31 Temmuz 2010 Cumartesi

ağustos2009

                     SEÇKİN KOMŞU
-'Bugün ellerini semaya gönlünü Mevlaya aç, bugün günahlardan olabildiğince
 kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç çünkü bugün kandil, kandilin mübarek 
olsun.' Sevgili bilmediğim telefon numaraları neden her dini bayramda böyle
yapıyorsunuz anlamıyorum. Dini günleri SMS ile kutlamak gibi bir amaç edinmişken
son dakika aldığınız bir kararla 'tanımadığımız numaraları da gönderelim bakalım
ne olacak' diye mi düşünüyorsunuz anlamadım ki. Yıllardır devam eden bu çileye
bir son verin artık. SMS inden anladığım kadarıyla, 'Arada günah yap ama bugün 
yapma yiğenim!.' der gibi bir ifaden var. Sevabından çok zararın var.
-Bayram ve özel gün SMS cisi, sana kızdığım için özür diliyorum. Biliyorum,
1001 temenni dolu yeni yıl, yeni hayat temalı sms leri gönderirken çok
heyecanlısın. Biliyorum ki, içinde safca bir çoşku var. Ama orta yaşa ilerledikçe 
heyecan yaratan sms ler azalıyor hayatımda. Eskiden her çeşit dedikodulu,
cilveli, nazlı, kaprisli, sevdalı mesajlar telefonumdan eksilmezken, şimdi
nerde indirim, nerede işe yaramaz bir şölen varsa hooop telefonuma.
Sanırım operatörler işe başladığımızı anlar anlamaz dayıyor indirimi, dayıyor az öde-
çok konuş şeylerini.
-Yahu, hiç az öde- çok konuş olur mu?. Az ödeyen, az konuşur. Çok konuşan,
çok öder. Ha , sizin az öde-çok konuş kampanyanıza katılınca; az konuş-çok öde
oluyor ama bu halk elbet birgün şahlanacak!.
-Şahlanmak nire, biz nire hemşerim!. Millet ek mesai parasını kim yeycek! diye
parçalanıyor. Ne şahlanması. Haşa. (Yazar burada dilimizde olmayan hafif dinsel 
günlük konuşmaları yazısının içinde ara ara eritiyor ki, okur yavaş yavaş
yeni döneme hazırlıklı olsun).
-Bu arada az önce Ulusal bir Türkiye kanalında acayip bir reklam gördüm. Yürüyüş
parkurunda modern kılıklı orta yaşlarda bir kadın omuzunda sweatshirtiyle yürüyüş 
yapıyor. Ona yetişemeyen modern kocası ve ingiliz sarısı bir kızı. Kadın aniden
duruyor, kocası nefes nefese fakat sevimli ,küçük kız arkada oyun oynuyor.
40 yaşında ve doktor olduğunu öğrendiğimiz kadın, Avrupa standartlarında bir hayat
ve seçkin komşularımla buluşmak için sabırsızlanıyorum diyor. Bu bir rezidans reklamı.
Seçkin komşular ve seçkin komşularla buluşmak için sabırsızlanmak. Ya bende
sorun var, ya ideal yaşam bu olmamalı. Offf kendimi zorlamanın manası yok, doktor 
hanıma elimin tersiynan ağzının orta yerine iki tokat atsam o kadar mutlu olurum ki.
O kadar olur. İdealler sizi.
-Beyaz dizilere yine şaşıyorum. Lütfen bunu ev hanımları okumasın. Bambaşka birşey.
Her 10 kitaptan dokuzunda kadınların gömlek düğmeleri göğüslerin diriliğinden kopuyor.
Ve her 10 kitabın sekizinde adamların kalçaları dar, omuzları geniş. Bulan var, bulmayan
var.
-Geçen haftalardaki klip zencileri yazımda çok ayıp etmişim. Mahsun Kırmızıgül'ün
Mavi Göz klibinde darbuka çalan zenciler sizden özür diliyorum. Hakkınız yenecek
gibi değil. Mavi Göz, yeşil göz, neeeaaalaaa gözler!.
-O değil de dünyanın en güzel ve en gaz şarkısının 'Beyaz Gül, Kırmızı Gül Güller
Arasından Gelir...' adlı İbrahim Tatlıses şarkısı olduğunu sandığım günler geride
kaldı ama kalıcı hasar bırakmadı desem yalan olur. Beyaz gül dolu bir sepet, ve 
üzerine kırmızı güllerin tek tek atıldığını düşünürdüm. O zamanki aklıma göre
bundan güzel bir mutluluk tablosu olamazdı. Zaman geçer ve hayaller İbrahim 
Tatlıses bıyığına toslar.
-Hayat böyle birşey.
-Murat Soydan'ın gemici olduğu herhangi bir filmde, bil ki Murat Soydan'ı
film boyunca üniformalı göreceksin. Evde, gemide, parkta, partide, sevişirken,
öpüşürken. Sünnet çocuğu şapkası gibi birşey de ekstresi.
-Helikopter görüp de havaya bakmayacak olan adamdan kork.  
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

ağustos2009

                  BARIŞ, MUTLULUK VE AYRIM.
-Yerel kanallarımızdan birinde acayip bir program var. Londura (!)
daki kıbrıslıların düğünlerini geziyor ve izlenimlerini aktarıyorlar.
İzlenim biraz fazla iddialı oldu galiba. Düğünü çekip herkese
nereli olduklarını ve Kıbrıs'a ne tür mesajları olduğunu soruyorlar.
Londrez kelimeler havalarda uçuşuyor. 'Ben var çok hepi olmak'
gibi birşey bile duydum o derece. Neyse efendim, az sonra kahramanım
olacağını bilmeyen 55-60'lık bir kadın ve yeğencikleri düğün sonrasında
yorgunluk atıyorlar. Mikrofon sahibi zat defalarca sorduğu soruyu 
tekrarlıyor, 'Kıpprıstakilere ne mesajın var?'. Ve kadın aynen şöyle
diyor::' Barış, Mutluluk ve Ayrım olsun. Hiç birleşmesinler. Ayrı galsınlar'.
Biz uğraşmadan Londrez ablamız sorunumuzu çözmüş. Ha Londrez teyze,
sen 5 yılda 1 tatile gel 1 haftalığına biz hep mutlu oluruz. Sen yeterki gel.
Güneşli bir günde gel, elinde Londra çukulatlarıyla gel biz ayrım da
yaparız, barış da yaparız.
-İskele boğazında yazda sık sık görülen topluluk türü?. Soldan sağa
7 harf.
-Çocuk diyebileceğim insanların MSN de chat yapmalarına
halen daha şaşırıyorum. İstesem çok pis bizim neslimiz - şimdiki nesil
muhabbeti yapardım. Değerimi iyi bil.
-Kış gelse de hastalıklı bir ses tonuyla aşk ve aşkın çaresizliği temalı
fikirleriyle halimize şükrettiren radyocular yeniden bizi mutlu etse.
-Ramazan geldi hoş geldi. Ramazanın olmazsa olmazları kola dedeleri
ve henüz daha adını koyamadığım ramazan programları hayatımıza 
dahil olmaya başladı. Kola dedeleri bildiğin arsız bir tür. Giyinmiş, 
taranmış tüm torunlarının masaya oturmasını bekliyor ki kola içebilsin.
E, adam da haklı ramazan haricinde kola içemiyor reklamlara göre.
Bu arada dikkat ettiniz mi bizim memlekette bir tane bile kola dedesi
yok galiba. Ben hiç öyle askı takıp, arsızca torunu bekleyen dede daha
görmedim. Bizdeki dedeler ya solinadan silah aplikasyonunu anlatır
ya da emreder falan. Bizim alıştığımız o. Bu arada sevgili kola dedesi,
koskoca sofrada payına düşecek olan 1 bardak kolaya mı muhtaçsın
allahesen. Emeklilik paranla midene kola fabrikası bile kurabilirsin 
bence. Sen bunu yap, bende midene mentos atmazsam. Bu kadar
da sevmiyorum seni.
-İkinci ramazan klasiğimiz ise, yine sadece ramazanda piyasaya 
sürülen bir ürün. Bir hafta önce ayni saatlerde bilmem hangi ikoncan'ın
selülitini gösteren kanal ruhani bir müzik eşliğinde ramazan programı 
yapar.  Ortada dini konulara cevap verecek bir hoca vardır. Adam 
mülayim ve öğütsel bir tonda soruları cevaplar. Tabii ki yine -ismini 
vermek istemeyen izleyici- başroldedir. Genellikle hocamız olumsuz 
cevaplarla soruları karşılar. Ama cümle sonunda hafif ılımlı islam havası
estirir. Hergeçen yıl daha tatlı oluyor bu programlar. İsmini vermek 
istemeyen izleyici soruyor; 'Oruçluyken etek traşı yapmak günah mıdır?'
. Hoca basıyor günah'ı. Oysa insan akıl verir, 'gündüzden şarja koy
epilatörünü akşama temizlenirsin' der ama yok ille de negatif. Bir 
diğer ismini vermek istemeyen izleyici haklı olarak soruyor; 
'Cennette Allahla Karşılaşacak Mıyız?'. Bak buna alternatif önerim
yok. Hocamızda cennete daha önce gitmediği için bu konuda çaresiz
kalıyor.
-Samanyolundaki kısa filmler çok rahatlatıcı, hiç kafa karıştırmıyor.
Eğer bir kadın türbanlıysa iyi niyetli fakat ezilendir. Eğer başı açık
ama usturuplu giyinen bir kadın varsa o da çokca iyi ama ara ara
kötü olabilen biridir. Ve kızımız barlara, diskolara gidip kısa giyinirse
bil ki o or.spunun önde gidenidir. Mantık çok basit. Hiç kafa yormuyor.
Kumar oynayanın yuvası yıkılır ve yetime yardım etmeyen hayır görmez
gibi farklı versiyonlar da vardır. Seç, beğen, arın!.
-Yahu ben RTÜK olsam ramazanda bir tek Nurhan Damcıoğlu'na 
izin verirdim ha. 7 gün 24 saat kanto. İçten içe üzülüyorum zaten
kadına. Ramazan haricinde hatırlayanı yok.
-Korku filmleri, ürkütücü yaşanmış hikayeler hepinizden bir nebze korktum
fakat hiçbiriniz 'takım elbise giymiş çocuk' kadar beni korkutamadınız. O ne
biçim bir şekil, ne ürkütücü bir microcompactadam siniridir ey rabbim. 
Aha yepyeni ifadeler yaratmışım; Micro Compact Adam. MCA
-Gıda teknolojisine ayrı bir saygım vardır. Yemek yemek ne kadar zevkliyse,
onu hazırlamakta teknolojiden faydalanmak ta o kadar zevkli. Compact grill
teknolojileri, ısındığında renk değiştiren spot tavanlı tavalar, dumansız ızgaralar,
tabak ısıtma teknolojileri hepsinden heyecan duydum bugune kadar. Ta ki 
geçen hafta rastgele aldığım türbe yeşili renkli kek kalıbına kadar. Markası 
 NUR Işıklar, sloganı 'Malımızdan hayır görünüz'. O kadar farklı duygular içerisindeyim
ki. 
halil AĞA
cypaibo@gmail.com 
 

ağustos2009

                ELEGANSSSS
- Genellikle Türkiye gazetelerinin pazar eklerinde
sayfa doldurmaya yarayan jenerasyon farkı haberlerini
bilirsiniz. Daha doğrusu bunu jenarasyon yozlaşmasının gerçek
yüzü olarak da algılayabiliriz. Bu hafta başı uyandığımda
benim neyim eksik diyerekten başladım jenarasyon haberciliğine.
Bir de bu jenerasyon haberciliğinin 'bilgisayar başında yok
olan nesil' türevi de vardır. Onu başka haftaya. Ben bu hafta
şunu yaptım.
-3 farklı jenerasyon seçtim. 20 yaşında; ipod jenerasyonu.
25 yaşında; mix jenerasyon ve 30 yaşında bluejean dergisi
jenerasyonu. Efendim sabahın sekiz buçuğunda bluejean
jenerasyonuna soruyorum;
 'Sabah kalktığında prenses olarak uyansan, ne hissederdin?'.
'Ben zaten kocamın prensesiyimmmm' dedi -i leri uzatarak.
Ertesi sabah 25 yaşındaki ortaya karışık mix jenerasyona sordum;
'Sabah kalktın ve prensessin. Ne hissederdin?'. 'Hayat iyilik yaptıkça
prensesliği zaten bize hissettirir. Herşeye karşı iyilik yapmaya....'
diye zırvalamaya başladı. Ve son olarak i-pod jenerasyonuna 
sordum; 'Sabah kalktın ve prensessin. Ne hissederdin?.' 
'Ohhhh. Ne iş , ne güç. Bütün gezip para yerdim!'.
-Sevdim seni ay pod jenerasyonu. Sen teksin. O değilde benimde
içinde bulunduğum Mix Jenerasyon baştan karışmış ha. Ara ara
jenerasyon çarpıştırmaya karar verdim. Elimde hazır 3 adet kurban 
ve sabahın 8 buçuğunda onlara soru soracak bir niyetim var.
-O değil de bluejean jenerasyonu iyiden kocaya teslim. Kızım sen
değil miydin arabesk dinleyen annene burun kıvırıp maykıl caksın
dinleyen. A benim kınalı kuzum.
-Sizi bilmem ama ben Pikaçunun elektrikli kuyruğunu çok özlüyorum.
-Düğün dekorcusu arkadaşlar, lütfen düğün süslerinize disko topu
koymaktan vazgeçin. Bembeyaz ebru gündeşvari süslerin arasında
disko topu. Oldu canım o kadar kolaydı. Halay çekip, disko yapalım 
he mi?
-O değilde 'Boom Boom Pow' diye bir şarkı var. Bilgisayarda bir çok
programın müthiş bir akışkanlıkla düzgün şekilde çalışmasına benzer
bir ritm tutturmuşlar ha resmen. Çok tatlı, çok elektrik.
-Ramazan geldi, kola içen ihtiyar reklamları mantar gibi bitmeye başladı.
Mantar gibi????. Ah Türkiye gazetelerinin pazar ekleri ve onların mizahvari
yazıları. Neyse, hah ben o kola reklamlarını gördükçe umudumu kaybediyor,
Ümit Erakalın'ın yönettiği Zerrin Egeliler'in oynadığı Solan Yaprak filmindeki
yaprak oluyorum resmen.
-Kendimi temiz sanırdım, ta ki 'Amaaan  ben müstakil ev istemem. Hep
toz toprak. En iyisi apartman, ne toz gelir ne pislikk' diyen bir adam görene
kadar ve evet çok ciddiydi. Ha ben ayni anda köpek salyasının anatomisini
adama anlatıp onun midesini bulundırana kadar neden uğraştım?. İşte bunu
bilmiyorum.
-Emeklilik parasıyla dünya gezilir, toruna toklavata BMW falan alınır değil mi?
Ben emeklilik paramla 'Yaka etiketlerine karşı savaşanlar derneği' kurmak için harcamaya
karar verdim. Bir ırk böyle yok oluyor. Tshirtündeki yaka etiketi ve ürün bilgileri 
hepimizi kaşındırıyor, kesiyoruz kumaş zarar görüyor. Zaten o talimatlara benden başka
uyan rahatsız da görmedim bugune kadar o ayrı. Kardeşim senin adın benim
donumun içinde olacak diye ben neden gün boyunca rahatsız olayım. Bitsin bu 
işkence. Benim feyisbukum yok, olanlar grup açsın taa ben emekli olana
kadar kamuoyu yaparız.
-Doksanlarda şarkıcılar gece konserlerinde güneş gözlüğü takıyorlardı. En azından
Tarkan takıyordu 'Şeytan Azapta'nın konser görüntülerinde. E zaten doksanlar
dedin mi Tarkan. Tarkan dedin mi 3 EKİM 2009 Lefkoşa konseri. 
-İyi ki yerel kanallar var. Yoksa ben saçlarında neon ışıklı üzüm yarışması kızını nerde
görebilirdim. Berberin elinde elektrik kabloları. Kız önde, berber arkada. 
-Geçen haftakı bilmem kaçıncı güzellik yarışması ise, daha orjinal. Sürekli olarak herkes 
birbirine övgü dolu sözler söylüyor. Kızlara cevabı ezberlenmiş acayip sorular soruluyor.
Ve anlıyoruz ki kızlarımız KKTC hastası. Bayrak , millet ağızlarından düşmüyor. Yalnız
kızlardan biriyle gerçekten tanışmak istedim, konuşurken ağlamaklı bir ses çıkarıyordu.
Çıkarıyordu, çünkü ona konuşmak demek içimden gelmedi. Çıkaran güzel. Evet evet the
best of the çıkaran güzel. He he he.
-Siz müthişssiniz. Asıl siz müthişssiniz. Ne demek efendim o sizin müthişliğiniz. Hatta
bu müthiş sunucu 3 sene önce yeni Mercedes E serisini 'eleganssss' diye tanıttı. 
Sevgili almanlar siz dünyanın en iyi sürüş makinelerini yapsanız da o birileri için
yalnızca 'ELEGANSSS'.
halil AĞA
cypaibo@gmail.com
 

ağustos2009

              -KAMPANYA
-Saptama yapmaya bayılıyorum. Bu sefer saptamalarımı gafil
avladığım kurbanlarımla teyitleştim. Süpersonik bir dostun
düğününde folklor ekibi geldi. Oraklar, püsküller, paneriler
falan. Kadınlara baktım, genelinde beğenir ama kabullenemez bir
ifade vardı. Hani evet güzel hoş ama modern dünyada böylesi
pek yok ifadesiydi bu. Ya da arabesk dinleyip bunu gizleme histerisi
gibi bir şey. Efendim, düğün gecesi 4, düğün sonrası ise 3 kişiye
en ummadıkları anda sorduğum sorular neticesinde cevaplarıma 
ulaştım. Dişi milleti ne kadar  kikirdese de, istemem yan cebime
koy dese de sabah kalktığında yatağın yanında orak çeken adam
görmek istiyor.
-Kabartmalı duvar kağıtlarıyla döşenmiş, viscoelastic yatağında
uyuyan kadınlarımız daha gözünü açar açmaz 1 adet püskül elbiseli
orak çeken adam arzusunu içten içe besliyor. O daha gözlerini 
ovuştururken beyi orakla taknalar atıp çeşit türlü yerel motif aromalı
akrobasi hareketleri yapmasını hayal ediyor. Bir nesil böyle arada 
derede kalıyor.
-Modelim itibariyle kampanyalara bayılırım. 1 alana 1 bedava olsun,
Bir alana  2.si 1 TL olsun. Olsun da kampanya olsun. Mutlaka 
faydalanırım efendim. Bugüne kadar adını sıkça duyduğum fakat
faydalanma fırsatı bulamadığım bir kampanyadan faydalanayım dedim.
Geçtiğimiz yıl daha da popüler olan 'Türk'ten Türk'e kampanyası', evet
sıra bu kampanyadaydı. Güney'de 19 Euro olan şadırvan'ın aynısını
buradan alacaktım. Aradım, taradım bulamadım. Hava 41 dereceydi ve
şadırvan türevi hiçbirşey piyasada yoktu. Buralarda 
bulamayınca moralim bozuldu. İlla ki kampanayadan faydalanacaktım.
O da Türk, bu da Türk diyerekten Türkiye'nin en popüler alışveriş sitelerinden
birinden istediğim şadırvanı buldum. 94 TL ürün fiyatı ve 45 TL kargo 
fiyatıyla ürünümü sipariş ettim. 5 gün sonra kargo şirketi ürünümün 
gümrükte takıldığını söyledi. Beyin dalgalanması yaşaya yaşaya 
şirkete gittim, gümrük takılma bedeli olan 3 TL yi de ödeyip 
kağıtlarımı aldım. 2 gün gümrük dairesine gideceğim için kendimi psikolojik
olarak hazırladım.  Ve sonunda sanayi bölgesindeki gümrüğe gittim.
40 dakikaya yakın, 40 derece de dolanıp 62 TL vererek ürünümü aldım.
Dolayısıyla 94+45+3+62: 204 TL ya şadırvanıma ulaştım. Şadırvan bana
bakıyor ben ona. Bakışıyoruz karşılıklı. Kulağım uğulduyor. 19 carpı 2 
diyorum 38 çıkıyor. Hade 5 da üstüne koy. 43 oluyor. İstiyorum ki, 
19 çarpı 2 nin sonucu daha fazla çıksın ki daha az üzüleyim. 
Hulusi Kentmen gelse yanıma 'Al sana eylem.. al sana boykottt.. 
memleketin idaresi size mi kaldı ulen' dese ve ben aniden akıllansam.
-Çok aşırı sıcaklarda arabama acayip yazılar yazdırtmayı düşünüyorum. 
İşe gidiyorum klima vurunca vazgeçiyorum, iş çıkışı serinde yine vazgeçiyorum.
Ertesi gün gene sıcak aklımda CANISI'lar, LİSELİM'ler, POWER lar 
uçuşuyor. 
-O değilde senin orakçı kocan günün birinde orağı bir kenara atıp, kafasına
içi su dolu bardaklar koymaya başlarsa. Ya o zaman ne yapacaksın a fantazisel
kadın.
-Çok sevimli bir komşum var. Köpeğimi günde 5 kez gezdiriyorum, en az 3 sefer
kapısının önünde oturuyor. Ya molehiya ayıklıyor, ya ayak parmaklarını izliyor. 
Ve her seferinde ayni şeyi söylüyor; 'Gene gezdirin ay oğlum. E napacan, köpeksa
onun da canı var ya aslından'. Sayesinde köpeğimin de canı olduğunu her geçen gün
kafamda pekiştiriyorum. Köpeğime kendimden iyi bakmıyor olsa idim kesin paranoyaya
bağlardım. Onun da canı var, acaba ona iyi bakabiliyor muyum? diye. Sevgili komşum
seni seviyorum ve evet onun da canı var!.
-Bilmem kaçıncı Antalya Hotellerinde yemek yeyip dünya parası ödeme festivali
tüm hızıyla devam ediyor. 'Sabah 4'de aran gardaş, tavıkk dolma getirirler odana'.
. O değilde sabahın 4'ünde odasına tavıkk(!) dolma çağıran adamla benim ne 
işim var yahu. Evet, öncelikle bunun cevabını bulmam lazım. Tavııık dolması.
-Her ne kadar son albümüyle üzse de, Aylin Aslım süper demiş;
                        -Albümünüzde kaç şarkı var?
                        +8
                        -neden 10 değil?
                        +öyle de böyle de indircekler. 
-Bazı şapkalardan çok ürküyorum. Bunlar hem hasırımsı bir dokuya, 
hem de kovboyvari bir tasarıma sahip oluyorlar. Sahibiyle bütünleşip
'Biz çok işliyoruz, ekmeğimizi taştan çıkarıyoruz bu sıcaklarda. Sen..?'
dermiş gibi bir garamuzası var bu tür şapkaların. Garamuzadan güç
alıyor resmen.
-Doğru bilinen yanlışlar serisi; 
Yanlış:'Klimanın altında oturun vallahi bütün gün. Ne güzel iş'.
Doğru:'Klimanın altında oturup mod değiştiren beyin, fiziksel
yorgunluğun ötesinde kalıcı hasarlara sebebiyet verebilir. Buna
istinaden vücudun belirgin yerlerinde kırılganlık hissi oluşur.'
Yanlış:'Apartman köpeği alıştı mama yesin. Kemik yemez oğlum bu'.
Doğru:'Mama tadı çok kötü fakat çok faydalıdır. Kemiğe ve ev yemeğine 
alışmış köpek mamayı asla yemez. Mama yiyen köpek ise, kemik 
verildiğinde havada kapacak derecede sevinir.'
-Gördüğün gibi sayın  okur, yaş ilerledikçe daha beyaz daha faideli
insan oluyorum gibi geliyor. Ve faydalı olan herşey gibi öğretiyi
verdikçe veriyorum. Ha bana kim öğretsin o ayrı.
-Mizah dergileri amip gibidir. Bölündükçe güzelleşir, güzelleştikçe
bölünür. Hoşgeldin 'CİCİ'. Seni de severiz elbet. Üstelik ,Tayyipsiz
mizah gibi hoş bir misyonun da var.
-Uyku sersemi folklorcu modeli sevgili yerine tanıdığım tüm Mine'ler
karşıma gelse ve 'Mine değil Emine!' deseler hep birlikte. Acı gerçekle 
başbaşa kalsam. Meğer yıllardır Mine dediklerim Emineymiş. Bunu
yaşayabilme ihtimali bile yaşamaya değer.
 
halil     AĞA
cypaibo@gmail.com
 
  
   

temmuz2009

 
        İDEAL SINAVA GİRECEYİM
-Yıllarca hep ideal çift figürleriyle karşılaştık. Kimi zaman
sinemada, kimi zaman müzikte. Yazının girişindeki bir yudum
sevgi belgeseli tadından da anlayacağınız gibi; önce size
sizin bildiğiniz ideal çiftleri anlatıp, ardından nokta vuruşuyla ilk 
sekmemizi tamamlayacağız. Efendim klasik bir Türkan Şoray  ve
Kadir İnanır modeli hepimizin kafasına sokulmuştur. Kadının güzelliği
adamın maçoluğu filan derken günler geçer ilişki bayata bağlar.
Bayata bağlar mı dedim?. Efendim, bir de yıllardır değişmeyen 
Mehmet Aslantuğ ile Arzum Onan ikilisinin idealliği var.
İkisinin de gülüşünü kafanızda dakikalarca canlandırın ve ideal
kıvamdan maksimum iticiliğe nasıl hızla geçilebilineceğini görün.
-İşte gelmiş geçmiş en uyumlu çift; radyo jinglelarındaki
robotikler. Gelmiş geçmiş en karizmatik şeyler. Düşün ki,sabah
olmuş bir tanesi uyanmış; 'Music is the answer!' diyor. Diğeri
durur mu hemen yapıştırıyor cevabı; 'The new music is here!'
. Her sözün ardından dünya dışı bir duruş, dünya dışı bir
orjinalite. Şekilleri ne olursa olsun ben daha ideal bir çift tanımıyorum.
-İdeal çifte alternatif bireysel ideal; sınava gireceğim diyen adam.
Yıllar yıllar önce terhis günü hepimiz yan yana sıralanmışız. Dışarıda ne iş
yapacağımız soruluyor cevap alındıktan sonra, terhis kağıtlarımızı 
alıyoruz. Elektrikçi, pazarlamacı, bankacı, teknisyen...en sondaki arkadaş
; 'sınava gireceyim' diyor. Hepimiz ona bakıyoruz. 'Yani  sınava 
gireceğim ne olursam artık..'. Çıkınca soruyorum; 'Gazanamazsan?'. Tekrar
gireceyim. Devlet memuru olana gadar sınava gireceyim .'Bundan daha net
bir teslimiyet hatırlamıyorum. Gireceyyiiimmm.Sınava gireceyyyyiimm.
-Geçen haftasonu en az Rock'n Coke kalabalığı kadar  genç
nüfus lefkoşa sokaklarını şenlendirdi. Sınava girmek ya da girmemek
esas mesele bu.
-Dini bütün bir kanalda çok acayip kurmaca birşey gördüm resmen 
aklım çıktı. Sevenleri kavuşturan bir programa köyün birinden bir
telefon gelir ekip durur mu hemen köye. Arayan kız amcasının oğluna aşıkmış
da, öksüz olduğu için diğer amcasını n oğluna vereceklermiş falan filan. 
Saatlerce süren kurmacanın sonucunda kanalın vermek istediği mesaj
şuydu; amcanızın oğluyla evlenebilirsiniz, bu çok doğal!.
-'Giyinmek güzeldir!' gibi bir sloganı olan bir başörtüsü reklamı da yapan 
bu kanala arada göz at ey dost. Sırlar dünyasından nasibini kap, 
halihazırda kurs tartışmaları alevlenmişken sende bu organizasyonda yerini
al.
-Çok acayip bir kadın var. Ve ondan gerçekten korkuyorum. Markasını
yazıp da kimseyi rencide etmeyeyim ama bir sallama çay markasının
üzerindeki kadın resminden çok korkuyorum. Kaşının biri kalkmış, biri enmiş.
Göğüs dekoltesi, balık etli vücudu... Güya tarlada yeşil çay topluyor.
Hayır efendim, bu kadın bildiğin vamp. Bilmediğin vahşi azgın kadın.
-Şeytan'ın türkçe versiyonunda ise beni en çok korkutan tenis oynama
sahnesiydi.  İçine şeytan kaçan kızın acaip düzgün annesi karşısındakini
azarlaya azarlaya büyük bir ciddiyetle tenis oynuyordu. Acaip korkunçtu..
Korku filmi göre göre korku kriterleri de değişiyor demek ki.
-Şöyle kış gelse, hava yağmurlu olsa, rüzgarda bonus olsa. Yapraklar
düşse de Dabbe filmiyle birini daha korkutsam!. Kurban aranıyor.
-Son zamanlarda sık sık gördüğüm bir kabus var. Hemen sizlerle
paylaşayım da ruhunuzu karartayım. Ben bir numaralı Kayahan hayranıymışım
ve konser için Almanya ya gitmişim. Yüzbinlerce insan konser alanını 
doldurmuş. Fakat Kayahan konsere çıkmıyor. Binbir engel atlatıp 
kulise gidiyorum Kayahan çok sinirli oturuyor sandalyede. 'Ben sizin 
hayranınızım yüzbinlerce insan sizi bekliyor' diyorum. Bağırıyor beni
dışarı attırıyor. Güvenlik görevlisi yanıma geliyor, 'Konser afişinde 
büyük usta Kayahan yazılmadığı için konsere çıkmayacak. Sadece  Kayahan
yazıldı, büyük usta yazılmadı..'diyor. Ve o an  rüyamda Kayahan ve karısının
'Seninle Herşeye Varım Ben' şarkısı başlıyor..Allahım bu kabusu bana bir daha
yaşatma. Gerekirse saat 7 den sonra yemek bile yemem. O derece.
-Herhangi bir ankette hobileriniz? sorusuna cevap olabilecek herhangi
bir şeyi acayip hırs haline getirenden hem korkmuş hem de uzak durmuşumdur.
Bu kısmı okurken fonda Tarkan'ın Uzak şarkısı çalsa ya. İşte teknolojinin bu 
noktaya gelebilme ihtimali bile yaşamaya değer.'Şeytanıyla yarışından,
uzak tutun beni uzak..uzak tutun bana uzak'.
-Tarkan demişken pek yakında çıkacak olan Sezen Aksu'lu albümünü 
hatırlatmak isterim. 
-İlk aşık olduğunda dinlediği şarkı 'Love Story' olan var mıdır?.
Ara ara düşünsem de çok merak etmiyorum zira 'Öyle Ki Hasretimsin'-
Murat Göğebakan'la şahlandırılmış bir ilk aşk yalnızlığım mevcuttur.
-İlk aşkın platonik değilse, bil ki hiç ilk aşkın olmamış.
-Sevgiler.
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

temmuz2009

                       3 SAZ
-Evet, ben de artık hayatımı bundan önce ve bundan
sonra diye ikiye ayırdım. Hayır dostlar hayır. Bu yeniden
yaratılış bildirgeci değil. Ne bir kişisel gelişim kitabından
aydınlandım, ne yoga, ne bundan sonra günü gününe
çalışacam sendromu. Hiç biri değil. Ben 50 yaşında
Sinem gördüm. Oy oy oy. Dağlara taşlara. Sinem bildiğin
advertorial reklam ürünün önceki hali gibi. Hani şu 5 dakika
spor yaparak acaip fit vücuda sahip olunan aleti alıp kullanmadan
önceki halde. Sinem bir yudum anne kıvamında. Sinem isminin
kurbanı.
-Hep derdim. Çocuğunuza asortik isim koyup da geleceğiyle 
oynamayın diye. Nenesi dedesi çocuğa rahat çağırabilsin.
Hayal edin. '-Fatmaaaa gel nenem buraaa' mı iyi yoksa
'-İlayda  gel nenem buraa' mı?. Sadece hayal edin. Esas dert
yıllar sonra başlayacak. Barbilerle büyüyen İlayda nene 
olacak. İlayda nene. Tövbe tövbe. Eğer yavrulamak gibi bir
fikriniz varsa, doğmamış bebenin geleceğiyle oynamayın.
Beklentisi yüksek isimlerden vazgeçin. Burcu nene mi olur allah aşkına.
Ya da Mertcan dede.
-Esas problem 2059 yılında patlak verecek. Barış Manço'nun 
ölümün ardından patlayan Doğukan ve Batıkanlar 2059 da tam 60 
yaşına basacaklar. Doğukan dede. Ülke nüfusunun kaldıramayacağı 
kadar Doğukan'a sahibiz ey ahali.
-Elalelimin çocuğu seni mi gerdi derseniz, kafamı yere 
eğer ve gergin olduğumu söylerim. İnsanlık hali derdini söyle 
dersiniz bana. Ama bilmezsiniz ki, günlerdir TRT 'de çıkan
güleç 3 sazlı adam hakkında bilgi toplamaya çalışıyorum ama
bulamıyorumdur. Bilmezsiniz ki Google'ın altını üstüne getirttim. Yok
yok yok. O her çıktığında babam bizi alarma geçirtir ve dikkatlice
izlememizi sağlardı. Altta büyük, sonra daha küçük ve sonra en 
küçücük saz birbirine paralel, adam sempatik bir gülüşle sazlarını
çalar dururdu. Adını bile bulsam bil ki çok mutlu bir insan olurum. Bir
yanım eksik, bir yanım saza paralel.
-Google demişken, Temmuz un istisnasız en mutlu olayını anlatmak 
istiyorum. Vistalı bilgisayarını parçalamak mı istiyorsun?. Yoksa 2
milyar para döktüğün laptopun 4 dakika da mı açılıyor dert etme.
Seneye böyle zamanlar, GOOGLE CHROME OS çıkacak. İnternetten
işletim sistemini bedava indireceksin, yükleyeceksin. Vistan gidecek,
yeni işletim sistemiyle bilgisayarın maksimum 5 saniyede açılacak.
Aska kilitlenmeyecek, virüs programına ihtiyaç duymayacak, pratik
ötesi olacak. Elvada Microsoft demek için o kadar heyecanla bekliyorum 
ki. Automatic Update miş. Gelenekselcinin Microsoft'u varsa, pratiğin 
Google'ı var!
-Gerçi Google bana 3 sazlı adamı bulamadı ama olsun. Eğer siz
bilirseniz bana haber verin. Size kul köle olurum. Her sabah 
kalktığımda size dua okurum. 
-O değilde Türkiyeye ilk gittiğinde dilencilerle karşılaşan tüm
Kıbrıslıların o an hissettikleri tamamen aynı. Belki tek birlik
olduğumuz şey o his.(sosyal mesaj) 
-Üzülerek görüyorum ki içlerinde Savaş Ay'ın da bulunduğu birkaç
şahıs Banu Alkan'a umarsızca sataşıyor. Yahu siz kim, Banu Alkan 
kim. O dünyanın en ateşli, en şehvetli, en ekol ve en kadın kadını.
Bunu ya kabullenin ya da Beyaz Orkide'yi tekrar tekrar dinleyin.
Hele filmlerde Banu Alkan'ın saç savurmasıyla dalga geçmiyorlar mı.
Şimdi burada yazamayacağım şeyler söyledim o an. O saç 
savurma hareketi bir neslin kendini ve dünyayı keşfetme çağının
ta kendisidir.
-Savaş Ay'ın her dediğinin doğru sanıldığı, büyük hata yapılan anlar
keşke hepimizin beyninden aniden silinse. Onun yerine Zeki Müren'in 
Altın Dişli Hayriye şarkısının 1984-BODRUM konserinin görüntüleri eklense.
Hem artarak devam eden homofobi hastalığına kapılanlara şifa olur,
hem de eğlenceli - başarılı bir konser performansı hatırlanır.
-Ortaokulda sonradan aramıza katılan bir adet erkek Fatma'mız
var idi. Herşeyi bilir, herkesi döver idi.(-İdiii gel nenem yemek yeeyesinn)
Haftalarca üzülmemi sağlayacak öyle birşey yumurtlamıştı ki, yıllar
geçse de ara ara aklıma gelir. Rivayete göre Kuran-ı Kerim gökten 
inerken sayfaları sağa sola savrulmuş ve bir sayfa kaybolmuş. O sayfada
ölümsüzlüğün sırrı yazıyormuş. Öyle üzülmüş, öyle üzülmüştüm ki.
Koç burcu bir arsız olarak sonsuzluğumu kaybettiğime yanmıştım.
-Aha. Reklam sloganı buldum::Sonsuzluğunu iste!!!.
-Sevgili Kemal Doğulu 'Uzayda Aşk Var' adlı şarkısını biz dünyalılara
armağan etti. Yakında yeni albümünü de armağan edecekmiş.
Kaçırma,üzülürsün. 
-Unutma Unutulanlar, Unutanları Asla Unutmaz. Herıld yani döneminin
bitişinden Sofi'nin Dünyası dönemine geçişi  müjdeleyen bir
cümlecik. 
-Bunalıma girmek isterseniz aşağıdaki soruyu kendinize sorun:
 Özlem Tekin 25 yaşında Türkçe Müzik Piyasasında artık hiçbirşeyin
eskisi gibi olmayacağını mühürleyen albümü 'Kime Ne'yi çıkardı.
Peki Ben 25 yaşında ne yapıyordum?.
-Daha beter moral bozukluğu. -Tanrım ben Ajda Pekkan'la ayni
yaştayım.
-Zirve moral bozukluğu. -Sophia Loren'la yaşıtım.
-Sevgili Funda, bugün 'Geldik Gidiyoruz bu bahçeden..' diye 
başlayan bir şarkına şahit oldum. Belki rahat olsan, belki
Redd'in solisti gibi rahat söylesen olacak. Yok illa benim tok 
sesim var dercesine bağıracaksın..Geldik gidiyormuşuz. İyi
sayende öğrendik.Zaten kayıp sayfa yüzünden mecburiyetten
gidiyoruz.
-ÇİSEM nine bize masal anlatsana. Lütfeeeennnnn.
halil AĞA
cypaibo@gmail.com
 

temmuz2009


 
                  TAKVİM

 

 
-Şu an en çok neyi merak ediyorsun diye sorsalar ki sormazlar.
'Bugün doğacak çocuğa verilecek isimler' adlı
takvim aktivitesinden çocuğuna isim koyan var mıdır?
 
sorarım. İşte bunu çok merak ediyorum.   Düşünsene adam tam
bir hazırcı, tam bir yaşayacak adam. Kız mı oldu Nur,
erkek mi oldu Abdullah. İşte bu kadar. Yaşasın Türkiye
Gazetesi ve onların hadislerden hadis sunan pek bir
muhterem takvimleri.

 

 

 

 
-Yine ayni takvimden anlıyoruz ki, İnsanoğlu mütamadiyen
yoğurt ve salata yiyor. Günün yemeği öyle diyor.

 

 

 
-Anne bugün ne yemek var?
-Salata, yoğurt ve imam bayıldı yavrum.
-OFFFF. Gene ayni. ben kentaki isterim.
-Olmaz  çocuğum hak, iman ve huzur yolundan ayrılamayız.
Türkiye gazetesi takvimi bunları günün yemeği yaptığına
göre  bil bildiği vardır elbet.

 

 

 
-Bir gün kalksan ama tam ayılmasan. Telefonunun ertele
tuşuna bassan, ama yok sen snooze a basıyorsun çünkü
senin iphone'un var. Yataktan doğrulur doğrulmaz karşında
bir sürü adam. Bıyıklı mıyıklı. Biz yıllardır
soru sormayı bekleyen adamlarız deseler. Başlasalar sormaya;
 -1 trilyonun olsa ne yapardın?
 -Şu anda nerede olmak istiyorsun?
 -Dünyada neyi değiştirmek isterdin?.
O yüzden durduk yere gelip te bir sorsalar modunuzu açmayın.
Elin adamı gelir sorar benden söylemesi. 

 

 

 

 
-Gelmiş geçmiş en deli gelipte sorsalar önermesini yıllar yıllar
önce mahallede CEMALİYEBA(!) sorup cevaplamıştı. Kızlarını 
gezmeye bırakmayan mahallemizin harbi kadınına:
  -Yani be Hatice dünyada bir tek orospu kalmış, kimdir diye 
sorsalar, kesin sen çıkardın ha o orospu!

 

 

 
-Orospu dedim de aklıma geldi. Bugün tum bu şehirli modern
stresin kaynağı kibarlıktan. Sövmediğimiz için fenalıklar içimizde
bir çığ gibi büyüyor. Sonra milliyetçi şovenizim gibi nehir olup 
çağlıyor. Sövün rahatlayın.

 

 

 
-Sizi bilmem ama ben ilkokulda kandan oluşan nehir temalı birden
çok şiir duydum. Tabii ki sizi de bilirim. Üzülmeyin. Sizde bu topraklardan
doğdunuz.  Toprak diyerekten hafif yalakalıksal bir yaklaşımım olduysa
affola. Lakin Pazar gün sabah 9 da sevimli uzaylı Alf'i seyredip
ertesi gün okulda kandan oluşan bir nehir hayal etmek elbette ki
beyinde tahribata yol açıyor.

 

 

 

 
-Mustafa Sandal, bronz teni ve fit vücudu bir araya gelmiş yeni
bir albüm yapmış. Bu üçü her iki yılda bir ayni şeyi yapıyorlar zaten.
Birde her albümde onları yalnız bırakmayan aynı şarkıları mevcut.

 

 

 

 

 
-Türkiye gazetesi nin masaj yastığını hatırlıyorsan, kupon kesme
çilesiyle yıllarını heder etmiş bir adamsın. Seni sevmeli, koklamalı ve
koluna bir adet Türkiye Gazetesi stres bileziği takmalı.

 

 

 
-Türkiye Gazetelerindeki Türkiye için satış fiyatı:0.40 krş.
KKTC satış fiyatı:1.50 TL. ibaresi sana ne hissettiriyor?
Bunu düşün, bıyıklı adam yollayacağım sana bunu sorması için. 
No Snoooooze!. Welcome to hell!.

 

 

 

 
-Aylardır erteliyorum. Değinmek istediğim bir konu var efendim. 
Radyolar. Efendim şunu üzülerek söylemek istiyorum ki tüm
radyo istasyonlarının frekansları çok carıltılı. Carıltısız, cızırtısız
olanları inceleyelim efendim. Radyo dinleyicisi Kıbrıs sorunundan
başka şey de ister, internetten indirdiğiniz flv kalitesinde kötü
ses formatlarına sahip şarkıları duymak istemez, uzun uzadıya
hedef kitleden uzak düz konuşmalı reklam duymak istemez.
Şu an iki tane radyo var sadece müzik yayını yapan. Bir tanesi
yabancı, diğeri ise yerli. Gerçi yerli olanın bir taraflarına Serdar
Ortaç ruhu kaçmış gibi duruyor ama neyse. Efendim ne demiş
bir radyo jingle ı:Music is the answer!. Anlayın bizi.

 

 

 
-Yolda yürürken yerdeki gazete yada dergi sayfaları herzaman
gözüme çarpar. Geçenlerde  Winnie The Pooh 'un sahte versiyonunu
buldum yerde. Full hikayeli , boyamalı çocuk kitapı. İsmini;
YUMUK AYI olarak değişmişler. Yaratıcılık ölmemiş diye bir sevindim
bir sevindim. Yumuk ayı.

 

 

 
-Bu ayın keşfi Superpritcher. Özelliklo Disko şarkısı. Nasıl bir
beyin, nasıl bir avrupai rahatlık. Sevgili superpritcher 8 yaşında kan içerikli
nehir şiiri duysan seni de görürdüm. 

 

 

 

 
-Osman işmen ve orkestrasının bol ödüllü, bol  nostaljili 
'Diskomatik Katibim' adlı 1978 tarihli plağı CD formatında
yeniden piyasada. Yok böyle bir nostalji.

 

 

 

 
-Hayatımdaki büyük eksikliği fark ettim. Meğer ben ota boka 
çığlık atan kadını özlüyormuşun. Bu genellikle Perihan Savaş
ve gömleği oluyor. Katil görüyor bağrıyor, adam görüyor
çığlığı basıyor, karafatma görüyor bağırıyor. Auuuauaah  tarzı
değişik bir ses. Yüzü garamuzalı Sezerciği gördüğünde bile
çığlığı koyuveriyor.

 

 

 

 
-Funda dikkat edersen seni bu hafta rahat bıraktım.

 

 

 

 

 
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 


 

temmuz2009

               AHIM ŞAHIM
-10 yıl önce kızılötesi teknolojisinden etkilenmiştim.
5 yıl önce Bluetooth, 3 sene önce Wireless hem
şaşırtmış, hem sevindirmişti. Gelmiş ve gelecek
tüm kablosuz teknoloji mücitleri sözüm size,
asla 'uzak şehirde birbirini çok seven iki insandan birine
bir şey olduğunda diğerinin anında hissettiği acı' teknolojisini  
maalesef geçemezsiniz. 40 yıldır şaşırıyorum. Murat Soydan Amerika
da kaza geçiriyor, ayni anda İstanbuldaki Türkan Şoray'ın 
böğrüne bir saplantı saplanıyor. 6. his'in, Wireless'in ve
envai çeşit kablosuz iletişimin bittiği an bu andır.
-Nerde bir hevesle traş makinesi alıp bir kez kullanan bir
adam görürsen, nerde bir küçük ev aletlerinin yarısından
fazlasını bir kez dahi olsa kullanmayan bir ana görürsen,
nerde bir rengini beğendiği için aldığı bir giyim eşyası
kendine küçük geldiği için hiç giymemiş bir genç kız görürsen
onları sev. Onlar , sensin. Onlar , benim. Onlar, biziz.
-'Nerde bir yerde boynu bükük bir gariban görsen, o benimdir
o benim başkasına bakmaz' Murat Göğebakan.
-Kapitalizme sövmek için konu çıkardım. Devam etsem mi,
etmesem mi?. Hem sizi acıdım, hem kendimi. 40 derece falan
olmuş zaten. Ama geçen haftaki Kuran-ı Kerim in son yaprağı
ve ölümsüzlük konusuyla ilgili çok sağlam duygu sömürüsü
yapmak istedim. Kendime engel oldum. İçimde kaldı.
Ölümsüzlük... ah insanoğlu yaşarken ölmeyi ister,
ölürken yaşamayı.. sevgiler hep tatminsiz. herşey yalan..
sevinç koca bir hüzün denizi...Boğulmaya yüz tutmuşken
neden ölümsüzlük?. Herşeyin tekrarı yeni bir yalan eklerken
hayatımıza, ölümsüzlük boş bir çığlık değil midir?...
-Yaktın beni 21 yaşında  okuduğum Cezmi Ersöz kitapları
(arka arkaya 4 kitap) ve ... ları. Çamaşır suyu lekesinden 
beter izler bıraktın ruhumda. Bak hala betimleme içerisinde
bırakıyorum dört bir tarafımı.
-İnsan canlısının tamamen yalancı olduğunu size ispatlamak
istiyorum. Hemde zorla. Beynimi açmalıyım ki, zehrimi saçayım
.Ha hA ha .İspatlıyorum: 'Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler
olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.' Al işte kanıt. Belki
de milyon kez duyduk bu sözü. Çok ahım şahımmış gibi
defalarca. Bu hesaba göre dünyadaki herkes küçük beyinli.
Hatta bu sözün daha argosu olan; dahiler-aptallar versiyonunu
ele alacak olursak , hepimiz aptalız. Afferim. Bu mudur?. Tüm
dünyayı peşinden sürükleyen söze gel. Ben daha kişiler'i 
konuşmayan insan tanımadım. Zaten kişileri çok az konuşan insan
bile yeterince sıkıcıyken, bir de hiç konuşmayan!. O zaman neymiş
biz tüm insanlar olarak küçük beyinliymişik. Mersi.
-Az önce ahım şahım dedim ya, odada ahım şahım'ı yankılattım.
Gözlerimi manevi olarak kapadım. Ahım şahım bana 80lerin
altın yaldızlı işlemeli koltuklarıyla(bkz. Kemal Sunal-Varyemez
filmi) çok kalabalık olmayan bir düğünü  'ahım şahım
değildi' diye anlatırken molehiya ayıklayan 3-4 tane ev hanımı anne geldi
aklıma. Sanırım ben buyum.
-Kişileri konuşmak istiyorum. Petek Dinçöz'ün elektronik alt 
yapılı son eseri ' Ne Yapayım Şimdi Ben' den bir bugle:
'Bilgi çağındayız bilinmeyen neler bulundu
Erişim bilişim iletişim vesayire aldı yürüdü
Koyunları klonladılar sıra insana geldi'
-Tanrım,(yaz döneminde akın akın ülkemize gelen Londrezler
için translate:OH MY GOD) uzun zamandır görmediğim eski
bir idolü Tarık Mengüç'ün yeni klibi 35 derece de gördüm.
Klip zencisi!. Hem rastalı, hem elinde kadın çantası, hem de
'hava sıcak. yanıyorum. herseye rağmen stres atıyorum. ateşim
35 derece. hava sıcak 35 derece. hadi bebeğim denize' gibi sözleri 
olan bir şarkının klibinde yer alıyor. Biliyorum Ajda Pekkan'ın
Aşka İnanma klibindeki ilk versiyonlar  kadar fonksiyonel
(gemi kaptanı, tayfa, danscı) değilsin ama yeniden hoş geldin aramıza
sevgili klip zencisi. Kendini çok özletme. Yine bekleriz.
 
-Işın Karaca şarkı söylemesin. Boş bir defter alsın ve yazmaya
başlasın. 'Sesim çok güzel ve bunu ispatlamak için bir daha 
bağıra bağıra şarkı söylemeyeceğim'. Defter dolana kadar
bunu yazsın. Bitirince  Sertab Erener ve Funda Arar'ı arasın 
onlarda yazsın. Yeter, gerçekten sıkıldık. Hayır berberde powerturk 
var, istemeden de olsa duyuyoruz.
-Böylece haftanın Fundasını da aradan çıkardım ha.
-Sevgili okur senlen dertleşmek istiyorum. Çok uzatmadan anlatıyorum
bana yardımcı ol. Hayatımı sorguluyorum. Geleceğimi, geçmişimi
değil anı sorguluyorum. Ben Kermiyadaki çember tartışmalarını gazetede
okurken bir sürü bir sürü adam ve kadın Rock'n Coke da The Prodigy
ile çılgınca böğürüyordu. Onlara Firestarter dedikçe, ben müzakareler
başlıklı bir şeyler okuyordum. Onlar Invaders Must Die dedikçe ben 
yeni yolsuzluk haberleri okuyordum. Öyle kötü durumdayım anlatamam.
cypaibo@gmail.com
HALİL AĞA
çember the prodigy

haziran2009

 
 
 
DAR
 
Yere düştüğümü anladım
Kaybetmeden uzak düşüş
 
 
Tüm nesneler küçülmüş
Kaplumbağa gözünden bakıyorum
 
 
Hareketsiz, nefes alışlar dar
Dar panjur aralıkları
 
 
Dışarda karnaval serinliğinde canlılar
Bana düşen dar panjur aralığındaki sosyapat hüzün.
 
 
Biraz ilerde bir ışık
Ulaşsam mı?
İncelesem mi?
İrdelesem mi?
 
Işık bana yaklaşıyor
Bakıyorum
Yaklaşıyor
bakıyorum
 
Elimi uzatmayı deniyorum
Tutmaktan ziyade, hazmetmek için
Işık kaçıyor
 
Sürüne sürüne koridora ilerliyorum
Işık tahta kurusu misali saklanıyor
Duruyor
Tam dokunacağım
Yine kaçıyor.
 
 
Şimdi gün gece oldu
Etrafım kapkaranlık
Ara ara gözüküyor ışık.
 
Hayatımda panjurlar açılıyor
Bazen.
Flaşlar patlarken bile aklımda
hep o ışık.
 
 
 
Işık
Geliyor
Kaçıyor.
 
 
Kaçmazsam aşk olmam ki diyor!
Panjur aralıklarından odaya süzülen ışık hüzmesine bakıyorum dalgınca
Sadece Bakıyorum.
 
 
halil AĞA
cypaibo@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

haziran2009

 
 FİGENYA
 
Cok acaip bir ruh halindeyim. Kendimden daha yetersiz insanlarla bir arada olmak sanırım bana mutluluk veriyor.
Bunu yeni yeni kabullendim. Film çekimindeyiz  ama  al birini vur ötekine. İstiklalde the Godfather ın müziğini çalan ıslıkçı adamdan daha  az sinema  bilgileri var. Tanrım kim bunlar?
İçten içe de hoşuma gitmiyor değil yani. Sonuçta onların da  dünya görgüsünden haberleri olmalı değil mi?
Bu genç sanat camiiası bana öğrenci evlerini hatırlatıyor. Kuru ve dağınık.
 
 
Mahallede yaşıtım kızlar koca peşindeyken ben kokteylerden kokteylere koşar ve şahjeneliğimle göz  dolduruyordum. Bir keresinde yerli bir parfüm tanıtım teklifi almıştım. Elbette ki kabul etmedim. Fakat, aklıma cin bir fikir geldi. Hemen kendime Europe menşeiili bir parfüm markası aradım. Meğer o günlerde Dior Türkiyeye girmek istiyor. Eski tanıdıklarımız mevcut çok şükür. Hemen konuştuk adamlarla Dior'un Türkiyedeki yüzü olacaktım. Neyse efendim taa zamanında jakuzili hotel odası isteğimi de kabul ettirmiştim. Tanıtım için müthiş pembe bir tuvalet yaptırmıştım.  Aç erkek gözleri arasında kırmızı halıda yürürken::Memduh Bey!. Beni daha önce isteyen yerli parfüm markasının satış sorumlusu. Hiç yakıştıramadık falan diye bişeyler geveledi. Ne münasebet canım, ben yalnızca  kaliteli markalarla çalışırım dedim usule uygun şekilde. Usulumu anlamamış olacak ki terbiyesizlik bastı bana. O kadar basılmış olan ben ilk kez terbiyesizlikle basılıyordum bunun altında kalmadım. Derken olaylar gelişti adamla birbirimize girdik. Saç-baş darmadağın. Elbisemin omuzu yırtılmış göğüs dekolteme bakıp salya akıtan adamlara mı bakayım Memduh P.zevengini mi yolayım şaşırdım. Tabii olay basına  yansıdı. Dior bu bizim şovumuzdu dedi, zamanın o.ospu mankeni Figenya'yı hemen öne sürdüler. Figenyaymış oros.u. Kim hatırlıyor seni şimdi.
 
Dior un kokar parfümü ülkede hiç tutmamıştı da rahatlamıştım bir nebze. E şimdi bu settekilerin hangisi Dior2u biliyor acaba?
Sefiller.
 
Oysa bende figenya oros.usu gibi bir aramatör bulup kapaklasam ne işim olurdu bu settekilerle. Durum bu yani. Ben özgürlüğü seçtim.
 
 
 
 
 

haziran2009

                     BÖNSEL
-Teknolojiyi çok sevsem de büyük dezavantajları da var.
Sakın, sosyal hayatınızı bitirir veya beyin dalgalarınızın ayarlarıyla 
oynar diyeceğimi sanmayın. Rahat olun. Beyin zaten bulanmaya 
müsait, bilgasayarla haşır neşir olup bönsel bir kıvama ulaşmak
da kişisel bir tercih. Benim esas derdim, şaşırmak. Misal kış soğuğunda
t-shirtle gezen adam hikayeleri vardı eskiden. Youtube'da 
acaip videoları izleye izleye kışta T-shirt giyen garibana şaşıramaz
olduk. Ben buna çok üzülüyorum. Adam kasmış t-shirt giymiş 5 
derecede, o t-shirtle kahveye gelmiş. 3-5 kişilik fan klubu kıvamı 
yakalamış ama boşuna. Youtube'dan önce ne şaşırırdık.
Biliyorum, Youtube'da 'götüyle ceviz kıran adam' videosunu izledikten
sonra değişti her şey.
-Ben az önce 'Bönsel' mi dedim?. Yaşasın kurallar dışı, sadece anlatmaya
ve anlaşmaya yarayan haberleşim tümceleri. Bönsel.
-O değil de bu g.tüyle ceviz kıran adam seninle birlikte ıssız adaya 
düşse. İnan anan baban olsa yanında bu kadar sevinmezsin. Hem karnın 
doyar, hem de hergün onun sürprizleriyle hayata bağlanırsın. G.tüyle
ceviz kırıyorsa, diğer uzuvları düşünsene!
-Sanal zeka ve dedektif zekası karışımı birşeyler var. İşyerimizin
yakınlarında arabalarımızı park ettiğimiz bir yer vardı. İşte orayı
bir otoparkçıya kiraladılar. E tabii günde 3 adet süt parasına park mı
edersin, yoksa o paraya süt alıp cicibebeyle içer misin?. Biz sütlü pisgot
deyip park yerine gitmedik. Arabalarımızı ora-bura park ettik. Paralı park 
yerinin doluluk oranı %20 yi bile bulmayınca, kim çektiyse artık her tarafı
sarı çizgi doldurmuş. İşte algılayıcı-denetleyici-uygulayıcı zeka budur.
Sarı çizgilerden her tarafımız güneş gibi parlıyor. Eğlence diz boyu, arabalarımız
döküm saçımmış.
-Bitişmek diye birşey var. Ve köylerdeki aldatmaların  %80lere varan kısmı 
ovalarda bitişili oluyor. Bitişmek, sevgi  dolu bir söz gibi duruken bu durumda 
şehvet uçurumunda yuvarlanan bir eylem oluyor.
-Şehvet Uçurumu'nu izlediniz mi?. İzlemediniz, biliyorum. Bu sebepten
size bu güzide eseri anlatıyorum. (Okuyucuya soru sorup, cevap vererek
samimiyet ortamı kuran kurnaz gibi hissettim kendimi). Efendim, Zerrin Egeliler
gerilim müziği eşliğinde evin içinde ordan ora gezmektedir. Şuh ve şehvetli
bir kadın olduğu için elinde viski bardağı vardır. Sıkılmaktadır. Hem de çok
sıkılmaktadır. Doktor'a gider. Doktorumuz kocasızlıktan bunaldığını ve en
erken zamanda yeşilliklerle dolu bir yere tatile gitmesini önerir. Zerrin pilot 
kocasını arar, bıyıklı pilot gelir ve Abant'a giderler. Daha ormana adım atar 
atmaz 4 adet kötü adam tarafından kaçırılırlar ve Zerrin'i bir ağaca bağlayıp
tecavüz edecekmiş gibi yaparlar. Bıyıklı pilot ise tüm olanlara karşı çaresizdir.
Zira iki adet kötü adam onu kollarından tutmaktadır. Bıyıklı adam kaykıldıkça 
kötüler daha çok gülüyor. Güldükçe, tecavüz edecekmiş gibi yapıyor. Müthiş 
bir gerilim. Tahminen 12 dakika boyunca bu oluyor. Hani tecavüz etseler
koca da rahatlayacak. Yok.
-Şehvet uçurumunda / Gün akşam oldu    
 Sarıl küreklere / çek usul usul. 
-Sinemaya en son  Titanic'i görmek için giden  insan var. Başka hiç sinemaya
gitmemiş. Onları sevin, saygı gösterin. Çok temiz insanlar onlar.
-Sevgili hemcinslerim. Spam maillerindeki 'Enlarge Your Penis' ve '%100 viagra'
konu başlıklı maillerde penis boyutunu ve sex performansını sorgulamıyor musun?.
Evet, evet sorguladın. İçten içe bunu düşündün. İtiraf et.
-Kuşum Aydın geri dönmüş. Müjdeler olsun.
-Funda Arar'la ilişki veya arkadaşlık yaşayabilitesi olan herkes beni dinlesin. Bu kızı
rahat bırakın. Sabaha karşı hangi kanalı açarsam açayım Funda yine haykırıyor.
Funda'ya hep oyun kurulmuş. Funda bir garip mudi. Funda yaralı bir kuş. Bakın ne
diyor; 'Acıya duvar gibi dururum'. Oha!. Bu nasıl bir çileden sonra söylenmiş kimbilir.
Funda şimdi sözüm sana, biz  yani senin haricindeki tüm kadınlar ve erkekler en yakın
zamanda dünyayı terk ediyoruz. Bir sonraki seçim vaatlerinden olacağını tahmin ettiğim 
uzay seyehatine çıkıp geri gelmeyeceğiz. Artık seni kimse üzmeyecek. O tok, dolgun
ve çığırtkan kadın sesini çıkarmak zorunda kalmayacağız. Ve bizde uzaydan sabaha karşı
siyah beyaz Belgin Doruk izleyebileceğiz. Acıya duvar gibi durmana gerek var mıymış?.
Yokmuş.
-Yıllar geçtikçe 2009 eskide kalacak. Durun ve gökyüzüne bakın. Yüzünüzde
haklı bir gururla gülümseyin. 2009'da Hepsi grubu dağılmıştı!. Mutlu ve uğurlu
bir yıl yaşıyoruz değerini bilin. Ya da bilmeyin, tarih sizden hesap sorsun.
Acı çekin. Acıya duvar gibi durun. Ama Funda bir başka duruyor ha. Söyleyeyim yani.
-Maykıl Caksın!'ı , sıpays görıls'ı dünyaya tanıtan kola markasının yeni reklam yıldızı
Seda Sayan ve 'kola iç universite oku bacım' konsepti. Evet, dünyanın durumu hiç
iyi değil.
-Aylık dergilerde bir ürünün faydalarından bahsettikten 5 sayfa sonra o ürünün
tam boy reklamını gördüğüm an kendimi Amerika kıtasını keşfetmiş gibi hissetmiştim.
-Kimdir be ama bu gıccağaz?
-Aha Emine'nin gelinidir.
-Ne bu hal sokaklarda döküm saçım gezer. Gaynanası görmez mi anam?.
-Peee, şimdikiler laf diyner sanki!
-Sözlerimi her iki çocuğuda erkek olan iki annenin hoş, sıcak
ve hoşgörülü diyaloğuyla bitirdim. Esen kalın.
halil AĞA
cypaibo@gmail.com
 

haziran2009

                             OĞUL
-Görüp görebileceğim en orjinal anne-kız diyaloğunu gördüm.
Anne, tabureye oturmuş sırtını aynaya dayamış. Anne badisi
ve yırtmaçcıklı taytıyla hepimizin annesi kıvamıda. Kızı soyunma 
kabinlerine giriyor çıkıyor. Kızı soyunma kabininden giyeni çirkin
gösteren tarzda  abiye bir elbiseyle çıkıyor. Nasıl? diye annesine soruyor.
Kadın sıcaktan tayfalmış(!) bir halde;-seksi değil diyor.
Acaba yanlış mı duydum diyorum kendi kendime, takip ediyorum.
Ardısıra geliyor: Bu seksi, bu daha seksi, bu hiç seksi değil. Ve kasaya
doğru ilerliyorlar. Kızı son kez soruyor annesine, en iyisini mi yaptılar
acaba diye. -En seksisini aldık a gızım diyor anne. Annenin ardından
nasırlarına bakarak huzur kaplıyor içimi. Asmalı Konak travmasında seksilik.
-Ha bunu cosmopolitan annesi yapsa şaşırmam heralde. Zira Cosmopolitan
annesi kariyer peşinde, hırslı ve trendy annedir. Cosmopolitan anne ile 
normal anneyi ayıran temel özellik branch dır. Cosmo annesi branch
hastasıdır, branch keyfini anlat anlat bitirmez. Normal anne branch
nedir bilmez. Ay lav normal anne!
-Abiye dedim de, lise ne acaipti ya. Bir gün önce 84 aldığı için zırzır
ağlayan kız, ertesi gün bir boyalanmış bir süslenmiş, kadın olmuş. 
Neymiş yılbaşı. Sevgili liseli kızlar, sınıfınızdaki erkekler size söylemeye
çekiniyorlar ben söyleyeyim. Gelmiş geçmiş tüm yılbaşılarda biz erkekler
olarak sizlerden ölesiye korktuk. Mavi kadife elbise nedir allah aşkına ya?
Ya da yılbaşı balosu şapkası?. Hepsini geçtim, süper-mini etekler.
Müdür, öğretmen  gibi etiketlerin olduğu bir atmosferde mini etek
ne kadar etkili olabilir ki?. Lütfen ama yapmayın bu eziyeti. 
-Ohh be rahatladım. Keşke 10 yıl önce lisedeyken söyleseymişim.
-Sıkardı!.
-İsteğim dışımda olup ta beni kırpkırmızı eden iki olay vardır.
Birincisi, kim olursa olsun yanımda şiir okursa çok utanırım.
Sanki şiiri ben okuyorum da , içime şeytan girdiğinden
garip ses çıkarıyormuşum gibi oluyorum. Birde yöresel kıyafetleriyle
yer sofrasında çocuklarıyla birlikte çorba içen Aliye Rona.
Bu ikisinde çok acaip kızarıyorum. Hele ikincisinde. Ana ve oğulları.
Ana.Oğul.Anaa.Oğullllllll.
-Elini kana bulama oğul!. Namusumuzu temizliycem ana!.
-Koş hanım koşşşş!. Hamamda yıkandıkça temizlenen  namus çıktı!.
Üstelik hemen sipariş ederseniz, anında %25 indirim!.
-Sevgili düğün şarkıcıları bu sözüm size. Öncelikle işinize saygı
duyuyorum. Ekmek parası için uğraşıyorsunuz. Kablolarınızla oynayan 
çocuklara kızmakta da haklısınız. Bu senede bekar gezelim, Konyalım yürü, Dereden
tepeden gel kıyıdan köşeden gel Akdeniz'le geçen ilk gençlik
yıllarım için de sizden bir talebim yok. Sesinizi belerte belerte Kıraç 
çalmanıza da alıştık. Ama yalvarırım bu yaz Anlamazdın'ı çalmayın.
Lütfen ama. Biliyorum siz Anlamazdın'ı çalarsanız, 5 ay önce PANLAMAZDIN
yazıp 4277'ye mesaj yazıp Anlamazdın melodisini cebine indiren adamla
karısı dans edecek. Onlar dans ettikçe sesleriniz belerecek. Lütfen.
-Yazın en güzel yanı nedir?. Dondurma? Karpuz, hellim ekmek.
Hayır dostum hayır. Yakın akrabasının düğününde telaştan yüzü 
bulla olan topuzlu abiyeli  simli kadın. Evet! Evet!. Sizin telaşınız olmasa o düğün
olmazdı. 
-Seri gülme krizlerine tutulmaya başladım hadi hayırlısı. Hava sıcaklığından
mı çöp etkisinden mi?. Az kalsın çöpü unutuyordum yahu. O ne hoş bir 
sürprizdir öyle. Yazının sonunda bir çöp fantezimi paylaşıcam sizlerle. Sağolun,
varolun.
-Karanfil deste gider, kokusu dosta gider..Hahah  nanay. Nanay ellerin malı!.
Yıllar sonra iyi ki bulmuşum bu türküyi. 12 adam, 4 kadın hepsinde saz. Oya
Aydoğanvari pembe mantinli Hülya Suer ve edebiyle alkışlayan seyirciler. 
Ritmik bir tapınma gibi. Solistin el hareketiyle alkış başlıyor falan. Yalnız 
kendinden büyük saz çalan kızlar beni çok hüzünlendirdi. Bir günden bir güne
kimse ne derdin var dememiş gibi bakıyorlardı. Hüzünlendim ha. Nanay ellerin malııı
-Duygu sömürü ustalarından İlhan Şeşen'in yaptığı en iyi şey Ellerimde Çiçekler
şarkısını Bülent Ersoy'un okumasına izin vermesidir. Müthiş bir fantezi kaynağı.
Kapı çalınsa, açsan karşında Bülent Ersoy. Ellerinde çiçekler, kapında sırılsıklam!.
-O değil de sen hiç Yılmaz Morgül ağlaması gördün mü ey okur?. Türk Sanat
Müziğine üzülüp bir ağlaması var ki öyle böyle değil. Peey bir zamanlar
Zeki Müren'e alternatif etiketli adamdın Morgül. Ağlarken engellenemeyen
tek adam.
-O değil de ellerinde çiçekler, kapında sırılsıklam Yılmaz Morgül gelse sana.
Sevinmez misin?.
-Bence içten içe bunu istiyorsun!.
-''Cildimi yaşlandıran insanların olurken, geçmiş iş işten'' Artun Ertürk.
Hem hayata dair, hem sekse!. Cilt yaşlandıran sevgili modelini bir hayal
etsene. Dağlar Memedali çağıracak!!!.
-Mansur Ark, yeni albüm yapmış. Henüz sebebini bilmesem de sempati
duyuyorum kendisine. Ha albümünü alırmıyım, tavsiye edermiyim hayır.
Ama o hep albüm yapsın. Kadınlardan da Bendeniz benim için öyle.
Hep albüm yapsınlar, hep mutlu olsunlar. Dinlemesem de, onlar
kalbimizin sanatçısı. Kalbimizin sanatçısı Yılmaz Morgül. Ne kalpmiş be
anlam manyağı yaptık yıllardır kendilerini.
-Sözümde duruyor ve haftasonu aklıma gelen çöp fantezimle sona varıyorum.
Huzurlu bir Cumartesi sabahı çöp yine yanıyor, dumanlar her bir tarafta.Tüm
insanlar şehri terk etmek için arabalarına koşuyor. Arabalar durmuş, elektrik 
gitmiş, SEIKO saatler bile çalışmıyor. Gökten uzaylılar inmiş, çöpü biz yaktık
ama sizi kanser yerine bambaşka bir metodla öldüreceğiz demişler. Ufo'nun 
kapısı açılmış. İçinden koskocaman Ferhat Göçer çıkmış. Doktor önlüğü 
falan. Ferhat Göçer, en az özgürlük heykeli kadar büyükmüş. Ha ha ha!
mankenden şarkıcı olmaz dediniz, alın size doktor şarkıcı diyerek şarkı
söylemeye başlamış. Sesindeki coşum artıkça intiharlar başlamış. Günün 
sonunda herkesler ölmüş. Uzaklardan tek bir ses duyulmaya başlamış. 
Yılların eskitemediği ihtiyar politikacı, elinde bayrak bu ülkemize komplo diye
haykırmış. Bayrağı salladıkça , şükran. Salladıkça, memleket demiş. Ferhat
bunu omuzlarına almış. Birlikte dağlara bayrak boyamaya gitmişler. Onlara
sevda yolları, bize yeni nesil kanserlermiş.
-Hahhaaa nanay!.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com 
i.

mayıs2009

      
         -TEMA-
-Dünyanın en prestijli ilk üç markasından birinin,
'Yağma Hasan'ın böreği::  ye be Tahsin ye' sloganıyla
satıldığı bir ülkede yaşıyoruz ey ahali. Gezin, yiyin,
için, eğlenin gayrı!.
-Hem gezmek, hem yemek, hem içmek, hem de eğlenmek
söz konusu olduğunda akla 'Hayat Sevince Güzel' gelmez mi
ey ahali. Ayşecik ve mutluluk oyununu oynamaya meyilli
kasaba halkının haşarı sevimlilikleri ve baştan çıkaran dans figürleri.
-'Hiiiiiiii.Öyle şık oldun kiiii!'
 'Sus!.Farkındayım'.   Yaradana gurban ey neslim.
-Sahi bir Burhan Çaçan vardı. Ne oldu ona.
-Burhan Çaçan beni. Türkü Türkü Türkiyem diye bağıran
başka bir et beni tanımıyorum.
-Seçim dönemi fark ettim de, ağzını doldura doldura memleketim diyenler
daha bir vatansevermiş muamelesi görmek istiyorlarmış
gibime geliyor. Ülke out, memleket in.
-Ne zamanki moralim bozuk oluyor, açıyorum sonu 'abiye elbiseyle plajda koşan
kadınla el ele tutuşan bıyıklı adam' temasıyla biten bir film. Ohhh keyfim yerinde.
-Plajda koşanlarda kendi içinde sınıflara ayrılıyor. İkizler'de Müslüm Gürses
ve ismini bilmediğim acılı bir seksenler kadını; Beddua'da Bülent Ersoy ve Mine
Mutlu ,ve en orjinali yine Zerrin Egeliler'den ve bıyıklı bir adamdan 'Sonsuz 
Gece'.
-Daha uzun içerikli temasal yapabilen varsa geçsin karşıma. 'Abiye elbisesiyle
 plajda koşan kadınla el ele tutşan bıyıklı adam'.
-Tanımayanların çok şey kaybettiği kadın; Zerrin Egeliler.
-Tanıyanların çok şey kaybettiği kadın; Gülben Ergen ve sempatiksel gülüşü.
-'Bak millet çıktı ay'a, biz yine kaldık yaya!' Yoncimik.
-Alternatif millet çıktı ay'a replikleri::
 'Bak millet 36.000 devirli traş makinası yapmış; bizde hala ceyran kesilir!'.
-Sanki ceyran kesilmese traş makinası yaratacak. Boşver oğlum memur ol
sen. Bak yaz geldi. İkide biter mesaiciğin. 2 de ha. Tam 2 de. Anlan ya abim:=)
-Hayatında hiç orjinal müzik CD'si almamış adamla, 1 Mayıs'ı dünya piknik günü
sanan adam sanırım ayni adam. 
-Orjinal Cd diyince kendimi çok görgüsüz hissettim birden ve yıllar önce beni 
çok mutlu eden bir olay aklıma geldi. Elbette bunu kendime saklayacak değilim,
vırt-gel ağızlı olduğumdan anlatıyorum; Yıllar yıllar önce kim 500 milyar ister? adlı
yarışmada adamın biri yarışmaya başlamadan kendini tanıtma kısmında acaip bir 
olaya girişmişti. Adamımız Rutkay Aziz ile Cezmi Ersöz karışımı bir ses tonuyla 
kütaphanesinde 25.000 adet kitap olduğunu ve çocuklarına dünyanın en büyük 
hazinesini bırakacağını söylemişti. Ses tonundaki mülayimlikten sanırsın ki boş
zamanlarında kitaplarıyla sevişiyor. O derece. Yarışma başlıyor ve ilk soru geliyor:
'Hangisinin içinde kafein vardır?'. Adamımız bunu bilemiyor ve ilk sorudan eleniyor.
Ne kadar mutlu olmuştum anlatamam. İlk okuldan beri beni takip eden 'Kitap 
En iyi dosttur' yazısından intikamımı almıştım.Öyle mutlu olmuştum ki. Kitap, kitap
dedikçe bir nesli okumaktan soğuttunuz ey eğitim sistemi. Sahi, flüt diye diye de
müzikten soğutmuştunuz. Ayni şekilde ortaya top atarak spordan soğutan da 
sizdiniz. Kitaptan intikamımı aldım. Sporda oluyor gibi. Sırada müzik var.
-Gör bak neler olacak, intikamım çok acı olacak!. 1998. Ayşe. Tempo müzik.
-Hiç bari plak firmalarını hatırlamasam da beyinde yer açılsa.
-'Üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer verirsan,geriye kalan iki kuruşla döner seni satar'
Süpersin Burçik. 
-Bu arada Kim 500 Milyar daki adama da üzüldüm şimdi. O kadar kitaba boşuna para gömmüş, oysa 
ki artık Wikipedia var. 
-Durup durduğum yerde cep telefonuma gelen SMS. 'Ağaç kesimini önle, iPHONE kazan!' diyen SMS.
Dumurlardan dumura savurtan, teknolojiyle doğayı birleştiren SMS. Enerjimi sıfırlayan SMS.
-Bir bankanın bana telefonda 20 dakika boyunca hayat sigortası satmaya çalışması, benim 'Hayır' 
demem. Israrla 25.dakikaya doğru ilerlememiz. 'Ben intihar eğilimliyim hanfendi!' demem ve hayatımın
en hızlı plaza insanı 'iyi günler'ine şahit olmam. Keşke 46.saniyeden deseydim intihar eğilimli şeysini.
-Haftanın internet şeysi: www.kktcalsat. Yeşilada'nın yeşilyurt aromalı kardeşimizin basit ve hızlı servisi.
Ekonomik kriz var deyip üzülme! neyin var neyin yok sat. Sende durma, bu fırsattan faydalan, çok
ucuz fiyatlara istediğin ürüne www.kktcalsat.com'dan sahip ol. Ying-yang tanıtımı gibi oldum ha. Bazen
hayatımın bir reklam filmi olduğunu düşünüyorum.
-Şahane ses Göksel'den, 'Mektubumu Buldun Mu?'. Şarkılara bak hizaya gel; 'İnanmam, Çaresizim, Gülmek 
İçin Yaratılmış, Baksana Talihe, Ağlamak Güzeldir, Senden Başka...' .Hizaya gelmek isteyenlere sevgiler.
Hizadan uzak olanlara da sevgiler.
-Sevgi dağıtıyorum hem de 1 alana; haftaya 2.si bedava!.
-Sevgi güzellemeleri.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

mayıs2009

                      IŞILTI
-Bu Pazardan itibaren hayatımda yeni bir sayfa açtım. Herhangi bir
kitap okuyup üçüncü gözüm açılmadı. En son the secret göz açıyordu
hatırladığım kadar. Yeni sayfam ışıltılarla, fonksiyonellikle dolu.
CEYLAN SHOW.
-Ceylan ışıltılı, programın logosu ışıltılı, dekor ışıltılı, konuklar
ışıltılı, zemin bile ışıltılı. Her yer parlıyor. Hatta Ceylan'ın mikrofonunda
bile parıldaklı simler var. Programdaki herkesin tek derdi hüzünlenip çıldırmak.
Marazi bir şarkıdan 5 saniye sonra delicesine oynuyor, eğleniyorlar.
Reklam mı girecek, e boşu boşuna 10 saniye niye geçsin.
Teknik ekip reklam girene kadar Ceylanımız kolbastıcıları çağrıyor.
Hep birlikte 10 saniye de kazanılmış oluyor. Kolbastıcılar bile 
ışıltılı. Karanlık dünyama bir ışık gibi doğdun Ceylan.
-Allah tuttuğunu ışıl ışıl etsin Flash TV.
-O değilde ne olacak bu kolbastıcıların hali. Üzülüyorum ha ben
bu gençlere. Islık bekleyen av köpeği misali her programda kenarda 
bekliyorlar sunucunun bir sinyali ile koşup oynuyorlar.
Bir nesil böyle helak oluyor sayın Kırca.
-Kenan Doğulu nerelerde diye düşünmemle birlikte,
yeni albüm haberini almam bir gün arayla oldu. Hazır
olun zor bir yaz bizi bekliyor. O sempatik gülüş dört bir yanımızı
sarmaya geliyor. Amansızca.
-Bülent Ersoy'un Almanyada çektiği filmleri izliyorum bir haftadır.
Gerçek hayatı algılayamaz oldum.
                       -Yeni bir manken düşmüş!!
                       -Adı neymiş?
                       -Ceylan..
                       -Ceylan haaa(uzaklara dalma ifadesi içeren haa)
                       -Evet ben Ceylan'ım.(Bülent Ersoy)
-Biliyorum nefret kötü bir duygu ama Vista'dan nefret ediyorum.
Onu her yerde kötülüyorum. İstiyorum ki bir sabah kalktığımda 
Microsoft batmış, buna Vista sebep olmuş gibisinden bi haber duyayım.
Ben demiştim demek için.
-Sayın kendim çok ayıp. O kadar ekmek yeyen adam var orda.
-Tayyip Erdoğan, kriz bize sürtündü mü ne demiş. Doğru mu ya o?
Eğer doğruysa tüm 70ler erotizim film yönetmenleri için üzüldüm, 
oysa ne güzel film ismi olurdu ha sürtünmeli teğetli.
-Herşeyden bunaldığım anlarda Milyoncu olmak istiyorum.
-En az Ceylan Show kadar net bir iş milyonculuk. Fazlası, eksiği, o,
bu yok. Gayet Net. Ne alırsan 1 milyon.
-Ha birde herşey üstüme üstüme gelirse, banyodan çıktığında bile
makyajlı olan Zerrin Egeliler'i getiriyorum aklıma, daha ne olsun.
-Dikkat ettim de üstüme gelmenin acaip balını yemişim bu hafta.
-Şimdiki çocuklar çok şanslı. Çünkü meyveli yoğurtlarındaki DHA 
beyinlerini geliştiriyor!. Şaka şaka, boşver DHA 'yı Kenan  Evren'e gel.
''Bak abim biz çocukkan tek bir TRT vardı. O da hep Kenan Evren'i gösterirdi.
Evimizden biri  gibi olduydu Kenan. Onsuz akşam yemeği yemez olduyduk. Onun
güven dolu gülümsemesi ile içimiz rahatlıyor, Ray-Ban tarzı
gözlüğüyle güvenlik hissimize his katardık. Dedim ya abim katil ile,
adamı ayırt edemeyecek yaştaydık'.
-'Kız hatçe senin saçların siyah değil miydi?'
  'Amma cahilsin kııızzz, hiç duymadın mı büyük şehirde parası çok olanın her kılığa girebildiğini!!''
-Kim ki sık sık şaşırıyor, bilki o çok temiz bir insan. Sev, koru, şaşırt. Fazla varsa
bana da yolla. Şaşı bak şaşır yapayım onu.
-Az önceki esprim için özür diliyorum. Yaktın beni Sabah gazetesinin Star dergisindeki
şaşı bak şaşır fotoğrafları. 
-Hayatımın 4., Taşkınköy'ün bilmem kaçıncı küp düşen ve hastalık sezonunu açmış
bulunmaktayız. Hepimize hayırlı olsun der, her ay belediyeye verdiğimiz ilaçlama paralarına
sevgilerimizi iletiriz.
-Ya o değilde ben full sağlık sigortası yaptırayım. Ne de olsa sinekler  ısırınca hastanelik
oluyorum. Evet. memur kalıtsal hastalıklarımı sorduğunda, Kameraya baksam ve Lefkoşalıyım 
desem. Yavaş yavaş ekran kararsa ve SON arzu film teşekkür eder yazısı belirse birden. İroninin
dibine vursam. Mesaj kaygılı dolaşsam ya ortalıkta. Bazen bunu istemekle kalmıyor, bol bol 
yapıyorum. Tavsiye etmem.
-Celine Dion'un 'My Heart Will Go On' dan başka herhangi bir şarkısını bilen adamdan 
ölesiye korkarım. Bunu bilir bunu söylerim.
-En korktuklarım listesinin zirvesinde ise, Gülyabani var. O ne biçim bişey yahu bak yine
ürperdim. Neyse ki küp düşenlerim var, onlara sarılır uyurum.
-Halen daha mesaj kaygısındayım ya, ona yanarım.
-Ajda Pekkan teyzem olmuş. Annem babam istediklerimi yerine getirmiyor, ergen krizi yaşıyorum.
Ajda'yı arıyorum. Teyze hal böyleyken böyle diyorum. O da bana 'hal böyleyken Telefunken,
Telefunken Takvim'den! diyor. Şaka şaka. Teyzem olan Ajda benimle birlikte kumarhaneye gidiyor.
Bana kumar ısmarlıyor, 5 yıldızlı otel havuzuna götürüyor sonra. Bana yeni bir de kayak takımı
alıyor, kışa hazırlık hesabı. Sonra birlikte eve geliyoruz. Annem ve babamla konuşup onları  yumuşatıyor.
Giderken bana göz kırpıyor. Bunu öyle çok istiyorum ki. Öyle böyle değil. Özellikle son göz kırpma sahnesini
düşündükçe hayata daha sıkı sarılıyorum.
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

mayıs2009

                                BÜRKÜK
-Köpeğimi gezdirirken burun kıvıran bir tanıdık:-'bunu alacağına tavık! alaydın,
hem yumurta da doğrurdu' dedi. Gayet ciddiydi. Sabah sabah yaşattığı beyin travması
müthişti. Hep derim okumakla şey olunmaz diye. Ha tavuk kardeş, seninle bir derdimiz
yok o ayrı.
-Köpeğin adamı gezdirmesi diye de bişey var ha. Tasmanın ipini ısırıyor, kafasını
kaldırıyor gösteri köpeği gibi ilerliyor seni de sürüklüyor. Güdülmüş gibi olmak
bu olsa gerek. Offf bunu söylemeden duramayacağım şimdiden özür dilerim.
'Ava giden avlanır'. Kendimden de utanıyorum, bana bunları alıştıran Murat'a da.
-Enerjiyi yerle bir eden soru: 'Yumurta mı tavuktan?, tavuk mu yumurtadan?'. Yazıktır.
Bir ortaokullunun da zihni bu kadar karıştırmaz ki. Adam sivilcelerini mi düşünsün ,
sayfaları yapışmaya yüz tutmuş Hustler dergisine mi yansın.
-Sevgili pornoyla ilk kez internette tanışanlar; sizler asla ve asla arkadaşınıza ödünç verdiğiniz
derginizin sayfalarının yapışıp yapışmayacağını düşünmeyeceksiniz. Bunu dğşündürecek yazılı
görselli mecmua kalmadı.  Bulvar bile kapatılmışken nerde Penthouse, nerde Hustler, nerde SuperStart!.
-''Pornodan uzak duran, kendinden uzaklaşır.''. Offf  bu sözün ünlü bir düşünür tarafından
söylendiğini hayal ettim şimdi. Hatta yanına koftiden Albert Einstein yazasım geldi. Sonra
aklıma Google geldi. Meraklısı var, araştıranı var nemelazımcı oldum. Söz bana ait. Sevin,
koruyun, yayın hatta print alıp buzluğun üstüne asın.
-Alternatif, faydalı hediye mi arıyorsunuz?. Doğru yerdesiniz, çözüm bende. Yine test ettim,
yine onayladım. Sevdiğinize sevenlerinize buzluk süsü alın. Acaip seviniyorlar zaar. Öyle böyle 
değil. Veya zayıf olduğunu düşündüğünüz hediyenizin yanına bir adet elleri kolları sallanan 
kedicikli buzluk süsü alın. Bakın buzdolabı demiyorum. Buzdolabı süsü sanki pek samimi değil gibi,
buzluk için alırsanız  anne için de uygun olur, sevgili için de, arkadaş için de. Demedi deme.
-İnsanlık şöyle kötü, böyle kötü diyorum da bazen öyle güzel bişey oluyor ki. Yaşasın
insanlık organizasyonu diyesim geliyor. Misal az önce Doğuş ila Vasfi dost geldi. Bir tabak
çakulatlı keyik getirdi. Of ki ne of.. İçinden müthiş çakulatlar taşan mükemmel bişey. Bir de
şöyle dinleyin.
-İçi sıcak çikolatayla terbiye edilmiş, ıslatılmış yer yer kızartılmış çikolata veritabanlı pasta. 
Şşş  o değil de ben yemek yazarı olsam. Gecede bir restaurant gezsem, beleş yemek yermiyim
acaba?.
-Değerli okur inan ki bunu düşünüyorum şu an. Oğlum her gece bedava sufle yediğini 
düşünsene. Karar vermek , yapmanın yarısı şeyi icat olduydu 90ların sonunda. Cümle alem
duysun hergece sufle yemeye and içtim!.
-Haa birde önümüzdeki 10 yıl içinde bir adet mülayim kendi halinde audi r8 istiyorum.
Bakalım o beni isteyecek mi?. Ben r8 olsam isterdim. Düşün ki adamın biri günde 10 defa
benim üstün nitelikli özelliklerimi anlatacak daha ne olsun.
                              -Sevgili r8 nasılsın?.
                              -Saol abi.
                              -Gövdenin ortasına yerleştirilmiş yüksek devirli V8 makinen bugün nasıl?
                              -Hamdolsun abi.
                              -Hadi gel dereboyuna gidelim. Orada bir tanıdık görürsek ASF kafes 
                              sisteminin çift üçgen kollu süspansiyonunu nasıl güçlendirdiğini anlatırız.
                              -Tamam abi, hemen!.
-Tek rakibim maykıl nayıt ve kara şimşek!. Ahaaa, şimdi aklıma geldi. Duyduk duymadık demeyin,
arabasının önünde kara şimşek ışığı olan birini tanıyorsanız lütfen bana haber verin. Uzun zamandır 
kara şimşek ışıklı birini görmedim. İçimde bir hüzün, bir burukluk.
-Kara şimşekli maykıl nayıtların sonunu tabanı florasan lambalı XL modifiyeli arabalar bitirdi. O nasıl
bir formattır öyle yahu. Şaşkınlığımı üzerimden attığımda dedim ki, heralde yere birşey düşürdüğünde 
bunu yakıyorlar zaar. Düşünsenize arabınızın altında şimşek mavisi bir florasan heryeri aydınlatıyor. 
Arabanın altı sanki bir disko, arabanın altı Turist Ömer Uzay Yolu, arabanın altı öte dünya.
-O değilde gezegenler içerisinde sende en çok Satürn'ü seviyorsun değil mi?. Halkalarıyla seni büyülüyor.
Tam bir öteki dünya simgesi. Panayırdaki uçacıkların ortasında da da var ya bunun binbir ışıklısı. Tozuna 
toprağına rağmen sırf o Saturn'ü orada görmek için bile panayıra gitmişliğim vardır. Çek sandelyeyi
otur uçacıkların karşısına, izle Satürn'ü dur. Sanırım mutluluk değerlerimi yükseltmeliyim.
-Vazgeçtim, ne diye yükselteyim oğlum. Böyle güzel. Ottan b.ktan mutlu olun. Böylesi hem 
daha ekonomik, hem daha eziyetsiz.
-Güzeller içinden bir Saturn'ü seçtim, kalbimi ben sana verdim!.
-Powertürk'teki Pop Favori beni çok heyecanlandırıyor. Futbola heyecan duyanları şimdi daha iyi anlar oldum.
Programda 3 adet aday şarkı var, izleyenler sms ile oy atıyor, en çok oy alan kazanıyor ve onun klibi gösteriliyor.
Geçen hafta kıran kırana Duman ve Gülben Ergen yarışı vardı. Neyse ki, Duman kazandı. Ey dost, Gülben Ergen
kazansaydı ne kadar mutsuz olurdum bilir misin?.
-Deliler delisi Yıldız Tilbe, 25 şarkılık bir albüm yapmış. 20 şarkı eskilerden, 5 şarkı yenilerden. Albümün çıkış şarkısı
Erkin Koray'ın 'Anma Arkadaş'ı. Deli kadın o nasıl bir yorumdur öyle. Tebrik eder, siz değerli arkadaşları orjinal
CD almaya davet ederim.
-Yahu önce MP3'ün indir, hak ettiğini düşünürsen git al orjinal Cdsini.
-Dergi poşetini açarken sıkılıyorum , fakat Cd lerde beni heyecan basıyor. Hem dergilerde poşet olmasın,
beleşciler de mutlu olsun. Bende sağlam beleşciyim ne yalan söyleyim. İyi ki de öyleyim. Lombak olsun,
Uykusuz olsun bunlar kesin alınır fakat bazı açıkgöz teknoloji dergileri sinirimi oynatıyor. LG COOKIE ürün incelemesi
yazıyor, alıyorum bakıyorum. Telefonun resmini koymuş, yanına da ürünün web sitesinden tanıtımını kopyalamış
yapıştırmış. Kardeşim inceleme ayrı, arakçı tanıtım ayrı. Kolay mı kazanılıyor KKTC fiyatı olan 7 TL. Lütfen,
bizi adamına göre beleşçiliğe itmeyin.
-Parasız olduğumda gördüğüm ev dekorasyon dergileri içimi bürküyor. Sanada olmuyor mu ey dost.
İç bürkülmesi ne ki?.
-Yazının sonunun başlıkta kullanıldığı yazılar genelde tırt olur ama lütfen sayın okur. Beni bu zevkten mahrum
etme. Bürkük çok hoşuma gitti. 
                                                 -Nasılsın aşkım?.
                                                 -........
                                                 -Kendini nasıl hissediyorsun?
                                                 -Bürkük!.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

mayıs2009

                 SU GELİR GÜLDÜR GÜLDÜR
-Bir kadın, yanına bir adam. Bir kadın, bir adam. Bir adam, yanına bir kadın.
Takribi 6 kişi. Kadınlar simli, onarılmış ve eller namusu simgeler şekilde 
önde birleşmiş. Adamlar bıyıklı, eller arkada, göğüs önde ve hafif güleç.
TRT halk müziği sanatçısı Bedia Akartürk, adamlı kadınlı geri vokal
ve su gelir güldür güldür. Meğer ne çok özlemişim festival formunda;
devler ciddiyetinde müziği. Halimize şükredelim diye izlemek istedim,
geri vokal kadınlarının vatkalarına takıldım.
-14 Mayıs dünya 'Sevdiğini itiraf edemeyen, keşfetmekten korkan sevgisi
var gibi-yok gibi adamlara dingil deme günü' kutlu olsun!.(Prenses, küçücük ve 
eylek sizin için gün yarattım, beni görürsünüz artık).
-Kendini mutsuz bir sabaha uyanmış gibi hissedenler. Kendinizi, su gelir güldür
güldür şarkısının bitiminde itinayla alkış tutan TRT stüdyo konuğu gibi hissedin
lütfen. Evet, evet bunu yapın. Yanyana dizilmiş koltuklar. Taşkınlık yapmadan
eğlenen insanlar. Kameraya bakan sağ göz. Alkış tutun, mutlu olun. 
-Reyhan Karaca Ufolar tarafından ara ara kaçırılıp tur attığını iddia 
etmiş. Bununla kalmamış, uzaylılar tarafından kendisine kanser ilacının verildiğini,
sonra insanlık olarak buna hazır olmadığımız kanIsına varan uzaylılar tarafından
geri alındığını iddia etmiş. Reyhan Bacı, senin ne güzel kafan varmış ya. Ne 
aldıysan bize de söyle!.
-Ya da hep birlikte boş bir çerçeve alıp eskilere dalalım:
Sevdik sevdalandık / kör düğümle bağlandık!.
-Aslında uzaylı da haklı ha. İnsanlar tarafından kurulan dünyanın ilk şirketi
şu anda dünyanın en büyük silah üreticisi!. Adam olaydın da kendi ilacını
bulsaydın demez mi elin uzaylısı. Desin zaten.
-Zararlı tür; insan.
-Trafik sıkışık, kimse yol vermiyor diye üzülme. Tarafımdan test edildi, onayladı.
Birinin önüne hafifcikten çık yol almışcasına selam ver. İşte o an o 
yol hakkı senindir. Bir selam ile her kapı açılır gül yüzlü halkım.
-İçimde durdurulamayan bir yardım etme arzusu var.
-Arzu. Bir Banu Alkan başyapıtı. Helal sana afrodit!.
-İsmi lazım değil bol marşlı bir radyoda şahane bir programa denk geldim.
Radyo sunucusunun yanında Türkiyeden gelen 5 lise öğrencisi var ve onlara
sırasıyla sorular soruyor ama şu şekilde:
spiker:Hoşgeldin Burcu. Seni tanıyalım.
liseli 1:İsmim burcu.Falan filan lisesindeyim.
spiker:Hoşgeldin Ahmet. Seni tanıyalım.
liseli 2:İsmim Ahmet....
Efendim bu sıkıcılığın ardı nereye gelecek diye kulak kabarttım (kulak kabartmak!).
Ve sunucumuz can alıcı soruyu sordu:
'Kıbrısta en çok nereyi beğendiniz?.'
3 liseliden de ayni cevap gelir::'Magosa şehitlik anıtı!'.
Bu mudur?. Budur.
Liman, Deniz, Eğlence mekanları, Doğa falan değil yani.
-Oğlum biz senin yaşındayken Love Parade hayaliyle yanıp tutuşup Kraftwerk
dinleyip azıyorduk. Peee.
 
