BABA SAÇI
-Hayatın bazı değişmezleri vardır değil mi?. Bu değişmezlerden bazıları sevimliyken bazıları da oldukça sevimsiz oluyor.
Pencere açık, bir homurtu duyuyorum. Aşağıya bakıyoruz ve kimleri görüyoruz?. Tahmin edin?. Siyah Çelenk, pos bıyık ve göbek dersem anlamanız lazım. İşte onlar.
Eski hükümetin esas adamları. Arkasında da eski hükümet döneminde devlet işine giremeyen umutlu-sinirli müritler. Homur homur yürüyorlar. Çelenk bırakıp
gidiyorlar bir yerlere. Gördüm de böylesini görmedim. Sormazlar mı adama sen ne yaptın 4-5 sene diye?. Ne insan hakları, ne ekonomi, ne söz verdiğiniz herhangi bir şey.
İktidara gelmeseydin istediğin kadar muhalefet yap fakat bu durumda?. Bilmiyorum. Çocuktum, genç oldum, orta yaşa ilerliyorum sizlerden hep şikayet, hep
şikayet. Tek başınıza bile negatif enerji üretimini başarabiliyorsunuz sayın abilerim. İnandırıcı olmak ya da olmamak; işte mesele bu. Ben olsam kendime format atardım.
-Bozulan eşyalarımızı tamircilerde kim tamir ediyor biliyormusunuz?. Gizli bir bilinmezi açığa çıkarıyorum sayın halkım. Bütün tamire giden eşyalarımızı 'Şuh bakışlı,
çıplak reklam kadını' tamir ediyor. Evet, uzun araştırmalarım sonucu bunu fark ettim. Lastikcinin duvarında var, elektronik tamircisinin duvarında var, makinistin atölyesinde de var. Hep beyaz, hep
farklı dünyaların insanı o. Makinist dükkanlarında o kadar çok var ki, TAN gazetesi yıldızını bile bulabilirsiniz. Muhtemelen Galatasaraylı Sarı Semih'in yanındadır posteri.
Kahvelerde de bira reklamındaki biraz daha giyinik kadın var. O da kahve kapandıktan sonra yerleri siler süpürür, ortalığı çekip çevrir. Dükkanın demirbaşı çıplak kadın. Hele
bu posterlerin bir de göğüs ucu yıldızlı kadınları var. Onların çilesi daha da başka.
-Baba Saçı diye bir şey var. Belirli yaş sınırı yok. Belirli bir model de yok. Baba saçına sahip şahısın saçları uzar, uzar, daha çok uzar. Annelerimizin 'Papaz oldun' dediği
kıvama kadar gelir. Baba saçına sahip adamımız düğüne gitmeden saçını tarar, eşinin uygun gördüğü gömlek ve pantolunu giyer. Baba saçı artık taranamaz
kıvama geldiğinde, hanımı tarafından berbere yönlendirilir. Ertesi gün o koskocaman kafa gitmiş yerine limon kolonyası ile haşır neşir olmuş bir kafa gelir. İşte bu başkalaşıma
sahip abilerimizin saç modeline 'Baba saçı' diyoruz. Kesilmeden önce ve sonra saç uzunluğu arasında en az 4 parmak olmalı. Kafa yarı yarıya küçülüyor!.
-Cengiz Kurtoğlu'nun da değeri çok bilinmedi gibi geliyor bana Arabesk camiada. Liselim klişesini onun başlattığını da unutmamak lazım. 18- kafası.
-Çevrenizde hem zor konuşan, hem zor yazan biri var mı?. Zor derken zorlanan kavramından çok , allem gallem kavramında biri. Günaydın demesi 1 dakika, senin 5 dakikada
anlatacağın olayı anlatması 30 dakika. Kendimi onun karşısında ekran parlaklığı tamamen açılmış iphone gibi hissediyorum. Ondan uzaktayken (ekran parlaklık ayarı düşük) herhangi bir
sorunum yok ; enerji durumum yüksek. Aniden birşey anlatmaya başlıyor, yada mail yazıyor; ekran parlaklığı hızla artıyor; enerjin bitiyor. Tıkanıyorsun. Microsoft değil, Google ol
diyorum. Basit düşün, yalın yap diyorum yine olmuyor. Öyle çilem var ki, çilesiz günlerimi anıyorum istemeden. Kişi karakterini, Iphone ile analiz edip dedikodusunu da yaptım
ya. Helal bana sayın kendim.
-'Serdar Ortaç Kıbrıs'ta konser verdi' haberleri yasaklansın bence. Kıbrıs'ta konser vermedi,kumar oynamadan şarkı söyledi. O açıdan'Serdar Ortaç Kumara oturmadan,
'Poşet', 'Çöp' allah ne verdiyse çığırdı' denilebilir mesala. Bence çok da şık olur. Bak adam temiz, hijyenik çöp-möp-cif-vileda ile uğraşıyor da denilebilir.
-'Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca'. Karacaoğlan.
-'Büyümeyen bebeksin, ninnilere alışmışssın. Öldürüp kahrederken, gülmeye alışmışsın'. Cengiz Kurtoğlu.
-'Ben Almana Alman demem, Alman sarı olmayınca'. Ben.
-İnsan sevdiğini kendine benzetir derler de inanmazdım. Sevdiceğimden muhteşem bir inci; 'Robert Bosch, sen daha boş'. Seni de zehirledim, ha ha ha!
-Yaşarken ölmek olur mu demeyin oluyor. Terk edilmek, ihanete uğramak ya da kendi aramızda boynuzlanmak. Hepsi ayrı dert. Geçenlerde fotoğrafcının camekanında gördüğüm profesyonel çekim
bir fotoğarfta hepsinin yerine geçecek bir şeye şahit oldum. 7 adet gelin tek karede. Boylu boyuna uzanmışlar yere. Arkada da mavi bir zemin. Gelinlerin gözlerindeki hırs ayrı, rekabet ayrı.
Sim, duvak ve kocaman bakışlar içinde kaldım trafik düzelene kadar. Çok acıydı çok. Hepsinin bir arada bütün gece yanında olduğunu düşünsene. 'Pastiş yetişmeycekkk', 'Şarkıcılar eyi çalmaz galiba',
'Teprik kenarı süsleri az geldi acaba?', 'Dedim sana 2 kamera azdır diye, keşke 3 tane gelseydi', 'sizin taraf bana altın takmadı!'..'Anan surat asar!' 'Anan surat asar' 'Anan surat asar'
-Acun Ilıcalı her an yüzüme geğirecekmiş gibi konuşuyor. Yüzyüze gelmeye kesin korkardım. Özellikle İngilizce konuşurken, sanki karnında gaz var onu çıkaracak. Kesin etrafındaki herkes
onun mide kokusunu ezberlemiştir. Hep geğiriyor bence, ya da geğirme öncesi 'ıbbpprfff' sesini çıkarıyor. Bu sesle var olan adamlar var, ordan biliyorum.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder