11 Ekim 2010 Pazartesi

ekim2010

BABA SAÇI



-Hayatın bazı değişmezleri vardır değil mi?. Bu değişmezlerden bazıları sevimliyken bazıları da oldukça sevimsiz oluyor.
Pencere açık, bir homurtu duyuyorum. Aşağıya bakıyoruz ve kimleri görüyoruz?. Tahmin edin?. Siyah Çelenk, pos bıyık ve göbek dersem anlamanız lazım. İşte onlar.
Eski hükümetin esas adamları. Arkasında da eski hükümet döneminde devlet işine giremeyen umutlu-sinirli müritler. Homur homur yürüyorlar. Çelenk bırakıp
gidiyorlar bir yerlere. Gördüm de böylesini görmedim. Sormazlar mı adama sen ne yaptın 4-5 sene diye?. Ne insan hakları, ne ekonomi, ne söz verdiğiniz herhangi bir şey.
İktidara gelmeseydin istediğin kadar muhalefet yap fakat bu durumda?. Bilmiyorum. Çocuktum, genç oldum, orta yaşa ilerliyorum sizlerden hep şikayet, hep
şikayet. Tek başınıza bile negatif enerji üretimini başarabiliyorsunuz sayın abilerim. İnandırıcı olmak ya da olmamak; işte mesele bu. Ben olsam kendime format atardım.






-Bozulan eşyalarımızı tamircilerde kim tamir ediyor biliyormusunuz?. Gizli bir bilinmezi açığa çıkarıyorum sayın halkım. Bütün tamire giden eşyalarımızı 'Şuh bakışlı,
çıplak reklam kadını' tamir ediyor. Evet, uzun araştırmalarım sonucu bunu fark ettim. Lastikcinin duvarında var, elektronik tamircisinin duvarında var, makinistin atölyesinde de var. Hep beyaz, hep
farklı dünyaların insanı o. Makinist dükkanlarında o kadar çok var ki, TAN gazetesi yıldızını bile bulabilirsiniz. Muhtemelen Galatasaraylı Sarı Semih'in yanındadır posteri.
Kahvelerde de bira reklamındaki biraz daha giyinik kadın var. O da kahve kapandıktan sonra yerleri siler süpürür, ortalığı çekip çevrir. Dükkanın demirbaşı çıplak kadın. Hele
bu posterlerin bir de göğüs ucu yıldızlı kadınları var. Onların çilesi daha da başka.





-Baba Saçı diye bir şey var. Belirli yaş sınırı yok. Belirli bir model de yok. Baba saçına sahip şahısın saçları uzar, uzar, daha çok uzar. Annelerimizin 'Papaz oldun' dediği
kıvama kadar gelir. Baba saçına sahip adamımız düğüne gitmeden saçını tarar, eşinin uygun gördüğü gömlek ve pantolunu giyer. Baba saçı artık taranamaz
kıvama geldiğinde, hanımı tarafından berbere yönlendirilir. Ertesi gün o koskocaman kafa gitmiş yerine limon kolonyası ile haşır neşir olmuş bir kafa gelir. İşte bu başkalaşıma
sahip abilerimizin saç modeline 'Baba saçı' diyoruz. Kesilmeden önce ve sonra saç uzunluğu arasında en az 4 parmak olmalı. Kafa yarı yarıya küçülüyor!.





-Cengiz Kurtoğlu'nun da değeri çok bilinmedi gibi geliyor bana Arabesk camiada. Liselim klişesini onun başlattığını da unutmamak lazım. 18- kafası.





-Çevrenizde hem zor konuşan, hem zor yazan biri var mı?. Zor derken zorlanan kavramından çok , allem gallem kavramında biri. Günaydın demesi 1 dakika, senin 5 dakikada
anlatacağın olayı anlatması 30 dakika. Kendimi onun karşısında ekran parlaklığı tamamen açılmış iphone gibi hissediyorum. Ondan uzaktayken (ekran parlaklık ayarı düşük) herhangi bir
sorunum yok ; enerji durumum yüksek. Aniden birşey anlatmaya başlıyor, yada mail yazıyor; ekran parlaklığı hızla artıyor; enerjin bitiyor. Tıkanıyorsun. Microsoft değil, Google ol
diyorum. Basit düşün, yalın yap diyorum yine olmuyor. Öyle çilem var ki, çilesiz günlerimi anıyorum istemeden. Kişi karakterini, Iphone ile analiz edip dedikodusunu da yaptım
ya. Helal bana sayın kendim.





-'Serdar Ortaç Kıbrıs'ta konser verdi' haberleri yasaklansın bence. Kıbrıs'ta konser vermedi,kumar oynamadan şarkı söyledi. O açıdan'Serdar Ortaç Kumara oturmadan,
'Poşet', 'Çöp' allah ne verdiyse çığırdı' denilebilir mesala. Bence çok da şık olur. Bak adam temiz, hijyenik çöp-möp-cif-vileda ile uğraşıyor da denilebilir.




-'Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca'. Karacaoğlan.



-'Büyümeyen bebeksin, ninnilere alışmışssın. Öldürüp kahrederken, gülmeye alışmışsın'. Cengiz Kurtoğlu.




-'Ben Almana Alman demem, Alman sarı olmayınca'. Ben.




-İnsan sevdiğini kendine benzetir derler de inanmazdım. Sevdiceğimden muhteşem bir inci; 'Robert Bosch, sen daha boş'. Seni de zehirledim, ha ha ha!





-Yaşarken ölmek olur mu demeyin oluyor. Terk edilmek, ihanete uğramak ya da kendi aramızda boynuzlanmak. Hepsi ayrı dert. Geçenlerde fotoğrafcının camekanında gördüğüm profesyonel çekim
bir fotoğarfta hepsinin yerine geçecek bir şeye şahit oldum. 7 adet gelin tek karede. Boylu boyuna uzanmışlar yere. Arkada da mavi bir zemin. Gelinlerin gözlerindeki hırs ayrı, rekabet ayrı.
Sim, duvak ve kocaman bakışlar içinde kaldım trafik düzelene kadar. Çok acıydı çok. Hepsinin bir arada bütün gece yanında olduğunu düşünsene. 'Pastiş yetişmeycekkk', 'Şarkıcılar eyi çalmaz galiba',
'Teprik kenarı süsleri az geldi acaba?', 'Dedim sana 2 kamera azdır diye, keşke 3 tane gelseydi', 'sizin taraf bana altın takmadı!'..'Anan surat asar!' 'Anan surat asar' 'Anan surat asar'




-Acun Ilıcalı her an yüzüme geğirecekmiş gibi konuşuyor. Yüzyüze gelmeye kesin korkardım. Özellikle İngilizce konuşurken, sanki karnında gaz var onu çıkaracak. Kesin etrafındaki herkes
onun mide kokusunu ezberlemiştir. Hep geğiriyor bence, ya da geğirme öncesi 'ıbbpprfff' sesini çıkarıyor. Bu sesle var olan adamlar var, ordan biliyorum.





Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

eylül 2010

ANAHTAR


-Cesaretini toplayıp neler yaparsınız?. Belki kamikaze, belki bungee jumping, belki gondol, belki de aquapark. Bu saydıklarımdan en cesaret isteyeni; düşük teknolojisi ve bakımsızlığıyla gondolumuz olsa gerek. Evet, bunların hepsinden daha çok cesaret isteyen '0' kalori harcamalık bir aktivite buldum. Emlak şirketlerinin internet siteleri. Saydım tam 3 tane şirket ayni mantığı kullanıyor. Sitede kiralık-satılık ev arayan biz zavallılar STG bazında fiyatlarla hesap kitap yapadursun, site bize sağ üstten anahtar sallıyor. Şaka değil. Sağ tarafta bir el var elinde de bir anahtar. Sen sitede gezerken arasıra sallayıp duruyor anahtarı. 'Baaaaaakkkk' dermiş gibi. Hastasınız oğlum siz, 130.000 STG'ne müstakil ev satmaya çalışıp, bir de anahtar sallamak.




-Emlak sitelerindeki ikinci kolpa ise dere kenarı evlerinde. 3 boyutlu çizimlerde dere olan yerlerde masmavi berrak su var. Yani sabah en dereye yüzünü yıka, o derece. Bunların hepsi 3 boyut aleminde tabii. Bak bende dere var sabah sabah çirkef esintisiyle uyanıyorum.



-Bu hafta sürprizlere boğuldum. Piyangodan para çıkma klişesi değil canım kardeşlerim. 'Piyangodan para çıksa, hiçbirinizi tanımam:fakirler'. Bu cümleyi sevdiklerinize arasıra tekrarlayın. Tatlı bir hüzün kaplıyor içlerini. Fesat olanı varsa gözünü kısıp, 'Acaba gerçek mi?' diye de düşünebilir. Neyse, işte sürpriz. Street Fighter X Tekken. Capcom ile Namco ortak karar almışlar iki oyunun karakterlerini dövüştürecekler. Tanrılar çıldırmış olmalı. Rüyamda görsem inanmam denilebilecek bir hadise. Tüm dünya insanlığına, atari salonlarına gönül vermiş garibanlara armağan olsun. Gerçi perakende satış fiyatı muhtemelen 150 TL olacak olan bir oyunu alana da gariban demek ayıp olacak ama olsun. Aduket sağolsun!.



-İkinci sürpriz ise, Ceylan Ertem'den. 'Soluk' isimli albümüne plak şirketi arıyordu en sonunda bulmuş. Albüm piyasada. Jazz severler albümü alsın, Müzik severler kesinlikle alsın.



-'Herkes  değilim farkına var // Bana bak gardını al!.' Ben



-'Bence sakinleşmeli ve kendini dinlemelisin.' Sen



-'Önce adam olsun!.' O



-Ben-Sen-O'dan görülebileceği üzere; ben her zaman sevimli, sen hep teselli edici ve o hep rahatsız edici.



-Google'a TAK haber ajansını arattım, buldum. Siteye girmeye çalışınca 'Uyarı- bu siteyi ziyaret etmek bilgisayarınıza zarar verebilir. Başka sayfaya gidin veya sorumluluğu üzerinize alın.' . Sonbahar-Kış sezonunun ilk deneysel korku filmini de böylece yaşamış oldum. 'Sorumluluk senin abim, ben karışmam' dedi resmen. Gözlerini kısa kısa. Ne oluyor yeğenim orada?



-Modası geçmeden yazdım yazdım. Yazmadım biter: Fatmagülün suçu ne?.
Kız başına ormanlıkta gezmek.
Aşka inanmak.
Sıkıcı ve pahalı mobilyalara sahip evlere her hafta konuk olmak.
Dizi karakteri olmak.
Bihtere benzemek(Emoştan arakladım)
ve Fatmagülün ne suçu vardı..onu da Ezel'e alsalardı.(editörümden arakladım).




-'Araknafobia örümcek fobisidir, oturduğum bu yer swissotel lobisidir' Ata Demirer.




-Anahtar sallayan el'e uzun süre maruz kalmak, STG ler içinde boğulmak ve müzik çalarda 'Sevgi anlaşmak değildir, sebepsizce sevilir…'. Anahtar 'Yakalayamazzz' diyor, STG'ler '2.35 ten çarparsan TL tutarını bulabilin' diyor, şarkı ise;'Boşver evi insan sevince samanlık seyran olur. Al sevgilini eleke koşun kırlara diyor'. E hadi koştuk kırlara, Aralık'ta yağmur yağınca sen alacakmısın beni evine?. Onu söyle.



-Sevgili Liseli kardeşlerim, sevgili ergen kardeşlerim. Bakıyorum bu yıl hepiniz esprili t-shirtle yırtmak peşindesiniz. Çılgın olmak, popüler olmak, birilerini götürmek yani kısacası daha piç görünme adınıza esprili t-shirtlere salmanızı anlıyorum. Lakin herkesler bu t-shirtlere sardığı için fark edilme şansınız azalıyor. Gelinle damata 'Game Over' iyiydi de, 'Face verdik, Bookunu çıkardın' ile kalite biraz aşağıya indi. Ergen siniri yüzünün her tarafına hakim olmuş bir kızımıza kaldırımda yol verdim bu hafta ve o an acı gerçekle karşılaştım.T-Shirtün ön tarafında 'Akıllısı beni bulmaz', arka tarafta 'Delisi peşimi bırakmaz'.Akıllı kısımda 2+2:4, deli kısmında ise huni vardı. Kalbim sıkıştı, nefes alamadım. Yanlış yoldasın ey gençlik. Daha yaratıcı .




-İnsanlara soyadı veren kurum neresidir bilmiyorum ama acilen onlara ulaşmam lazım. Toplumsal ve bireysel huzurumuz için bunu yapmalıyım. Bu ülkede soyadı 'Çalıkuşu' olan garibanların acilen soyadlarını değiştirmeleri lazım. 'Çalıkuşu' soyadı tamamen yasaklanmalı. Zira hayatları boyunca onlara herkes 'çaltıkuşu' demeye devam edecek. Ben daha 'Çalıkuşu' diyenini görmedim. Varsa yoksa çaltıkuşu. Ayıptır, günahtır. Bu çileye bir son verin. Lütfen.





Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

eylül 2010

GAMSIZ

-Zor durumda olanla dalga geçilmez lakin 5 yıl önce gördüğüm bir kazayı hatırladıkça gülesim var. Kolpa köşe yazarları girişgazından sonra olayı anlatalım. Sıradan bir yaz günüydü, hava sıcak, Girne çemberi yoğundu. Herşey yolunda giderken Kırmızı, yeni ve iddalı tasarıma sahip bir arabaya bir adet emektar TX çarpar. Kırmızı arabanın tamponunda çok az çizik oluşur. Hemen el frenleri çekilir ve kırmızı araba sahibi 23-24 yaşlarındaki kızımızı görürüz. Sinirle tampona bakar ve 45-50 yaşlarındaki TX sürücüsü abimize bağırmaya başlar. ‘Kırdın arabamıııı...Bozdun...Onarılmaz artık’. Adam daha ne olduğunu anlamadan ‘Aptal, salak ve bir sürü tasvip etmediğimiz kelimeleri sıralamaya başlar. Tampona bir cila atılsa düzelebilecek bir sorun birden kızın kendisini yerlere atacak kıvama gelmesiyle noktalanır. Bütün trafik bu şovu izliyordur. İşte dedim ey büyükler evlat görün da halinize dua edin. İşte hamburger çocukları!. Şaka şaka ben TX deki adama acıdım en çok. Esas kahramanı da ' Arabasını peksemet zanneden kız' diye de hatırlıyorum kendisini. Gırdın arabamııı!



-Hiç suçum olmadığı halde ‘Hamburger Çocuğu’ diye de damgalanmışlığım vardır 1-2 kez. Daha kötüsü ‘Apartman Çocuğu’ ve en kötüsü istisnasız ‘Bilgisayar Çocuğu’. Heee, bilgisayar doğurdu beni. Ne güzel eskiden bir tek ‘O.rospu Çocuğu’ vardı. Temiz ve netti.




-Birinin aklına aniden bir fikir gelir ve bu fikrin şahane olduğunu düşünür. Bunu sağa sola söyler. Fikri gerçeğe dönüştürecek adama söylendiğinde ; olur veya olmaz der. Hangi akla hizmet bir GSM operatörünün reklamlarında köşe yazarı yer alır. Üstelik partili bir köşe yazarı. Geçen seçim Talat’ın sunumunu yapan bir köşe yazarı. Ürün tanıtımı da yapmıyor. Tanıtım yapsa derdim yok. ‘Ben de X’deyim’ yazıyor fotoğrafının yanında. Pazarlama sorumlusu var, satış sorumlusu var, şirket sahibi var, fotoğrafçısı var, poz vereni var!. Kimse ,’durun yahu, biz ne yapıyoruz’ dememiş.  Orhan Gencebay da reklamlarda yer aldı diyen olursa çok fena kavga ederim şimdiden söyleyeyim. Adam albümünü sunmuş kullanıcılara, şarkılar söylemiş. Kıyaslamayın, tepkinizi gösterin!.



-Benzer bir hadise de bir zamanlar CINE 5’te cereyan etmişti. Sevtap Parman canlı yayında ‘Sera Sera’ adlı ingilizce bir eser seslendirmişti. hem de ne seslendirme, kimse dur demedi arkadaki konuklardan.


-Gamsız kimdir?. Nasıl Gamsız olunur?. Hiç düşündün mü?. Düşünürsen eğer bir gün gamsızlığı; Uzan arkana, gözlerini kapa. Ev kilitli olduğu için elektrik sayacını okuyamayan ve okuyamadığı için ortalama bir rakam belirleyen zihniyeti hayal et. Gamsız, tasasız. Hiç mi elektrik yakmadın, belki yurtdışındaydın hiç fark etmez:400 TL. Belki de sabah akşam klima evde açık kaldı, evde fönlenip fönlenip sokağa çıktın:89 TL.



-Saç kremine Balsam diyen kim varsa; elini öpüp başımın üstüne koyasım var.



-Doğuş tüm sevenler için takna atıyor: 'Gamsızzz vicdansız, ben sensiz ne yaparım şimdi, beni acılarla başbaşa bıraktın nedennnn'




-Katalogların genellikle son sayfasında yer alan ‘Katalogda yer alan ürünü kullandığı için işlerini erken bitirip, kanepeye uzanıp dergi okuyan kadın’ oldun mu hiç?. Eğer olduysan ve benim moralim bozuksa ve evim dağınıksa ister istemez sana çok sövdüm kardeşim. Bende yalan yok. Yemeği, çamaşırı , bulaşığı, ütüsü duruyor sen koltuğa yayılmışsın. Hele bir de portakal suyu yok mu yanında?. Ki eminim o da taze sıkılmış. Tam dayaklıksın katalog insanı!.




-Şenay’ın ‘Doy doy’ diye bir şarkısını dinledim. Zaten sağolsun her iyi müzisyen gibi az şarkı yapıp vazgeçmiş bu işlerden. Hem cool , hem modern çılgın bir sounda sahip şarkı sözlerinden bir kısmı şöyle; ‘İstanbul’dan çıktım yola, Konya’da verdim mola..Doy doy doymadım Antalayaya, doy doy doymadım Antakya’ya...Adana, Mersin, Maraş dur gitme bekle gardaş.’’. Kesinlikle milliyetçi bir tavır sergilenmeyen mutlu bir eser. Dinler dinlemez bağımlısı oldum. Ayni hissi 2 sene önce Anne Marie David’in ‘Neşeli Gençleriz’ şarkısında hissetmiştim. Mutluluktan amaçsızca koşarmış gibi hoş bir his.


-Sen mutlu olunca, ben mutlu olurum ve tabii ki Lerzan da Mutlu. Daha kötüsünü yapabilen varsa haber versin.




Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

eylül 2010

İNGİLİZLERİ KORUMA DERNEĞİ



-Ruhumun derinliklerinde bir adet Doğan SLX var. Hem de modifiyeli. Hava biraz soğumaya görsün hemen kendini çalıştırmaya başlıyor. Oto teyp' den yükselen ‘Canısı’ melodileri eşliğinde ilerliyoruz kendisiyle birlikte. Üstelik bu bir iç yolculuk. Bir çözümseme, bir varoluş. ‘Ya benimsin, ya toprağım yazısına sahip arka cam kesinlikle kararlı. Sevmeye, almaya, sahip olmaya. Allah Korusun yazısı da plakanın üzerinde güvenliğimizi sağlıyor. Bilinmeze yolculuğumuz başlıyor böylece..





-Doğu-Batı sentezi müzikte olur da yazıda neden olmasın dedim, ortaya bu çıktı. Doğan slx ile doğulunun aşkını, içsel yolculukla batılının iç sıkıntısını harmanlamaya çalıştım. Şimdi de sırada TRT kafası; ‘Dilimiz  sürtçüyse affola, esen kalın.’. Doğu-batı şeysi şimdilik bir fikir, geliştirelim, tiksindirelim. Mersi.





-Bundan sonra sıradan beddualara son. Bela vermek, ceza dilemek, kahr etmek artık demode!. ‘Kıvanç Tatlıtuğ, İstinye Park’ta kız kardeşi Melisa’yla yüksek sesle tartıştı’ haberine internette yorum yazacak kıvama düşersin inşallahh!. Bundan daha büyük beddua bulmak zor. O kıvam acayip bir kıvam.





-Arabalarını her zaman sıkıcı ve güvensiz  bulduğum bir araba markasının güvenlik sorunları sebebiyle 1.13 milyon aracı geri çağıracağı haberini okuyorum. Lise yıllarımıza geri dönelim ve bu markaya X diyelim. X daha önceki yıllarda da  birçok kez arabalarını geri çağırmıştı. Ölümcül kazalar da meydana gelmişti bu hatalardan. 1.13 milyon arabayı çağırma haberini okuduktan sonra yine X’in  T.V reklamını görüyorum. Benim babam çok yakışıklı diyor çocuğun biri. Diğerleri durur mu?, ‘Benim babam çok güçlü’, ‘Benim babam çok eğlenceli’ .Ve hepsi birden haykırıyor ‘Benim babam X gibi adam.’. Ne babalar varmış be. Hem sıkıcı, hem güvenliği zayıf hem de nereye çağrırsan oraya gider. Diyelim ki; babanızla denize gidiyorsunuz, keyifler yerinde, bir telefon. Hooop baba japonyaya. Afferim mobil babaya. Nereye çağrırsan oraya geliyor. Her eve lazım. Çek götür.






-Yoğun olarak Girne bölgesine konumlanmış ingilizlerin ortak özellikleri var. Bir kere hepsi elinde plaket tutup fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Aşırı beyaz tenleri var o ayrı. Pazarlık yapmalarına da alışıyoruz. Fakat, bu ödül mödül durumları ne ona çok aklım kesmedi. Gerçi geçen yaz özel bir televizyon kanalının yılın emlak ödülleri adı altında her ingilize ödül verdiği birşey de görmüşlüğüm var. Değişik ve rahatsız edici bir ödül töreniydi. En iyi arsa, en iyi ev. Sırıtan bir sürü ingiliz. Kardeşim, ne işiniz var buralarda diyesim var ama birileri çoktan ödülleri dağıtmış. Neyse ödül töreni ayrı bir konu. Sanırım bu arkadaşlar golf, tenis ve süslü tenis topuyla oynanan oyundan oynuyorlar ve birbirine plaket verip fotoğraf çektiriyorlar. Bu haber ve fotoğraflar yüksek trajlı yerel gazetelerimize arada bir çıksa da genellikle tamamı ingilizce olan gazetlerde yer alıyor. Süslü topla oynanan oyunun adını bilmediğimden dolayı özür diler, istesem Google'dan bulabileceğimi fakat ödül töreninde sinirlendiğimden vazgeçtiğimi belirtmek isterim sayın halkım. Halkım ne yapıyor bunlar?. 'İngilizleri Koruma Derneği' mi kurdular da benim mi haberim yok. O kadar ödülü evde koyacak yer bulamaz insan.






-Sabah duyduğum ilk şarkının 'İbibikler öter ötmez ordayım' olması da ayrı bir neşe kaynağı. Sandım ki traktorün arkasındaki arabacıkta pikniğe gidiyoruz ma aile. Piknik öncesi zeytin toplanacak falan. Toprağın kokusu, traktorun dumanı, ben seni sevdim, ey naz-ı diyarım(doğu-batı senteze).





-Tanrım kocaman bir yaz geçti ve bu yaz henüz 'Bol gömlek altına don giymiş kadın'lı klip çekilmedi. Tanrım dünyanın yörüngesi bile değişebilir. Yaz bitmeden yapınız. Sibel Can mı olur, Demet Akalın mı yoksa Petek Dinçöz mü bilemem. Biriniz yapın artık. Söz konusu tüm insanlık.





-Bir zamanların popstarları, yıldızları acaba şimdi ne yapıyor diye merak etmeyen insandan biraz çekinirim.




-Konu ne olursa olsun iki tarafın tartışmasının sonucunda hemfikir olunduğunu hiç görmedim. Konu futbol olsun, araba olsun, müzik olsun ne olursa olsun herhangi bir tarafın karşının fikirlerini kabul ettiğini ben hiç görmedim. Gel benimle X arabasını konuş. İstediğin kadar öv, kesinlikle kabul ettiremezsin. E, 'o zaman neden tartışıyoruz?'. Cevaplardan cevap beğen; 'insan olduğumuz için', 'tartışarak kendimizi geliştirdiğimiz için'. Yalan söylemeyin bre, başımıza bela almak için tartışıyoruz. Sinirlenenim ki tansiyonumuz fırlasın, ya da sinirletelim ki karşı tarafın sinirden kırmızı olan kulaklarını inceleyelim.




-Alternatif bir beddua daha; 'İnşallah Facebook'ta az samimi olduğun lise arkadaşınla aynı anda online olursun da, selam-nasılsın-nasıl gidiyor çerçevesinde sıkışıp kalırsın'.



-Hey sen, kıbrıs konusunu tartışalım mı adamım?


cypaibo@gmail.com
Halil AĞA

ağustos2010

BENİ MAHVETTİN!



-Denize yaklaştığınızı nasıl anlarsınız?. Yol üstü küçük market sayısının sıklaşmasından mı? , Bitki örtüsünden mi?, Nem oranından mı?. Hayır, hiçbirinden. Denize yaklaştığınızı; Metrekare başına düşen kovboy şapkalı genç sayısındaki artıştan anlarsınız. Son yılların gözde aksesuarı, kovboy şapkaları artık her yerde. Milyoncusu, milyarcısı, bakkalı, marketi heryerde var. Denize yaklaştıkça market olsun, yol kenarı olsun, benzin istasyonunda olsun bu minik kovboylardan heryerde var. Arada şehire de kaçanları oluyor. Süpermarkette market arabası sürenini de gördüm. Önündeki market arabasına Atı gibi davranıyordu. Dereboyu tahmin ettiğiniz gibi, güneşin yoğun olduğu saatlerde kovboylara teslim oluyor. Akşama doğru, 1 kiloya yakın jöleyi saçlarına sürdüğü tahmin edilen kovboylar genellikle T-shirt veya atlet kullanmayı sevmiyorlar. Parmak arası terlik, bermuda şort ve kovboy şapkası onlar için yeterlidir. Kovboyları sevelim, onları koruyalım.





-Ben bir halt ettim ve Yılmaz Morgül’ü twitter’da ekledim. O gün bugündür BÜYÜK HARFli yazılar kabusum oldu. Zira kendisi tüm iletileri büyük harfle yazıyor. İletiler de ileti ama, ‘SADECE 13 İLİMİZDE DEVLET TİYATROSU VAR.İŞTE BÜYÜK TÜRKİYE*******’ gibi. Ve bu serilere başladıkça devamını getiriyor. Levent Kırca programı gibi; okumuyoruz, kütüphanemiz yok, üniversitemiz yok. Daha sonra başlıyor hangi yardım kuruluşlarını gezdiğini anlatmaya. Durdurulamayan bir hızla. Ve en ürkütücü kısım geliyor. Albümünü tatlı tatlı övmeye başlıyor ve iyi albüm yaptımla başlayan muhabbeti en sonunda yılın en iyi albümünü yaptım niye dinlemiyorsunuzla kapatıyor. Kapatma mesajındaki sinir gözyaşlarını hissetmek mümkün. Ara ara başıma dert almayı severim de bu benim için bambaşka bir korku. BÜYÜK HARF fobisi. Güney Kore korku filmi tadında.





-Usulsüzlüklere açılan davaların sonucu gerçekten merakla beklemekteyim. Umarım hep birlikte meraklanırız da zaman aşımına uğramaz





-Yemek tarifi konusunda duyduğum ilk büyüleyici şey, Mayonezdi. Nasıl yani?. Evde mayonez mi yapabiliyorsun? diye sormuştum hafif elit kıza. Ne de sevindiydi şaşırmama. İkinci şok dalgası da yıllar sonra ‘Kızarmış dondurma’ yaptığını söyleyen aile büyüğümüzden gelmişti. O zamanlar yumurta kıramadığımdan hem kafam almamış, hem de hayran olmuştum. Mayonez ayrı ama. Onunla çok hava atıldı bir zamanlar.



-Gelmiş geçmiş en cins sözler arasında ‘Sana zahmet bana kolaylık’ kesinlikle ilk 5’te yer alır.




-Türkçe POP nereye gidiyor diye ağlayanlar, TARKAN ‘Adımı Kalbine Yaz’ ve 1984 yılında toplam 2222 adet basılan Hümeyra’nın ‘Benim Şarkılarım’ı dinleyin. 26 yıl sonra CD ortamına aktarılan albüm belki de Hümeyra’nın en nafif albümü.




-’Her soru işareti, yeni bir başlangıçtır’ Ben.



-’Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.’ Can Yücel.



-‘Çalışmadan yaşamak sakat moruk, çok sakat. Eskiden böyle miydi, şimdi işler çok kesat.’ Müslüm Gürses.




-Mevsime uygun kıyafet: don-atlet. Döneme uygun meslek: İslami gazete köşe yazarlığı ve ilahi albüm. İlki çok kolay, Beyaz rengi tercih edin ki güneş-sıcak çekmesin. İslami gazete yazarlığı ise daha da basit. Öncelikle konuları belirleylim. Eşcinselleri aşağıla, içki içenleri fişle, açlık sınırında olan insanların sadece şükrederek dünyanın en mutlu insanı olabileceklerini sık sık tekrarla. İslami albüm için ise, erkekseniz colormatik gözlükle bir fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. Kadınsanız başınıza bir örtü takıp ellerinizi dua eder biçimde havaya kaldırır halde fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. İlahileri zaten koro eşliğinde söylersiniz. Yeni işiniz hayırlı olsun.




-Çocuklar Duymasın’ın yeniden çekilmesi ve komşulardan birinin bunu çok sevmesi. Hayatınızı zaten televizyon çökertmiş birde sokağa çıkartıp öyle izliyorlar. Üstelik, dizideki kahkaha efekti başlar başlamaz adam böğüre böğüre gülüyor. Diziye göre de gülme efekti. Rating’i düşe, yayından kalka.




-İslami albümler müzik festivali. Başına örtü geçiren elini havaya açar olmuş ey halkım.


-Perihan Savaş namuslu bir ev kızıdır ve bir nişanlısı vardır. Nişanlısıyla birbirine deli gibi aşıktırlar ve evleneceklerdir. Parayı denkleştirene kadar orda burda görüşürler. Aile bilgisinde olan nişanlanmalarında herhangi bir sorun yoktur. Kız namuslu, oğlanın işi vardır, daha ne?. Oğlan bir buluşmalarında çok azar, aklında fikrinde Perihan vardır. Perihan diretir, oğlan evleneceklerinin garantisini vere vere Perihan ile arabada ayıplık yaparlar. Olaylar bittikten sonra Perihan arabanın koltuğunu kaldırır ve hüzünlü bir tonla ‘Beni Mahvettin’ der. Gördüğünüz gibi aşk filmi olsun, porno olsun hiç fark etmiyor kadın hep mahvediliyor. Biri zevkten kahrolduğunu dile getiriyor, diğeri ise bundan sonra sadece tek bir kişinin kadını olabileceğini vurguluyor. Tek bir bluetooth kulaklıklığın birden çok cep telefonuyla uyumlu olarak çalıştığı günümüzde ‘Bekaret kaygılı’ bu hareketler hiç hoş değil sayın Perihan. Zevk alınız.




-Tansiyon, kolestrol, şeker ve bilimum hastalığa sahip neneme göre yemekler ikiye ayrılır. Normal yemek ve hasta yemeği. Kuru baklagil, sebze veya balık değil. Eğer yemek tuzsuz ve aşırı yağlı değilse neneme göre bu ‘Hasta Yemeği’. Ne yedin diye sorarsan illa ki hasta yemeği yiyor son yıllarda.



-’Ne yedin nene?’
-‘Anan hasta yemeği yolladıydı, onu yedim’



Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

ağustos2010

KEMAL ABİİİİ


-Yıllar yılı en saf insanı aradık durduk. Kim mi aradı?. Sen, ben, o, biz ,siz , onlar. Belki mükkemmele yaklaştık ama asla bulamadık. Bilim adamları türlü deneyler yaptı fakat onlar da sonuca ulaşamadı. Saf ve temiz zannettiğimiz herkese ve herşeye yaklaştık. Sonu hüzünlü hikayeler.. 43 derece sıcaklıkta kış hüznü yaşatacak değilim. Müjdeli haberi size vermeden önce canınıza eziyet edeyim dedim. Evet, Dünyanın en saf varlıklarını buldum. Dünyanın en saf ve temiz insanı; ‘Var Mısın? Yok Musun?’ ‘a gönül vermiş insan türü. Onlar bildiğiniz gibi değil. Onlar ki; hiç tanımadığı, hayatta da tanışma ihtimali olmayan insanların para kazanması için saatlerini harcayan insanlar. Üstelik ‘Abi’ler, ‘Abla’lar havada uçuşuyor, hemen benimsiyorlar. Onlar ki, herhangi bir meziyeti veya toplumsal iyilik faliyeti olmayan insanlar için ağlayanlar...Ah, bu ne saf sevgidir. Düşün, kendi ürünü olan bebeğine gün boyunca ayırdığı zamanın neredeyse iki mislisini kare şeklinde bir kutunun içinden çıkacak rakamı merak etmekle geçiriyorlar. Neden?. Tanımadığı adamların kazanacağı para için. Merhaba, gönül dostu. Merhaba, saf insan.





-’Abi, ben senin kazandığın 500 milyar için çok dua ettim, çok ağladım. Hatta annem adak adadıydı. Bir çay ısmarlasan da içsek?.’




-‘İçimdeki Ölmeyen Çocuk’ bir gün serbest kalmış. Karanlığa doğru koşmaya başlamış. Aydınlıktan o kadar sıkılmış ki herşeyden hızla kaçmak istiyormuş. Koşarken ayağı birşeylere takılmış. Bir de bakmış karşısında, ‘Kimse ölmesin, hayat yaşamaya değer’. Sımsıkı sarılmışlar birbirilerine, ağlamışlar. Ortak dertleri varmış bu iki kader arkadaşının. ‘İnsanlar artık bizi rahat bıraksın, bizi kullanmasınlar’ demiş İçimdeki Ölmeyen Çocuk. ‘Sana tamamen katılıyorum abi’ demeye kalmadan dereboyunda süslenip kahve içmeye giden genç bir kızımız ‘Kimse ölmesin, hayat yaşamaya değer gardaş.’ demez mi?. Zavallı cümlecik ortadan kaybolmuş. O artık fönlü saçlardan, şile bezi elbiselere uzanan dolambaçlı bir yolda ağızdan ağıza gezer olmuş. ‘İçimdeki Ölmeyen Çocuk’ yalnız başına koşmaya devam etmiş yoluna, az önce yaşadığı kötü olayı unutmaya çalışarak.




-Yukarıdaki minik öyküye bir de alternatif final hazırladım. ‘İçimdeki Ölmeyen Çocuk’ yalnız başına koşmaya devam etmiş yoluna, az önce yaşadığı kötü olayı unutmaya çalışarak. Asla, tükenmemiş. Çünkü, onun içinde ölmeyen bir çocuk varmış..







-Sırf Titanik romanını kazanmak için radyonun çekilişine katılmış bir insan evladıyım. Ve, günün konusu olan ‘AŞK’a canlı yayında yorum yapan bir insan evladıyım. O da yetmezmiş gibi, ‘AŞK, insanın kendisini bulutların üstünde hissetmesidir’ demiş bir insan evladıyım. 17 yaşındayken gerçekleştirdiğim bu aktivite beni çok rahatladı. Son kullanma tarihime kadar bunun kadar utanç verici bir şey yaşayacağımı da hiç sanmam.




-Titanik romanı için!.


-Günün konusunu ‘AŞK’ seçen yaratıcı radyocu!.




-Titanik değil, taytanik.



-Herşeyi anlayabilirim de, 425 gr’ı 1 TL olan italyan domatesi ve 1000 gr’ı 5 TL olan yerli domatesi anlayamam. Yani içler , dışlar çarpımı. Üretim maliyeti, vergisi, gemisi falan. Hava sıcaklığından algı kapasitemin düştüğünü kabul edebilirim ama sırf bu yüzden duştayken bile düşündüm. Soğuk su da işe yaramadı. Sonuçta, taaa italyadan gelmiş ve daha ucuz. Garip.





-‘Haddin olmayan şeyleri söyleme’ derdi bir aile büyüğümüz. Domates fiyatlandırmasıyla alakalı o söz benim için güncellenmiştir. ‘Haddin olmayan şeyleri düşünme’ ya da ‘Senin aklın ermez!’




-‘Kemal abiii, yüreğinin çok temiz senin. Ben seni çok sevdim, inşallah küçük açarsın’



-Taraf gazetesi homofobik açılımda çağ atlamış. Eşcinselliğin günahtan fazla bir şey olduğunu söyleyen bir adet yazarları var. ‘Mesela demek istiyorum ki bir müslümanın eşcinselliğe günah ya da sevap diyebilmesi için o fiili anlaması, bilmesi gerekir. Ki yaratılışı bozulmamış değil mümin hiçbir insan bu fiili esasen anlamaz, bilmez.’ demiş hazretleri.
Ayrımcılık, kin, nefret ve kışkırtma hepsi bir arada. Hormonlu Domates’in haklı galibi bu yıl Taraf gazetesi olmalı.






-Yaşam enerjiniz fazla mı geldi?. Hemen yorulup uyumak mı istiyorsunuz?. Koyun sayma devri sona erdi. Artık ‘Çocuklar Duymasın’ reklamı var. ‘Onlar büyüdüler, işlerinde ilerlediler, evlerinin dekorunu değiştiler. Siz ve aileniz ne kadar değişti?. Bizimle paylaşın’. Sıkıcılıkta son nokta.




-Ortaokul mezuniyetime yakın okulumuz dergi çıkarmaya karar verdi. Hoop, bende varım ekipte. Fakat, ekibi yöneten bir öğretmenimiz. Ne desek kabul etmiyor. ‘Mizah sayfası yapalım, herkes aklına geleni yazsın. Doğal olur, komik olur‘ dedim. ‘Sayfanın adını da ‘KOMİKLİK’ koyalım’ dedim. Öğretmenim yüzüme birkaç saniye baktı ve ‘öyle bir sayfa yapalım ama içerisinde fıkra olsun’ dedi. Temel, Dursun ve Fadime’nin cirit attığı, tamamı fıkralardan oluşan ‘KOMİKLİGGG’ böylece dergimizin ilk sayısında yerini almış oldu. Düz fikir nedir diye sorarsan, işte budur derim.



-Sorarsan, eğer söylerim. ‘Uyy, uşağumm’ u komik bulan insanlar tarafından eğitildim derim.



-Dondurma reklamları her geçen yıl biraz daha pornoya yaklaşıyor gibi. Şikayeti olan yok. ‘Kızgın kumlardan, serin sulara’dan başlayan erotizm ilerlemeye devam ediyor. Son gördüğüm reklamda, kocaman bir dondurmayı ağzına sokmaya çalışan bir kadın ve içinde ‘haz’ kelimesi geçen bir slogan. Kadının sesi de , dış sesin sesi de yatak odasına davet eder biçemdeydi. Kesin kırmızı ışığı olan bir yatak odası orası. Haz duyun!.





HALİL AĞA
cypaibo@gmail.com

ağustos2010

BENCE BİRAZ KENDİNE ZAMAN AYIRMALISIN


-Yıllardır söylenen bazı sözler vardır. Onlar hep söylenir ama bir türlü kafanda canlandıramazsın. Tanımlandırma falan beni sıkar, söyler geçerim diyebilirsin. Ama , ‘Yeyip, içip, s.çmak’ dedikten sonra dur ve düşün. Bu üçünü ayni platformda yapan bir şahsiyeti hayal edebildin mi?. Üçünü sırasıyla yapan insan evladına bugüne kadar ben rastgelmemiştim. Ta ki, geçen haftalarda ülkemizde faliyet gösteren bir hırsızın gazetelere yansıyan ‘Event’ini okuyana kadar. Rock festivali yok, lunapark yok, değişik aktiviteler yok. Varsa yoksa hırsızlık. Bi tabii eventtts diye adlandırmalıyız değil mi?. Evet. Hırsızımız eve giriyor, 2 teneke kola içiyor, ardından 2 adet çikolata yiyor ve 1 adet su içiyor. Evden çıkıyor, evin önüne gelip afedersiniz ama s.çıyor. Benim kahramanımsın ey hırsız, en azından yeyip-içip-s.çmanın yalan olmadığını ispatladın cümle aleme. 20 sene önce kapılarımız kilitsiz denize giderdik evladım biz, sayenizde korkar olduk. Microsoft işletim sistemleri kadar güvenlik takıntımız oldu. Emin misin?, yapayım mı?, Şifre lazım, Şifre gir, Firewall..Ne yaptıysak olmadı Microsoft gibi. En az onlar kadar güvenliksisiz sizlere karşı. Hoşgeldin ey Hırsız, gel ye-iç-s.ç!.






-Bir kısım özgür ruhlu arkadaşlarınızın ilişkiye başlayan yeni birine yaptıklarını biliyor musunuz?. Bilmiyorsanız, demek henüz yalnızsınız. Bir sevgiliniz olsun o zaman ‘özgür’ e bakın siz. Özgür sizi kompleksten, bunalıma, baskıdan, dırdıra müthiş bir geziye çıkaracaktır. Bence sevgilin senin özgürce gezmeni kısıtlıyor. Diskoya neden gelmiyorsun?. Her sevgilisi olan senin gibi eve kapanmıyor. Bence X çok kıskanç. Eskisi gibi değilsin?. Eskiden ne çok eğlenirdik, şimdi kasıyorsun?. Özgürlükçü arkadaşların kalıp cümlelerinden bir kısmını okudunuz. Ne yakınızda olsun, ne arada. Direk olarak uzaklaşın, kafanız-ilişkiniz rahatlasın.





-Umut verici yeni birini dinlemeyeli uzun zaman olmuştu. Ramadan’ın ‘Hazır Mısın?’
albümü synth.pop-elektronik arasında ama kesinlikle ara bir albüm değil. Tavsiye edilir.




-Dikmen çöplüğü oturum açtı.




-Taşkınköy tarafları çirkefli çok kokulu, yer yer bayıltacak derecede etkili.




-Gidişat offline.




-Evinde kişisel gelişim kitabı eksik olmayan arkadaşım var. Eksik olmayan diyorum zira diğer kitaplar değişmiyor her gittiğimde farklı bir kişisel geliştirici görüyorum. Bir sonraki gittiğimde eski kişisel geliştirici kitap yerinde yok. Neden kendi kendine kanatlanıp başkalarını geliştirmeye gitti de ondan. Şaka, şaka ödünç kitap olarak hayatını sürdürüyorlar. 300 sayfaya yakın bir kitap, sıfırdan başlangıç falan filan. Rastgele bir sayfa seçtim. Kadın, bilgisayar yüzünden kocasıyla tartışır olmuş. Çünkü, bilgisayarı hem eski hem de sık sık bozuluyormuş. Bir gün eve gelmiş, kocasıyla oğlu ‘Bil bakalım sana ne aldık?’ demiş. Kadın çığlık atmış ve ‘yoksa yeni bir bilgisayar mı?’ demiş. Evet diye haykırmış çocukla babası. Bu arada haykırmak sadece yabancılara özgü birşey gibi değil mi?. Neyse, babayla oğlu ‘Markasını tahmin et’ demişler. Sony, HP, Dell, Compaq.. kadın hepsini saymış ama hiçbiri değilmiş. ‘Apple’ diye haykırmış(yine) babayla oğul. Kadının dizinin bağı çözülmüş (bunu ben attım). Zira Apple dan bahsetmek onların bütçesi için imkansızmış. Müslüman evinde domuz eti yemek kadar imkansızmış hemde. Ve nasıl olmuş bu Apple işi?. Kadın hergece yatmadan Apple için zihniyle sinyal yolluyormuş kocasına. Vay anasını. Resmen kocaları batırma operasyonu. Demek ki neymiş?. birinin kişiseli gelişirken, diğeri batacakmış. Güle güle, gezici kişisel geliştirici. Güle güle, yeni başlangıçların , kolpa yön göstericisi.






-’Taklitler Aslını Yüceltir’ şeyi de yavaş yavaş yalan oldu. Jennifer Lopez’in menejeri iptal olan konserden dolayı araştırma yapmak için Kıbrıs’a gelmiş. Ziynet Sali ile tanışmış ve ‘Lopez’den daha güzel ve doğalsın. seninle çalışmak istiyoruz.’ demiş. Teklifi kabul eden Sali yurtdışında albüm çıkaracakmış. Eğer haber doğruysa önce sözüm menejere. Lopez bayrağını nesilden nesile geçmesi gibi uçuk bir fanteziniz var sanırım. Yanlış yoldasınız ey menejer. Adı geçtikten sonra, 2 sn. içinde popo düşünülmesi sadece porno yıldızlarına özgün olmalı. Müziği rahat bırakın. Ve Ziynet Sali, tebrikler. Yıllarca Lopez’e benzemek için didindiniz, durdunuz. Bravo, en sonunda becerdiniz. Ben buna azim derim, hırs derim, plan derim. Menejeri de buldunuz. Ve üçüncü sözüm Ziynet Sali ve Menejer hariç tüm dünya insanlığına; YANDIK!.



-Zorla bela aramaya inanıyorum ve bunu sık sık gerçekleştiriyorum. Sabaha yakın gelen bir YILMAZ MORGÜL iletisi; ‘ Tv yapımcıları proğram yapmam için baskı yapıyorlar.Gece talk show dan sabah proğramına bugün de yarışma formatı geldi.*****’. Twitter kapanmazsa daha çok offline olacak bu beyin. Helal sana YLMZMRGL.



-Kötü bir filmi sinemada izlediğimde paramı isteyesim geliyor. Tabii ki, sinema salonu işletmecisinden değil, filmin yapımcısından veya yönetmeninden. İnternetten sonra önce şarkıyı dinleyip ardından albümü satın alıyorum sorun yok. Ama benim daha büyük derdim var. ‘Aldığı kadar Un’u icat eden adamı evire çevire dövmek istiyorum. Zira bu bütün yemek kitaplarına sıçramış resmen. Kardeşim bu kitaba para veriyoruz. Otur yemekleri, tatlıları, kekleri teker teker yap. Kaç bardak un koyacağımı adam gibi yaz. Kopyalayıp, yapıştırmakla olmuyor bu işler. Sinirim bozuldu yine, aldığı kadar un’muş. Kitabın parasını, kullandığım malzemelerin parasını bir de psikolog parası istiyorum hepinizden.


Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

ağustos2010

BUKET

-Hava hafiften nefes alınabilir duruma gelince içimde bir kıpırtı bir kıpırtı. Ağaçlara, gökyüzüne haykırıp bir şey anlatmak gibi bir derdim yok. Benim derdim kendimle de değil. Ben istiyorum ki ; 2 beden büyük bir kazak giyeyim, o kazağın kolları parmak uçlarıma kadar gelsin, mevsimden etkilenebilecek hassas bir sevgilim olsun. Odanın köşesinde dizlerimi kendime çekeyim bu kazakla böyle hüzünlü hüzünlü bakayım hiç konuşmayayım. Sevgilim sorsun bana neyim var diye?. ‘Hiç’ diyip uzaklara bakmayı isterdim. Zorlaya zorlaya gözlerimden 1-2 damla yaş akıtmak isterdim. O üstüme düştükçe , aynen  devam etmeyi isterdim. Ben isterdim ki, onun bu hassas dönemdeki ruh halini biraz daha bozayım. Kazağın hüzünlü büyüsünde kaybolalım isterdim. Bir de elektrikler kesilse ya o gece.




-Gökhan Özen veya benzeri bir POP albüm kapağından sonra oluşan psikolojimin ürünü minik öykümüzü okudunuz. Evde denemeyiniz, yan etkisi vardır; Yalnızlık.




-Google’a ‘yalnızlık nedir?’ diye sordum. ‘Yalnızlık bir duygu ve ruh halidir. Sevgiden yoksunluktur. Modern aklın zindanı, ilkel aklın özgürlüğüdür.’ dedi. Kaynak site olarak hatunca.com’u gösterdi.  Hayat bazen yalnızlığı ararken hatuncaya rastlamaktır.Hatunca; yalnızlığın tek ilacı, derdinizin dermanı!.






-İzmir bergama ya baraj yapılacakmış. Tarkan’da demiş ki, orda antik kent Allianoi antik kendi var, sular altında kalır. Orman Bakanı ne demiş sizce; ‘Orası 'Allianoi' değil. 'Allianoi' diye bir yer o kişinin uydurduğu bir kelimedir, bunu ben ispat ettim. Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin, herkesin bir ihtisası vardır. Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur". Uzun zamandır bu kadar düz bir mantığa rastlamadım. Sen marangozsan sadeece işinden konuş, sen şarkıcıysan sadece şarkı söyle. Derdim antik kent-baraj olayından çok susturma mantığı. Hem düz, hem ben bilirimci, hem yasakcı. Bir alana Üç Bedava!.





-Sonu şakalaşmayla biten, Los encılıs polisinin tüm şehri büyük bir felaketten kurtardığı filmler gibi bir hayatım olsun 1 haftalığına. Her sabah donut ile birlikte kahve içmekten kendimi kaybedeceğimden 1 hafta yeter. Bir de  film sonuna giren esprilerin kötülüklerini test ettikelri bir gizli labaratuarları mı var acaba. Hem kötü, hem gülüyorlar, hem kamera uzaklaşıyor, hem de eski felaket yerini izleyebiliyoruz. Tanrım sana şükürler olsun, bütün bir şehri etkisi altına alması muhtemel volkan patlamasını bir parça demir ve 5-10 ton su ile engelleyen LOS ENCILIS polisi görevde.





-Sevgili market sahipleri alışveriş yapmak için marketinize geliyoruz ama bazen o kadar kötü CD ler takıyorsunuz ki. Arabayı doldurup doldurup bırakasım var ödemeden. Alışveriş hissini artıran şarkılar var?. Bunu da ben öğretmeyim size.




-Kulak masajıyla bütün ağrılarımızı dindirebileceğimizin müjdesini veren Forward mail aldım. Denemesi bedava, kulak kızarıklığı daha bedava geldi. Aferim bana.



-Bedava denemeyi severim. Bedavadan korkarım. Yıllar yıllar önce yemeli-içmeli bir düğünde 6 adet döner yiyip ambulansla hastaneye kaldırılan kadın gördüm de belki ondandır.


-Yemeli-içmeli  düğünlerin, sünnetlerin sonu geldiği gün kutuplaşmamız  başladı ey halkım.


-Hayatımda duyduğum ilk Modern kız ismi ‘Buket’dir. Acayip aklım karışmıştı. Ayşe değil, Fatma değil, Hatice değil; Buket. Yani nenesinin adını almayan bir torun. Üstelik evleri de nenelerinin evleriyle bitişikti. Kadın kendi adı torununa verilmediğinden içerlemiştir diye ben üzülmüştüm. Bu marazi hallerim zaman içinde kaybolmasaydı, dünya gerçekten çekilmez olurdu tahminimce.


-Buketten sonra Ebru’yu duydum, sonra Seda ve sonrasını takip edemedim. Hızla gelişen ve büyüyen bir sektör bu modern isim sektörü.


-Bazı adamı sevememek için gerçekten çok sebep var. Bak Hakan Peker’e dünya yakışıklısı havaları, tekdüze şarkı söylemesi yanında kötü sesi ile yeterince sevmiyordum. Fakat o bunu daha da ileriye taşıdı. ‘Ajda Pekkan kedi köpekler için sahne alıyor ama sanatçılar için yapılan konsere gelmiyor'. Hayvanları 'bile' sınıfına sokmaktan hiç çekinmeyenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor sayın Peker. Modası geçmiş fikirleriniz ve dansınız ve şarkılarınız ve bütününüz artık -di li geçmiş zaman.



halil AĞA
cypaibo@gmail.com

ağustos2010

8 iyi insan


-Ekonomi neden iyiye gitmiyor diye düşündüm durdum ve sebebini çok geçmeden buldum. Ne dış politika, ne iç politika tek sebep ‘Oh, temizlendi vallahi ortalık kadınları’. Bu tür kadınların sayısı yıllar geçtikçe azalacağına artmış ve evrim geçirmiştir. Öncelikle yuvalayacağı evin iç kısmıyla başlarlar. Kocasına sürekli bir şeyler yaptırırlar. Eklettirirler, değiştirirler, çıkartırlar, boyatırlar. Adam Kasım ile Şubat ayları arasında 3 aylık bir dinlenme dönemi geçirir. Bu dönemde kadın kafasında yeni planlar kurar. Mart ayında projeler masaya yatırılır ve Nisan’dan itibaren faliyetler başlar. Adamın artık tek dostu çekiçtir. Çekici bırakır, keseri alır. Daha da şanssızsa, elinden birşey gelmiyordur ve işte o zaman ustaların nazına maruz kalır. Kadın dırdırlanır, usta nazlanır, adam yaşamak ister. Şanslı azınlık gibi iki dört ayağını uzatıp playstation oynamak ister ama duvar kağıdı yapıştırması veya yapıştırtması gerekmektedir. Gel zaman git zaman evin diğer yerleri yenilenirken eski yenilenmişlerin üzerinden 3 yıla yakın bir zaman geçmektedir. E, tabii onun yerine daha pratik birşeyler yapmak lazım değil mi. Yeni planlar, çekiç dostluğu. Ve göğe yükselen ‘Ohh temizlendi ortalık’ nidaları. Eskiler yıkıldıkça, etraf temizlenir, ekonomi hergeçen gün daha kötüye gider. Olan yine adama olur. Geçmiş olsun.





-Dört ayağını uzatıp dinlendin mi hiç?. Herşeyin shut down olduğu bu büyülü hissi kaçırma. Arada bir de olsa yap.




-Yazımızda yer yer anlam kayması, yer yer derin saçmalama olabilir. Zira 5 yıl önce, 10 yıl sonra grubunun gün batımı tadındaki albümü ‘5 vals 10 tango’ yu dinleyerek yazımı yazmaya çalışıyorum fakat komşum benimle ayni fikirde değil. O illaki televizyonunu sokağa çıkaracak, ille ki Çocuklar Duymasın’ı izleyecek. ‘Zehir çıkarsınn’ derdi eski bir tanıdık. Evin hınzır çocuğu müzik yapmak için rahat bir ortam istediğinden ayrı eve çıkmak istiyor. Gerçekten bazen üzülüyorum kendime. Üzüldüğümde de çok üzülüyorum.






-Çocuklu pisgot, çocuklu kahve ve çocuklu süt. Üstünde çocuk resmi olan herşeyin adı ‘Çocuklu ..’ olduğu günler çok güzeldi. Dur, hemen nostaljiye bağlamayalım. Benden de bir çocuklu gelsin efendim. ‘Çocuk aromalı yumuşatıcı’..Miss gibi çamaşırlar için.






‘Bu yılın Ağustosunda 5 Pazar, 5 Pazartesi, 5 Salı var. Bu daha önce bir kez 823 yıl önce olmuş.’ Bu bilgiyi 8 iyi insan’a gönderirsem, 4 gün içinde acayip paralar kazanacakmışım. 8 iyi insanmış. Spam maile bak, artık tercih de yapıyor. Yavrum ben kendimi bile bilmiyorum iyi miyim, değil miyim?. Nerden bulayım sana iyi insan?. Bir Adile Naşit vardı, o da rahmetli oldu. Elimizde kalmadı iyi insan.


-‘İşlem tamam, ek mesaiye devam.’ Afet arkadaş.


-’Yalan hızlı, gerçek ise yavaş ilerler; ancak er geç yalanı geçer’ Ferdi Sabit Soyer.


-Benden özlü söz yok, bu haftaki özlüler gerçekten çok ağır. Dönem ödevi gibi.




-Tatilde öğrencilerinden dönem ödevi isteyen zihniyet gerçekten dayaklık. Bırak adamı 3 ay gezsin , tozsun, oynasın, babasına yardım etsin. Kitap özeti diye diye bir kısmı kitap okumaktan uzaklaştırdınız. Pardon, ayni zihniyet elişi kağıtını çıt çıtlı kalemle sulu yapışkanlı karton üzerine nokta nokta çıkartırıyordu değil mi?. Resim dersine gel!.





-Havada uçanı, sese duyarlı olanı, ekstra güçlü olanı bir kenara bırak. Gerçek kahraman, berberde istediği saçı kestiren adamdır. Ötesini tanımam. Berbere gücünü ispat etmiş, böyle olacak demiş ve öyle oldurmuş adamdır kahraman. En son 4 yıl önce öyle birinin varlığına dair haberler duymuştuk. Bu şehir efsanesi dilden dile yayıla dura, yüzlerce adam evine istemediği saçlarla dönmeye devam ede.



-Şu an uygulanan düğün formatı önümüzdeki 10 yıl içerisinde tamamen yok olacak. Hem düğün meraklısı tanıdıklardan hem de kendi fikirlerimden yola çıkarak bu kadar iddialı konuşabiliyorum. Her geçen yıl eğlence dozu azalıyor. 200-300 kişilik yemekler düzenlenecek, bol bol oynanacak. Zira, eğlenceden çok artistlik hakim şu an düğünlerde. Arkaalan süsleri, giriş dekorları, provizyonlar, 3 kameralı düğünler ve yeni trend bar şarkıcıları. Hele hele bu bar şarkıcıları kısmı yok mu?. En sinir bozucu onlar. Kardeşim gazeteci arkadaşın var ve ‘Gençler Dereboyunda çılgınca eğlendi’ haberinin altında sizin grubunuzun mutlaka performans resmi var her hafta. Tamam. Gazetede adınızı gören düğününe çağrıyor, geliyorsunuz. Bağırmaktan adam döver halde şarkı söylüyorsunuz. 15 dakika oyun havası, hop düğün bitti. Koşa koşa eşyalarınızı arabaya yerşeştiriyorsunuz. Neden?. Çünkü, bar programınız var. Hem kötü müzik, hem oyun yok. Yıllarca küçümsenen piyanist şantörler sizden kat be kat eğlenceli. Ayrıca Rock coveri öyle yapılmaz böyle yapılır:Kurban-Namus Belası. Müziğe saygı, mesleğe saygı. Düğün sahibi sende akıllı ol, her adını duyduğuna koşma.


-İnternetin icat olduğuna en çok neden sevindim biliyormusunuz?. ‘Kuzeye bakan dağ yamacına X denir. Ben bu bilgiye ne zor ulaştım. Araştırmak , bulmak çok zor. Bunlara merak etmelisiniz’ diye övünen şilebezigillerden kurtulduğumuza sevindim. Bilgi kolay, erişmek kolay. Tamam e-mail de güzel, facebook’da özel hayatımızı kaydetmek de tercihe göre tamam, müzik, porno zaten başlıca kolaylıklar ama bu şilebezigillerin mutsuzluğu da ayrı zevk.



-Hani böyle, bir şarkı duyarsınız aniden. Ben bunu çocukluğumdan biliyordum, ama adını bilmiyordum dersiniz ya. Hazine bulmak gibi birşey bu. Ajda Pekkan’ın 5 yıl önce, 10 yıl sonra ile yaptığı şarkıları buldum. 1985‘ten beri ilk kez duyuyorum. Ajda teksin!



Halil AĞA
HYPERLINK "mailto:cypaibo@gmail.com" cypaibo@gmail.com

10 Ekim 2010 Pazar

k15

Tek Cümle ile Mutsuzluk:
Funda Arar Hippi kılığında konser verdi.




Çok laf ile mutsuzluk:
Okulu bitirdiydin değil?. Askerlik bitti mi?. İşin var mı?. Ev yaptınız mı?. Evlenmedin?. Neden evlenmen, bulayım sana birini?. Yalnız hayat geçmez!. Düğünü nerde yapacaksınız?. Çocuk yapın? Daha çok çocuk yapın? Çocukk?.




Yeni Başlayanlar için Mutsuzluk:
Dersler nasıl?. Hangi okula giden?. Öğretmenin kim?. En çok hangi dersleri seven?. Ödev verirler mi?. Ödevlerini yaparmın?. Derslerine çalışırmın? Matematiği daha çok çalış!. 2 kere 2 kaç eder?.



İleri Seviye İçin Mutsuzluk:
Hiç kusura bakma bakkala gidemem bugün, dizi başlayacak. / Kusura bakma yemek yok; yapamam dizi var. / Dışardan çağıralım / Maç göremezsin!, dizi var. / Yatak odasında gör. / Her hafta her hafta annenlere gidemeyiz!. / Yeni araba isterim. / Dışarıda yiyelim. / O arabadan da isterim, çok güzel. / Köpek alalım, sen bak. / Ufak köpek isterim, ama sen bak. / Koltukları değişelim. / Salondan çoook sıkıldım ./ Dizi başlıyor, eve gidelim. /





BİTMEZ TÜKENMEZ MUHABBET (Bitsin Artık İçerir):
Yoldan geçen bir herkül’ü gördüğünde bir kişi de onun eski halini bilmesin artık. Adam zamanını harcamış, sporunu yapmış, anatomik herkülümsü bir vücut elde etmiş. Ya tebrik et, ya birşey deme. İlla birileri onu eskiden tanıyacak, şimdiki herkül o zamanlar mutlaka cılız olacak. Hep haptan, hep ilaçtan böyle oldu diye de sallanacak bir güzel. Adamın yüzüne söyleyen yok tabii. Yeter artık, hepimiz severiz ‘ÖNCESİ-SONRASI’ resimlerini ama iftira atmayın adamlara. Ha öncesi sonrası tutkunu biraz olsun dizginlemek istersen Türkiye gazetelerinin resmi internet siteleri seni bekliyor. Ne istersen var; ‘Ünlülerin makyajsız halleri?’ ‘Fotoğraftaki çocuklar hangi ünlüler?’ ‘Uyuşturucu kullanmadan önce / sonra’.





YAŞLI’NIN ÇILGIN FİKİRLERİ:
-Hiç olmadık zamanlarda evlatlardan doktora götürmeleri istenecek. Bakalım müsait zamanlarında mı götürecekler yoksa her zaman yardımcı olacaklar mı?. Doktara götürüken yüz surat eden varsa, mutlaka yüzüne söylenecek. ‘Eziyet olursa götürmeyin a kızım’ gibi cümlelere hazırlanacak.



-Huzur evine verilen arkadaşlardan bahsedilecek. Ne kadar zor olduğunu, ne çileler çekildiği, herkesin rahatının kendi evinde olduğu hatırlatılacak. 1-2 gerçek dışı hikayeyle anlam güçlendirilecek ve huzur evine yerleştirilme gibi bir fikri olan varsa gizliden gizliye vazgeçirtilecek.



-Yemeklere tuz eklenecek. Tuz her zaman tansiyonu yükseltmeyebilir. Değil mi?. Denenecek.



-Şeker de öyle. Biraz almaktan zarar gelmeyebilir. Hergün salınan İnsulin iğnesinin ödülü bir parça çikolata olabilir.



-’Koca yaz geçti beni bir denize götürmediniz!’ ana temalı sitem yapmak için uygun vakit aranacak. Haftasonu tercih edilebilir.


-40 derece sıcakta uzaktaki akrabaları ziyaret istenecek. Arabayla ziyarete götüren evlat ve toruna yol boyunca sıcaklardan şikayet edilecek. Hava kararmaya yakın anlamsız bir telaşa girilecek. Acele eve gitmek için her yol denenecek.


-Arada süpermarketlere gitmek istenecek. Süpermarkete gidildiğinde ‘Eskiden böyle yerler mi vardı?’ dan dırdıra başlanacak. Böylece muhabbetten sıkılmış torunlara, ‘Ben ilk defa böyle yere geldim nenemm’ deniğinde torun hem pişmanlık-hem hüzün yaşayacak. İkisi birden tek kalemde çözülecek.




HALİL İBRAHİM AĞA

k14

DOĞA'DAN MEDET UMAN KADIN:
'Düşen Sarı Yapraklara / Yağan Deli Yağmurlara / Hırçın Deli Rüzgarlara / Seni Sordum Yok Dediler / Rıhtımdaki Sandallara / Körfezdeki Dalgalara / Gökyüzündeki Yıldızlara / Seni Sordum Yok Dediler'. Sen adama kendini öv dur internette. Hem gezerim, hem severim, hem hamaratım izlenimi yarat. Hepsi bir arada, adeta 'ALL-IN 1' kıvamında takıl. Sonra adamın önüne bir tabak sıcak yemek koyma, evi çekip çevirme, pasaklı pasaklı ortalıklarda gezin. Üstüne üstlük hergün yeğenlerinin fotoğraflarını çekip zorla adama izlettir 'kuzişlerime baakkk' diyerekten. Bu durumda ne olur?. Bi tabii adam kendini ormana, dağa , taşa verir. Bunaldı adam. Şimdi ara dur ormanlarda.




ÇEVRENE DİKKAT ET:
'Unuttu dediler / Hiç sevmedi dediler / Gücendim yar / Yalanmış dediler / Bir anlıkmış dediler / Kırıldım yar / Aldatıyor dediler / Aldırmıyor dediler / Yıkıldım yar'. Maaşallah çevrenin güzelliğine bak. Paso dedikodu, sırf fitne-fesat. İnsanın böyle çevresi olsun asla hayır etmez. Unuttu dedi, yalan dedi anladım ama aldatmış!. İşte bu olmadı. İnsanın ters anına gelir, gider karşı tarafı ezer eler bu durumda. Belki kalbi rahatsızdır. Çok fena çok. Bunlardan uzak.




ARIYORUM:
3 Ay boyunca herhangi biriyle Kıbrıs sorununu konuşmayan, Kıbrıs sorununa ve ülkenin tüm problemlerine çözüm bulmayan insan evladı arıyorum. Aranan kişinin prezentable, kendine güvenen, müşteri odaklı, sabahtan akşama mesai yapma heveslisi olması değil sadece buralarda yaşaması gerekmektedir. Yarışmamız yılbaşına kadar geçerlidir. 31 Aralık gecesi 'Peee dünya nasıl kutlar yılbaşını, biz da burda sürünürük' veya benzeri cümle kuranlar diskalifiye edilecektir. İyi olan kazansın!.




RAHATLA-NEFES AL:
Özletmek aşırı olmadıkça gereklidir. Hele hayranlık duyacağın kadar beğendiğin biri ise biraz özlemek iyidir. Sesi, tonlaması, oyunculuğu ile takdir edilen bir şahıs Haluk bilginer. Fakat hem reklamlarda, hem dizilerde, hem heryerde ayni şekilde yer alması bıktırmaya başladı. Aslında bıkanlar kadar, 'büyük sanatçı' korkusundan kendisine bile itiraf edemeyenimiz çok. Tonlama içinde kalıyoruz sabah-akşam. Kendisini her gördüğümde 'Kaççç sesini belirterek tonlayacak şimdiii' diyesim var kendi kendime.




HAYKIRIYORUM:
Beyaz T-shirtler neden illa pembeleşmek isterler ki. O kadar dikkatli ayırıyorum nerden buluyorsa buluyor o pembeyi. Buradan çamaşır deterjanı ve bilimum sarfiyatını üretenlere de seslenmek istiyorum. Boş bir vaktimde saydım: ortalama 15-20 farklı ürün var çamaşır temizlemek için. Deterjan, yumuşatıcı, kireç çözücü, renk ayrıcı, yağ çıkarıcı, renkliler için leke çıkarıcı, hassas kumaşlar için deterjan, bebeklere özel deterjan, ütüyü kolaylaştıran ürünler...Hoop kardeşim şikayetim var, bu gidişe bir dur demek istiyorum dünya insanları adına. Biz sadece yıkanmış temiz çamaşırlar istiyoruz. Hem aklımızı karıştırıyorsunuz, hem ekstaradan para veriyoruz bir de pembeleşiyor. Ayıptır. Tek bir ürün istiyorum, başlayın çalışmaya!.




UTANÇ VERİCİ ANILARI:
Bu hafta benim değil, tanımadığım bir insan evladının ilerde utanacağı anısını yazıyorum. 15 yaşında selimiye meydanında ailesiyle birlikte doğumgününü kutlayan ergen. Bu ne acıdır yarabbi. Yaşıtların orda burda fink atsın, dereboylarında ultra kalabalığın içinde doğum günü kutlasın; ya sen?. İyi aile çocuğu damgasını yedin bir kere. Adını bilmediğin üflemeli aleti çalan adam bile alkışlıyor seni pasta kesilirken. Pasta gelirken 'hepi böfteyyyy' diyerekten alkış tutan restaurant çalışanlarının dramını düşün bir de. Aile büyüklerinin amcaların sana yaptığı esprileri duymadım iyi ki. Sana çok üzüldüm sevgili kardeşim. Yırtmaya bak, gidişat kötü!.





TEKNO DRAMA:(YAZIKLAR OLSUN içerir)
Hayatın boyunca sana yapılamayan sürprizi, twitter'den Apple'ın CEO'su Steve Jobs 'Şu an elimde tuttuğum ürün dünyayı değiştirecek. Bekleyin' cümlesi ile yapıyorsa tekno-drama'na hoşgeldin. Bir de düşün bu sürpriz Türkçe bile değil. Yazık sana, yazık bana, yazık bize!



Halil İbrahim AĞA

k13

NE YAPTIN KIZIM SEN?
‘Senden öyle her zaman hoş sözler duyulmuyor  / Arada bir olunca insanoğlu duymuyor / Bundan böyle herşey ayrı / Yatak ayrı döşek ayrı / Çok bekledim, konuşmadın /Konuşsanda çok geç, yok bir hayrı’. Ah be İzel ah, ne yaptın sen?. Tanımadığın, etmediğin, yeterince konuşmayan adamı eve aldın. Adam çok konuşmadığı için de hata bulma şansın azaldı. Haliyle daha az dırdırlanabildin değil mi?. 'Hayır'kalmadı  diyorsun aklımı karıştırdım. Ne kadar ileri gittiniz İzel. Ailemizin bıcır kızı gibiydin, bu döşek hikayesi çok fena oldu şimdi. Bak adam da gitti. Ben olsam o çilteyi atarım..




PAZAR GÜNÜ FULL OFFLINE OLAN ADAM (İNSAFSIZ SEVGİLİ ihtiva eder)
‘Andıkça ben o günü ölesim gelir  / Kaçıpta bu yerlerden gidesim gelir  /Sen yoksun hayatıma küsesim gelir / Yüreğim kan ağlar her Pazar günü  / Gözlerim yaş dolar her pazar günü.‘ Her Arabesk-fantazi sanatçısının hayali olan terk edilmek Coşkun Sabah abimizin de başına gelmiş. Fakat, onun diğerlerinden farkı bu hadisenin Pazar’a denk gelmesi. ‘Haftaiçi iş var aklıma gelmez, Cumartesi temizliğiydi, alışverişiydi, içkisiydi unuturum; ya pazar?’ diye düşünmüş olmalı. Yaz olsa denize gider, kışta ne yapsın Coşkun abimiz. Acılar içinde oturumunu kapatmaya karar vermiş o da. Pazar günü terk eden utansın. İnsafsız Pazarcı.




HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Aslında son günlerde pek sesi soluğu çıkmayan birini tatile çıkarmak istiyorum. Tatile çıkarmak istiyorum çünkü, kış geliyor. O yine ortalama sözlere sahip bir şarkı bulacak, medyayı arkasına alacak, gülümseyecek, çocuklarından bahsedecek ve hepsinden kötüsü çiğ sesini ister istemez hepimize dinlettirecek. İşte, gülümsemesiyle dağları deviren sempatix ekolünden Gülben Ergen. Gerçekten korkuyorum, ne olur bu kış şarkı yapmayın. Uludağ'a gidin mesela. Çocuklarınızı da alın yanınıza. Çağırın sosyete dergilerini, bol bol röportaj verin. Çocukların büyüme evrelerini anlatın şakacıklı bir şekilde. Dergi de '(Gülüşmeler)' yazsın italic bir fontla. Arada kocanızın çocuklarla nasıl ilgilendiğini de söyleyin. Bunları yapın, zira o dergileri biz okumuyoruz. Ama şarkı yapmayın sayın Gülben Ergen, mutlaka birileri onu telefonuna zil sesi yapar çünkü. Ben olsam Uludağ'a giderim.





KORKU KUŞAĞI:
Mağaza vitrinindeki Büyük Beden Mankeni. Tek başına korku filmi gibi birşey. Kare şeklinde kocaman gövdesi, gülümseyen yüz ifadesi ve çirkin kıyafetleriyle herşeyi tamamlıyor. Hele bir de aniden görürseniz, korku daha da büyüyor. Şapkalısı bile var!.




UTANÇ VERİCİ ANILARIM:
Özel kanalların ilk çıktığı yıllar. Küt kesim saçlarından korktuğum bir kadın ile alman bir adamın bize ingilizce öğretmeye çalışmasından kurtulduğumuz yıllar. Kırmızı noktalı yayınların sadece abilere ve babalara özgü olduğu zamanlar. Yılbaşı gecesinin tanıtımı haftalar öncesinden yapılır, heyecan dozu yükseltilirdi. Hangi kanalın programı daha iyi olacak diye tartışılırdı. Aslında, hangi kanalın iyi olduğu değil hangi oryantalin daha iyi olduğuydu mesele. İşte böyle yılbaşı akşamlarında, tüm akrabalar toplanıp yıllık gazino aktivitemizi gerçekleştirirdik. Bir ay önce yapılan kura çekilişinin akabinde büyük bir gürültüyle hediyeler verilirdi gazinoda. İstihbaratı güçlü olanlar zaten kime çıktığını da bilirdi. Ve işte can alıcı utanç anı neydi bilirmisiniz?. Biz gazinoda eğlenirken, emektar VHS Videomuz yılbaşı programını kaydederdi. Zavallı VHScik bütün bir yıl boyunca defalarca izleneceğini nerden bilsin. Üstelik diğer komşuların VHS kasetlerini de bu video oynatacaktı. Kanal sayısı 4'dü, ve herkes bir kanalın yılbaşı eğlencesini kaydetmişti.




Bir ERGEN'in Yapılacaklar Listesi:

Pazartesi: Okul ilk dersten sonra asılacak. Derslere giren girsin, böyle boş işlerle uğraşılmayacak. Küpe konusu kesinlikle çözülecek.

Salı: Okula gitmeden takılan, acil durumlarda saniyenin 10'da 1'i gibi bir sürede çıkarılabilen küpe sık sık kontrol edilecek.