-Yaz geldi.  Bir eksiklik var diye düşünüp duruyordum ki buldum. Kanserejen
içecek tozlarını görmüyorum. Oysa 5-10 yıl önce heryanda onlardan vardı.
Hadi markasını vermeyeyim dediğim içecek tozu seni daha çok göreyim. Bak
markasını vermeyim dediğim dondurmamsı kanserojen şeyin buzluğu,
şemsiyeleri, ve kendi her yanı sardı. N olur, kendini daha fazla özletme!.
-Teknoloji meraklısı biri olarak, sık sık şaşırıyorum. Nasıl olur da olur?' u
düşünüyorum. Bulamıyorum. Sonra gene düşünüyorum. Sonra lambaya bakıyorum.
Ve daha elektriği çözemediğimi hatırlıyorup derin bir OH çekiyorum. Dünyanın en
mutlu insanı oluyorum bir anda. Titreşimlerle kemanımsı sesler çıkaran Theremin
isimli bir çalgıyı bu akşam Fehmi dost benimle tanıştırdı. Hay tanıştırmaz olaydı. 
1900'lü yılların başlarında nasıl olurda olur u düşünüyorum şimdi. Bana lamba verin!.
-Bir sabah kalksam ve fantezi müziğin prensi olsam. İnan bunu çok istiyorum ey okur.
O kadar çok fantezi müziğin prensi var ki. Benim neyim eksik. Bende istiyorum.
-Yahu o değil de. Dikmen çöplüğü ne olacak?.
-Ey öğrenci!. Bilirim ki çilenin hası sende. Arabasıyla okula gelip giden nerden bilsin
minibüslerin haziran-eylül döneminde sahip olduğu acaip kokuyu. Ter değil, çiş
değil, fışkı! değil. Başka bişey. Yanındayım öğrenci, tarifsiz kokular bitecek. Her
şey çok güzel olacak!.
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

mayıs2009

                                ANNE BADİSİ
-Anne badisi diye bişey var. İki kenarı hafif yırtmaçlı, aşağıya doğru
bolaran bir badi bu. Kumaş olarak polyester-elasten içerikli bir şey.
Anne badisinin kullanıcı kitlesi genelde bu badilere likra(!)lı demeyi tercih
eder. Badinin sağ üst köşesinde parlak gümüş taşlı bir çiçek deseni varsa
pekala bu badi çok yakın olmayan birinin düğününde de giyilebilir. Anne badisi'nin
tamamlayıcı unsuru kesinlikle strechimsi taytdır. Tayt da badimizde olduğu
gibi yanları yırtmaçcıklıdır. Kumaş türü badiyle yakınlık gösterip, bitişe
doğru bolarma gösterir. Ve son olarak bir sezonluk babıç(!) ile seri tamamlanır.
Bu üçlü  kombinasyona anne badisi denir. Evet efendim.
Yılların değişmeyen moda ikonalarını tanımladım. Etrafa iyi bakın, nerden 
baksanız en az 10-15 anne badili tanıdığınız vardır. Onlardan korkmayın,
asla size zarar vermez. Ama topuğu nasırlı anne badililer daha asabi oluyor 
söyleyeyim.
-Hayatımda bir kez cinsliğine birini ağlattım. İki anneler günü önce sezercik ve 
annesinin karşılaşma sesini kopyaladım, telefonuma aktardım ve anneme
surpriz yaptım. Sezercik:-annneee diye miyavlarken , annesi :-oğluuuumm
diye haykırıyordu ve annem bu duygusal tabloda ağlamayı seçmişti.
Sanırım hayallerimin kahramanı sezerciğin fonksiyonelliğini kontrol etmek istemiştim.
-'Ağlarsa Anam Ağlar'. 3Hürel.
-'Evlat görsün gözün'. Kendi kendine dırdırlanmak da çok keyifliymiş ha.
-'Ana gibi yar olmaz' yazılı anneler günü önlüğünü hatırlıyorsan, bir zamanlar
Tutti-Frutti için deliren birisin. İnkar etme.
-Sahi Tutti Frutti'ye ne oldu?. Esas Hugo'ya ne oldu?. Sorarım sana Google!.
-O değil de, Tutti Frutti çılgınlığının doruk noktasında ortaokullu olmak ne 
zormuş. Abi de yatacak göz yok. Baba dersen Örf , Adet ve fazlalıklardan kafasına
+18'i sokmuş bir kere. Oysa mutfağın duvarında 7.sayfa güzellerinden oluşan 
takvim gürbüz gürbüz asılı duruyor.
-Tutti Frutti muhabbetini ne kadar özlemişim. İçimde kalmış demek ki. Peki ya,
lolipop'un yani deynekli yemiş'in üzerinde tutti frutti aromalı yazısını ilk kez
gördüğüm 13.yaşım. Beynimin error verdiği an. Bütün sınıfa bunu anlatmam. Tüm 
sınıfın kafasını allak bullak etmem. 
-'Puanı yettiği için soyunmayan var mıydı acaba?.'. Soruya bak hizaya gel. Bunu da 
epey düşünmüşlüğüm vardır.  
-Evet Ciciolena, puanın çok düşük...
-Ne yapabilirim?.Çok üzgünüm.
-Soyunabilirsin!
-Tamam o zaman!.
-Çin Çin!
-Eğer bir yemeğin tanıtımında Marine edilmiş yazıyorsa, bilin ki o yemek tahminlerinizin
üzerinde bir gösterişe ve fiyata sahiptir.
-Marine edilmiş, arabasına binerken Ajda Pekkan'ı görmek gibi birşey. O kadar uzak,
o kadar özlenen, o kadar beyaz-mavi.
-İlk duyduğumda yaklaşık 5 dakika kendime gelememiştim ama evinde Sufle ve kızarmış 
dondurma yapabilen bir tanıdığım var!.
-'Kadın Görsün Gözün'. Gaza getirmek istediğiniz birileri varsa bu cümleyi kullanabilirsiniz,
işe yarıyor. La code da vinchi of women!.(Sağlam sallamışım ha)
-Hayatımda en hatırlamak istemediğim olaylar listesinde ilk 5'e rahatlıkla girebilecek 
performansım meyva suyu kutusuyla alakalı. Efendim, Capri-Sun ilk çıktığında çocuklar
arasında büyük olay olmuştu. Parlak alüminyum folyolu dış görüntüsü, o güne kadar 
KOOP Vişne suyundan başka birşey görmeyen bizi oldukça etkilemişti. Beyaz zemin 
üzerine kiraz clip-art'lı KOOP'dan sonra, dans eden ambalajlı televizyon reklamıyla
Capri-Sun hayatımıza bir yıldız gibi girmeliydi. Günlerce ürünü bekledik ve en sonunda 
ülkeye Capri-Sun geldi. Bütün mahalle çocukları hemen gidip aldık. Birden, o kutuların
dans etmesini istedim. Bunu o kadar çok istedim ki; en sonunda kendim de kutuların dans
edebileceğine inandım. Bütün mahalle çocuklarına fikrimi anlattım. Bana inanmasalarda 
destekçi oldular. Öğleden sonra kahvelerini içip dedikodu yapan büyüklerin karşısına gittim.
'Şimdi sizlere bir gösteri yapacağız. Meyve Suyu kutuları dans edecek' dedim. Hepimiz
boş Capri-Sun larımızı dizip karşılarında kollarımızı aça aça oynamaya başladık. Sonuç 
hüsrandı. Ne gülmüşler, ne şaşırmışlardı. Sadece 45 saniyelik dedikodu arası olmuştuk. Hava
sıcaktı ve önceden prova yapmamıştım. Hava sıcaktı ve içi  terimsi çamur dolu bir terlikle 
hareket etmek çok zordu.
-Burhan Çaçan'ı tahtından edecek et beni:İzzet Altınmeşe beni.
-Bulursanız kaçırmayın: İzzet Altınmeşe 'Tappo Rappo'.
-Arabasının arkasında CANISI yazanlar acilen toplanın. Canısılık müessesi azalıyor 
oğlum. Bu halkın size ihtiyacı var. Birlik olun.
-Üniversitede elimde gördüğü Lombak dergisine '-Aaa.Cin Ali!.İlkokulda bizde okurduk' 
diyen kız inan seninle sohbeti çok özledim. Kimbilir ne absürtlükler yakalardım ha. İyi ki,
Cin Ali demiş, bir de mizahı  miki maus diye tanımlayanlar var. 
-Köpeğini avdan ava seven adamlar . Telefonu, elektriği kapayın. Yalnız başınıza kalın. 
Sadece 10 dakika düşünün. Sayınız da oldukça fazla.
-Haftanın Google şeysini iftiharla sunarım efendim. Google yeni bir sistem üzerinde çalışıyormuş.
Bilim kurgu gerçek olacak, klavyeyi kullanmadan sözlü olarak arama yapabilecekmişiz. 
-Yemek hapı!. Bak neler neler çıktı, bir sen yoksun. Yıllardır seni bekliyorum. Gel de bitsin bu çile!
-Hayat yolunda Mithat Körler olmak da vardı. Halimize şükredelim.
25 yıldır albüm yap. 25 yıldır hala tutunama. 25 yılda tek bir şarkın hatırlanmasın.
Zor. Çok zor.
-Koç burcu olduğumdan mükevellit yenilik hastasıyım ama yazımın sonunu geçen haftayla 
benzer bitiriyorum. Göksel 'Mektubumu Buldun Mu?' albümünü analog olarak kaydetmiş.
Yani bilgisayarsız, efektsiz. Orkestralar , çalgılar hep canlı kaydedilmiş.
Bambaşka bir güzellik. Zaten Müzik dediğin ya tam elektronik, ya tam manuel olmalı değil
mi ya?.
-'Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde!!!'.Küçük Emrah'ın büyümüş hali. 
halil AĞA
cypaibo@gmail.com
  
göksel  analog
puanı yetmediği için soyunmayan var mıdır?

nisan2009

                   BEN+SEN+0:BEN
                 KIZGIN KUMLARDAN SERİN SULARA
-İnternetin ilk çıktığı yıllardaki gazete haberlerini çok özlüyorum.
Yine ayni tad'a yakın haber yapanlar var da, o zaman daha başkaydı.
Kafadan hepimiz işimizi evden-internetten yapacak, ofis derdi
çekmeyecektik. Üstüne üstlük işi olmayanlarda para kazanacaktı.
Bence bu polyannacılığın sevimli yanıydı efendim.
Evet evet sadece internette gezerek para kazanmak istiyorum!.
-Hayallerimi yıktın halkın sesi Gözcü gazetesi!.
-Araba yıkatırken bulvar gazetelerini okumaya bayılıyorum. Eniştesini 
doğrayan baldız haberinin yanında , yaşadığı ilçeyi öven şiirler yazan adamlar 
var. Ne ister daha bu deli gönül.
-Of Deli Gönül Tarık vardı, ne oldu ona?
-Bulvar gazetesine uzanan eller kırılsın.
'Kurdukları bilgisayar şirketiyle Bill Gates'e bile rahip olan Jessica ve sevgilisi;
Jessica'nın tutarsız hareketleri yüzünden battı.' haberinin yanında 
afedersiniz domalmış bir kadın resmi görmek istiyorum. Devlet büyüklerinin
değil koca koca adamların eğlenceli zararsız yalan haberlerini okumak
istiyorum.
-Domalıp, iflas etmek!. Düşman başına gelmesin.
-O değil de, seçim sonuçlarından sonra arabasından kaybeden partinin
mantinini söküp, kazanan parti bayraklarıyla konvoy'a katılan adam da gördüm
ya. Oğlum yeni nesil data transferleri bile bu kadar hızlı olmuyor. Bravo.
-'Ateşe tapan bir kimseden satın alınan bir inek ,yeni sahibine kendini sağdırmazsa ;
yeni sahibi ateşe tapanların kılığına girebilir!' . Seçim özel şeysi olsun bu söz.
Nekropsi'den çaldım. Onlar da bir Kemal Sunal filminden çalmışlardı. Ne güzel
kafası varmış senaristin. El tebrik.
-Dikkat ettim de, yabancı çalınca esinlenmek oluyor. Yerli çalınca
direk olarak çalmak oluyor. Ya çok dobrayız, ya da yabancı hastasıyız.
Ben çözemedim.
-Çözüm anahtarı.    ÖSS.     Morali bozulmayan var mı bu ikisini duyduktan
sonra?. Bile bile sizi rahatsız ettim ya. Rahatladım valla. Psikopatlık gibi bişey.
Psikopatlık bile trend oldu ya, sen de haklısın birleşik harflerle isim yazılı altın kolye.
Bence sende haklısın.
-Reha Muhtarı özledim. Doğuş'u özlemedim. Lakin ikisini bir arada çoook özledim.
Ayşe Hatun Önal'ın sivilcelerinin anlatıldığı  ana haber bülteni, politikacılardan 
daha gerçekci geliyordu. O derece ümitsizim yani.
-Ümit burnu nerdedir?. Ümit'in burnunda!. Hayatımı bitirdin Pınar -katkısız- ketçap!
ve ambalaj arkasındaki şakacıklı esprileri.
-Dikkat ettim de, 'Kanka' lafını çok kullananlar PKALK yazıp 9999'a SMS atmaya
bayılıyor. Böylece onların telefonları da artık Rafet El Roman ve Yusuf Güney'den
'Kalbin içinde ağlıyor aşşşşkkkkkkkkkkk' diye çalıyor. 
-Koş hanım koşşşşş. Fırsatı kaçırma 2009 yazına özel::
'Rafet El Roman alana yanında Yusuf Güney bedava!.'
-Konuşmayan ne varsa ona tapmaya başladım. Hayvanlar iyi ki varsınız.
-Dünyayı Google yönetsin diyorum bana gülüyorlar. Bari siz bana inanın. Güzel
günler bizi bekler vallahi. İnsan oluruz oğlum, vallahi bak.
-Haftanın google şeysi:http://newstimeline.googlelabs.com/#.
Efendim istediğiniz dergiyi, şarkıcıyı,oyuncuyu,ülkeyi her neyse işte seçiyorsunuz.
Bugune kadar o konuda ne varsa zaman sırasına göre size sıralıyor. Gel de Google'a 
tapma. Elvada Ajans Press ve Ajans Press'in berbat reklamları.
-İsterdim ki, Gülben Ergen'in yine yeniden yavrulayacağını öğrenmeyeyim.
Hele hele çocukların adlarını hiç öğrenmeyeyim. Susturma şansı tanımayacak kadar
hızlıca bana bunları söyleyen arkadaşım beni mahvettin. Ruhum ikinci bir Gülben doğurmasına 
hazır değil.
-Gülben Ergen son albümünde bir Bülent Ortaçgil şarkısı berbat etmiş.
'Bu su hiç durmaz'ı bir de Gülben'den dinleyin, halinize şükredin.
Dinle,dinle şükret. 
-Sevgili bilim dünyası sözüm size. Hani oğlum çıplak gösteren gözlük.
Bir nesil heder oldu sayenizde. Çok merak ediyoruz. Evlisi olsun,
bekarı olsun, doymuşu olsun, abazası olsun istiyoruz o gözlüğü.
-Öldükten sonra cenazeme kim gelecek, kim üzülecek, kim  televizyonu 
günlerce açmayacak diye düşünmeyen insan evladı var mı?. Lütfen herkesler
düşünsün, yalnız bırakmayın beniii.
-Akıl fikir versin köşesi:Youtube'a VOLKAN ERK-ÖFKEMDİN yazın.
Bulun. İzleyin.
-Köylerde apartman görüyorum, inanın çok üzülüyorum. Zira apartmanda
yaşamayı lux sayan insanlar  tanıdım.
-Apartmanda yaşamayı lux sayanlar. Sizi bir meydana toplayıp deynek(!)le
dövmek istiyorum. Yok be, ben dövemem. O zaman dövdürürüm.
-Rüyamda Hande Yener'i gördüm; bir sürü adam 'Hande Yener kendini çok geliştirdi' diyordu
sürekli olarak. Adamların önünde ise, Hande Yener ağırlık çalışıyordu. Bicepslerini bile gördüm
Hande'nin. Daha az Hande Yener dinlemeliyim.
-'Karanlığı verdin o cahile / Güneşleri uyandırıp geceye saran benim'. Gece gece 
mutluluk hormonu salgılatan grup 'Kurban'.
-Prim aldığım zaman hissettiğim psikolojiyi bir de cuma gün son iki saatin hoca noksanlığından
dolayı iptal olduğu lise yıllarında yaşadım. İkisi de o kadar yakın. O derece yani.
-İbrahim Erkal şimdi ne yapıyor acaba?.
-O değil de Canısı dizisinde Emine Ün'ün giydiği renkli kot halen daha sağlam mıdır acaba?.
Ara ara aklıma gelir, sonra gider sinili bekler yine gelir. Sağlam mıdır acaba?.
-Deniz Plaza'nın doksanların ikinci yarısında dağıttığı fotokopi ayın hikayesi çok acaipti.
Japon balıkcıdan ders adıp adam olmaya yemin eden bir avuç sivilceli liseliydik.
Herşey değişti bir biz adam olamadık.
-Bir kitap okudum, hayatım değişti.
-Bir hikaye okudum, dünya görüşüm değişti.
-'Hayatta değişmeyen tek şey değişimdir!'. 41 yıllık MINI efsanesine b.k atan BMW CEO'sunun
yeni MINI 'nin tanıtımında kullandığı cümle. 
-Alternatif bilmecesel bildirgeç::
'Pet shop'a sordum 900
 sahibinden aldım  300'
-2009 bereketli başladı. Ayça Şen 'Astronot'. Duman '1-2' . Redd '21' .Hande Yener ' Hayrola' 
The Prodigy 'Invaders Must Die'. Müslüm baba 'Sandık' ve önümüzdeki haftalarda Aylin Aslım
'Canını Seven Kaçsın'.
-Canını seven televizyonunu  kapasın, müziğini dinlesin.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

nisan2009

                                            SHUT DOWN!
                           Durağan bir limandan azgın dalgalara!. Hareketin gelişini
bayat bir dondurma sloganı gibi birşeyle hatırlatmak istedim. Yazın geldiğini 
son 15 senedir ayni dondurma markasıyla hatırlıyoruz.
                       
                            Bilmemne aromalı buz parçalarına ticari kariyerlerinde 
başarılar diler, esas derdim olan hareket zamanını irdelemek isterim. İşte yaz
o kadar güzeldir ki, irdelemek kelimesi bile yakışmıyor bu mevsime. 
                          Harekete devam, harekete yol aç. Aman tanrım!.. Sakın ha
yanlış anlamayın harekete yol kavramını. İlerle sloganlı siyasi parti ile sakın kıyaslamayın
zira onlar bambaşka bir boyutta.
 
                              Bizlerin o mertebeye gelmesi için çoook daha çalışmamız 
lazım. Adamlar resmen mizahın dibine vurmuşlar. Yıllardır mizah okuyorum böylesini
görmedin. Ne Abdülcanbazda, ne de Şerafettin'de. Bunlar bambaşka.
                             İnternet devrimi. Çözüm devrimi. Avrupa ve biz. Ekonomi ve
ferah. Sanırım ben bunlarla ayni ülkede değilim. Çevremdeki herkes üç boyutlu 
devinim yaşıyormuş. Hepsi benim zihnimin ürünüymüş. Hayal bu ya.
                               Yeşil renginden tiksindirecekler illa. Hepsini es geçiyorum. Benim 
derdim kendimle diyen yanımla çıkıyorum yola. Kendim ve ben. Ben ve santigrat. Güzel
bedenler görüyorum. Gözüme kestiriyorum. İnceliyorum. Yakından bakıyorum. Wouuv!
                               Ne kadar özenli bir işçilik!. Yaradana gurban yaradana diyen Burhan
Çaçan ve kuru fasülye geliyor aklıma nedense. Yanına bir baş soğan. Erotiksel olarak
sıfırlanmamın ardından derin incelememe başlıyorum. Plastik.
                               Estetiği sorguluyorum kafamda. Diş doktorlarının bekleme salonunda 
yer alan sipariş üzerine yapılmış olması muhtemel göl manzaralı tablolar geliyor aklıma. 
Birde TRT2 deki resim yapmayı matamatikleşen kıvırcık kafalı adam. Zihnim algı çağrışımında 
harikalar yaratıyor.
                                Mükemmel vücut. Mükemmel beden. Sıfır selülit. Kusursuz bedeni
kim ne yapsın. Kusur olmalı ki keşke burası şöyle olsa diye uğraş gerektirsin. Bir an türban
ile estetiki ayni kefeye koydum. Hemen çıkardım. Birinde giyinmek güzeldir. Diğerinde rakamlar
konuşur.
                              Mükemmel vücut un birini gözüme kestiriyorum. Evet, aklımda bir
mükemmel vücut ne yapar, nasıl yaşar gibi çok gerekli sorular var. Birden kendimi iş saati
çemberlerde bayrak sallayan devlet memuru olmak için yaşayan canlılar gibi uğraşsız 
hissediyorum.
                                  
                                Mükkemmel için geceler çok önemli. Çılgın geceler ve mükemmel. 
Mükemmelin arkadaşları da mükemmel. Hepsinin dişleri de mükemmel. Bin megapiksellik
fotoğraf makineleri de öyle.
                               Bol bol dan bile bol fotoğrafla facebook dünyasında fırtına
gibi esiyorlar sürekli. Facebook için sosyalleşenler gibi bir saptama yapmak hırsıyla yanıp 
tutuşuyorum birden. Olsun hiç yoktan iyidir. 
                                 Kusursuzlar beni sıkıyor. Facebooklarıyla mutlu applicationlar
dileyerek koşarak kaçıyorum çılgın ve şanslı gecelerden. Beni herşeyin var olduğu yerler
mutlu eder ancak.
                               Mırıldana mırıldana keyifle dağlara tırmanıyorum. Mırıldandığım
şarkı ağır ritm. Ben ağır ritm. Her tarafım dağ. Bir parıltı görüyorum kayaların üzerinde.
Ayağıma b.k bulaşmasını istercesine parıltıya koşuyorum. Farklı bir metal parçası. Üzerinde
buton tarzı bir aparat mevcut. Hafif değiyorum... 
                                  Yıllardır hayalini kurduğum ufolar geliyor. Işıklarını saça saça. 
Ufolar etrafımda geziniyorlar. Fakat, bunlar da kusursuz. Yıllardır gördüğüm illüstrasyon UFO
lar gibi şekilleri var. İçindekileri merak etmeden gemilerden tiksiniyorum. Metal parçayı dağdan
aşağıya atıyorum UFOlar da kayboluyor.
                                    
                                   Yalnız başıma kalınca tırmanmaya devam ediyorum. Oksijen oranının
oldukça yüksek olduğu bir yerdeyim şimdi. Hafif ritm tutuyorum kendimce. Yıllardır müzik söyleme
hevesimi söndüren herkesi zihnimde canlandırıyorum..Zihin yetmiyor, oksijen bana bir sürpriz yapmış
olsa gerek karşımda hepsi birden beliriyor.
                                    Bak Postacı Geliyor icramdan sonra beni azarlayan pedagojisi yoksayılası
ilkokul öğretmenim, Bak Postacının bestecisi, elektronik müziği müzik türünden saymayan pek bi sanatçı
dostum ve de maaşlı müzisyen karı-koca. Hepsi iplerle sımsıkı bağlı halde karşımda duruyor.
                                      
                                    Birden hava akımı hızlanıyor. Basınç ve rüzgar ortamı huzursuzlaştırıyor.
Zihnimle müzik yapıp oynamaya başlıyorum. Zihin dalgalarımı gönderdiğim X isimli cihaz bunu müziğe
dönüştürüyor. Hayırrrrr diye bağrıyor sanatçı dostum ; müzik yapmak için yetenek şart zihinle yapmak
haksızlık... 
                                   Elimin tersiyle sanatçı dostun ağzına çok sağlam vuruyorum. El tersi!. Neye 
uğradığını şaşıran dostuma hışımla dönerek; 'Bir sus be kardeşim. Zaten cihazın adını X koydum. Hayalimdeki
basitliğin derdindeyim. Bir de seninle uğraşmayayım şimdi!.'
                                  Hepsi susuyor. İçinde star kelimesi geçen şahane bir şarkı söylüyorum. Hepsi birden
izliyor. Aniden bir sürü dansçı beliriyor yanıma. Robotik hareketlerle dans ediyoruz. Bak yine. Ah benim kadim
sanatçı dostum. Bu seferde dansin bir ahengi olur böyle robotik şeye dans mi diyorsunuz diye cırlamaya
başladı.
                                    Anladım ki bazı insanlar dayağa doymuyor. İlkokul öğretmenimle maaşlı
müzisyenleri geldikleri yere yolluyorum. Sanatçı dostu kedi miskinliğinden kaldırarak sırasıyla soğuk
suya ve koşu makinesine sokuyorum.
                                     Onu sonsuza kadar koşu makinesinde bırakmak istediğimi hissettiğim an
insanlığımdan şüphe duyuyorum. Hepsini bırakıp daha da yukarılara çıkıyorum. Daha da yukarısı zannettiğim
başlangıç noktammış meğer. 
                                     Hayallerim bile kısır döngüye girmiş. Yeşillik yoldan mı gitmiş diye şüphe
duyuyorum aniden. Biz bu filmi daha önce görmüştük diye haykırırken X devreye giriyor ve nefis bir
Nazan Öncel şarkısıyla sisteme shut down çekiyor:
                         Aynı nakarat Hep aynı aynı
Tantana var iş yok
Gürültü var ses yok
Görüntü var renk yok
Aynı nakarat Anlat anlat
                                          
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

nisan2009

                                    DİNLENMEKTEN YORULMAK

                                   Aşk. Offf. Bu kelimeyi beşikten mezara o kadar çok
duyacaktım ki!. Beşikten mezara(!). Bir Coca-Cola, bir aşk. Hangi taşı kaldırsam
altından bunlar çıkıyordu. Beynimin içine ideal aşk sokan yeşilçamcılara söve
saya Coca-Cola içiyordum.
                                  Hatta o kadar çok Coca-Cola içiyorduk ki koskoca
Bixi'yi kapattırdık. Bixi'yi her pilates topu gördüğümde anar anar dururum. Bu 
yüzden pilatese başladım. Güle oynaya pilates yapıyorum.
                                  Ne de olsa genciz Bixi içeriz, haydi gel katıl bize. 
Bixi logolu kırmızı deniz toplarıyla plajda oynaşan gençler acaba şimdi ne 
yapıyordur diye düşünüyorum ara ara.
                                  Acaba eski sevgilim şimdi napıyordur? diye düşünmek
gibi birşey. Eski sevgilimin benden sonraki sevgilisinin yeni sevgilisi olmuş mudur?
Aha gene konu Aşk'a geldi. Aşk:Paranoya üretim tesisi.
                                 Sahil kenarında kollarını aça aça birbirine koşan sevgililerin
aşkıyla dakika başı GSM şebekeleri ve SMS aracılığıyla küsen-barışan çiftlerin aşkı
bir olur mu hiç?.
                               Efendim, sahil kenarı aşıkları saftiriğin önde gidenidir. Kanser
olduğunu öğrenir; sevdiğinden kaçar, ayrılır. Oysa demez ki, 'Oğlum senin baban
Hulusi Kentmen, bir silkinse taaa Avrupalarda ameliyat olacak parayı tamamlarız valla!'
                              
                                 Dinlenmekten yorulmak istediğim  bir gündeydim. Önce 
mahallenin kadınlarından birkaç absürd malzeme kaparmıyım umudu içime yerleşti. 
Düğün mevsimi açılmadığından hayalini kurduğum fanteziler gerçekleşmedi. Oysa ki,
bilmem kimin nişanında giydiği elbiseyi bir sonraki yıl bir düğünde giyen kadının
eleştirildiği molehiya ayıklamalı bir seans beynimi rahatlatacaktı.
                                 Onun yerine kimin kime oy vereceğini konuştular. İçim
bayılmıştı. Derhal tüm partilerin  atkılarını birbirine bağlayıp uçurtma yapmak istedim.
Sonra aklıma ilk ve tek uçurtma deneyimim geldi. Bakkal naylonunu iple bağlayıp
uçurtmak. İlk ve tek uçuş deneyimim.
                                 Mahallede tahtadan ev yapan yaratıcı çocuk, karpit tüprük(!)leten
cesur çocuk, hortlak kılığında insan korkutan adam gibi çocuklar varken birtek 
benim yeteneksiz olmam ara ara koysa da buna alışmıştım. Hele adam gibi çocukla başa 
çıkmak imkansızdı.
                               
                                 Tek ele avuca gelir özelliğim olarak bıkmadan usanmadan 
oyun oynamak vardı. Hangi oyun olursa olsun asla şikayet etmezdim. Bu da bir 
yeteneksizin tesellisi olsun diyerek parti atkılarını düşündüm...
 
                                Ey, rengarenk atkılar adlı bir şiir bile besteledim o an. 
Atkıların renkleri birbiriyle kaynaşacak, tüm partililer birlik olacak, herşey halk için
olacak. Heyooooo  . Tabii bunları içimden söyledim. Ortam birlikten uzak bir
ülke hayaliyle kavrulanların ortamıydı.
                                Beş sene öncesine kadar ufacık hayalleri olanlar bile artık
 vazgeçmişlerdi. Herşey self-service modundaydı. Tek kişilik hayatlar. Oh miss. En 
temizi. Birden içimi yalan söylemek arzusu kasıp kavurmuştu.
                             Keşke karşıma bir ergen çıksada tek kişilik otomobil konsepti
adı altında içinde bir sürü acaip ingilizce terimler kullandığım sağlam bir yalan konsepti
geliştirsem diye düşündüm. Tek kişilik arabamız sesimizi tanımlayacak. Bizi GPS aracılığıyla
kontrol edecek, 100 kmh'nin üzerinde hareket edersek hemen yanımıza gelecek, düzenli
olarak tansiyonumuzu  ve kan şekerimizi ölçecek.
                            
                                Karşıma çıkan mahallenin çocuğu bunları algılamayacak kadar
küçüktü. Köpeğimin annesinin adını sordu. Anında yeni delilerin önünü açmak gerektiğini
hissederek onu yalnız bıraktım.
                                Halı döven kadın gördüm. Ürkütücüydü. Oysaki vernelli 
çamaşırlarını tele asan kadına birden müthiş bir sempati duydum. Yeni yıkanmış çamaşırlar
yeni başlangıçlar adlı fikrimi kafamda 2 saniye canlandırdım. Hemen ona seslenmek, sağlam bir
muhabbet etmek istedim.
                                Günaydınnn dedim sırıtarak. Bön bön bakıp evine girdi. Kesin haftada
en az 4 dizi izliyordur. Aksi halde bir insanın yaşam enerjisi nasıl bu kadar düşer değil mi?. 
Bir de borç çok fena. 
                                Masmavi bir kuş gördüm özgürce uçan. 'Eyy güzel kuş al beni
kanatlarına, götür beni senin özgür diyarına..'adlı Belkıs Akkalesel anadolu serzenişinde
bulundum. Şaka tabii, ne işim var bilmediğim diyarlarda. Hem de özgür!. İnsanın
başına herşey gelir.
                           
                                İçinde Özgür kelimesini barındıran siyasi parti aklıma geldi. Bir de
genel başkanlarını. İkisini de hemen unuturum diye duamı ettikten sonra Belkıs Akkale'ye
yeniden odaklandım.
                                Traktör ruhlu Barış Atar silsilesi Bıyıklı Kadın'dan farksız yeğenim
sayesinde annemden çok tanımıştım Belkıs'ı. Yaşıtları Maykıl Caksın'ın amber amberrr 
(sonraları i am bAd olduğunu öğrendiğim) şarkısıyla coşarken, o tridine bandım ile coşuyor
coşuyordu. Yetmezmiş gibi beni de coşturuyorlardı.
                                Ailemi keşfetme yaşındayken Belkıs Akkale'nin kırmızı elbisesindeki
çiçek motiflerini ezberlemiştim. Hele o ekmek yanakları. O kadar annesel bir kadındı ki, açım
desem sanki yanağında sakladığı ekmeği çıkarıp bana verecekti. O derece
                                 Aşkından çileli bir arkadaşım aradı. Dertliydi. Yine, yeniden.
Hemen yanına gittim. Sevgilisinin doğum gününü unuttuğunu bu yüzden tartışmaya
başladıklarını ve ayrıldıklarını takribi 17 kez kendini haklı çıkarırcasına anlattı.
                                 Tavsiyelerde bulundum, dinlemedi. Konuyu cinsiyetin tümüne
genelleştirince daha beter oldu. Herkesler ayni ben şimdi ne yaparım dedi. Kredi kartında
limit olup olmadığını sordum. 'Neden' dedi?. Doğum gününü unuttun diye ayrılan sevgiliden
hayır gelmez, birkaç güne kalmaz daha masraflı bir halde sana geri döner dedim.
                                 'Kredi kartıyla ne alakası var?' dedi. 'Sana vereceğim şu internet
adresine gir, kota satın al. Yalan sevgiliye edeceğin masrafın dörtte biri parayla porno
indir, yap masturbasyonunu rahatla!' dedim.
                                  Şimdi burada yazamayacağım şekilde sağlam bir küfür söyledi 
bana. Sadece bana ettiği küfrü bir CD'nin kapağına yazsam içeriği zayıf tutsam bile porno
sektöründe bir ekol olabilirim gibi geldi bana.
                                 Hımm. Acaba bu yeni bir sinyal mi diye düşünürken, önümden
bir kelebek geçti. Yav bunlaın ömrüde bir günmüş ha dedim kendi kendime. Hemen Google'a
bakasım geldi. Beleş wi-fi ağı bulup cep telefonumdan google'a 'kelebeğin ömrü bir gün mü?'
yazdım.
                                  Tıkladığım linkten 'japon kızları zorla skiş!!!!!.Hemen tıkla!' yazılı
bir link çıktı. Evet, resmen sinyali almıştım. Keşke dünyayı Google yönetse diye düşünerek
evimin yolunu tuttum. Herşey çok güneşli ve şendi.
HalilAĞA
cypaibo@gmail.com