11 Ekim 2010 Pazartesi

ağustos2010

BENİ MAHVETTİN!



-Denize yaklaştığınızı nasıl anlarsınız?. Yol üstü küçük market sayısının sıklaşmasından mı? , Bitki örtüsünden mi?, Nem oranından mı?. Hayır, hiçbirinden. Denize yaklaştığınızı; Metrekare başına düşen kovboy şapkalı genç sayısındaki artıştan anlarsınız. Son yılların gözde aksesuarı, kovboy şapkaları artık her yerde. Milyoncusu, milyarcısı, bakkalı, marketi heryerde var. Denize yaklaştıkça market olsun, yol kenarı olsun, benzin istasyonunda olsun bu minik kovboylardan heryerde var. Arada şehire de kaçanları oluyor. Süpermarkette market arabası sürenini de gördüm. Önündeki market arabasına Atı gibi davranıyordu. Dereboyu tahmin ettiğiniz gibi, güneşin yoğun olduğu saatlerde kovboylara teslim oluyor. Akşama doğru, 1 kiloya yakın jöleyi saçlarına sürdüğü tahmin edilen kovboylar genellikle T-shirt veya atlet kullanmayı sevmiyorlar. Parmak arası terlik, bermuda şort ve kovboy şapkası onlar için yeterlidir. Kovboyları sevelim, onları koruyalım.





-Ben bir halt ettim ve Yılmaz Morgül’ü twitter’da ekledim. O gün bugündür BÜYÜK HARFli yazılar kabusum oldu. Zira kendisi tüm iletileri büyük harfle yazıyor. İletiler de ileti ama, ‘SADECE 13 İLİMİZDE DEVLET TİYATROSU VAR.İŞTE BÜYÜK TÜRKİYE*******’ gibi. Ve bu serilere başladıkça devamını getiriyor. Levent Kırca programı gibi; okumuyoruz, kütüphanemiz yok, üniversitemiz yok. Daha sonra başlıyor hangi yardım kuruluşlarını gezdiğini anlatmaya. Durdurulamayan bir hızla. Ve en ürkütücü kısım geliyor. Albümünü tatlı tatlı övmeye başlıyor ve iyi albüm yaptımla başlayan muhabbeti en sonunda yılın en iyi albümünü yaptım niye dinlemiyorsunuzla kapatıyor. Kapatma mesajındaki sinir gözyaşlarını hissetmek mümkün. Ara ara başıma dert almayı severim de bu benim için bambaşka bir korku. BÜYÜK HARF fobisi. Güney Kore korku filmi tadında.





-Usulsüzlüklere açılan davaların sonucu gerçekten merakla beklemekteyim. Umarım hep birlikte meraklanırız da zaman aşımına uğramaz





-Yemek tarifi konusunda duyduğum ilk büyüleyici şey, Mayonezdi. Nasıl yani?. Evde mayonez mi yapabiliyorsun? diye sormuştum hafif elit kıza. Ne de sevindiydi şaşırmama. İkinci şok dalgası da yıllar sonra ‘Kızarmış dondurma’ yaptığını söyleyen aile büyüğümüzden gelmişti. O zamanlar yumurta kıramadığımdan hem kafam almamış, hem de hayran olmuştum. Mayonez ayrı ama. Onunla çok hava atıldı bir zamanlar.



-Gelmiş geçmiş en cins sözler arasında ‘Sana zahmet bana kolaylık’ kesinlikle ilk 5’te yer alır.




-Türkçe POP nereye gidiyor diye ağlayanlar, TARKAN ‘Adımı Kalbine Yaz’ ve 1984 yılında toplam 2222 adet basılan Hümeyra’nın ‘Benim Şarkılarım’ı dinleyin. 26 yıl sonra CD ortamına aktarılan albüm belki de Hümeyra’nın en nafif albümü.




-’Her soru işareti, yeni bir başlangıçtır’ Ben.



-’Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.’ Can Yücel.



-‘Çalışmadan yaşamak sakat moruk, çok sakat. Eskiden böyle miydi, şimdi işler çok kesat.’ Müslüm Gürses.




-Mevsime uygun kıyafet: don-atlet. Döneme uygun meslek: İslami gazete köşe yazarlığı ve ilahi albüm. İlki çok kolay, Beyaz rengi tercih edin ki güneş-sıcak çekmesin. İslami gazete yazarlığı ise daha da basit. Öncelikle konuları belirleylim. Eşcinselleri aşağıla, içki içenleri fişle, açlık sınırında olan insanların sadece şükrederek dünyanın en mutlu insanı olabileceklerini sık sık tekrarla. İslami albüm için ise, erkekseniz colormatik gözlükle bir fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. Kadınsanız başınıza bir örtü takıp ellerinizi dua eder biçimde havaya kaldırır halde fotoğraf çektirip albüm kapağı yapacaksınız. İlahileri zaten koro eşliğinde söylersiniz. Yeni işiniz hayırlı olsun.




-Çocuklar Duymasın’ın yeniden çekilmesi ve komşulardan birinin bunu çok sevmesi. Hayatınızı zaten televizyon çökertmiş birde sokağa çıkartıp öyle izliyorlar. Üstelik, dizideki kahkaha efekti başlar başlamaz adam böğüre böğüre gülüyor. Diziye göre de gülme efekti. Rating’i düşe, yayından kalka.




-İslami albümler müzik festivali. Başına örtü geçiren elini havaya açar olmuş ey halkım.


-Perihan Savaş namuslu bir ev kızıdır ve bir nişanlısı vardır. Nişanlısıyla birbirine deli gibi aşıktırlar ve evleneceklerdir. Parayı denkleştirene kadar orda burda görüşürler. Aile bilgisinde olan nişanlanmalarında herhangi bir sorun yoktur. Kız namuslu, oğlanın işi vardır, daha ne?. Oğlan bir buluşmalarında çok azar, aklında fikrinde Perihan vardır. Perihan diretir, oğlan evleneceklerinin garantisini vere vere Perihan ile arabada ayıplık yaparlar. Olaylar bittikten sonra Perihan arabanın koltuğunu kaldırır ve hüzünlü bir tonla ‘Beni Mahvettin’ der. Gördüğünüz gibi aşk filmi olsun, porno olsun hiç fark etmiyor kadın hep mahvediliyor. Biri zevkten kahrolduğunu dile getiriyor, diğeri ise bundan sonra sadece tek bir kişinin kadını olabileceğini vurguluyor. Tek bir bluetooth kulaklıklığın birden çok cep telefonuyla uyumlu olarak çalıştığı günümüzde ‘Bekaret kaygılı’ bu hareketler hiç hoş değil sayın Perihan. Zevk alınız.




-Tansiyon, kolestrol, şeker ve bilimum hastalığa sahip neneme göre yemekler ikiye ayrılır. Normal yemek ve hasta yemeği. Kuru baklagil, sebze veya balık değil. Eğer yemek tuzsuz ve aşırı yağlı değilse neneme göre bu ‘Hasta Yemeği’. Ne yedin diye sorarsan illa ki hasta yemeği yiyor son yıllarda.



-’Ne yedin nene?’
-‘Anan hasta yemeği yolladıydı, onu yedim’



Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder