. Gerisi malum. Tinyöz ve gofret parçacıkları nihayetinde buluşmuştur.




Aşağıdakilerden hangisi iyi bir komşu hareketi değildir?.
a) Çocuğu ağlayan komşu.
b) Köpeği havlayan komşu.
c) Tatlı-börek ‘buyur eden’ komşu.
d) Sürekli çocuğunu öven komşu.
e) Allah selamı kesmeyen komşu.


Çocuktur ağlar, güler, büyür falan. Gelişim sürecinde gayet normaldir. Saygı duyalım, zira bir zamanlar biz de çocuktuk. Sıkıcı bir genellemenin ardından gelelim köpek havlamasına. Hayvanlar kadar saf ve temiz varlıklara kesinlikle karışmamalıyız. Onlar bizim gibi aklı karışık ve sinsi değillerdir efendim. Bırakın havlasın, bırakın bağırsın. Tatlıya , böreğe hayır diyebilen yeni bir nesil oluşuyor. Sözüm size, yemeyin içmeyin aç kalın. Ayıptır, emek etmiş insanlar. Hepsinden yemelisiniz. Ne bu diyet?. Allah selamı kesmeyen komşu ise en azından size sorun çıkarmaz. Konuya bu açıdan bakınız efendim. Ve doğru cevap d). Çocuğunu övecek, üstün ve erken gelişen özelliklerinden bahsedecek. Zekasını anlatacak. Sanırsın Alman arabası, sanırsın uzay mühendisi olacak. Bunaltır. Yaşıtlarıyla kıyas anında içinizdeki tüm oksijen karbondioksite dönüşür.




ÖV ÖV BİTMEZ:
Sevgili maden suyu.. Daha önce neredeydin sen kuzum. Hazmı kolaylaştırır, cilde iyi gelir, magnezyum, potasyum, mineral. Senden uzun yıllar daha ekmek yenir.





Halil İbrahim AĞA
cypaibo@gmail.com

k2

Bir ERGEN’in Yapılacaklar Listesi:


Pazartesi: Her gün en az yarım saat Jennifer Lopez konser muhabbeti yapabilecek arkadaşlar gözden geçirilecek. En hevesli arkadaşla Jennifer Lopez poposuyla başlayıp, siyasal engellerle uzanan muhabbet başlatılacak.



Salı: Anneye karşı gelinecek, neneye dedeye ziyaret fikrine kesinlikle karşı çıkılacak.



Çarşamba: Hızlı ve çirkin japon arabaları delicesine övülecek. Karşı çıkan olursa kavgaya varan tehditler savrulacak.


Perşembe: Çok fazla kız arkadaşı olan arkadaşlar gözden geçirilip, haftasonuna plan yapılmaya çalışılacak. Mekan girişinde sorun olursa; ‘Ben aslında 18 yaşındayım ama memur kimliğime yanlış yazmış’ cümlesinin inandırıcı versiyonları denenecek.



Cuma: Dereboyuna çıkılacak. Saatlerce gelen geçen arabalara bakılacak. Arkadaşın Pejosunun gabosuna çok oturulmayacak. Geçen sefer gündüz güneş çeken gabonun sıcağından nasıl hasta olunduğu unutulmayacak.



Cumartesi: Disko’ya girebilmek için uygun dam mutlaka bulunacak. Bu uğurda epey savaş verilecek.



Pazar: Diskoya gidildiyse mutlaka magazin gazetecileri beni çekmiştir mantığıyla gün boyu yerel kanallar gezilecek. Olası haber durumunda eş dosta önce SMS, sonra hava atılacak. Yok eğer diskoya gidilmediyse, ben nerede hata yapıyorum diye düşünülecek.







HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Türk Pop müziğinde dönem dönem bazı salgınlar görülmüştür. Olay şöyle gerçekleşir, bir adam veya kadın bir formül bulur. Eğer bu formül tutarsa hiç usanmadan, utanmadan bunu tekrarlar. Bu insanlara bir çoğu sanatçı derken, ben tüccar demeyi uygun buluyorum. Son dönem tüccarlardan Ferhat Göçer ayni formülü 4. albümde denedi ve son albümünde başarısız oldu. Bu iyi haber. Kötü haber ise, Soner Sarıkabadayı. 2001’de yaptığı albümün tutmamasının acısını yıllar sonra hepimizden almaya çalışması. Sertab Erener, Murat Boz, Murat Dalkılıç, Emre Altuğ’un son dönem şarkılarına baktığınızda benzerliği ve iç bunaltan gidişatı hissedeceksiniz. Sayın Kabadayı’nın ilk albümünden hepimiz birer tane satın alsak acaba bizi rahat bırakır mı?. Evet sayın kabadayı. Hepimiz bir CD alıyoruz ve sizi Bali Adalarına tatile gönderiyoruz. Neden Bali derseniz, Hawaii’den başka uzak tatil beldesi bildiğimi ispatlayım da kendimce artislik yapayım düşüncesidir.. Evet Kabadayı, tüm beldeler sizi bekliyor. Lütfen, gidiniz.





YURDUM ÖZEL::
İtina ile bir reklam tasarlarsınız. O reklamı müşterinize ulaştırmak için billboard veya durak panolarını kiralarsınız. Herşey iyi gidiyor derken, birden seçim yaklaşır. Bıyıklı bir adamın gülen bir fotoğrafı sizin reklamınızın üstünde. Hem de tutkal ile. Üstelik onlarca. Bıyıklılar oradan hiç çıkmaz. Seçim geçer. Güneş onları soldurmaya çalışır, hedef kitle şaşar. Geriye bir avuç bıyık kalır.



HAYKIRIYORUM:
Her güneş gözlüklüğü taktığımda ‘OOOO..Turist Ömerrrr’ diye bağıran orta yaş üzeri ‘gençleri yakalamaya çalışan abiler’ ;yapmayın, etmeyin. Sanmayın ki Turist Ömer’den utanıyorum. Bilakis, Sadri Alışık hastasıyım. Fakat, Turist Ömer filmlerinde gözlük takmadığı için yanlış bilgilendirme aracı olmaya isyan ediyorum. Yapmayın, etmeyin.




TİNYÖZ: Sabri Orient ışıklarında sağ tarafı gözler ki, belki sağa dönmeyen olur da yeşil ışık yandığında karşıya ilk o ilerler.





Aşağıdakilerden hangisi iyi arkadaş örneğidir?
a) Borç isteyen arkadaş.
b) Küs olduğu birine yaptığı iyilikleri anlatan arkadaş.
c) ‘Ismarla de yeylim be pinti’ cümlesini günde en az 3 kere kullanan arkadaş.
d) İkram edilen meyvelerin içinden kivi, muz, ananas gibi tropikal meyvelere hemen dalmayan arkadaş.

Bugün borç ister, yarın ödemez. Devamını getirir. Ya minik bir vurgunla sonlanır ya da unutulmuş ayağına yatılır. Yarın seninle de küserse kimbilir kimlere neler anlatır. B şıkkı da olmaz. Ismarlamanı isteyen ve alt metinde pintiliğini vurgulayarak zihnini eline geçirmeye çalışandan kesinlikle uzak dur. Ben pinti değilim diye düşünmeni ve ona sonsuza kadar ısmarlamanı istiyor. İşte kazanan; muza,ananasa, kiviye, mangoya abanmayan arkadaş. O herkes gibi değil. Önce tropikalleri bitireyim de elmalar bana kalmasın diye düşünmüyor. O bir kahraman. O bir iyi arkadaş. Doğru cevap d.





ÖV ÖV BİTMEZ: 10 sene önce nerdeydin ey brokoli?. Sanki aniden girdin hayatımıza. Sana en yakın çiçek lahanasını hatırlıyorum. Kurtarıcımız oldun resmen. Diyete giren mi var?, hafiflik isteyen mi var?. Öner brokoliyi rahatla. Görgünün primi de yanına kar kalsın.



Halil İ. AĞA

k1

bir ERGEN ‘in Yapılacaklar Listesi
(MR. ERGEN, ERGENNN --isim konusunda kararsız kalmak-)
SİVİLCELER DÜNYASI

Pazartesi
-Zengin adamlar nasıl zengin oldu? diye uzun uzun düşünülecek.

Salı
-Popstar olmanın yolları aranacak


Çarşamba
-Kitapcıdan ‘Sivilceler Dünyası’ veya benzeri bir kitap aranacak. Arkadaşlardan kitap okunulduğu katiyen gizlenecek. Sivilcelerden kesinlikle kurtulmanın yoluna bakılacak. En azından yüzün %80inden fazlasına izin verilmeyecek.

Perşembe
-Anne ile kavga edilecek.

Cuma
-Kendi sesinden tiksinilecek.

Cumartesi
-Aile düğününe gitmemek için büyük uğraşlar verilecek.

Pazar
-Evde kim varsa sinir olup büyük haftasonu kavgası çıkarılacak.





HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Sürekli kendini tekrarladığı için eleştirilen Serdar Ortaç ‘a sahip çıkmış sayın Ceceli. Düzlüğü ve sıkıcılığı ile ilerleyen günlerde daha da canımızı sıkacağı şimdiden belli olan Mustafa Ceceli’nin konu hakkında açıklaması: ‘’Bence Serdar kendini sürekli yenileyen biri. Herkes belli bir tarzda çalışmıyor olabilir. Açıkçası ben kendisini tekrarladığını düşünmüyorum. Yeni sözler, yeni sound ve üretim var.’’
Havuz içerisinde m2 başına 5 kişiyle yüzmeyi seviyor olabilirsiniz sayın Ceceli. Belki de Masmavi bir denizde yalnız başınıza yüzmeyi seversiniz. Başka alternatiflere de açığız. Lütfen tatile çık.




YURDUM ÖZEL::
-O kadar genişiz ki, tüm yollar bizim. Arkadaşımızla sohbet edebilir, sigara izmaritini yere atabilir, cep telefonu ile konuşarak şeridin ortasıncan gideriz. Yola arabayı bırakıp, koşaraktan sigara almaya gidebiliriz. 1 taykacık sürede yığınlarca kişi arkamızda bekleyebilir. Herkes şikayet etse de asla kavga çıkmaz. En azından laf dalaşından öteye gitmez. Başka ülkelerde benzer davranışta bulunanların organ mafyasının elinde heba olacağını düşünenler epeyce fazla.



bir FACEBOOK’u çok sevdim o beni hiç sevmiyor; sevse eski sevgilimin yeni sevgilisiyle plaj alemlerinin resmini bana göstertmezdi. Üstelik hep neşeli şarkı videosu paylaşıyor eski.



TİN::arkadaslarıyla pastaneye gittiğinde milletin sıkılmaya başlayıp gitme vakti yanaştığında hesap ödemememek için tuvalete sıvışır.





HERKESİN BAŞINA 1 KEZ GELMİŞTİR: İş başvurusundaki ingilizce kısmı. Anlıyorum, ama konuşamıyorum mu yazsam acaba?. Hazırlıkta iyiydi ama kullanmaya kullanmaya unuttum.Pratikle yeniden hatırlarım. Hollywood filmlerinin aksiyon sahnelerimi anladığıma göre ‘çok iyi’ yazayım olsun gitsin. Acaba işsahibi beni sınava alır mı?



Nasıl Panik Atak Olunur?.
a) Çok dırdırcı bir arkadaş edinerek.
b) Çok dedikoducu arkadaş edinerek.
c) Çok gezginci arkadaş edinerek.
d) Herşeye muhalif arkadaş edinerek.

Doğru Cevap ; a). Dedikodu cildi gençleştirir, gezginci vücuda taze kan bombalatır, muhalif arkadaş seni sürekli orta sinirli bir moda sokarak ayakta ve dinç kalmanı sağlar. Dırdırcı arkadaşlarınızı yanıbaşınızdan ayırmayarak sizler de birer panik atak hastası olabilirsiniz.


ÖV ÖV BİTMEZ: Yeşil Çay. Ne ekmeği yendi bu yeşil çay’ın. Oraya faydalı, buraya faydalı. Kafadan 3 yıl daha bol bol övünülebilir. Potansiyel mevcut. Övünüz, prim yapınız.

temmuz 2010

TOP 5


-Gelmiş geçmiş en paranoyak dönemimize hoş geldiniz. Festival gibi ortam var bugünlerde. Her tarafta bir felaket senaryosu. Zaten hava sıcak, üstüne üstlük bu daire kapanıyor, bu kurum satılıyor. Bazen zihnimi sorguluyorum, noluyoruz diye. Sonra aklıma kocaman kocaman jipler geliyor. Arsa satılıp alınan jipler. Sonra Uçaklar. Ceyran kaynağımız. Ya ben fazla polyannayım ki kolay kolay kabullenemiyorum, ya da evet paranoyak olduk. Pek yakında!.




-Ya da an itibariyle dünyanın en zengin 8.Başbakanı hedef yükseltmiş olabilir. İlk 5 mesela. İlk 5 ise hedef şanslıyız. İlk 3 te olabilir pekala.





-Geleceğimizi şekillendirenler karşısında inşallah-maaşallah muhabbetine sardım ya utanıyorum kendimden. Şekil değiştirici algılarınızla oynamayınız. Bırakın kalsın. Hiçbirşey kalmadığında derin bir nefes alacaksınız. Zaten boşluk en büyük mutluluk değil mi sayın kendim ve diğerleri.






-Hayat yolunda Yılmaz Morgül kafasına erişmek ve tamamen ters köşede çıldırmak da vardı. O yüzden herkes haline şükretsin. Sanat Güneşi veliahtlığından, ailenizin sanatçısına , magazin ağlaklığına ve en sonunda kendini kaslı zanneden orta yaş üzeri adam yanılgısına düşmüş. Zaten ‘Bahçevan ‘ şarkısındaki ‘‘Bahçevan geldi’’ sözünü yıllarca ‘’Bahçeye mal geldi’’ diye bildiğim için ara ara sinir olurum o da ayrı.




-Ben nasıl olur da Zeki Müren şarkısını yanlış bilirim ey kendim. ‘Dertli gönüllere giren, işte benim Zeki Müren...’ dinlesem sabaha kadar müstahakımdır. O da ne harika şarkıdır. Biraz gölgede kalmış gibidir ama ‘Yıllarca böyle bildiniz siz, Mesut Bahtiyar’dan şarkılar dinlediniz’ kısmında etkilenmeyecek ruh halim yok gibi.





-Esas ’Kendini Kaslı Hisseden Adam(K.K.H.A)’ ne kötüdür ha. Yaz girişinde hemen atletini giyer, kıllarını tertiplemeden ortama salınır. Varsa göster, yoksa da göster ama gözümüze sokma K.K.H.A. Göğüs dışarda, ifadesiz bakışlar, her an şınav çekecekmiş pozisyonunda!.





-Kadın versiyonu ise, ‘Kendini Oldukça Fit Hisseden Kadın(K.O.F.H.K)’. O ise 110 kiloya yakın ve daracık badicikler giyiyor. Kendi içinlerinde sadece üstünü dar geyenler ve üst-alt komple dar giyenler olarak ikiye ayrılır. Herkes istediğini giyer de . Ben bu özgüven karşısında bazen kilitleniyorum. Evet, kıyafetlerin her an yırtılacak gibi sayın K.O.F.H.K. Lütfen.




-Mucizelere inanmak resmen beni hayata bağlıyor. Bazen insan kendini bile çekemiyor, dahası kendine sıkılıyor. Böyle de bir özelliğimiz olmasına rağmen diğer insan ya da insanlarla görüşebilmek müthiş bir özellik bence. Bunu düşündüm durdum hafta boyunca. Düşün, 1 tane ,5 tane, 100 tane, 1000lerce. Yürüyor, konuşuyor, fikir empoze etmeye çalışıyor, ağlıyor falan. Ve dahası küsebiliyor. Yabancılaşım imgesi.





-’İmge’ kelimesinin altın çağı kesinlikle 90’lardı. Hatta diğer yıllarda kullanılan ‘imge’ kelimesinin adetini toplasan 90lardaki sayının yarısını bulmaz. O derece, kasmışız bir zamanlar.




-Kendinden sıkılmak dedim de aklıma geldi, ‘Herşeyden kaçabilirsin ama kendinden asla’ erken unutuldu popüler piyasada. Üstüne gidilse, Ferhat Göçer bundan şarkı da yapardı. Ağlaya ağlaya bir hal olurduk. belki şehre bir kuş gelir, masal olur buralar ey Ferhat. Bak, bize masal diyarı olduk. Hiçbirşeyimiz kalmayınca tam masal olucaz evladım.




-İnsan’dan başka hareket edebilen her canlıdan korkan ve tiksinen adam gördüm. Kedi, köpek, kuş, hamster hepsinin yok olması için dua ediyordu. Bir ev düşündüm; 3 ay boyunca bulaşık yıkanmadığı, çamaşırların kirli olduğu ve hiç temizlik yapılmamış hissi veren bir ev.. Ve benim o evi temizlemeye hiç niyetim yoktu. Güldüm geçtim canlı sevmez abimize



-Gerçekten ürkütücü ve rahatsız edici bilinmedik bir müzikle insanları korkutmak istermisiniz?.
O zaman çağır arkadaşlarını eve, elektrik kesildi numarası çek, fark edemeyecekleri bir kaynaktan dinlet Plastikmen’den ‘Closer’ albümünü. Korksun ahali. Albümü grooveshark.com dan ücretsiz bulabilirsin.



-Fark edemeyecekleri bir kaynak derken tamamen artislik yapmaktı amacım. Ne kaynağı olacak ki ne. Radyo, telefon falan filan. Hayalimdeki havada uçan müzikçalarlar veya duvar içine gizlenmiş düşünce gücüyle müzik çalabilen mekanizmalar henüz üretilmedi.



-Düşüncelerimle, realitem uymuyor efendim. Hele bu günlerde hiç uymuyor. Sevgiler.


Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

temmuz 2010

TUTKULU TURBO




-Yanında bir sürü şey yazan arabalar görüyorum sıkça. İngilizce terimler, çılgın logolar. Anladığım kadarıyla bunların bir çoğu arabanın daha gümbürtülü bir sesle gitmesini sağlıyor . Yani, arabanın sesini artırarak diğer insanların sövmelerini artıyor ve böylece araba üzerinde bir karma oluşuyor. Vasat malzemeye sahip hızlı ve bol yazılı araba da oluşan kötü karmanın etkisinin tersine çevrilmesiyle daha uzun süre hayatta kalıyor. Teorim bu. Sıcaklarla alakalı farklılıklar olabilir fakat genel görüşüm bu. Ters dönüşümlü, teneke karması.




-Turbo iyiydi. Net ve temizdi. Turbo yani. Kime ‘Turbo’ desen hız ile alakalı olduğunu anlar. Turbo gerçekten iyiydi. Gerisi çok akıl karıştırıcı. Üstelik bu TURBO arabayla sınırlı kalmadı. Plaj terliği, tükenmez kalem, tshirt ve hatta güneş gözlüğü kenarında bile yer aldı.



-’Gözlüğün ne marka?’
‘Turbo!’
‘Hmm. Turbo ha. O zaman iyiymiş.’






-Tipeks sanki hep lisede kalmış gibi geliyor bana. Belki o yıllar altın dönemini yaşadığından , belki de oyalanacak çok şey bulamadığımızdan gözümüzde büyütmüştük tipeksi. Kalem , silgi ,kalemtraş istenirdi arkadaştan da tipeks istenmezdi pek. Çünkü, tipeks ailenin avrupa görmüş bireyi gibi birşeydi. Arada ingilizceye dili kaçan modellerden. Eyy tipeks sana değer vermiyoruz artık, kurtulduk senden. Zaten sıraya adımızı yazmaya yarardın en çok, artisliğe hiç gerek yok.





-Kalem tipeksi de unutmadım. Uyduruk, pahalı, işe yaramaz şey. Ne adını yazabilirsin masaya, ne de sağlam birşey silebilirsin defterden.




-Arada özlü söz çıkarasım gelir ya yine çıkardım. Fakat bu sıcaklarda sizleri daha da bunaltmak amacıyla özlü sözün, özlü bir de açıklamasını yapmak istiyorum izninizle. Özlü sözüm;
‘Olucuysa sağlam temeller, olucu değilse kaliteli ürünler’. Burada anlatılmak istenen olası bir ilişkinin başlangıç periyotunda (2-5 ay) veya gelişme döneminde (6-8 ay) aktif hale getirilmesi gereken bir düşünce biçimidir. 2 ay öncesinde uygulandığında kişiyi fazladan basit gösterebileceğinden kaçınılması gerekmektedir. 8 ay sonrası için ise, alan almış satan satmış durumu geçerli olduğundan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanma ihtimali yüksektir. Eğer ilişkinin ilerisi için umudu varsa adım adım ilerlemeli ve sevgili Ayşen Gruda’nın da dediği gibi ‘göster ama elletme’ tekniği uygulanmalıdır. Ha, baktın bu ilişkinin geleceği yok o zaman karşı tarafı bir oyuna getirip lüks bir elbise, bir cep telefonu veya benzeri bir şey aldırma eğilimine gidilmelidir. Böylece benim vaktim boşa gittiydi, aman efendim ona çok değer verdiydim demek yerine yepyeni iphone’unuzda şarkı, türkü dinleyebilirsiniz. Tercih sizin.




-Tarkan’ın bir albümü de ertelenmesin sayın ilgili. Heyecanlanıyoruz, hooppp Temmuz içinde ama günü belli değil diyorsunuz. Sabır.




-Kendisine aşırı hayranlığım olduğundan konuya taraflı bakacağımı düşündüğümden yaklaşık 1 ay kadar yazmadım. Ama, tarafsız olarak da baktığımda durum ayni; Google yeryüzündeki en insancıl şirket. Halkçı denebilir, çalışan dostu denebilir, ileriye gidilip sosyalist denebilir ne denirse densin. Bugüne kadar çalışanlarına bedava gıda yardımı, çamaşır yıkama servisi, 5 ay ücretli doğum izni gibi güzellikleri olan Google’un son olayı ise bambaşka. Amerika kanunlarına göre, özel sağlık sigortası yapılan bir çalışan evli ise, eşide bu imkandan faydalanabiliyor ve vergi indirim hakkından faydalanabiliyor. Ortalama 700 kişi olan eşcinsel çalışanının mağdur olmaması amacıyla Google tüm eşcinsel çalışanlarına her yıl 1000 dolar ekstradan maaş ödeyecek. Eşitlik böyle birşey olsa gerek.





-Ayna’nın gözlüklüsü Cemil ile ‘Cilveloy’ şarkısıyla ün yapmış Destan grubu bir aralar birleşmişlerdi. Olay açıklamar, yer yerinden oynayacak falan gibi klişelerle reklamı yapılan albümleri kötünün ötesindeydi. İşte ben o kötü albümü ve şarkıları arıyorum ama bulamıyorum. Koca Google bile bulamıyor. Duyan, gören haber versin. Tarkan’ın albümü çıkana kadar kötü müzik dinleyesim var.




-Google ile alakalı ‘Levent Kırca mod’u da açalım da tam olsun. ‘Google a bak, bir de bize bak. Dünya nerelere gidiyor. Kafaları değişmek lazım’. Sevgiler Kırca, sevgiler zihinlerimizi yok eden düzlük.



-Çok güzel insanların rol aldığı dizileri izleyen, çirkin insanlar olma yolunda ilerleyen kalabalık bir potansiyel var. 1 tane tamam, 2 tane tamam ama yığınlarca güzel insanı geceler boyunca görmek ciddi psikolojik sorunlar yaratıyor. Kendini güzel zannetme, zengin hayatına özenme ve en kötüsü de dizideki insanların yaşayabileceği bir aşk hayal etme. He, canım oldu. İşe gidecen, işten gelecen, yemek yedikten sonra koltuğa yığılacan yani en sonunda. Yok öyle sana tutkulu aşk falan.



-Tutkulu aşk de ne ayıp geldi şimdi kulağa. Resmen ayıplık.



halil AĞA
cypaibo@gmail.com

temmuz2010

HANS




-Sıcaklar bastı, algılar kapandı. Biri körelirken diğeri gelişiyor. Bu sebepten görme özelliğim ilerleme kaydediyor. Çok şey gördüğüm bir hafta oldu. Konuyu aktarıp, ‘Yorumsuz’ kolpalığına da yatabilirim ama yine de yorum yapmadan duramam. Ne yapalım tabiatım böyle.



-’Yorumsuz’ karikatürleri ilk kez 70lerden kalma fotoromanlarda görmüştüm. Fotoroman biter (oğlanla kız çeşit türlü entrikadan sonra kavuşur) , 1-2 tane şampuan ve cilt kremi reklamı yer alır (ürünü kullanan kadınların prenses güzelliğine erişeceğini müjdeleyen reklamlar) , ardından gayet bayat 1-2 fıkra ( Temel’li, Dursun’lu) ve hafif muzip -Yorumsuz- karikatürler. Severek okusam da bana hep savaş dönemini hatırlattığından garip bir de rahatsızlık duymuyor değilim. Gerçi sonunda sevenler kavuşacak ya, gerisi yalan be kahpe dünya!.





-Kartal Tibet ile Emel Sayın’ın Alman olduğu bir film gördüm. 2. Dünya Savaşında ajan Emel. Bi tabii filmde bol bol Eva, Hans, Helga var. Hans’ın 1000’i 1 para. Film boyunca Emelimize kadın-erkek herkesler iltifat eder. Genelde kapalı mekanlarda çekilen filmin en can alıcı sahnesi ise, Emel’in Alman ırkına Türk Sanat Müziği söylediği sahneydi. Almanlar alkış tutmakla kalmayıp, şarkıya eşlik bile ettiler. Değişik duygular içerisinde filmin sonuna kadar sabrettim. Görmek böyle birşey olsa gerek. Filmi bu sıcak havada irdelemeye kalksam, kafam yanacak. Gör gitsin. -Düşman,1973.




-Arabada sıcaklığın 42 derece olduğunu gördüm. Kaç derecede insan yanar merak ettim ama Google tam net cevap veremedi. Alt sıcaklık limitini merak ediyorum.



-Yakışıklı , yetenekli, güzel, seksi, karşı konulmaz, cezbedici, akıllı...Bunlar parfüm reklamı kelimecikleri gibi olsa da, diyeceğim o ki ne kadar iyi olursan ol ne zaman kendini övmeye / gerisini yermeye başlarsın o zaman bitersin ey insanoğlu. Ha arada öv ama bunu yapma; ‘“Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Emek karşıtıdır, duyarsızlıktır ve yaratamamaktır! Etik dışı “yalan dolanla” doludur. Ortadoğu işi, 3. sınıf, acındırmaca, tembellik, yeteneksizlik, rant, çamur, muallaklıklar üzerinden yaşar. Arabesk müziği yapan yapsın! Bu sayfaya tek gık diyeni yukarıdaki sebeplerden hemen atacağım! Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum, utanıyorum, utanıyorum.”. Sevgili Fazıl Say beğenmezsen dinlemezsin. Sevmezsen KRAL FM değil, MEZZO dinlersin. Esengül diyeceğim, Orhan Gencebay diyeceğim ama vazgeçtim. Herşeyden öte Özgürlük var.



-Kız çocuğuna isim:Naz. Erkek çocuğuna isim:Niyazi. Psikopat çocuğunuza isim:Naziniyazi. Sevgili dost Murat, sayende soğuk espri üretim tesisi olma yolunda ilerliyoruz. Mersi.



-Bir varmış ,bir yokmuş.Evvel zaman kalbur saman içinde dişi denen bir varlık varmış. Bu dişi, her daim kırılgan, naif, işlek ve erkeğini mutlu etmeye odaklıymış. Bir de kusuru varmış bu dişinin. Dikiş makinesi hastasıymış. Hep hayalinde dikiş makinesi varmış. O makinede kuracağı yuva için neler dikecekmiş neler. Kocasına, çocuğuna, kendine...Zaman geçmiş dişi gelişmiş. Haklar elde etmiş. İlerlemiş. Dikiş makinesinden uzaklaşmış. Gün gelmiş, ‘Koca dediğin ev işi sevecek. Yemektir, ütüdür, bulaşık, çamaşır yıkayacak’. cümlesini kurabilir olmuş. Yanında da sınırsız dırdırı bedava gelmiş.



-Minik masalımızdan sakın cinsel ayrımcılık şeysi çıkarmayınız efendim. Saldırmayın, baş edemem bu sıcaklarda. Erkek versiyonunu da yaparız haftaya.



-Yoncimik twitterli, facebooklu şakacıklı şarkı yapmış. Henüz dinlemedim, umarım beni twitter’den soğutacak kadar kötü değildir. Yoncimik de ne biçim takma ad be kardeşim, mercimek gibi.



-Yağdır Mevlam Su’daki kalın adam sesi korosuyla güne başlamak nasıl bir duygu merak ettim şimdi. Sadece o ses olacak ama. Zeki Müren daha sonra eşlik etsin şarkıya. Hep eşlik etsin.



-Pazartesi Tarkan’ımızın albümü çıkıyor. Kulağınızı dinlendirin, öyle dinleyin. Belki Fazıl Say’ın kalitesine uygundur, bir ihtimal o da dinler. Ümit dünyası işte.







Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

temmuz2010


         
                  KATRAN



-Kahretsin dostum bu lanet koku da ne?.
-Asfalt dostum. Pazar'a hazırlık!.




-Katran kokusundan kafa türkçe dublaj amerikan filmi 
moduna girdi efendim. Nereye gitsem karşımda sarı sarı
şeritler. '-Burda asfalt işi var abimm.unutma ha!.' diyor bana
sarı şerit. Sonra göz kırpıyor 'sen anladın onu' manasında.
Geri dönüyorum diğer yolda da sarı şerit var, diğerinde de..
Hepsinde. Kesif bir koku var havada. Hayatım Playstation
oyunu olsa; şimdiye çoktan EXIT yapmıştım.


-Sanatçıları toplayıp yemek vermiş başka bir aday, ben 
sanatçıyı severim, sanatla dolu bir başkanlığım olur bana
oy verin diyor. Oh vallahi. Proje falan sunan yok. Paso 
pozitif enerji. Ver enerjiyi, belki biri yer. Shuffle mode on!





-O değil de, evinde 30-40 adet kişisel gelişim kitabı olan bir
tanıdık vardı. Her bir kitap kafam kadar. Ve bilen bilir kafam 
standart ötesi büyüktür(çapı 59,5 cm). Neyse o kadar kitap var evinde.
Üstelik hepsinide okudu.. Hiçbirşey olmadı. Ne kişiseli gelişti, ne başka birşeyi.
Ben olsam bütün yayınevlerine dava  açardım. 





-'Paramı verin kardeşim. Huzursuzluktan mutlu oluyorum hala.
Yere batsın pozitifin de , enerjin de..'





-Oysa ben dedim kişisel gelişim istiyorsan aç 'Hayat Sevince Güzel'i..
Her kelimesini dikkatle dinle. Anlamadın, geri sar, öne çek. Tren sesiyle
başlasın gelişimin, tren sesiyle bitsin. Gör bak Ayşecik'ten iyi 
öğretmen yok.





-BBG Tarık'ın BBG evindeki lakabının 'bay gitar' olduğunu söyle yakınlarına.
Yaşam enerjisi düşmeyen varsa, o normal değildir. Onda bir sorun var.
O biraz az şaşıran, çok yorgun biri. 




-Ne kadar şanslıyım ki Aşkı-Memnu'nun finalinde hava soğuk. Yoksa
televizyonunu kapısının önüne çıkaran verecek sesi, verecek bağrış çağrış
isim çağırmalı diziyi. Bu modayı da yıllar önce küçük İBO dizisi başlatmıştı.
Paso ordan ora koşturan hırkalı kadınlar, delikanlı adamlar ve '-İBOOOOO'
hönkürüşleri. Heee, İBO.




-Katran bana gerçekten iyi gelmedi. 'Sev seni seveni.İlk harflere baksana'
tekerlemesi çıkmıyor aklımdan. Bir yandan tekerlemenin de ortasını unutmuş 
beyin. Google'a da bakmıyor. Çünkü, sonuç belli. İlk harflerden SENİ çıkacak.
Keşke birileri SENİ bu denli sıkıştırılmış yoğunlukta sevmese ey halkım. 
4 yılda 1, 1 hafta seviniz. Beklenmeyen bir etki görüldüğünde istediğinize
başvurunuz, ne de olsa birşey olmayacak.





-'Bilim insanları atomun içinde olduğuna inanılan ve maddenin özünü oluşturan
 bu parçacığı keşfetmek amacıyla 27 kilometrelik tünelde protonları çarpıştırıyor.'
Milliyet.com.tr moral bozmaya devam ediyor. İsviçre'deki en büyük bilim merkezi
CERN'de tanrı parçacığının sesini duymak için uğraşanlar var. Ya sen?. Ya ben?.
Merak ediyorum bu adamları hanımları işe nasıl uğurluyor?. Veya biz sıcaktan şikayet
ederken onlar ne yapıyor. Film gibi, kahraman gibi bir hayat istemiştim be milliyet.com.tr!.
Bir de sen vurma bu garibe. Okuyucu yorumlarını da al ve hayatımdan çık. Zaten 
yaz geldi, mayolu kadın fotoğrafları sitenin %57 sini oluşturmuş an itibariyle.




-Bir de  sanatçı röportajları canımı sıkıyor artık. 'Müzikle ilginiz nasıl başladı?' 'Dayım yaz
tatillerinde bize gelirdi. Pink Floyd, the beatles plaklarını bana ilk o dinletmiştir.' Bu dayı
bazen anne, bazen baba, bazen amca olabiliyor. Hakan Peker'in 'Efsane' şarkısıyla
çocukluk geçirdim. Üstüne üstlük o şarkıyı da, 'bir esra neydi , bir esra neydi..' şeklinde
söyledim yıllarca. Ne ana, ne baba, ne dayı bir tanesi de kafama vurup uyarmadı. 
Belki 'bir efsaneydi  bir efsaneydi' diye hönkürseydim kimbilir şimdiye 'Romantik müziğin prensi'
falan olabilirdim. Prenslik iyi. Sevdim bunu.




-Kendime bu kadar acıdığım başka da bir yazım yok ha.





-Kız kaçırma haberi gazetelerde. Kız bulunmuş. Kim kaçırdı? Kizin sağlığı yerinde mi?
Neden kaçırdı? Nasıl bulundu iç sayfalarda, kızın bekaretini
koruduğu ön sayfada. Allah akıl fikir versin. Tek derdimiz oydu. Yani kıza zarar gelip
gelmediğini sonra okuruz. Önemli olan namus.





-Su tesisatını mecburiyetten yeniliyorum. Ustayı arayıp konuşmam gerek. Adamı arıyorum
ve bekletme müziği olarak ' Bu sana veda ederken son bakış, son gülücük,. Bu sana kalbimden
kopan son öpücük. Sana yıllar yılı...' diye ağlıyor Aslı Güngör. İşte ben o an ne söyleyeceğimi
unutuyorum. Adam açıyor telefonu, kilitleniyorum resmen. Dizel arabanın sabah işlemesi gibi
bir ses 'Buyur yiğenimmm' diyor, benim kafa boş. O an aklımdan bodo da bitiyor, silikon da 
bitiyor, mermer de, fayans da. 





halil AĞA
cypaibo@gmail.com
















temmuz2010

-Bazen insan tahminleri ötesinde bir şekil alabiliyor. Elbet birini tavlamaya çalışırsan olduğun değil, olabilmek istediğin adamı oynayabilirsin. Bu gayet tabii. Herşey hızlı ve kalıcı değilse ya öyle olursun, ya dert çekersin. Aşk ve ilişki edebiyatını sonbahara saklıyorum.Benim derdim kendini fark etmek. Evet boynumda bir kravat, firma logosu ve ismimi içeren bir isimlikle başka bir firmaya gittim. Onlar da bana firmalarının logolarını içeren bir ziyaretçi isimliği verdiler. Koşa koşa işlerimi yapmaya giderken aniden fark ettim. Ben annelerin istediği evlat olmak yolunda hızla ilerliyordum.






-‘Annelerin istediği evlat’ gibi bir oluşumun olduğunu ilk kez ergenliğimde fark ettim. Yönetmen olayım, ressam olayım, sanatçı olayım dedim. Hiçbir fikrim kabul görmedi. Gerçi bu saydığım işler de Türkan Şoray filminde olduğu gibi olmuyormuş. Lakin, ben öyle sanıyordum.





-Bir sabah uyandığımda deli gibi resim yapmaya başlayacağımı hayal ettim ara ara. Ama genelde şarkıcı oluyordum. Müzik ödülleri, CD’ler falan. Eski versiyonu için üstüste atılan plakları hayal edebilirsiniz. Bu fikirleri birden fazla anne olan ortamlarda sundum sonuç değişmedi. Onların tek derdi damı olan, maaşı belli olan, belirgin günlerde ödenen klimalı bir işti. Aslında istedikleri kocalarının hayatlarının tam tersiydi. Gerçi benim de sandığım gibi bir yeteneğim yoktu ama sanki destek olsa birşey olacakmış gibi hissediyordum.İki kez korodan atılmış bir kişi olarak suçu aileye ve topluma atmak kolayıma gitmişti.




-Küpe erkeğe yakışır diye orda burda zıvzıklanıp evladına küpeyi yasaklayan analar; ayıptır, günahtır.




-Zamanımızda kareoke olsaydı, belki benden şarkıcı olurdu.





-Anneler bir de motor sahibi arkadaşların olmasını istemezler. Hele de motor büyükse. Bu onların oto kontrol mekanizmalarını full kapasite çalıştırmalarına sebep olur. Eğer arkadaşınla buluşmaya gideceksen ve evde kahve komşuları varsa işin daha da zor. Motor kazası anlatılır, başına birşey gelirse denir.






-Perşembe öğleni, tüm ada 30 dakikalık sürede benzin alma amacıyla sokaklara taştı. Yarışma programı desen değil, kamera şakası desen değil, kaos neymiş öğrenmiş olduk.





-30 yaşında ‘kaos’ u öğrendiğime göre, gerçekten ben annelerin istediği evlat mıyım yoksa?.





-Fazıl Say çoşmaya devam ediyor. ‘Yazarlarını,müzisyenlerini dışlayan,kovan,hapse atan bir toplum Sibel Can ile kala kalır’demiş. Türkiyenin ilk kadın porno oyuncusu Zerrin Doğan’ın söylediği bir söz geldi aklıma. ‘Biz yapınca ucuz, Müjde hanım(Müjde Ar) yapınca pahalı oluyor’.





-Ben lisedeyken de vardı böyle süper şahsiyetler. O kurstan bu kursa koşarlardı. Öğlen anneleri koskocoman jipleriyle alırdı onları okuldan. Hepsi değil ama bir kısmı gerçekten ukalalığın dibine vuran tiplerdi. Demek, yaş 40’a da gelse ergen züppelliği bitmiyor. Yanlışlardasın iyi eğitimli, iyi müzik yapan adam.






-Tarkan’a b.k atmak da çok popüler oluyor ara ara. Son albümü ‘Adımı Kalbine Yaz’ın en beğenmediğiniz şarkısı bile piyasadaki carttan curttan 10 kat iyi. Kimse kusura bakmasın, artık cart curt diyesim var. Ayni adamın yazdığı benzer şarkılar. Melodi yok, ritm yok. Metin Özülkü, Peker Açıkalın gibi alakasız isimler bile Tarkan’ın müziği hakkında açıklamalar yapıyor. Sözün özü, bu albüm kesinlikle tutacak ve herkes cevabını gayet güzel alacak.




-Az önceki ‘Bir takım şeylere kızmış köşe yazarı’ triplerinden dolayı özürlerimi sunuyorum. Hele finali çok kötü yapmışım ama gerçekten şarkılar çok sağlam.





-‘Doğum günüm sana geldiğim gündür’: Bülent Ersoy. ‘Doğumgünüm Microsoft’tan kurtulduğum gündür’: Ben.





-‘Eğer gittiğin yol çıkmaz yolsa; zaten yol yok diyip vazgeçmektir kazanmak’: Ben.




-Kadınların geçirdiği değişim oranının %20’si kadar erkekler değişim geçirseydi dünya gerçekten daha farklı bir yer olurdu. Ama iyi veya kötü yönde mi onu bilemiyorum. Sonuçta maaşlı, sigortalı bilim adamları var isveçte. Araştırsınlar, bulsunlar.



Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

haziran 2010

 

 


                            AMA!




-Bazı tartışmaların sonu yoktur. Zaten tartışma dediğinin, sonu yoktur.
Ya benim çok kolpa bir çevrem var, ya da herhangi bir tartışmada 
kabullenen ve fikir değiştiren taraf yoktur. Bol 'Ama' vardır. Bu 'Ama'
da  az sinsi değil ha. Sessizce araya yerleşir, ' Seni anlıyorum fakat
ben haklıyım. haberin olsun' der gizlice. İlgilenmediğim bir tartışmaya
dahil edildiğimde ben genelde daha ilk dakikalardan yenilmiş gibi yapıp
karşı tarafın fikrini kabul ediyorum. Karşı taraf ne kadar erken mutlu olursa
o kadar az kafam şişecek çünkü. Okulda dayağı hararetli bir şekilde 
savunan bir adamDA zaten bazı devreler yanmış bir de niye ben algılarıyla 
oynayayım. Ha, kardeşim evet sen haklısın. Üstelik 'Ama' sız haklısın.
Hatta, bizim ilkokulumuzda 6 yıl boyunca ben tuvaletlerde bir tek
müfettiş geleceği günler tuvalet kağıdı gördüm. Ya yeğenim. Kıçını silecek
iyisinden kötüsünden tuvalet kağıdı bulamayan ve bulamayacak olan
çocuğu bir de dövelim olur mu?. Psikoloji zaten oluşmadan dağılmış.
Bu sebepten kimseyi sevmeyen insanlardan oluştuk ey halkım.





-Ne anlatacaktım, nereye geldim. İnan olsun yola sosyolojik
saptama ile biten cümle amacıyla çıkmamıştım sayın halkım. Ama.
İş dönüşü 40 dereceye yakın bir sıcağın altında kendimi hararetle
tartışırken buldum. Bir taraf BMW diyor, diğeri Mercedes. Yoldan
ben geçerken Mercedes'ci benden destek istiyor. BMW'ci 2'ye karşı 1
kalıyor ama yılmıyor. Muhtemelen ömrümüzün sonuna kadar tanışmayacağımız
sarışın ve disiplinli adamların sahip olduğu şirketlere övgüler yağdırıyoruz.
Hava sıcaklığı artıyor, BMW'nin daha artist daha havalı olduğunu  
söylüyorum. BMW'ci oyunuma geliyor. Evet der demez başlıyorum.
'Ama' lara. 'Ama devri yüksek , erken dağılıyor. Hani 30 senelik BMW ler nerede?'
diyerek son ve en büyük kozumu kullanıyorum. Buna bile itiraz  ediyor.
Hava çok sıcak ve bu konuda asla yenilgiyi kabul edemem.
Beyin haşlaması olmamak adına acil bir işim çıktı. BMW'ci arkadaşı atmosferi sağlam
bir platformda yakalamak ümidimi henüz kaybetmedim.





-'Mutlu olmak benim de hakkım' Direc-t.




-'Mutlu olmak istiyorum. Tanrım ben insan değil miyim?' Mirkelam.



-'Mutluluğun formülü çok açık. Bir sen, bir ben, bir de bebek' İzel



-Eğer bilgisayarınızın çalışması için harcadığınız zaman, bilgisayarınızda
 dilediğinizi yaptığınız zamanı aşmaya başlamışsa, bir Mac almanın 
 zamanı gelmiş demektir. Apple resmi tr sitesi.



-4 adet mutluluk cümlesi okudunuz. Benim şu anki mutluluk formülüm
Apple versiyonu. Kahretsin Microsoft. Bilgisayarımın çalışması için harcadığım 
zamanla bir üniversite daha bitirirdim. Senden kurtulur kurtulmaz da
Direc-t ile Mirkelam formülüne kayacağım. Hele bir aydınlığı görelim.





-Sanal korku nedir?. 2.el eşya satışı yapan bir internet sitesinde siteye
komisyon ödememek için ürün ile ilgilenenlere cep telefonunu verdikten sonra
siteden 'Akıllı ol!' ana fikirli mail almaktır Sanal korku.





-TV ile derdim hiç bitmiyor. Oturan bir insan modeli olmadığımdan pek
izlemiyorum. Sadece görmeye değecek kadar saçma bir şey olması lazım.
Onu da ya yemek yerken ya da iş yaparken izleyebiliyorum. Bence 'Evlilik
Oyunu' 2 saat masturbasyon yapıp boşalmamak gibi bir şey. Ne bir kavga,
ne bir absürdlük. Tamamen zaman kaybı. Fakat yeni bir program başlayacakmış
saolsun dostum uyardı. Konu başlıklarından biri; 'Uzaylılar Türkçe mi konuşuyor?'
İşte bunu oturarak izleyebilirim, umarım hayal ettiğim saçmalıkta çıkar.





-Uzaylıyı keşfettik. Bulduk. İletişim haline geçtik. Taşlamadık. Korkutmadık.
Türkçe bile öğrettik. Dünya Türk Olsun ekolunun geleceğe uyarlanmış bir
temennisi gibi birşey.




-'Gölge etme başka ihsan istemem' diyen diyojen'den özür diliyorum. Bugüne 
kadar en favori sözüm buydu ama geçici bir süreliğine maalesef bir değişiklik
sözkonusu. 'Cihazları konfigüre etmeniz için saatlerinizi gereksinen diğer bilgisayarların 
aksine, Mac'e dijital bir fotoğraf makinesi, kablosuz aygıt ya da harici bir sabit disk 
bağladığınızda, çalışmaları için hiçbir ayar yapmanız gerekmez. Gerçekten.'




-Tanrım, dünyamı MAC görüyorum. Hele cümlenin ardından 'Gerçekten' demiyor
mu.. Biri bana hediye edermiş!.





-Çocukken Tanrı'nın sadece yabancılara ait olduğunu düşünürdüm.
Neneme bakıyrdum 'Allah' diyor, televizyondaki Dorothy Teyze 'Oh, tanrım!'.
Çocukluk işte.





-Nadide Sultan hem şaşırtıcı , hem de tatlı bir Sezen Aksu şarkısıyla
geri döndü. 'Olmadı Gitti'. Ozan Doğulu ve Sıla düeti 'Alain Delon' da
eğlenceli bir yaz şarkısı. Serdar Ortaç olmasın da  ne olursa olur.





-Tarkan'ın yeni albümünü heyecanla beklemek için bile güne umutla başlanır.
7 Sezen Aksu Şarkısı ve 'Sevdanın Son Vuruşu' gibi bir hitin bile albümün
çıkış parçası olmadığı açıklanırsa elbet heyecan duyulmalıdır sevgili müzikseverler.





-Ampülün nasıl çalıştığına bile akıl sır erdirememiş bir canlı olarak,
teknolojiye nasıl bu kadar şaşırıyorum ben de bunu anlamıyorum. 
Elektriği çözsem belki bu kadar şaşırmam ama. 




-Sende haklısın. AMA!.




halil ağa
cypaibo@gmail.com

mayıs 2010





              TERS IŞIK ALGILANDI


-Okuyucuyla dedikodu yapan yepyeni bir
gazetecilik anlayışı mı doğdu yoksa ben yeni mi
fark ettim bilemiyorum. Magazinden daha farklı bir
uslup ama bu. Dedikodu değil de, sanki bizi gaza
getirmek istermiş gibi bir şey. Yani halk
arasında 'iş kızıştırmak', arkadaş arasında daha
ayıplıklı bir tabir kullanabileceğimiz durum.  Gazeteden
çıkan bir kol sanki omuzumun üzerinde, 'Adamım bak
ne yapmış bu deyuslar görüyormusun?. Ayıp ettiler!'
diyip sırıtıyor. Ayıp ettiler lafından sonra otomatikman
sağ omuzumun üzerindeki kolun sahibinin tarafına geçiyorum.
Haberi tarafsız okuyamıyorum ki; eli-kolu omuzumda. Ayıp ettiler diyip
geğiriyor yüzüme karşı. Saçlarımın önü hafif hareketlenmeye
kalkışıyor; gazeteyi kapatayım da bitsin bu çile diyorum.





-Nesnelerle konuşmanın delilik olduğunu beyinlerimize
kazıyan Levent Kırcamsı programlar bütünü, sizlere
büyük düşmanlık besliyorum. Eşyayla konuşmak çok
zevkli bence. Çok beğendiğim bir şortla konuşmuştum ilk
önce, 'Şu an çok pahalısın. %30 indirime gireceksin, satılmayacaksın.
%50 indirime gireceksin, yine satılmayacaksın ve %70
indirime girdiğin gün gelip ben seni alacayım abimmm.' dedim
ve aldım. Resmen eşyaya hükmetmiştim. Arada arabama
da konuşuyorum. Sevgiyle karşılıyor beni.





-Arkadaşımın fotoğraf makinesiyle de derin sohbetler
yapmak istiyorum efendim. Güneşe karşı mı fotoğraf çekmeye
çalışıyorsun?. Hooop, 'Ters Işık algılandı. Ayarlar düzenleniyor'.
yazmıyor mu ekranda, içim bir Hoş oluyor. Çektiğin fotoda
zorla gülen şahsın gözleri mi kapalı?. 'Kapalı gözler' yazıyor
ya ekranda işte o an içimi ılık bir ilkbahar esintisi kaplıyor.
Beni kimse istemezse bu makine ister diye geçiriyorum aklımda.
Gülümseme algılayıcısına kurban olduğum.



-Gerçi eşyayla konuşma konusunda farklı anlamlar yükleyen
arkadaşlar var. Konuşma olayının aşıp, duyuların
cirit attığı bir atmosfer bu. Daha renkli aslında.
Dışa vurumu, içe çarpımı farketmez. Sabah'ın
köründe çapaklarımı temizleye temizleye işe
giderken billboardlarda görüyorum temiz bir
örnek. 'Bayrak Bizden Utanmadı.' Cümle her şeyi
anlatıyor diyip, yandan mı geçmeli yoksa koskoca
bir yazı konusu mu yapmalı bilemiyorum.





-Eşyayla konuşmak gayet normal karşılanmalı. Eşyaya
sövmeyi diyalogdan saymıyorum. Orada konuşma değil de
tek tarafın haklı isyanı var. Tek bir kişinin printeri kapasitesinde
üretilmiş bir ürünü, ofis printeri diye pazarlarsan ne olacak?.
Suçlu kim?. Printer mi?. Satıcı mı?. Alıcı mı? . Kullanıcı mı?
Hayır...Bilemediniz. Suçlu Toplum!.





-Bir 'Suçlu kim?' sorusunun cevabını da 'Suçlu Toplum!'
diyerek ve sonuna ünlemini koyarak cevaplamış
bulunuyoruz. Lütfen, şimdi 6 saniye kadar uzaklara bakın.
Bunun işlevi öyle. Suçlu var mı?. Var. E, o da toplum olsun.
Anlam derinleşsin. Herkes hem kendini, hem de içten
gıcık olduklarını suçlasın zihninde.





-Unutulmuş 'argo'ya da ayrı üzülürüm yalnız. Akşam
akşam bana 'Atma receeeppp' dedirtip maziye bakış
attıran ismini bilmediğim kadın; sözüm sana. Sen ne kadar
temizsin ki; Apartman dairesi mi?, Müstakil ev mi? konulu
sokak röportajında 'Sosyalleşmek açısından apartman dayresini
tercih ederik' dedin. Senin ruhun çok temiz be kadın, senin
erkek versiyonunu da geçen yaz arkadaş düğününde gördüydüm.
'En iyisi apartman, ne toz ne toprak. Müstakil ev pislikten
başka birşey değil'. Atma recepler ölmesin, ara ara karşımıza
çıksınlar. Çok sık değil ama arada. Derz dolgu misali.





-Cep telefonuyla konuşurken 15-20 kmh hızla araba sürebilen,
ayni anda arkadan çalan boru seslerini duymayan ve bunların
yanında yolun tam ortasından giderek sağdan soldan geçme şansı
da tanımayan organizmalar; sizler için hiç de temiz hislerim yok.
Ben olsam bu kadar insanın ahını çekme riskini almazdım. Benden
söylemesi, başına birşey gelirse ben sorumlu değilim.





-Dünyanın en sevimsiz görüntüsünü aramaya çıktım. Ne derdim
vardı bilemiyorum. Karşıma ilk önce 'küçük kız sesi ile konuşan kadın'
çıktı. Cııyık cıyıkk sesiyle ve 30 yaşında  3 yaşında çocuk sesiyle
hem sevimsiz hem kulak tırmalayıcı diye düşünürken, birden büyük
bir gürültü duydum. Ortada bir çocuk, yanında anne ve babası olduğu
anlaşılan iki adet normal insan. Biri 'Sarı Kanarya' diye böğürüyor, öbürü
de 'Cim bom bom' diye haykırıyor. Aman tanrım, bunlar  çocuklarına
zorla kendi takımını tutturmaya çalışan ebeveyn insanları.Üstelik
sakacıklı bir uslupla ısrar ediyorlar genç beyin'e. Geldiğim yöne doğru
koşup kurtulmaya çalışıyorum. Tam çıkıyorum derken,
omuzumda bir el, 'Çocuklarımız istismar edildi' diyor. Tanrım bu o!.






Halil AĞA
cypaibo@gmail.com





mayıs 2010



             

         İZMİRİLLO İLE GELEN ÖZGÜRLÜK



-Eurovisionda bir sürü Celine Dion toplanmış gibi
bir durum söz konusu. Şu an yarı final şeysini
dinliyorum televizyonda, hepsi konuşur gibi bir
şeyler mırıldanıyor. Hem sıkıcı, hem de düzgün.
Meşhur ingiliz markası gibi. Gittik gördük o meşhur
sonu 'sıpensırrr' diye uzatılan markayı da. Tezgahtar
arkamda gezip gezip birşey alamayackmıymışım diye
sordu da mesleki hayatının zorlu anlarını yaşadı.
'Burda herşey o kadar düzgün ki, enerjimi düşürdüler.
Cuma gününden ödevini yapmış öğrenci gibi tüm ürünler'.
Söylemesem içimde kalırdı.





-Az önce 'Brezilya dizilerinin sonunda hızlıca akan -aha
da bu diziyi bunlar yaptı- içerikli yazıların arkasında
çalan fon müziği gibi bir şarkı çıktı!. Güzel şey bu erevizyon.
Yepyeni tanımlamalar yaratıyor bünyede.




-İlerki yıllarda kendimden ve hayatımdan tiksinirsem
'Erovizyon değil, erezyon....' konu başlıklı mega negatif
bir yazı yazacağıma söz veriyorum.





-Her sene erovizyonun arkasındaki türkçe dış ses sanırım
ayni kişi. Ama bu sene versiyon yenilemiş. Ermenistan'ın
vatanına ağıt içerikli şarkısına, Hangi vatansa? gibisinden
alaylı bir şey söyledi. Demek ki herkesler upgrade olabiliyor,
fakat nasıl oluyor orası muammaymış.





-Siz hiç kendinizi bir hayvan gibi hissettiniz mi?. Pelteleşmiş
ruhunuzla kelebek yada özgürlük simgesi kuş falan değil. Tabiri
caizse daha lisanssız  daha olmayacak bir hayvan. Kedi, köpek
de olmaz. İnsan evladı olarak kedi yada köpek olacak kadar
temiz bir içimiz yok üzgünüm. Belki aşırı çikolotadan sonra
kendinizi boğa gibi hissedebilirsini(İlerde dayı falan olursam
bu boğa esprisini kullanmayı düşünüyorum. Dayılara yakışan
bir espri). Biz bugün sinek olduk. Evet hepimiz. Ben, köpeğim,
mahalledeki 1 bebek, 4 cocuk, 2 ergen . Rütin, havaya top
atıp peşinde koşma sporumuzu yapıyorken. Ara sokaktan
büyük bir gümbürtüyle sinek ilacı sıkan belediye arabası geldi.
Oldukça hızlı üzerimize geldi, hepimiz bir taraflara saklanmaya
çalıştık. O kadar hızlıydı ki, bacakları ufak olanlar yani
çocuklar çok hızlı koşamadılar. Biçimsiz araba ve içindeki
hızlı şöfor bizi ilaçlaya ilaçlaya bir güzel dağıtıp mutlu olmuştu.
Bir kaç kez sineklerin üzerine üzerine sinek ilacı sıkmışlığım
olmuştur. Hepsinden teker teker özür diliyorum. Bir kere de
dedimin koyunlarına elimin tersiyle 'bürşşşşşşş' demişliğim
var onlardan da teker teker özür diliyorum.




-Dış ses şimdi de Yunanistan'ın Kıbrıs'a her yıl 12 puan
vermesini eleştirdi. Her yıl belirli aralıklarla niye ben bu lafa
maruz kalıyorum diye kendimi sorgulamaya başladım.
Hüzünbaz ruhum depreşirse ilerde 'Dünyayı terk ediyorum..
merhaba uzay....' konu başlıklı bir yazı yazacağımı da buradan
sizlere müjdeliyorum . Her satırda mutlaka olacak kelimeler;
Aşk, hüzün, sevda, ayrılık, terketti.. Hepsinden olacak söz.
Yazımı bitirmiş olsam şu an kafayı vurup yatabilirdim.
O derece.



-Durup duruken aklıma neden Zeynep'in kot şortuyla
araba , uçak v.s sürdüğü 'Kork Benden' şarkısı gelir ki.
Üstelik Zeynep işkenceye başlamadan, kameraya bakıp
'Hazır mısınız?' diye soruyor. Ve bu klibin tanıtıldığı
şaşalı basın toplantısı. Televole dönemi tabi o dönemler.
Pop'u değiştirecek falan denmişti. Off, istiyorum ki
bunlar sadece benim aklıma gelmesin. Arada başka insanların
da gelsin. Gelen varsa, bana da söylesin. Kendimi yalnız hissetmeyeyim
yeter.




-Manga'nın performansında robot kılığındakı kız izmirillo
ile demirlerden kurtulup manga'nın solistinin yanına
geldi. Yanlış anlamadıysam robotlaşmış insan zincirlerini
kırıp gerçek aşkı buldular şeysi yaptılar.





-Nenemin bahçesi çok dağınıktı. Özellikle yaz ayları
okul çıkışı neneme giderdik. Bahçeye bayılırdım. Dağınıklik
bir çocuk için bulunmaz hediye. En çok limon ağacını severdim ama
hem bakımsız hem eski, hem de bana siyah beyaz dönemleri
hatırlatan bir ağaçtı o. İnsanların çok yakın olduğu, yağmur
yağsa ayni evde toplandıkları bir hayat. Ve çokca siyah beyaz
Türk filmleri. Dağınık, samimi, kendi halinde...Yıllar geçti
ağacı tekrar görme cesaretim yok. Ne de olsa her eskiye dönüş,
biraz anı; bolca acı.




Halil AĞA
cypaibo@gmail.com





















mayıs 2010





   YER YERİNDEN OYNASA,
                      BANA Bİ'ŞEY OLMAZ




-Çok uzaklarda olmasam da, uzaklardan buralar nasıl
diye sordu editörüm. Sahi nasıldı diye sordum kendi
kendime. Sanırım cevabı buldum; ' Update vakti geçmiş
bir zamanlar umut vaadeden eski, güzel ve kullanılmaz
durumdaki internet browser'ı Netscape Navigator gibiyiz.'
Gibiyizi fazla, Netscape Navigator biziz!





-Girişteki kendi kendime soru sorma kısmı tamamen yalan.
Zira insan kendine ancak cevabını bildiği soruları sorar desem.
Akşamları bile hava artık üşütmüyorken soğuk havanın son drama
meyvelerini toplasam. Fena da olmaz yani.




-İnsanları ürkütücü hikayelerle korkutmayı çok seviyorum,
içimde bir şey aktif oluyor herkesi herşeyden korkutmak
istiyorum. Çok zevkli. Zaten cümleye '3 harfli' diye başladın mı
olay bitiyor. O ne be? . 3 harfli!




-Lefkoşanın orta yeri de yaklaşık 2 aydır update ediliyor.
Loading süreci devam. Yollar, çember, kilise..her taraf
toz.  Hele hele arabayı yıkattıktan sonra. İşe bisikletle
gitmeyi düşündüm, sonra bu sıkışık ve tozlu trafıkte bile
cep telefonu kullanarak araba sürmeye çalışan 110 kiloluk
adamın gerdanına baktım, hemen vazgeçtim. Kim olsa
vazgeçer bence.




-Kimsenin içinde nefret duygusu barınmasın gibi gayet
yuvarlak bir temenniyi ara ara sunuyorum. Hiç tanımadığın
insana duyduğun nefret türü de sorunlu. Bir de bakmışsın
adam çok iyiymiş. Tanıdıktan sonra ahbap oluyormuşsunuz
falan. Ahbap olma ihtimalimin çok düşük olduğu
bir adamdan hiç haz etmiyorum. Bu yılki ÖSS şeysi birincisi,
sanırım sınavın adı da artık ÖSS değil. Herneyse, çok sinirliyim
Google'a bakmıyorum doğrusu için. Yahu sen TIP ikinci sınıf
öğrencisisin, okulunu bırakmıyorsun  madem ne diye 'Sınava
birinci olmak için girdim' diyorsun. Oğlum senin sorunun ne?. Bu ne pişkinlik
yarabbim. Geçen yıl birinci olamamış da bu yıl çalışıp olmuş.
Bölümünü değiştirmeyecekmiş. Mutlu musun şimdi?.





-Ben çocukken; yeni neslin sınav sisteminn karşısında
direneceğini, bu tarz ezber sistemlere tamah edilmeyeceğini
ve el birliğiyle bunların kaldırılacağını hayal ederdim. Eğitim'in
yanısıra benzer ailevi yarışlarda da pembe düşlerim vardı. Sanırım
'Hayat bayram olsa' şarkısının el ele tutuşmalı kısmından çok
etkilenmiştim.




-Aile saplantısını destekleyen yeni nesil genç modeli.





-Çok yakın dostun yazın ilk günlerinde aşık olması kadar güzel
ne olabilir ey dostlar. Belki o kadar olmasa da yakın güzellikte
ipad var. Ama  Aşk gene başka.




-Ipad haddinden fazla güzel. Gördüğünüz ilk yerde dokunun.



-Analara methiyeler düzen, onları hatırlayın diyen firma emaillerinden
buralara ulaşmak için epey zorlu bir yoldan geçtim ey okur. Hele
otelin biri. Anneme hediye olarak hotel de brunch keyfiymiş vereyim.
90 TL ye. Oğlum 90 tl'ye bir bavuri hellim alıp yerik anamnan garşılıklı.




-Dünyada çok artist, çok şık işler varken; neden ben her sabah güne,
'FW: meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın' konu başlıklı bir
maille güne başlıyorum ey dost. Bir sabahta biri bana bir Abdülcanbaz
karikatürü gönderse ya. Düşününce çok şey istemiyorum sanki.




-'Bu yöntemden % 100 sonuç elde edilmiştir. unutmayın herşey sizin ile
başlar ve sizin ile biter. lütfen tarifi eksizsiz uygulayın.
nasıl okunur : önce abdest alınır, elbiselerin ve bulunan yerin temiz olması iyidir.
abdestin ardından rahatsız edilmeyeceginiz sessiz bir odada bu dualar okunur.
okuma bittiği zaman sadakallahul azim denir ve el fatiha suresi okunur. bir bardak
suya nefesinizi üfleyin ardından besmele çekerek suyu içiniz.
aynı okumalar 7 gün boyunca hergün tekrarlanır. böylece 1 haftaya kalmaz
 allahın izni ile gaylık dan tamamen kurtulursunuz'. Hayattan tat alamayanlar
okudunuz mu?. Adamın biri bunu bir sitede yayınlıyor. Sitedeki yorum sahipleri de mutlaka
bir arkadaşa tavsiye edeceklermiş bu çözümü. Oraya , buraya reklam da vermişler.
Çok ama çok saçma bir yere gidiyoruz topyekün.




-Göksel, Mor ve Ötesi, Athena ve Özlem Tekin... Ard arda iyi müzik
içinde kaldık resmen. Özlem Tekin'in 6.albümü 'Bana Bişey Olmaz'ı tam
bir sindireyim de sizlerle paylaşayım. 






HALİL AĞA    
cypaibo@gmail.com




mayıs 2010




                        MANTİN


-16. düzenlenen KRAL TV müzik ödüllerini zevkle
izledim. İnternet yaygınlaşmadan önce müzik piyasamızı
resmen şekillendiren bir oluşumun bugün ne kadar etkisizleştiğini
görmek bende derin mutluluklar oluşturuyor. Plak şirketleri para
vermiyor diye nice albümleri, nice isimleri yedin ey Kral.
Daha beter ol deyesim var ama ulusal kanallarda yayınlanan
tek müzik organizasyonu olmasından dolayı da yok olmasını
istemiyorum. Aday gösterilen isimler bile katılmamış törene,
adaylar dersen eski mantıkla seçilmiş. Aynı gruba bağlı
DMC nin tüm sanatçıları bol bol ödül almış. Düşünün,
ilk ödül töreninin gecesinde doğan çocuklar bugün Facebook'da
ota boka 'LIKE' yapar yaşa gelmişler o derece. Hayat
değişiyor, KRAL TV mantığı direniyor.




-Ajda'nın arkasında playback yapan ENBE orkestrası da
dünyada bir ilki gerçekleştirdi. Playback yapan orkestra!.





-Aslında bir zamanlar etkili olan ve tasvip etmediğim
bir kişi, marka veya oluşumun düşüşünü izlemekten hep
keyif almışımdır. Misal, 'Kınalı Yapıncak'ta Hülya Koçyiğit'e
yerleri süpürten, laf sokma manyağı yapan, kafasına
kafasına vuran, tecavüz edip sokağa atan Aliye Rona ve
ailesini düşünün. Devran döner, Aliye ve çetesi fakir olur
ve ev satılığa çıkar. Evi kim alır?. Bi tabii Hülya
Koçyiğit. Hangimiz zevk almadı bunu izlerken ey vatandaş?.
Hangimizin ciğerinin yağı erimedi sorarım. Hayat hep böyle
birşey olsun istedim, olmadı. Ama belki olur ümidindeyim.
Hele Hülya Koçyiğit'in alini öpmeye çalışan Aliye Rona
dakikaları unutulmaz.



-Film dedim de aklıma geldi. Filmlerimi farklı bir düzene göre
kategorize edesim gelmişti geçenlerde.  Aksiyon , komedi,
gerilim falan değil de olaya bağlı bir düzenleme düşündüm.
Şöyle ki, 'Fena tabiyatlı zenginlerin günü geldiğinde beş
parasız kaldığı filmler', 'Fena tabiyatlı zenginlerin en çok
fenalık yaptığı insan tarafından evlerinin satın alındığı filmler',
'İçkisine ilaç atıldıktan hemen sonra polis baskınıyla olay
yerinden uzaklaştırılan ve nispeten kurtulan kızlı film',
'İçkisine ilaç atıldıktan sonra başka bir yatak odasında
uyanıp 'burası neresi?' bakışı atıp böğüren kızlı film',
'fakir fukarayken sesi keşfedilip ünlü olup, filmin bir
yerinde plakların masanın üzerine atıldığı filmler' 'bir miras
davası için idam edilmeden bir gün önce evlenen şahsın suçsuz
olduğunun kanıtlanması ve bu evliliği ciddiye aldığı filmler' 'kötü
hastalığa yakalandığını öğrenince sevdiği adamdan/kadından
hastalığını gizleyerek, kendinden nefret ettirme yöntemiyle
ayrılmalı filmler'. Denedim ama özellikle son madde hemen hemen
tüm filmlerde olduğu için kategoriler birbirine girdi vazgeçtim.
Her filmi en az 20 defa izlediğimden zaten konuları hafızaya
yazdım. Yaşasın yeşilçam ve onun beynimizi zorlamayan senaristleri.
İyi ki vardınız.  






-Apartman önündeki bazı çöpler kadar varlığımı hissettiremediğimi
düşünüyorum bazen. Belki de, onlar varlığını oldukça keskin hissettiriyorlar
bilemiyorum.



-Hafta boyunca arkadaşlarıma da sordum durdum 120 yıl önce
ilk plağı keşfeden adama deselerdi ki 'Ey vatandaş biliyormusun ki;
120 yıl sonra insanoğlu bu plaktan daha düşük ses kalitesinde şarkılar
dinleyecek'. Traş olurken aklıma gelen bu sorunun en buyuk suçlusu
radyocular. Radyolarda sıkıştırılmış
MP3 çalan insanlar ayıptır ayıp. 120 yıl yahu. MP3'ün de düşüşünü
görürüz inşallah(Kınalı yapıncak tadında).




-19 Mayıs'ta halk gösterilere gitmek yerine  Güney Kıbrıs'a
mağazalara akın etmiş. Bir takım zihniyetler gercekten hiç
değişmeyecek gibi. Apple'ın son harikası Ipad'e dokunabilmek,
IKEA'dan Lack sehpaya yalnızca 9.99 Euro'ya sahip olmak
veya Brabantia'nın nano teknoloji mutfak gereçlerini
izlemek; elinde mantin sallayan bir sürü genç irisi görmekten
çok daha keyifli. Mantini geçtim halen daha folklor oynayan
var yahu!.



-19 Mayıs'a alternatif eğlence de olabilir mesela. Mantinsiz,
folklorsuz bir kaç sıkıcı olmayan dans gösterisi ver arkasından
konseri coşsun millet. Herşeyi de benden beklemeyin.



-Kurban ilk kez Kıbrıs'ta. 29 Mayıs Cumartesi Girne Jasmine
Court Green Garden'da!. Hatırladıkça kalp ritmim hızlanıyor.
Gelen eğlenir, gelmeyen televizyonda leymonatta reklamı izler.




-Gecenin gece yarısı Flash tv yapımı korku ve dini filmlerden
kesitler izleyip yeterince elektrik sorunu olan beynimi zorluyorum.
O değil korkuyorum da. Klu klax klan kostumu gimiş bir çobana yol
gösteren bir kuzunun hikayesini izledim az önce. Kafasından ışık
çıkan ihtiyar falan var. Resmen korktum.



-Kötü oyunculu, kötü çekimli, kötü senaryolu korku filmleri
beni hep daha çok korkutmuştur ama dini dizilerde ihtiyarın
öğüt verdikten hemen sonra kaybolması gibi bir ürkünçlük
yok.



-Baykal ve sex. Yanyana geldiğinde bile hayattan soğutmaya
yetecek ikili. Dünya bazen çok acımasız.




cypaibo@gmail.com
HALİL AĞA



























nisan 2010




 
                                    ÜNLÜ


-Oldum olası ünlü birileriyle övünen insanlardan hazzetmemişimdir.
Ünlü diyebileceğim iki kişiyle Beyoğlunda yürürken tanıştım. Biri
Murat Kekilli, diğeri de Göksel. İkisi de gayet doğal, biri ekstradan
güzel. Ne konuşacağını da bilemezsin ki ünlü görünce. Değişik bir
tonlama. İşte bazı adamcıklar ünlüye selam verdiği anı öyle bir
anlatırlar ki, sanırsın ünlü ara ara 5 çayı içmeye geliyor evlerine.
Ünlünün cep telefonu kendisinde vardır ama ünlüyü çok aramadığı
için zamanla numara zaman aşımına uğramış. Ünlü, ünlü olduğundan
sık sık numara değiştirimiş. Tabii bunun birde 'ünlü şahsın kendisiyle
yatmak istemesi' versiyonu da mevcuttur. Pis bir geyik, upper bir
seviye. Gördüğün yerde kaç.





-Durduk yerde ünlü hevesliliği konusundan boşuna giriş yapmadım elbet.
Esas konu o kadar zihni meşgul etti ki, nasıl başlayacağımı
bilemedim a dostlar. Gazeteyi açıyorum her sabah olduğu gibi.
Bende isterdim kahvemi yudumlarken gazete okuyordum demeyi
ama ne mümkün. Genelde gazete okurken diğer taraftan biriyle konuşur,
diğer taraftan cep telefonumdan sabah şarkısı arArım. O açıdan bazı
haberleri algılamayıp geri dönmüşlüğüm vardır. Bu sefer beni geriye
kilitleyen bir haber değil, reklam. 'Talat Varsa Bende Varım. Çünkü,
beni dünyaya bağlıyor' cümlelerinin altında elinde bir fotoğraf tutan
genç bir bayan. Fotoğrafta Hillary Clinton ve Talat el ele sıkışırken.
Talat'ın dünyaya bağladığı kadın sözüm sana. Sen nasıl bağlandın?.
Ben beceremiyorum da. Bana  da yardımcı olabilirseniz. Gerçekten sen
de gelebilirsin, Talat da gelebilir. Beni de dünyaya bağlayın. Evet, bunu
gerçekten istiyorum. Hayır, Talat beni dünyaya bağlayacak desen gelecek
zaman derim. Fakat bu devam eden birşey.-yor eki. Bağlıyor. Ne ile
bağlıyor HDMI?, iLİNK? Bluetooth?, yoksa SCART ile mi bağlanıyorsunuz
oğlum. Bana da söyleyin. Gerçekten canım çekiyor. Hayır, bana yol gösterin.
Bağlanmak isteyen arkadaşlarım da var. Ben onlara anlatırım.
Ve tabii Hillary Clinton. Talat'ın yüzündeki ifade; işte bu!. Evet, ben
bu kadınla el sıkıştım bana oy verin. Ben bu kadınla görüştüm. Hello dedim,
o da bana hello dedi falan. Evet, bu kadar da gelişmiş bir yapımız var.
Sonra ben Ban-ki moon ile de el sıkıştım. O halde ne yapmalıyım?. Bi
tabii bütün seçim propagandasını bunlar üzerinden yapmalıyım. Evet,
Ban ki moon ile el sıkıştığım için bütün ülke halkı nasıl refaha ulaştıysa,
bunun devamı için uğraşıyorum. Resmen ünlülerle toka ediyorum
bakın görün. O yüzden connect the world men!.






-Seçimler bitene kadar bana daha mazleme çıkacak ha. Gitgide daha
fantastik oluyor herşey. Her seçim aday olan bir arkadaşın afişinde
'Yol Verin Sizi Kurtarayım!' yazıyordu. Cem Uzan'la bu adam tanışmasın.
Tüm dünya vatandaşları için iyi şeyler olmaz bundan eminim.




-Kurban'ın Sahip'i zihnin kör noktalarını açıyor. Ruha iyi geliyor.
Resmen bir öküz kadar sert, bir kelebek kadar kıyılamaz bir şey.
Copy-Paste olayını pek sevmesemde; Misafir şarkısından:
'Çok eski bir dostuyum diyen bir adam / gün gelir, kapım
çalarsa  benim için 'öldü' deyin.  Güzel yüzlü, sert bakışlı, zor bir
kadın derse 'geldim anılarla' 'seni çoktan gömdü' deyin...'




-Oh be, eski dosttan yeni dost, eski aşktan yeni aşk olamayacağını
iddia ederken anlam güçlendirmesi amacıyle fon müziği buldum.
Devir pazarlama devri. Bak Apple'a haziran 2010'da IPHONE 4G
geliyormuş. Şimdiden Konuşmaya başladık. Pazarlama önemli.
Ban ki moon, Hillary Clinton falan filan.





-Resmen 1 Nisan ruhunu kaybettim. Ve biz büyüdük kirlendi dünya
edebiyatına bağlıyordum bugun bir ara vazgeçtim. Sizlere de 
yapabilirim aslında. Ve balonlarımız uçtu önce. Kalemlerin rengi
bile değişmişti.. Daha lacivert geliyordu herşey. Koşma dediler.
Şaşırdım. Koşmadım, coşmadım... Bir de baktım ki evraklar arasında
boğuşan bir adam.. Yalnız ve Issız... 1 Nisan'ı bile kaybeden bir adam...




-Kolaymış. Sizde deneyin. SMS olsun, sözlü olsun farketmez.




-1950 lerin fotoğraf teknolojisinden midir nedir, kadınların yüzünde bir
nur, bir aydınlık var.



-O değil de Digital SLR ile çekilen fotoğraflarda herkes güzel, herkes
tatlı. Yaşasın Digital SLR!





-Bak gene seçime geldim. Henüz algılamaya çalışıyorum. Cumhurbaşkanı
halktan para mı topluyor?.  Yanlış anlamış olmalıyım.




-İşyerinin önünde en az 5 arabalık park yeri olan bir dükkan var.
Arabanızı 2 dakika bile park edecek olursanız patır patır yanınıza
koşar ve kesinlikle park etmemeniz gerektiğini söylerdi. Kimseyi
park ettirmedi. Dükkanının  önü tertemiz kaldı. İki kuruş ekmek
parası kazanmaya çalışanlara da park ettirmedi, zenginlere de.
En sonunda arabanın biri, vitrinden içeri girdi!. Geçmiş olsun
diyorum ama sanki yılların acısını çıkarmış o araba. Geçmiş olsun
o ayrı.




-Keşfedildikçe keşfedilecek kadın Banu Alkan. Doğuş dostun gönderdi de
ben de keşfettim. Üzerinde koskocaman bir kürkle limanda gezinen Banu
direk olarak kameraya bakıyor. Ve insan neden intihar eder konulu kısa
bir Hayat Bilgisi dersi veriyor. Yönetmenden de razı olsun, senden de,
80 ler ruhundan da.



-apışının arasıyla düşünen
yaratanı yapma dese de yapar
ölünce elbet herkese bir ev var
ve bir kısmının manzarası ateştir'   KURBAN /   YOBAZ





halil AĞA
cypaibo@gmail.com














nisan 2010




                        ENİŞTE


-Kim ne derse desin akrabalık tanımlamalarından en
şanssızı enişte. Bir kere adı çıktı, bir daha paklanmaz.
En tembel o, en umursamaz o, en hayırsız o. En
avantacı da o. Ben daha ailesindeki tüm enişteleri
normal olan bir oluşum görmedim/duymadım. İşten
erken çıkmak için araba sürmesini öğrenmeyen enişte
bile varmış. Araba sürmediği için otobüse binecek eve
erken gidecek. İşten erken çıkmak için böyle bir bahane
bulmasına mı yanarsın, tembelliğine mi, 40 yaşında adam
araba sürmeyi bilmediğine mi yanarsın?. Enişte işte, gayet
normal.





-'Enişte, Gel iç sütlü erişte' diyip anıra anıra güldüğümüz
gerzek bir çocukluk yaşamışım ha. Çocukluğa dem vurup
prim yapasım var  ama haddimi bilirim. Tanju Okan'ın
Çocukluğum şarkısını dinledim bugün. Doyasıya ağlamayı
çocukluğundan yasaklandığını bildiriyordu Tanju baba.
Saygı duyar, had biliriz.





-Aslında farklı enişteler de duymuyor değilim. Tuttuğunu
koparan, yeğenlerine hediye alan falan. Sadece dedikodudan
ibaret olsa gerek, canlı örneğini görmedim henüz.




-Hava değişiminden olsa gerek, kasvetli bir ruh hali gelip
gelip gidiyor. Sezerciğin son dönem filmlerine sardım stres
atmak amaçlı. Son dönem filmlerinde sezerciğin vücut-kafa
orantısızlığı ve ergenliğe giriş sevimsizliği had safhada.
Sezercik piç olduğu için, okulda herkes anlamsızca kendi anasından
babasından bahseder ve sezerin koca kafası öne düşer. Ana
sevgisinin çeşit türlü dramalarla kalbimize kazındığı bu filmlerde
Perihan Savaş makyajlı bir halde inek sağıyor, kendisinden alınan
yavrusunun yerine şeherden plastik bebek alıp yıllarca onu
bebesi biliyor. Sezercik annesini şehirli ediyor falan. Aslında
inek sağan Perihan Savaş görüntüsü zihinde hafif tahribat
yaptığından gerisine konsantre olamadım.





-Bir gün çok zengin olursam ben de 5-6 tane hoca tutmayı
düşünüyorum. Biri müzik, biri oturma-kalkma, biri düzgün
konuşma, biri da insan tavlama , biri genel kültür hocası
olacak. Gerçekten bunları istiyorum. Düşüncesi bile heyecan
verici. Hataları düzeltecekler falan. Lamborghini daha sonra.





-'Talat KKTC’yi nelerden koruyor?
     Dünyayla kavgalı çözümsüzlük siyasetinden, uluslararası toplumun
dışlamasından, eski statükonun karanlığına dönüşten, küçük hesaplar
ve kişisel çıkarlarla toplumu bölen partizanlık ve kayırmacılıktan.'
www.talat-kktc.org'dan bir bukle okudunuz. Bu seçim çalışmaları
sebebiyle halkın ekonomik sorunlarının olduğunu fark ettiğini belirten
Cumhurbaşkanı'nın soru ve cevabı bu. Pazar gecesi Bizimkiler dizisi
bittikten sonra aceleyle üstün körü yaptığım türkçe ödevleri gibi olmuş.
Soru ve cevap. Bu tarz kolpa soru ve cevapları bir de radyo programına
ilkokul çocuklarını çağırıp büyünce ne olacaklarını soran programlarda
bulabilirsiniz. Seçim bittikten sonra kolpasız kalmayın!.
-Astrolojiye inanmayıp şiddetle karşı çıkan adamlar var.
Genellikle tüm yeniliklere de kapalı olan bu adamların her fal
konusu açıldığında kendi kendine geliştirdikleri bir savunma
var. 'Madem, falcı o gadar bilir neçin sayısal lotonun sonuçlarını
önceden bilip zengin olmaz'. Karşı taraf her ne kadar falcıların
kendi çıkarlarına bir şey yapamayacağını savunmaya çalışsa
da sonuç değişmez. Gördüğü dünyanın ötesini hayal edemeyen
adam amacına ulaşmıştır.



-Bir de ısrarla bilim ışığından kaçan kadın var. O daha tehlikeli.
İsveçli bilim adamlarının araştırmalarını istediğin kadar söyle
o yine çamaşır suyuyla bulaşık yıkayacak ve seni azar azar
kansere yaklaştıracaktır. Çevrenden uzak tutmadığın müddetçe
sana zarar verir.
-Hande yener  şaşırtmaya devam ediyor. Son albümü 'Hande'ye neler
oluyor?'. 2010'un ilk eli yüzü düzgün POP albümü. Büyük patlama yapar
diyor kendisine buradan başarılar diliyorum.
-Az önce Hande Yener'e başarılar diledim!. Twitter ruhu bu olsa gerek.
Dünyadaki tüm dedikoduların merkezi; www.twitter.com.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

nisan 2010




                 SİYAH BOĞAZLI KAZAK


-CEM UZAN'ın yakalanma haberleri okuyorum tek tek.
Milletçe büyük bir sevinç var. Sanki yüzde 8 oy'u ben
verdim diyesim var. Bana ne aslında. Cem Uzan'ın 90lı
yıllarda STAR TV için yaptırdığı absürdötesi film ve
dizilerden başka insanlığa bir faydası olduğunu sanmıyorum.
Zampara Seyfettin, Zıpçıktı, Aynalı Tahir,Canısı gibi
başyapıtlar için teşekkür eder, 23 yıl için kolay gelsin
diyorum. Ek olarak haberturk'ün internet sitesindeki
fotoğraflarıyla hafızalarda yer edecektir kendisi. Bir
çift mavi pirili, içerisinde ufacık sanal dolar logoları. İçim
ürperdi resmen.  Para hırsının dışavurumu bu olsa gerek.




-%8 oy; kontor, konser , ekmek arası döner. Hele ekmek
arası döner çok ucuz olmuş sayın vatandaş.



-O değilde mazotu 1 TL yapacaktı bu zat. Mizah
adına ihtiyacımız  var böyle adamlara.



-Dünyayı bilmem ama ben bu ülkede kolej sınavına girecek
çocuklara çok acıyorum.



-Seçim çılgınlığında son hafta. Her sabah artık bana sırıtan gözlüklü
bir adam görmeyeceğim için çok mutluyum. Dalga geçiyor gibi
resmen. Her apartmanın tepesinde o var. Yakınen baktım, müthiş
bir baskı kalitesi var. Binlerce afiş. Çevre kirliliği bir yana bana
en çok koyan bu afişlerin asıldığı binaların yolunun delik deşik olması. Önce
yol, sonra sırıtma. Önce yol, sonra sinirlerimizi boz. Önce yol,
sonra dünya ünlüleri. Biz sizin modunuzda dünyaya bağlanamadığımızdan
arabalarımızı almak için çok çalışmamız lazım. Yollara dayanamıyor arabalarımız.
Lütfen ama. Yıllarca eleştirdiği adam'a mı benzemeye çalışıyor?. Gözlük, retro parlak kel photoshop'u!.
Evet, evet. Hırs kötü bir şey. (Bkz. Cem Uzan).





-Hande Yener iki şarkıyı tek klipte birleştirdi. Başarılı, yaratıcı.
'Güzel şeyler de olmuyor değil' temalı bir haber gibi algılayalım bunu.




-Cumhurbaşkanı adayını öven yalaka gazetecimizin tahtını alacak
başka bir gazeteci buldum. Lider koltuğunda bu sefer Türkiye'den
bir köşe yazarı. 'Geçen gün Levent Kırca ile buluştum. Meğer hayran
olunacak başka ne özellikleri varmış...'. Yazıya resmen böyle başladı.
Yani ben bu adama röportaj teklif ettim, o da kabul etti. Yazı boyunca
yıkama yağlama komple  başlıyorum. Başlangıçtan sizi
uyarayım da üstümde kalmasın. Adam da Levent Kırca yani. Sarhoş
taklidi yapa yapa kitlelerin mizah zevkini körelten bir zat.




-Herşeyin kötüye gitmeye başladığı anlarda herkesin bir
tesellisi vardır. Benimki , İlhan Şeşen. İlhan Şeşen'in siyah boğazlı
kazak giydiği günleri bile atlattığımızı düşünüyorum hep. Hani,
'Neler Oluyor Bize' diye sesini ağlamaklı yapıp kadınlara olgun ve
yakışıklı erkek olarak pazarlanmaya çalışıldığı o dönem. İşte, onu atlatan
herşeyi atlatır. Ne marduk, ne 2012. Vız gelir, tırs gider. Anlam
güçlendirmek isteyenlere ekstra hayalgücü; aşkı tarafından terk
edilmiş İlhan Şeşen bar taburesinden oturup hafifce yere doğru
buğulu gözlerle bakıyor. Hele şükür  bunları atlattık be dost, kim tutar
bizi!.




-90'lı yılların en doksanlı şarkılarından oluşan 2 CD'li karma bir albüm yayınlandı.
Ossi Müzik şarkıları gayet iyi seçmiş. İşte o eserlerin içinde kazaksız döneminden
bir adet İlhan Şeşen Eseri var. 'Bir daha anlat annane'. Şarkı terbiyesiz bir
gocagarının yaptıklarını utanmadan anlatan bir torunun gerzekliğinin hikayesi..
Ben bu yaşıma geldim 'Annane, annane, bir daha anlat annane.
Beyoğlu'nda gezerdin, gözlerini süzerdin .Erkekleri peşinde tek tek sıraya dizerdin' diyen
bir torun görmedim. Hem de neşe içinde!. Sanırsın Rio karnavalında bongo çalmaya
gidecek deyyus. Ayıp. Dalyan gibi adamlar mı istersin, köşkler, saraylar mı?.
Ben neneme dalyan gibi adamları sormaya kalksam biliyorum başıma geleceğini.
Bu ne rahatlık, ne  hürmet bilmezlik. Çağdaşlık bu olmamalı sayın aydın.
Sonunda nenesine  aşkı soruyor. Biz bildik mi ki, o yaşta kadın bilsin?.




-Ağlayan smiley li protesto yapan öğrencilir, siz napıyorsunuz kuzum?.
İster haklı olun, ister haksız; Bana smiley'li basın bildirisiyle gelmeyin lütfen.
Kendimi MSN'de kankacılık muhabbeti çeviriyoruzn sanıyorum. Üzgün smiley de ne sevimsizdir
yalnız. Bakınız, :(  Oysa Yalaşık smiley öyle mi? :P




-'Sezercik Ahmetciğe mağarada baktıktan sonra biz her halikurda
kendimize bakarız sayın kendim.' Saykodelik içsel muhabbetlerden bir
demet.




-Garip bir gerginlik hissediyorum atmosferde. Bu haftayı atlatsak
ta kurtulsak . Kurtulur kurtulmaz, 'O kınadan bu kınaya çirkef sıçramışş.
45 yaşında da Adile de hanım pekde kartlaşmışşş' diyerekten
böğüresim var sayın halkım.




-Kraliçe geri döndü. Özlem Tekin'in 27 Nisan'da yayınlanacak yeni
albümü 'Bana Bi'şey Olmaz' ın ilk video klibi 'Yatağım Boş' video
müzik kanallarında ve internetin her yerinde. Her albüm farklı
bir tarz deneyen Tekin, bu sefer genel kitleyi de epey etkileyecek
gibi görünüyor. Müzikseverler müziğini konuşacak, et severler
fazla kilolarını. Hayat böyle geçip gidecek.





Halil AĞA
cypaibo@gmail.com







mart2010



 

               YAŞLI BİLGE ADAM



-Seçim afişlerinden gerçekten korkuyorum. Afişlerde
yer alan iddialı sloganlardan yana derdim yok. Benim derdim
fotoşop. Büst gibi bakıyor parti liderleri, makyaj falan da
değil yüzlerindeki daha değişik bir madde. Bildiğin  2025
yılının Robocop'u. Evet, evet. Hayallerdeki teknolojiyi
bugünden bize sunuyor sevgili politikacılarımız. Bu kadar
kusursuz insan duruşunu da en son TEKKEN 6 oyununda
gördüğümü hatırlıyorum. Oyunun yapımcı firmasına seçim
afişlerini yollasam tüm dünya toplu harakiri vukuatıyla
sarsılır. Hem böylece ülkemizi de tüm dünyaya tanıtmış
olurum. Destek bekliyorum.





-Herşeyi devletten beklemeyelim kampanyası kapsamında,
'Ülkemizi nasıl dünyaya tanıtırız?' sorunsalına çözüm
ürettikten sonra buradan tüm militanlara hep birlikte
çağrımızı yineleyelim. Seçime yanaştıkça
elinizdeki bayrakları bizlere yaklaştırıyorsunuz. Siz bayraklılar ve
biz bayraksızlar. Sayıca sizden çok fazla olmamıza rağmen,
üçer beşer toplanıp sabahın köründe bayrakları yol
kenarında gözümüze sokabiliyorsunuz. Sayınız üçten
beşten fazla olunca direkman yol kapayıp yollarda
bayrak sallıyorsunuz. Sakin kafayla düşünürseniz insanlığınızdan
utanacaksınız. Evet, şimdi düşünme zamanı. Devir, 'Mitingde istediğim
kadar coşayım, cuma akşamları arabaları engelleyecek şekilde
yollarda bayrak sallamayayım' devridir a holiganlar. Lütfen ama
ayıp oluyor.








-Kırmızı ışıkta bekliyorum. Yan tarafta elektronik mağazası.
Vitrinde şahane bir LED TV. LED TV'de küçük Ceylan büyümüş
bir halde ağlıyor. Kafasına tanımlayamadığım anadolu motifli
birşeyler takmış. Şarkı söylerken kahroluyor, maraz ediyor,
yerlere bakıyor. Ve bunların hepsini yaparken kafasındaki
nesneler de kendisine eşlik ediyor. Japon kardeşlerimizi
bu hafta epeyce  düşünüyorum ama sanki LED TV'de
Ceylanımızın olmaması lazım. Biz onu LED'siz de severiz.
1920X1080 çözünürlüklü televizyonu icat etmek için
kafayı sıyırtan japon kardeşlerimizi de düşün be Ceylanım.





-Bu arada Ceylan gitgide Nilüfer'e mi benziyor. Yoksa bana
mı öyle geliyor?. Evet, evet benziyor.






-An itibariyle Kurban'ın şahane albümü 'Sahip' piyasaya çıkalı tamı tamına 3
gün ve albüm henüz adamıza gelmedi. Çok sinir bir durum olacak
bu durum için kendimi albümün mp3 ünü indirmemekle terbiye
ettim resmen. Yazının yayınlandığı güne albüm sanırım adaya
gelir. Yaş ilerledikçe istikrar artıyor mu ne?.




-O değil de, Pamela'nın albümü gerçekten iyiymiş. Özensiz
fotoğrafları ve kartoneti ilk başta müziğin ötesine geçer
gibi yapsa da öyle değil. Şarkılar sağlam.




-Seçim mitinglerinde de yeni trend yalaka gazeteciler ha.
Ver eline mikrofonu, övsün adayını. Arada duygusallık
falan yapsın sonra gaza gelme moduna girsin.  Oh,
gizli saklı yok artık. Yalakalık fena hastalık. Para arsızı olmak
daha fena. Ama en fazlası bunlara inanıp bayıla bayıla
okumak. İşte en fenası bu.




-Hayatının herhangi bir anında bir kere olsun Hülya Avşar-
Gülben Ergen kıyaslaması yaptıysan bil ki, sen aslında  çok
temiz bir insan değilsin. Temizsin belki ama asla çok temiz
değilsin.




-Tam aşk mevsimi. Yorganı, battaniyeyi dolaba kaldırıp
incecik bembeyaz çarşafı çıkarıp, yatak odasının camlarını
ilk kez açacağın gecenin gündüzü aşık olmalı. Yatağa
yattığında bedeninde bir hafiflik, tavana bakıp bakıp aşkını
hayal edişin. Kelebekler uçuşsun içinde. Fırsatı kaçırma.





-Geçenlerde çok eski maillerime bakarken O'na rastladım.
O bir devrin efsanesi, bir zamanların yıldızı. Umutsuzların
umudu, sevdalıların sevdası. O hem eğitici, hem öğretici
hem de sempatik. Evet ,O. 'Yaşlı Bilge Adam' maili...
Forwardlana forwardlana gezmediği diyar kalmamış.
Öğretileriyle gabız gençliği aydınlatmış bir yüce kişilik.
Yerini yavaş yavaş 'Yurdum insanı' temalı maillere bıraksa
da seni asla unutmayacağız yaşlı bilge adam. Ne balık tutan
fotoğrafının yanında yazan nasihatları, ne de insanlardan
uzak yaşadığın kulubeden insanlara dikkat etmemizi salık veren
vaazlarını unutacağız yaşlı bilge adam. 'Yahu ne öğretisi,
adam gelmiş 100 yaşına, bırak allahasın!' demekten aciz bir
gençlik olar seni hep seveceğiz 'yaşlı bilge adam.'
 



-'Buyrun memur bey bu kimliktir / Kimlikle kibirlik cahilliktir.'
diye başlayan bir Mahmut Tuncer şarkısı buldum. Nereli
olduğumuzun önemli olmadığını belirtip hepimizin dünyalı
olduğunu belirten şarkının finali,' Dünyadan başka mekan
bilmem' cümlesyle tamamlanıyor. Protest müziğe bir de
Mahmut Tuncer'in açısından bakmak lazım. Evet.




halilAĞA
cypaibo@gmail.com





mart2010





                     KÖPEK


-Benden başka birilerinde olmasını istediğim bazı takıntılarım
var. Yeryüzünde yalnız olmak istemediğim cinslikler bunlar.
Ütüyü açık unuttum mu?, kapı açık kaldı mı? gibi klasik takıntılara
ek olarak varlığını sürdürüyorlar. Mesala piyango biletimin sonuçlarını
yanlış mı gördüm acaba?.  Belkide verileri internete giren adam
yanlışlıkla bir sayıyı yanlış yazdı? Ve ben büyük ödül sahibi olarak
biletimi kazanmadım diyerekten yırtıp attım!. Daha büyük
sorun olur mu rabbim?. Belki kazanmışımdır da haberim yoktur
diyerekten yırtmadığım piyango biletleriyle dolu çekmecelerim.
Onlar bana bakıyor ben onlara, hipnoz olup kendimden geçiyorum
bazen....Yolda yürüyormuşum. Aniden önüme bir kağıt parçası
uçuşuyor. Bakıyorum milli piyango çekiliş sonuçları..Eve geliyorum
o tarihteki biletimi arayıp buluyorum. Meğer büyük ikramiyeyi ben
kazanmışım. Dairelere koşuyorum, paramı verin diyorum. Malesef
diyen ifadesiz suratlar..7 ay geçmiş çekilişin üstünden. Böğürüyorum,
ama ben bunu kontrol etmiştim.. Eve kapanıyorum, yanımda bir tek
annem. Alnıma ıslak çapıt koymuş, diğer taraftan ekşili şehirge
çorbası yapıyor bana. Resmen lohusa gibi yatıyorum üzüntüden.
Eş, dost geliyor 'Para önemli değil, sağlık önemli' konu
başlıklı vaazlarda bulunuyorlar. Hak verir gibi oluyorum bir süre.
Onlar kaçınca biraz uykuya dalıyorum. Çok geçmeden bir motor
homurtusuyla uyanıyorum. Babam diskavri çenil'da program adı
'harika mühendislik' gibi birşey olması gereken bir yapım izliyor.
Civciv sarısı Lamborghini resmen asfaltı kazıyor, camdan atlayasım
geliyor.





-Az önce  okuduklarınız kurgudan öte birşeydir. Her bilet
aldığında benzeri halüsinasyonlar gören bir Koç burcu insanıdır.
Halüsinasyonlarımız zaman zaman farklılıklar göstermektedir.
Lamborghini olmaz, Mercedes F800 olur. Belki Dubai'de bir
ev, belki 1960lardan kalma hiç kullanılmamış orjinal MINI.
Kahramanlar farklı, kurban aynı.





-Kendimi de Kurban olarak adlandırdıktan sonra gerekli acındırma
unsurlarını tamamlayarak yepyeni konulara geçebilirim.





-Lefkoşa Surlariçi bölgesinde resmen işçi-memur-halk 3 lüsü
belediyeye karşı. Tam bir threesome savaşı yani. Çalışan kesimin
arabalarını park ettiği alanları önce paralı otopark yaptılar. 3'lü
buralara park etmeyince, her tarafı sarı çizgi doldurdular. Ardından
zabıtalar devreye girip sağlam cezalar yazmaya başladı. 3'lü
yine paralı otopark'a park etmedi. Şimdi yeni teknik arabaların
park edebileceği özgür alanlara gelişi güzel zincir çekmek.
Sevgili Sony, üzgünüm. 1080p çözünürlüklü, cell işlemcili ,
blu ray oyunlarının hakkını yememek lazım  ama bu daha heyacanlı.
3'lü kaçıyor, belediye kovalıyor. Kim kazanacak?
Coming sooooon!.






-Evin birinde yangın çıkıyor. İtfaiye olaya müdahele ediyor.
Evin hamile köpeğini de kurtarıyorlar. İtfaiye memuru yorgun bir biçimde
iki büklüm! nefes alırken köpek gelip burnunu yalıyor. Ve bu kare forward mail
camiasında yüzlerce kişiye gönderiliyor. Sokakta köpek görse tiksinecek
kitle işte hayvanların sevimliliği falan ahkam kesiyor. Mailin gittiği
herkese aynı anda ;'madem bu kadar seviyoruz yemek artıklarını
toplayıp her hafta barınağa gidip, mahallemize su içecekleri
kaplar da hazırlıyoruz' dedim. Kimseden çıt çıkmadı.
Suya sabuna dokunmadan pembe dünya olur mu ey halkım.






-Birşey sevgisini uzun uzadıya anlatmayı sevmiyorum. Karşı taraf
sıkılır, kendi içinde birşeyler azalabilir. Fakat, 3-4 tane köpekle
biraz oynadıktan sonra kendi kendime kızıyorum. 'Yahu bunları
bırakıp niye insanlarla muhatap olmaya gidiyorum yine!'.





-Pamela'nın 4.albümü 'Stil Zengini' bu hafta piyasaya çıktı.
Koşarak aldım, şaşırdım. Albümün soundu algılayamayacağım
kadar modern sanırım. Deniyorum, oluyor gibi geliyor. Ya çok
zirveye çıkıyorum ya da zemine iniyorum. Ya çok seveceğim,
ya da hiç. Gerçi çıkış şarkısı 'Say What You Want' tek başına
bir albüm edecek kadar muhteşem ama bakalım.





-Hepiniz şimdiden hazır olun Serdar Ortaç Mayıs'ta albüm
çıkarıyor. Cümleten geçmiş olsun.






-Dedikodu yapacak birini mi bulamadın? Kanın mı kaynıyor?.
Alakalı , alakasız dedikodu mu yapmak istiyorsun?. Dedikodu
anlık değildir , 7/24 yaşanmalıdır mı diyorsun?. O zaman
sen de www.twitter.com'a üye ol.  Herşeyi çekiştir!.





-Sıkıntıdan durup durup 'Yağdır Mevlam Su'yu söyleyesim var.
Söyleyesim var ama ayni anda ağlayasım da var. Hem
söyleyip, hem ağlamayı düşünüyorum ulu orta. Tüm bunları
yaparken de gökyüzüne manasızca bakınıp duracağım.
Birden hertarafı Emel Sayın'lar saracak. Onlarca,
yüzlerce Emel Sayın, hep birlikte ağlayıp ağlayıp
Yağdır Mevlam Su 'yu söyleyeceğiz. Emel Sayın kibar,
titrek, ürkek bir o kadar da girne kumarhaneleri mudavimi
tavırlarında. Ben bizzat bunu yaparım, sadece ayni anda
100'den fazla Emel Sayın kopyalayacak teknolojiyi bekliyorum.




-Bu tarz planlarım var, genel izleyici kitlesini standby'dan
kaldırmak amaçlı. Hem fantastik, hem de fütürustik bir
kafa yapmışız bu hafta. Kusurumuz olduysa affola benim
güzide dinleyicilerim. Saolun , varolun. Size de teşekkürler
Emel hanım. Saolun, Saygılar bizden. Saolun efendim.
O sizin kendi güzelliğiniz. Saolun...



Halil AĞA
cypaibo@gmail.com















şubat 2010







                  SAYFA GÜZELİ



-Bekletme müziklerini hiç sevmiyorum. Zira, hepsi
Titanic ve benzeri seçkin hayat timsali bayık müziklerden
oluşan bir kategori. Bu müziğin ardından duyduğunuz
ses hiç de öyle Titanic'in serin sularına yakışan cinsten
değil. Dakikalarca seni bekletecek ardından kaba bir buyurunnn
diyecek. Oldu canım romantizmin bu mu?. Hani senin farklı 
diyarlara uçuş vaad eden müziğin. 




-192'den gerçekten korkuyorum. Gerçi artık numarayı  bilgisayar
söylüyor da bir nebze korkum azaldı. Söylediğini tam anlamayınca
kızan sinirli bayan personelden çok çektim yıllarca. Marka
ismiyle telefon numarası vermeyen kadın.  'Bu numara çıkmıyor.
Başka numara var mı abla?' cümlesini bana kurdurtamadan telefonu
kapayan abla. Gecenin geç vakitlerinde aradığımda telefon
defalarca çaldıktan sonra açan ve tüm sinirini ses tonuna taşıyan abla.
Rahat ol, sakin ol, bana derdini aç. Sende rahatla, bende rahatlayayım.
Nedir bu gerginlik?. Niye bu kızgınlık?. 'Aşk-ı Memnu'nun son bölümünü
mü kaçırdın? , yoksa iş arkadaşının eşi ona daha gösterişli bir altın
mı hediye etti?. Ha, abla. Dertleş benimle. Yıllardır içimde kanayan
bir yara, japon korku filmlerindeki ucube çocuk gerilimisin. Lütfen,
beni daha fazla germe. Tek istediğim o işyerinin telefonunu 
öğrenip, L koltuk takımlarını fiyatını sorup pahalı bulmak.
Bu da benim zevkim. Bana bunu çok görme. Tatlı tatlı geçiştir beni 
numara okuyan robotik bayana.




-Dünyanın en kibar bayanı; PVC kimlik kaplanırcıdaki anonsu
yapan kadın. Kesinlikle onun evinde toz yoktur. İnce kristalleri
vardır, upuzun parmakları.



-Abla, 'Aşk-ı Memnu' yu dert etme. Ben sana internetten indirip
getiririm.



-Yaz geliyor, hazırlığınızı tamamladınız mı?. Bir haftada 5 kilo verin! ana
başlıklı, yanında bikinili kadınların olduğu gazete haberleri pek yakında.




-Şimdi belki erken ama incelemekte fayda var. Vakti zamanında
yerel gazetelerin birinde yayınlanan X.sayfa güzeli kızlarından oluşan
takvim vardı. Ve bu takvim hemen hemen herkesin mutfağının 
duvarını süslerdi. Her anne, baba, kardeş bu takvime bakardı.
Çok acayip günlerdi. Ben test ettim bir kaç kişide. Onlar da  tanımlayamadı
bu duyguyu. Şimdi bol bol cami resmi var duvarlarda. Sayfa güzelleri
kafası bambaşkaymış. İri iri memeleri olan bir kız 1 ay boyunca sevgiyle tüm 
ev halkına gülümseyecek, çıplaklığıyla gurur duyacaktı. Şimdi olmaz böyle
şeyler.
 




-Maalesef beni normali bulmuyor. Artık ısrar etmeyeceğim. Telefonunda
birbirinden sevimli köpek resimleri gösterirken aniden dur diyip 2
saniyede size gerçek bir otopsi fotoğrafını gösteren bir tanıdığınız var mı?.
Yok mu?. Bende var. Bu da benim şansım.





-Kemerine cep telefonu takan adamlar. O yatay pozisyonda duran
kılıfın içindeki cep telefonunuz çok seviyorsunuz. Çünkü, iş dışında da
onu öyle taşıyorsunuz. Çoluğunuz çocuğunuz SMS atarken içiniz
bir tuhaf oluyor telefona birşey olacak diye. Sen çok temiz,
çok garantici bir adamsın kumaş pantolonun kemerine telefon
takan adam. Senin kalbin temiz. Karını mutlu etmek adına herşeyi
yapabilirsin sen.





-'14 Şubat Bir Tabak Yemeğe 70 TL Ödeme' bayramınız
kutlu olsun.




-Özür mesajlarının ardından telefonumun Hızlı yanıtlama
şerefsizliğini keşfettim. Sen üşenme, kelimeleri ölç dart
mesaj yaz. Ben Hızlı Yanıtlama tuşuna basıp sana otomatik
cevap vereyim. 'Tamam benim için sorun yok'. Evet böyle
bir hazır mesaj var. Anlamadan, dinlemeden. Sonra benim haberim
yoktu falan.




-Teknoloji öyle ilerledi, böyle devleşti diye diye haftanın
belirli tarihlerinde halkı korkutuyorum. Finali de Google Earth
ile her tarafı izliyorlar paranoyasına sokuyorum kitleleri.
Resmen zevk alıyorum. 



-Bazı dükkanlar vardır sadece Anneler bilir. O yakalı yan çizgicikli
tshirtleri ancak anneler alabilir. Zira o Tshirtler biz anne olmayanlara
görünmez  bile. Evet, bu konudaki teorim bu kesinlikle Tshirt kendi
kendini görünmez kılıyor ve nerde bir Anne görse anında görünür
oluyor. Anne boş durur mu, bunu hemen kocasına alacak ki, kocaya
bakacak olan varsa da bakmasın. Oh giysin mis gibi yan çizgicikli 
Polo yaka cansız renkli tshirtü gitsin kahvesine otursun. Ne aldatılma
riski, ne de endişe.. Hele bir de o tshirtü dükkandan eve getirmeye
yarayan altın kalpcikli poşet. O poşetin üzerindeki 'İyi Günlerde Kullanınız'
yazısı gören adam aldatacağı varsa da elden ayaktan kesilir.
Şehvet yerini sevgi alır a dostlar.



halil AĞA    
cypaibo@gmail.com