Çarşamba: 5-6 arkadaş sürü halinde gezilip okulun kızları kontrol edilecek. Müsait güzellik tespite dildiğinde hemen laf atılacak.

Perşembe: Kızlarla iletişim kurmanın yollarından biri 5-6 kişi gezmemek olmalı. Sürü halinde gezince acaba kızlar korkuyor mu?. Araştırılacak, çözüm bulunacak

Cuma: Niye okul var?

Cumartesi: Mümkün mertebe evde durulmayacak. Ne olursa olsun çılgın bir cumartesi yaşanacak. Bütün hafta 'evde oturdum' utancıyla yaşanmayacak.

Pazar: 'Ödevlerini yaptımın sen?' sorusunu sorabilecek aile büyükleri tespit edilip, onların gözüne gözükmemeye çalışılacak.




Halil İbrahim AĞA

k12

YALANCI ŞAİR:
Yıllar yılı ona buna anlam yükledin ey şair. Denize, Irmağa, Nehire, Dereye bakınca aşkı anlayacaktık hani?. Dur ben de sana şiirle yanıt vereyim sayın şair;
‘ Geliyorum şehere / Başkent’e / Bir koku sarıyor etrafımı / Dereler siyahlar içinde / Hani Yasemin kokuyordun Lefkoşa / Hani nerde aşk? / Cılız bir şarkı mırıldandı Lefkoşa : Hemen kaç buradan, çirkef kokumdan, kaçmazsan eğer, aşk sende biter acımasızca...’






DÜNYA DIŞI NESNE:G.G.İ.K.G
Herşey ‘Bizimkiler’ siziyle başladı önce. Bir heyecanla başlar, ayni sevimlilikte devam eder ve hüzünle biterdi. Hüzünle biterdi çünkü o bitiş müziğiyle ödevlerimiz aklımıza gelirdi. Koca haftasonu dokunulmayan defterler açılır, pazar gecesi Bizimkiler’den sonra ödevler bitirilmeye çalışılırdı. Gel zaman git zaman 3-5 diziyle yıl geçiren ahali, Asmalı Konak’tan sonra çıldıracak noktaya gelir. Yılda 100’den fazla dizi ekranlarda cirit atar. Acı, sömürü ve lüks hayat esintili diziler epeyce ilgi görür. Fakat, geçenlerde dizi tanıtımında görülen bir nesnenin sırrı halen daha çözülmez. Gelinlik giydirilmiş, incilerle süslenmiş kırmızı bir gül’ü denize atan kadın ve suya bakan ağlamaklı insanlar. Gelinlik giymiş incili kırmızı gül(G.G.İ.K.G)’ün sırrı henüz çözülmedi. Dünya dışından geldiğine inanılıyor. Kendisine rastlarsanız hiçbirşey yapmayın, direk kaçın!.





BASİT DÜŞÜNÜRÜM KAFA AĞRITMAM:
‘Beni mi buldu şansın böylesi / Yemin bozuyorum her pazartesi / Ayrılık yüzünden kırdım herkesi / Hayatın akışına uyamıyorum / Yazgımla kanlı bıçaklı / Kalbim hep alacaklı / Hayalim üç kelime o da şöyle; Evli, mutlu, çocuklu.’. Her yaz çıkardığı yığınla şarkı içeren albümüyle büyük bir Misyon edinen Demet Akalın’dan yeni bir şaheser. Büyük misyon ise, kafalarımızı tamamen boşaltalım, hep boş kalsın, eski sevgiliye laf sokalım. Pembe ve tatlı bir yol izleyen sayın Akalın’a bu yıl koca bulmalıyım eklentisi eklenmiş. Aman onunla bununla çok uğraştım , dizimi kırayım bir de çocuk doğurayım bu iş tamam kankaaa diyor hepimize. Afferim, Kızım. Eşeğini sağlam kazığa bağladın.






YAŞLI’NIN KIŞ HAZIRLIKLARI:


-Mutfağın orasına burasına damdan sarmısak sarkıtılacak. Damak zevki gelişmiş yaşlı hissi yaratılacak.


-Her fırsatta kurutulmuş tarhana, moleyiha, çakıstes, hellim gibi yazdan hazırlanmış gıdalardan bahsedilecek. Yazda boş boş oturulmadığını cümle alem bilecek.


-Çocuklara ve gençlere bu yıl bir sürpriz yapılacak ve uyarı iletileri güncellenecek. ‘Üstüne birşey giy’ , ‘Kapıyı kapatın da üşümeyesiniz’, ‘Portakal yeyin da hasta olmayasınız’ gibi artık klişeleşmiş uyarılar öncelikli olarak güncellenecek. ‘Omega 3-6-9 alımını artırabilirsin nenem’ cümlesinin işlevselliği düşünülecek.



-’Kokulu çay’ yapılacak, milletin aklı başından alınacak.



-Kurban bayramında ‘Nerede eski bayramlar??’ konulu iç bayıcı muhabbeti ilk açan olunmayacak. Böylece gençleri çok sıkmayan modern yaşlı sınıfına yaklaşılacak.


-Hava soğuduğunda klima yakan varsa, eskiden ne kadar zor ısınıldığını ve hatta yıkanmak için kazanlarda su kaynatıldığı anlatılacak. Discovery Channel tadındaki bilgilerle, modernlikten uzaklaşmadan eski teknolojiler ve uygulamaların tanıtımıyla göz doldurulacak.



-Yeni doktorlar ve yeni hastaneler itinayla takip edilecek. Gerekirse, evlatların randevu alması istenecek.






HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Aslında herşey yıllar önce COMMODORE 64 ile başladı. Dünyayı, kendimizi, herşeyi değiştirmek amaçlı satılan bu video oyun konsolu-kişisel bilgisayar karışımı ürün zamanında kullanıcılarına oyundan başka bir şey veremedi.  90’lı yılların başında Commodore’dan eser kalmadı diye düşünüyorken C-64’ün müzik programını aniden keşfeden bir ünlümüz 15 yıla yakın bir süredir hepimize toplu cinnet geçirdiyor. Alakasız şarkı sözleri, birbirinin aynisi şarkılar ve  artistik duruşuyla işte o. Serdar Ortaç. Serdar Ortaç ve Arkadaşları dediğimiz bir müzik türü yaratabilmiş bir şahıs kendisi. Yığınlarca popcu bugün ayni şarkıyı yapıyorsa bunun büyük suçlusu Ortaç’tır. ‘İki nota bir besteyim’ sözleriyle aşkı öğreten, sataşmalı şarkı sözlerinin kralı Serdar Ortaç tatile çıksın. O tatile çıkarsa, tatile çıkaracak şanatçı kalmaz o ayrı.




Halil İbrahim AĞA
cypaibo@gmail.com

k11

ARIYORUM:
Plakaya özel park yerine doğru araba park etmişmiş mi diye kontrol etmeyen insan evladı arıyorum.  Bulunca ne yapacağıma  düşünmedim henüz ama arıyorum. Biz diğer sıradan insanlar plakayla arabayı uyuşturuyoruz, arabanın değerine göre park yeri ayarlamaya değmiş mi değmemiş mi diye konuşuyoruz aramızda. Plaka ile araba uymamışsa ‘Peh’ diyebiliyoruz gereksizce. Ama O, tam bir yaşayacak adam edalarında. Bakmıyor ne plakaya ne arabaya.




KENDİNE ÇOK GÜVENME SÜPER ADAM:
‘Bir gün benden şikayet ettiğin ne varsa özleyeceksin / Unuttuğun yalanlara benzemeyecek hep yanında götüreceksin’. Sanırsın dünyaları vermiş sevgilisine. Kendine bu kadar güvenen, tartışmalarım bile özlenir mantığındaki bir adam ne verir ki karşısına?. Dert, maraz, eziyet. Telefon çaldırır kapar böylesi. SMS atar ve saniyeleri saymaya başlar ; karşıdan cevap gecikirse ayrı bir tartışma konusu olur. 5 dakikaya kadar tatlı hüzün, 5-10 dakika arası sadece ‘Nerdesin?’ veya sadece ‘?’. 10-15 dakika arası haif şüphelenme içeren mesajlar. 15 dakikayı aşmışsa kesinlikle sevgili aldatıyordur. Bu adamlar da böyle; ayrılıkları ayrı dert, sevdaları ayrı dert. Uzak tutunuz.




ARABA VE İÇKİ:
Araba vardır oturup seninle bira içesi vardır. İçer yani. Hatta o bile davet eder seni içmeye. Evine gelir, sen onun evine gidersin. Bira içersiniz, rakı içersiniz. En özel sırlarını paylaşır senle, sarılıp ağlarsınız. Derdini de bilir, neşeni de.  Araba vardır bildiğin ot. Hiçbir şekilde kural dışına çıkmaz. İçmeyi sevmez, gezmeyi sevmez, eve gelip iki çift laf etmez. O araba ister ki işten eve evden işe gitsin. Düz araba. Ama öyle de bir araba vardır ki, tüm modelleri göz alıcı. Çalıştığı işyerinde gözler hep o arabanın üzerinde, içelim dersin randevu verir. Belki onu satın alabilirsin ama evinde içki içiremezsin. O hep dereboyunu ister. Hep yola yakın masaları ister. Bira sevmez, rakı sevmez. Ya yüksek kalite viski açarsın ya da hiç içemezsiniz. Evine de davet etmez seni. Elini omuzuna koymayı denesen ters ters bakar sana. Yoldan geçene hava bassın ancak bilir. Tatiliydi, cilt bakımıydı, kuaförüydü derken cebinde para kalmaz.




İLK MUTSUZLUK:
Erol Evgin’in ‘Cuma gün ödevini yapan çocuk saçı’ nın gerçek olmadığını öğrendiğin an, işte ilk mutsuzluk. Kim derdi ki çocukluğunun bu düzgün şarkıcısının yıllar sonra Murat Evgin isminde egosal sorunları olan bir oğlu olacak ve kendi isminin yazılı olduğu tshirtle klipler çekecek. Hatta internet sitesinde ‘1996-1999 arasında “Beni Ellere Verdin” albümündeki şarkılarını dünyanın her yanından insanlara çaldı, aldığı değişik fikirler ve eleştirilerin ışığında şarkılarına yeni biçimler kazandırdı.’ gibi akıllara zarar bir cümlesi de var. Dünyanın her yanına yayılan mutsuzluk.



YAZIK BANA:
Kalbi tertemiz dostum var . O ki karıncaya incitmez, o ki sevgiye inanır. Dünya iyisi bir insan, e o zaman neden yazık bana. Diziler başlıyor, o da arada dizi karakteri sesiyle konuşmaya başlıyor. Sanırım öyle bir özelliği var, Eylül ortalarına doğru o özelliği ON konumuna getiriyor.   



YAZIK BİZE:
Küçük kız çocuğu takliti yapan kızdan bıkmadınız mı ey halkım?. Bizlere yazık değil mi?. Diğerleri olarak toplanıp bir şeyler yapma zamanı. Hele o sesini incelte incelte konuşması yok mu, işte o an saldırıya geçelim.



HAFTANIN EN DUYULASI CÜMLESİ:
‘If you want, senda gelebilinn!.’ Genç bir kızımız tarafından telefonda söylenen cümle. Sanırım karşı tarafa kur yapıyordu. Ya da ben kaşlarından öyle anladım. Böylesi cezbedici bir teklifi reddedecek adam bulmak zor sanırım. Uzata uzata, gevrek gevrek. Kolay gelsin.




HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Normal bir insan evladı olarak ıkına sıkıla şarkı söyleyen ‘bağzı oklavı’ olmuş bir adamı izlemekten haz almıyorum. Ha belki, bir rock konseri olur, belki metal konseri olur o ayrı. Ama pop daha naif, daha sakin bir müzik olmalı. En hareketli anında bile bir dingillik vardır şarkılarda. Fakat öyle biri var ki, sesiyle ve boğazıyla bizi ezmek istiyor. İşte bu operadan bize hediye olarak gönderilen adam yapıyor bunu. 4 albümdür ayni formulü kullanarak aşkla dövmek istiyor. Gerçi son atışı pek isabetli değil ama olsun. Aşk rahatsızı insanlar yaratarak parasına para katan sevgili Ferhat Göçer. Lütfen tatile çıkınız. Issız ve sessiz kalınız bir müddet.





Halil İbrahim AĞA
cypaibo@gmail.com

k10

    

          


KIŞ’A HAZIRLIK:
Hava sıcaklıkları yavaş yavaş düşüyor. Önlemlerinizi aldınız mı?. Su ısıtıcı, battaniye, soba gibi ihtiyaçlarınızı tamamlamayı unutmayın. Ve bi tabii radyolarınızın ayarlarını da değişmelisiniz. Ekim ayının ortalarına doğru başlayıp mart sonuna kadar devam eden geceyarısı radyocularından korunun. Buğulu, ağlak ses tonuyla gecede 140 defa yüreğine sağlık diyen bir adam dinlemek istemezsiniz değil mi?. Dinleyicilerin SMS ile katkı koyduğu bu duygu selinden uzak durun, frekansları belirleyin ve hiç uğramayın.






SENİN YOLUN YOL DEĞİL KIZIM:
‘Tebrikler yılın en kötü çifti yine biz seçildik / Senin de bunda bi hayli payın var / Al gel bi pasta kutlayalım.’. Demet Akalın’a her yol bağdat. İlişki olmadı, denedik, rezil olduk ama sen gene gel. Üstelik beleşcilik de yapmış. Gel keyik yeğlim diyor. Sen ısmarla, benden para çıkmasın diyor.
Adamı hem suçla, hem davet et, hem beleşe tatlı krizini bastırt bir de adama ilişkinin tekrar başlayabilirliği gibi imalarda bulun. Evlerden uzak, senin halin hal değil kızım.






BÜYÜK KANDIRMACA YAPTIN ABİ:
‘Okul yolu sensiz /Ölüm kadar sessiz /Geçtim o yoldan dün / İçim doldu hüzün / Yapraklar solarken / Adını anarken / Bekletme ne olur / Gelmek zamanı gel / Yok yok yok / Gitme gitme gel / Eylülde gel.’ Eski sevgili de kandırdı, eş de kandırdı, dost da kandırdı ama hiçbirisi senin kadar kandırmadı Alpay abi. Kemanı, piyanoyu hüzünlü ses veren tüm aletleri çaldırmışsın arkada, oooouuu yapan kadınları da bulmuşsun sende yukarıdaki sözleri söylüyorsun. Sanırsın ki, Eylül gelince yapraklar solacak, hava soğuyacak, saçlar uşuşacak. Yıllarca her Eylülü bu umutla bekledim sayende. Beklenti yükselttim, hiç zevk alamadım Eylülden. Yıllarca 11 ay yaşamış gibiyim Alpay Abi. Bak Eylüldeyiz. 38 derece ve yapış yapış. Yapma bize bunu.





YAŞLI’NIN YAŞAM TEORİLERİ:

-Emekli maaşını almak için bankaya yalnız gitmeli. Torunlardan bile gizlenmeli. Hesaptaki paranın miktarını kimsecikler öğrenmemeli.

-İnternet gavur icadı olmalı. Herkesin birbirinin fotoğrafını görebildiği bir yer tabii ki kötüdür.

-En ufak torun en çok sevilmeli, diğer torunların yanında daha da çok sevmeli.

-En ufak çocuk da en çok sevilmeli, diğer çocukların yanında bol bol övülmeli.

-Mutlaka bir yerelere bir paket tuz gizlenmeli. Hastasın, yememen lazım diyen çocuklar tuzları atarsa yedek devreye girmeli.

-Kapının önünü sulandıktan sonra, hasır sandelyeye oturulmalı. Gelen geçene havadaki salgın mikroptan bahsedilmeli. Gerekli korku verilene kadar devam edilecek.

-Eskiden tahtadan yapılan oyuncaklardan bahsedilerek, gelişme çağında olan çocuklara gereksiz suçluluk duygusu hissettirilecek.



HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Arkaya uzattığı kaleci modeli saçlarıyla hayatımıza girmişti. Anadolu toprağını hissettiren bakışlarıyla ilgi gördü. Git gide sesini belirtmeye başladı. Ardından dizileri keşfetti. Dizilere birbirinden ağlak müzik yaparak pekala çok para kazanabilirdi. Ve bunu defelarca yaptı. Arada çok bağırdığı şarkıların yer aldığı albümler yaptı. Ve bu albümlerin sert Rock albümleri olduğunu heryerde iddia etti. Ona göre bağırmak Rock’tı. Bu mantığa göre karşı komşunun 1 buçuk yaşlarındaki yavrucağızı bu dünyanın en büyük Rockcısı olmalı. Değişmeyen düz ve sıkıcı bir gitar sesi ve sesini resmen kuzu sesi tonuna yaklaştırmış bir adamın bağırmasına daha fazla tahammül etmek istemiyoruz. Kuzudan tiksineceğimden korkuyorum. Sevgili Kıraç, tarlaya git, ovaya git, dinlen , uyu. Tatile çık, gevşe. Saçlarının arka departmanını da kesebilirsin mesela.





HAYKIRIYORUM:
Liseli sinirinin ve onların çevresiyle ilişkisini konu alan dizilere tüm dünya genelinde yasak getirilmesini istiyorum. İbret almak isteyen açar Sırlar dünyasını görür, Beşinci boyutu görür değil mi?. Liselilerin kızgın ve ödkeli suratlarını görmekten helak olunacak. Hele hele kızgınlık sonrası koşa koşa kaçmaları. Nereye gidiyorsun acaba?. Neresi orası?.





TİNYÖZ:
Toplu verilen yemek siparişlerinde yanında bozuk para bulunduruyor ki, bütün para verip sonra hesaplaşırız yalanına kurban gitmesin. Ah tinyöz ah o 1TL-2TL leri biriktire biriktire apartman dikeceksin bir gün.






ERGEN’in YAPILACAKLAR LİSTESİ:
Pazartesi:
Tatilin son haftası. Tatilin son haftasına kadar eğlendik diyebilmek için son bir kez denize gidilecek. Denizdeki fotoğraflar, 3g teknolojisiyle anında internete eklenecek. Bronzlaşmak yerine kapkara olmak tercih edilecek.


Salı:
Haftasonu için denize gidecek arkadaşlar ayarlanacak. Mutlaka 1-2 kız arkadaş ta çağrılacak. Saplar denizde görüntüsünden çok, çılgın gençler hissini veren arkadaşlar tercih edilecek. Uygun kişiler için Facebook’taki arkadaşlar taranacak. Kimin eğlenceli, plajlı yaz fotoğrafı varsa onlar davet edilecek. Ortam insanı olmaya baş koymuş dostlar edinilecek.


Çarşamba:
Annenin indirimden almış mayodan kesinlikle kurtulunacak. Geçen yazdan kalma parmak arası terlikler ve havlu kontrol edilecek. Tek renk havlu bulunacak. Sırt çantası da kontrol edilecek.

Perşembe:
Diz altında kocaman çiçek deseni olan mayolardan alınacak. Çiçek deseni kötü birşeyken bu tropikal bölgeye ait çiçeğin karizmasına sığınılacak. Yeni sarı-yeşil parmak arası deneme amaçlı kullanılacak ki, deniz günü ayağı kesmesin. Şirket promosyonu olan sırt çantasının yerine havalı bir çanta aranacak. Düz havlu olmadan nasıl bu kadar yıl bu evde yaşanmış anneye haykırılacak.


Cuma:
Akşama kadar uyunacak, akşam dereboyunda araba izlenecek. Belki 10 TL’ye kahve de içilebilir.


Cumartesi:
Okul için bol pantolon, bol gömlek ve mevzuata uymayan asi öğrenci ayakkabısı alınacak. Yarınki deniz organizasyonu için son kontroller yapılacak.


Pazar:
Çantaya cep telefonu, para ve şortun markasının logosunu içeren kırmızı havlu konulacak. Çılgın bir deniz partisi için elbette evden yemek götürülmeyecek, 17 TL ye hamburger-cips satan işletme sahibi desteklenecek. Giriş ücreti olan 20 TL’nin gayet doğal olduğu, bu sayede her önüne gelenin denize giremeyeceği de vurgulanacak. Denizde bol çığlıklı, bol fotoğraflı bir gün hedefi asla unutulmayacak.


HALİL İBRAHİM AĞA
cypaibo@gmail.com

k9

SANA MUTLULUĞUN YOLU YOK:
‘Som altından taç olsan / Aşkıma muhtaç olsan / Derdime ilaç olsan / Yakut yüklü dal olsan / Al ipekten şal olsan / Peteklerde bal olsan / Affetmem asla seni’ diyen kadın, sen mutlu olamazsın. Peşinen söyleyeyim. Adam senin hem sağlık danışmanın olmuş, hem ego tatminin için aşkına muhtaç olmuş, yetmemiş torununun torununa yetecek servet sunmuş yine olmamış. Kusura kalma, sen mutlu olamazsın. Sana öyle bir yol yok.




ARADIĞIN KRİTERLERE UYGUN ADAM YOK:
‘Yılları durduracak / Güneşi doğduracak / Deli gibi sevecek / Ömür boyu sürecek / Gözlerimde tütecek / Bir sevgi İstiyorum’ diyen insan sen ne istiyorsun?. Sevgili mi?, Süper kahraman mı?. Önce bu konuda sabitleşelim. Güneşi doğduran adam istiyorsun kardeşim, ne bu aç gözlülük. Hepsine karşılık sen ne vereceksin? ‘Gözlerinde tütecek bir sevgi’. Oldu canım. Adam yılları durdurmuş, sen bir tek sevgiyle kandıracaksın. Ayrıca ömür boyu süren aşk mı olurmuş. Sana uygun biri yok. Hade evine!.




HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Tarkan’a rakip gösterilen herkesin sanıyorum ortak bir kaderi var. Zaman geçtikçe daha kötü müzik yaparak pop yıldızı adaylığından rahatsız edici bir noktaya gelmek. Kara büyü ‘Hadi Yine İyisin Tayfun’ ile başlamıştı. Zaten bir şarkıcının adı tek bir şarkıyla anılıyorsa, bir daha hayır etmez. Yakın zamanda ‘Popstar Abidin’ rakip gösterilmişti, daha önce de ‘Of Deli Gönül Tarık’. Hepsinden kurtulduk yavaştan ama tek bir kişi ısrarlı. Mustafa Sandal. Gittikçe kötüye giden müziğinin herhangi bir iyileşme sinyali de yok. O halen daha devam ediyor. İddialı röportajlar, çapkın bakışı ve fit adam durumları. En sıkıcı müzik konusunda başa oynuyorsunuz sayın Sandal. Mutlu aile tablonuzla birlikte tatile çıkın. Biz arada ‘Araba’ şarkısını dinler sizi anarız.





İNSAFSIZ SEVGİLİ:
Çaldırıp kapatma sende, konuyu uzatmak sende, tatlı küsüp-barışmalar sende. Kontörüm kalmadı ey sevgili. Tatlı küsüşlerin ceremesini ödemekten, geleceğim mahvoluyor. Kontör parasıyla ev peşinatı verirdik. ‘Telefon açık kalsın, uyurken nefesini dinleyeceğim?’ nasıl bir beynin fantezisidir eyyy sevgili!








SONSUZ:
Evrenin sonsuzluğundan emin değilim de, 5-6 arkadaşla youtube’dan video izlemenin sonsuzluğundan eminim. Herkes beğendiği bir şarkı ister, ardından komik videolar. Tekrardan şarkılar. Birden kendinizi girne diskolarının müzikalitesinde bulunursunuz. Tarkan, Ace Of Base, Tiesto ve ardından Mezdeke mantığı.





ARIYORUM:
Kişisel gelişim kitaplarından paraya yönelik olanlarını okuyup da zengin olanı arıyorum. Eğer zengini bulamazsam, ‘Kendini pul, parayı götür’ temalı kitaplara verdiği parayı çıkaracak birini aramaya başlayabilirim.




YAZIK BANA:
‘Nasıl CEO olunur?’ , ‘Lider olma kılavuzu’ , ‘Güç sizde:Hükmedin’ adlı kitapları okuyan tanıdığım var. Arkadaştan tanıdığa geçmesi 1 dakikayı bulmadı.



MERAK EDİYORUM:
Ajda Pekkan için ‘O kadar estetiği ben yapsam, ben de öyle olurum’ demiş tüm kadınlar ayni anda havaya sekse, dünyanın yörüngesi değişir mi?.



HAFTANIN EN DUYULASI CÜMLESİ:
5-6 kişi toplanmış onu bunu övüyoruz. Birimiz çok hızlı bir arabayı övüyor önce, hepimiz hak veriyoruz. Diğeri karşılaşsa kilitlenip kalacağı bir mankenin güzelliğinden bahsediyor. Ben teknolojik bir gelişmeyi övüyorum. Kurtal Vadisi’ni öven arkadaştan sonra sanırım hepimiz yorulduk ve bir sessizlik oldu. Yaşı hepimizden küçük olan ve o ana kadar hiç birşey övmeyen arkadaşımızi Kurtlar Vadici’nin yüzüne bakarak ‘İsterim uzay mekiği olayım’ dedi ve gitti. Beynin kilitlendiği an bu andır. Uzaya gitmek gibi derdi yok, direk mekik olmak istiyor.



Halil İbrahim AĞA

k8

ATM kuyruğu, doktor sırası gibi kaçması mümkün olmayan ortamlarda karşılaşılan ‘az samimi tanıdık’ tan en kolay nasıl kurtulursunuz?


a)Hava sıcaklığı hakkında muhabbet açarsınız
b)‘Nereye gidiyor bu memleket?’ ana temalı muhabbet açarsınız.
c)İki defa üst üste ‘Nasıl gidiyor?’ dersiniz.
d)Selam dedikten sonra cep telefonuna gömülürsünüz.
e)Ortak arkadaşlardan muhabbet açarsınız.


Az samimi tanıdığımız ile bir kere karşılaştınız ve bir süre vakit geçirmek gibi ortak bir kaderi paylaşıyorsunuz. Önce durumu kabullenin. 10 yıldır arabadan arabaya selam verdiğiniz insan diş doktoruna girene kadar yanınızda oturacak. Hava sıcaklığı muhabbeti Temmuz-Ağustos gibi ekstra sıcak aylarda işe yarasa da, devamında bu yaz uzun olacak muhabbeti gelecektir. Bu tahin ile pekmez ikilisi kadar ayrılmazdır. Ve final ise, küresel ısınma olacaktır. Acımasız büyük devletlerden başınızı kaldıramazsınız. Trendleri takip edin hava muhabbetine hiç girmeyin. Nereye gidiyor bu memleket ise, en çok kaçınmanız gereken seçenektir. Siz başınıza gelen bir şeyi anlatacaksınız, o devam edecek. Ve inanın bu hiç bitmeyecek. ‘Akşama ne yemek yaptın?’ sorusu bile buralarda ‘Nereye gidiyor bu memleket?’ kadar konuşulmamıştır. Cep telefonuna gömülmek ise ilk başta akıllıca gözükse de uzun vade de derin sessizlik sayesinde canınızı sıkacaktır. İlk başta mesajlara girip,GSM operatörlerinin günde 3 defa yolladığı mesajları silersiniz. Sonra, asla bir yılan oyunu kadar zevk vermeyecek oyunları oynamaya başlarsınız. 15 dakika sonra ‘Acaba ayıp mı ettim?’ diye düşünmekten pişman olursunuz. Ortak arkadaş muhabbeti de sonu belirsiz bir muhabbettir. Ahmet çok alem adam dedikçe, o da Ahmet’i övecek. Öve öve bitiremeyeceksiniz Ahmet’i. Günün sonunda hem az samimiden tiksineceksiniz, hem Ahmetten. Fakat, ‘Nasıl gidiyor? diye sorup hiç dinlemezseniz doğru yoldasınız. Hafif gülümseyip, bir kere daha sorun ‘Nasıl Gidiyor?’ diye, o dünyanın en sıkıcı cevaplarını verirken bir benzerini siz de ona vereceksiniz. Konuşacak pek bir şey olmadığını az samimi de tatlılıkla öğrenmiştir. Sıkılmışlık gülümsemesiyle önünüze dönebilirsiniz. 4 ay öncesinin kadın dergilerine göz atabilirsiniz. Geçmiş Olsun.

Doğru Cevap: C.







İNSAFSIZ SEVGİLİ:
Çocukluğumdan beri beraber oynadığım, beraber yiyip içtiğim bekar arkadaşımı neden istemezsin. Kahvede batak oynarken yanımda sen değil hep o vardı. Neden bu acımasızlık?. Üstelik görüşmek için şart koşmak da neyin nesi. 25 yıllık hayatında 1 kere kız arkadaşı olmuş, onun da sadece elini tutabilmiş. Adam nasıl hemen nişanlansın!. Nişanlanınca görüşürüz, evlenince daha sık görüşürüz mantığını neden kullanıyorsun ey sevgili?. Yalnız olduğun günleri unutma, yalnızı hor görme ey sevgili.




Bir ERGEN’in Yapılacaklar Listesi:

Pazartesi:
Küpe sorunu kesinlikle çözülecek. Bir yaz daha küpesiz gezilmeyecek. Yaz sonu gelmeden kesinlikle kulak deldirilecek. Anne babaya önce konu açılacak, olumsuz bir cevap alınması halinde hiç ısrar edilmeyecek. Cesaret toplanacak ve kulak deldirilecek!.


Salı:
Kulak deldirmeye baba kızmışsa araba yıkanacak. Böylece, hem modern hem tutumlu evlat pozisyonuna yaklaşılacak. Nerden baksan 20 TL kurtarıldığı, laf arasında söylenecek. Küpeye kimse kızmamışsa, ailenin daha büyük sorunu var demektir.


Çarşamba:
Kısa yoldan para kazanmanın yollarından ‘internette reklam izleyerek milyoner olmak istemez misiniz?’ incelenecek. Kim, ne kadar kazanmış, nasıl kazanmış araştırılacak.




Perşembe:
Daha önce hiç dinlemediğin halde, sırf herkes gidecek diye DJ performansı için bilet alınacak. Arkadaşlar da ‘bol kızlı’ ortam vaadiyle kandırılıp, araba sorunu çözülecek.




Cuma:
Geçen haftalarda babasının Hediye ettiği Mercedes’le övünen 18‘ine yeni basmış arkadaşla görüşülecek. Yarı fiyatına hem daha kaliteli, hem daha hızlı bir japon arabası alabileceği vurgulanacak. Üstelik arabanın full modifiyesinin de oldukça ucuz olduğu eklenecek. Japonların araba işinde 1 numara olduğu eklenecek. Arkadaş mutsuz olana kadar zorlanacak.




Cumartesi:
Diskoya gidilecek. 60 TL verdiğine değmesi için bol bol facebook fotoğrafı çektirilecek. Her fotoya DJ X süperdi yazılacak. Bol bol onun bunun yüzüne dümdüz bakılacak. Gürültü çıkarılarak, çılgın imajı desteklenecek.




Pazar:
Seneye 18 yaşına gireceğin hatırlanarak, Babadan Mercedes istenecek.











HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN DİZİSİ:
Aslında biz onların tatile çıktığını sanmıştık. Ama onlar geri geldi. Yapmacık hareketleri, özenti ruhları ve abartılı mimik ve konuşmalarıyla ‘Çocuklar Duymasın’. Kabus varsa, işte budur. Çocuk ergenlikten gençliğe gelmiş halen daha anne-baba kavgasından zevk almalar, adam sert, kadın her daim düzgünlük uğraşında. Hem çok sıkıcı, hem maalesef rating alıyor. Evin hizmetçisinin şiveli konuşmasının ardından gelen gülme efekti bile var. Gerçekten tatile çıkmanızı istiyoruz sevgili ‘Çocuklar Duymasın’ ekibi. Dinlenin, sadece dinlenin.





halil ibrahim ağa

k7

Aşağıdakilerden hangisi daha can sıkıcıdır?
a)Google’ın promosyonla size 1.000.000 STG verdiğini muştulayan mail.
b)Katil dünya markaları slaytını içeren mail.
c)Bu maili arkadaşlarınıza göndermezseniz 10 gün içinde başınıza felaket gelir maili.
d)Alışveriş yaptığınız bir online satış sitesinin zayıflama haplarında %25 indirim yaptığı haberini içeren mail.
e)İslami arkadaşlık sitesi tanıtım maili.


Koskoca Google’ın işi gücü yok, bana 1 milyon Sterlin verecek. İyi ki kullanıcı dostu, halkın yanında firma dendi bu Google için. Kredi kartı numarasını aldıktan sonra karta 1 milyon sterlin yatıracaklarmış. Anne-baba temalı bedava iş olmaz esprisini buradan siz değerli dostlarıma hatırlatıp katil dünya markalarına geçiyorum. Çocuğun biri girmiş internete evde ne var ne yoksa araştırmış, tüm logoları bir güzel download etmiş. Ardından Cracklı PowerPoint’i açmış ve markaları ardarda eklemiş. Araya tank, silah, savaş resimleri serpiştirmiş. Evdeki herşey katil olmuş birden, herkesler Amerikaya para veriyor diğer insanları öldürsün diye. Hep boş vakitten oluyor bunlar. İşte paranoyak ruh hallerinden ilk 5’e oynayan forward hastası mail. Sihirli bir öykünün ardından bu mailin uğrunu vurgulayan şahıs, ‘Eğer bunu göndermezsen başına neler neler gelir’ diyor. Bazısı 10 kişiyle yetinebiliyorken, bir kısım arsız ise 25 kişi istiyor. Mailin sonuna ‘Sen bize inanmadın ama bir Ahmet abi vardı senden iyi olmasın, yollamadı maili kamyon çarptı 3 gün sonra, adam felç kaldı’ demiyor mu?. Yaratıcısını dövesim var. Psikolojisi sağlam olan var, olmayan var. Ayıptır. Kırkı yılın başı çadır aldığın online alışveriş sitesi e-mailini öğrendi değil mi?. İnan site mutluluktan rahat uyuyacak bu gece. Böylece araba çakmaklığına takılan MP3 çaların fiyatının 45 TL’ye düştüğünü bir kişiye daha haber verecekler. Yaz aylarında artan zayıflama hapları ise doruk noktası. Yaz sonunda ilaç isimlerinden sınava girsek, hepimiz 100 alırız. Ve işte, yepyeni bir fenomen. İslami evlilik sitesi. Yerini, yurdunu, işini yaz ve gönder. Hemen evlen!. Kurtul gitsin gibi bir şey. 2 ayda evlendirdikleri çiftleri de anasayfaya koymuşlar. Ütü alırken 3 ay düşünüyorum ben. Gel sen de üye ol gibisinden mail atıyorlar sürekli. Kadın üyelerin bedava mesaj atabildiği fakat erkeklerin parayla üye olması gereken, anlaşma kabulünü ‘yemin ediyorum.Devam’a tıklanarak yapılabildiği bambaşka bir dünya. İnceden de, ‘Bırak bu işleri gel adam ol’ çağrısı yapıyorlar. İslami evlilik sitesi reklamı korkutucu öğelere yatırım yaptığından doğru cevağ değil. Hem boşu boşuna hayal kurdurduğu, hem de parasızlığımızı yüzümüze vurduğu için kaybeden ‘Google’ın bedava para dağıtma’ maili.Doğru cevap A)




HAFTANIN TATİLE ÇIKMASI GEREKEN SANATÇISI:
Güçlü sesi olduğu için bağıranlar kategorisinin naif üyesi Funda Arar. Tamam amacınızı anladık. Marazi şarkılarla, yaz kış insanları üzmek istiyorsunuz. Üzülen insan en edilgen insandır. Bunu da keşfetmişsiniz. Sesinizi yükselte yükselte, belirte belirte kitleleri peşinizden sürüklüyorsunuz. Üstelik son konserinizde hippi kılığına girmiştiniz. Lütfen, sakin olunuz. Hippiliğin de bir orjinalitesi vardır. Siz ‘Yak gel, bütün fotoğrafları’ diye çığrınca benim kendimi yakasım geliyor bu sıcak günlerde. Biraz serinlik, biraz ferahlık.







İNSAFSIZ SEVGİLİ:
Hem beni en lüx restaurantlara götürürtürsün; hem de tabağı 19 TL’den makarna sipariş edersin. Hepsini anladık da bari yarısını yeseydin be sevgili. Sen iki çatal alıp vazgeçince o makarnayı paket yaptırıp eve götüresim gelir, sen ‘Doydum’ dedikçe bir tabak makarnaya 19 TL ödediğimi annemin öğrenme ihtiamli aklıma gelir.




Bir ERGEN’in Yapılacaklar Listesi:

Pazartesi:
Yaz tatilinde mahallede oynamak için model araba alınacak. Tabii ki elektrikli değil, uçak benziniyle gideninden alınacak ki, tanıtım yaparken milletin aklı çıkabilsin. Uçak benzini!


Salı:
Araba için yeterli finansal destek vermeyen aileyle ilişkiler gözden geçirilecek. Hava sıcaklığı 40 derecenin üzerindeyse ilişki gözden geçirmekten kaçınılacak.


Çarşamba:
Sıcak havalardan faydalanıp Facebook profili zenginleştirilecek. Öncelikle bilgisayardaki tüm resimler aranacak. Disko, plaj veya açıkhavadaki resimler seçilecek. Kızlı ortamda çekilen resimler Facebook’a eklenecek. Herkesi kısa isimle taglamaya önem gösterilecek ki, yeterince samimiyiz imajı verilebilsin. Aileden birileri de arkadaş olarak eklenecek ve model araba videosu paylaşılacak. Böylece, model arabayı ne kadar istendiği dilden dile yayılacak.


Perşembe:
Facebook’taki ilişki durumu belirsiz konumuna getirilecek ki, tatlı bir gizem atmosferi oluşturulsun. Bol bol komik video paylaşılacak, Girne mekanlarında konser veren veya verecek olan yabancı sanatçıların konser videoları gözden kaçırılmayacak. Böylece popüler, gündemi takip eden genç hissiyatı güçlendirilecek. Lise dergisi karıştırılıp hem havalı hem de güzel tüm kızlara ‘Request’ yollanacak.




Cuma:
Profil resmi için günboyunca fotoğraf çekimi yapılacak. En çok gülerken, uzaklara bakıp giderken ve açılı fotoğraf denemeleri yapılacak. Özellikle açılı fotoğraf çekerken boyun tutulmasını önlemek amacıyle arada boyun egsersizi yapılacak.









Cumartesi:
Karting’e gidecek arkadaşlar aranacak. Karting boyunca çılgın pozlar vermekten geri kalınmayacak. Esas olan, ne kadar aktif olduğunu cümle aleme duyurmak. Neden kız arkadaşım yok sorusu yerine, hedefe odaklanmaya devam edilecek.




Pazar:
Televizyon , oyun konsolu veya internet olabilir. Ama bu pazar asla aileyle halk plajına gidilmeyecek. Bu konuda taviz vermekten kaçınılacak. Girişi 20 TL’den ucuz hiçbir plaja adım atılamaycak.



HALİL İBRAHİM AĞA

k6

Aşağıdakilerden hangisi daha Korku vericidir?
a)Hamam böceği
b)Karafatma
c)Akrep
d)Uykunuzdan sizi uyandıran Seda Sayan’ın ‘Seviyormusun?, Bir daha söyle!. Bir daha’ diyerek haykırması.
e)Ferhat Göçer hastası sevgili.



Hamam böceği, gerek antensi yapısı gerekse evrim sürecindeki haklı gururu sayesinde korkuyu değil övgüyü hak ediyor. Karafatma dersen kendi halinde kabuklu bir böcek. Korkacak ne var?. Akrepten hafif kork, bolca önlem al. Uzak dur yani. Ferhat Göçer hastası sevgili ile de başa çıkmak ilk başta seni zorlayacaktır. Ikanarak şarkı söyleme stiline sahip bir şarkıcıdan sık sık şarkı dinlemek her bünyenin harcı değil. Sevgilinizle bol bol denize gidin, içi açılsın. Yanında biraz kabalık yapIN, kabız aşk duygularından hemen vazgeçer. Ve gerçek korku dakikaları. Seda Sayan öyle bir soruyor ki!. Cevabının hayır olma şansı yok. Elinin tersiyle döver vallahi. Ya da bana o hissi verdi bilemiyorum. Şarkının sondan bir evvelki soru öbeği serisi (2:53 ve 3:05 arası) ise korkunun tavan yaptığı anlardır. Üstelik yeni uyanmışsın ve ilk gördüğün şey sorgulayan bir Seda Sayan. Kesinlikle en korkuncu bu. Doğru Cevap D.






G.Y.T.B.T (Geçmişle Yüzleştirme Toplumla Barıştırma Timi)
Bunlardan herhangi iki tanesi almışsan, takmışsan, kullanmışsan bir zamanlar ; sen de bizdensin. Aramıza katıl, utanma. Tedavi olabilirsin. Seni de halka kazandıracağız. Bize güven. Sen bize çağır, biz geliriz. Dürüst ol:
-Sıla tokası.
-Şehrazat altını.
-Kenan Doğulu’nun gülen kolyesi
-Gaffur pijaması
-Sümbül hanım eşarbı





HAFTANIN EN DUYULASI CÜMLESİ:
‘Evden kılınç’ı aldığım gibi kestim kafasını batsalinin’.
Hava sıcakları geyiğiyle başlayan ayak üstü muhabbetin ortalarında duyduğum cümle. ‘Evinde Kılıç mı var?, önce onu anlayalım’ dedim. ‘Neden sizin yok mu?’ diye sordu şaşkınlıkla. Evde buzdolabı olur, mikrodalga olur, fesleğen olur hoş kokar. Kılıç’ı hiç düşünmemiştim. Ya hava çok sıcak ya da kılıç yerine kılınç diyen tanıdıklarımın listesini oluşturmam lazım. 46 derecenin 56 sı da olabilir pekala.



YAŞLI’NIN DOĞAL TEPKİMELERİ VE DOĞAYA ETKİLEŞİMİ:

-Medya etkileşimi:
Köye gelen yerel kanal belgeselcisine öncelikle uzaktan bakılacak. Böylece belgeselcinin ilgisi çekilir ve mikrofon artık hakimiyet altındadır. Savaş zamanından başlanacak, zamanımızda aşk yoktu görücülük vardı gibisinden devam edilecek. Son 5 saniye uzaklara bakıp, ‘Ahh bir bilseniz neler yaşadım’ hissi uyandırılacak.



-Sosyal iletişim & Halkla İlişkiler Etkileşimi:
Akşamüstü kapının önüne yıkanacak ve hasır sandalyeye oturulacak. Kim geçerse geçsin durdurulacak ve hastalıklardan bahsedilecek.
Eğer gösterilebilecek bir yerde sorun varsa bak gör deyip gösterilecek. Bu açıdan kol ve ayaklardaki envai çeşit sorundan faydalanılacak. Eğer yoldan geçen 30 yaş altı ve tanıdık biri değilse, kimin oğlu olduğu sorulacak. Kimlik algılandıktan sonra okul bitti mi öğrenilecek. Ardından askerlik durumu kontrol edilecek ve son olarak işi var mı diye sorulacak. Bekarsa, evlenme konusunda adamı bunalıma sokana kadar konuşulacak.



-Oyun ve Eğlence Etkileşimi:
Kahveye gidilip tavla oynanacak ve bu şölen mümkün mertebe herkese duyurulacak. Her zar atışına anlaşılmayan bir laf kalabalığı eşlik edecek. Karşı taraf yense bile, laf ile yeterince hırpalanacaktır. Böylece en kötü ihtimalle beraberlik garantilenmiş olur.




-Gurme etkileşimi:
Yeryüzündeki en güzel yemeğin karpuz-hellim-ekmek olduğuna kitleleri inandırmaya çalışmak. İşte gerçek gurme budur. Duymayan kalmasın diye, her yemek konusu açıldığında sihirli 3‘lünün muhabbetini bıkmadan usanmadan başlatmak. Karpuz çekirdeklerini yere püsürtürken anlam güçlendirilecek.



-Aşk Etkileşimi:
Aşk değil görücülük vardır. Gençlere bu fikir empoze edilecek. İkna olmayan olursa, eski evliliklerin sağlamlığı, yeni evliliklerin hep bittiği söylenecek. Neden mi?. Zira, eskiden aşk yoktu!.










İNSAFSIZ SEVGİLİ:
Dayak yediğim an, ‘dayak yiyorum’ demiyorsam, birini dövdüğümde de ‘dövüyorum’ demiyorum. Seni seviyorken neden sürekli seni sevdiğimi söylememi istiyorsun ey sevgili. Sorunun ne senin?.



Halil AĞA
HYPERLINK "mailto:cypaibo@gmail.com" cypaibo@gmail.com