KEMAL ABİİİİ
-Yıllar yılı en saf insanı aradık durduk. Kim mi aradı?. Sen, ben, o, biz ,siz , onlar. Belki mükkemmele yaklaştık ama asla bulamadık. Bilim adamları türlü deneyler yaptı fakat onlar da sonuca ulaşamadı. Saf ve temiz zannettiğimiz herkese ve herşeye yaklaştık. Sonu hüzünlü hikayeler.. 43 derece sıcaklıkta kış hüznü yaşatacak değilim. Müjdeli haberi size vermeden önce canınıza eziyet edeyim dedim. Evet, Dünyanın en saf varlıklarını buldum. Dünyanın en saf ve temiz insanı; ‘Var Mısın? Yok Musun?’ ‘a gönül vermiş insan türü. Onlar bildiğiniz gibi değil. Onlar ki; hiç tanımadığı, hayatta da tanışma ihtimali olmayan insanların para kazanması için saatlerini harcayan insanlar. Üstelik ‘Abi’ler, ‘Abla’lar havada uçuşuyor, hemen benimsiyorlar. Onlar ki, herhangi bir meziyeti veya toplumsal iyilik faliyeti olmayan insanlar için ağlayanlar...Ah, bu ne saf sevgidir. Düşün, kendi ürünü olan bebeğine gün boyunca ayırdığı zamanın neredeyse iki mislisini kare şeklinde bir kutunun içinden çıkacak rakamı merak etmekle geçiriyorlar. Neden?. Tanımadığı adamların kazanacağı para için. Merhaba, gönül dostu. Merhaba, saf insan.
-’Abi, ben senin kazandığın 500 milyar için çok dua ettim, çok ağladım. Hatta annem adak adadıydı. Bir çay ısmarlasan da içsek?.’
-‘İçimdeki Ölmeyen Çocuk’ bir gün serbest kalmış. Karanlığa doğru koşmaya başlamış. Aydınlıktan o kadar sıkılmış ki herşeyden hızla kaçmak istiyormuş. Koşarken ayağı birşeylere takılmış. Bir de bakmış karşısında, ‘Kimse ölmesin, hayat yaşamaya değer’. Sımsıkı sarılmışlar birbirilerine, ağlamışlar. Ortak dertleri varmış bu iki kader arkadaşının. ‘İnsanlar artık bizi rahat bıraksın, bizi kullanmasınlar’ demiş İçimdeki Ölmeyen Çocuk. ‘Sana tamamen katılıyorum abi’ demeye kalmadan dereboyunda süslenip kahve içmeye giden genç bir kızımız ‘Kimse ölmesin, hayat yaşamaya değer gardaş.’ demez mi?. Zavallı cümlecik ortadan kaybolmuş. O artık fönlü saçlardan, şile bezi elbiselere uzanan dolambaçlı bir yolda ağızdan ağıza gezer olmuş. ‘İçimdeki Ölmeyen Çocuk’ yalnız başına koşmaya devam etmiş yoluna, az önce yaşadığı kötü olayı unutmaya çalışarak.
-Yukarıdaki minik öyküye bir de alternatif final hazırladım. ‘İçimdeki Ölmeyen Çocuk’ yalnız başına koşmaya devam etmiş yoluna, az önce yaşadığı kötü olayı unutmaya çalışarak. Asla, tükenmemiş. Çünkü, onun içinde ölmeyen bir çocuk varmış..
-Sırf Titanik romanını kazanmak için radyonun çekilişine katılmış bir insan evladıyım. Ve, günün konusu olan ‘AŞK’a canlı yayında yorum yapan bir insan evladıyım. O da yetmezmiş gibi, ‘AŞK, insanın kendisini bulutların üstünde hissetmesidir’ demiş bir insan evladıyım. 17 yaşındayken gerçekleştirdiğim bu aktivite beni çok rahatladı. Son kullanma tarihime kadar bunun kadar utanç verici bir şey yaşayacağımı da hiç sanmam.
-Titanik romanı için!.
-Günün konusunu ‘AŞK’ seçen yaratıcı radyocu!.
-Titanik değil, taytanik.
-Herşeyi anlayabilirim de, 425 gr’ı 1 TL olan italyan domatesi ve 1000 gr’ı 5 TL olan yerli domatesi anlayamam. Yani içler , dışlar çarpımı. Üretim maliyeti, vergisi, gemisi falan. Hava sıcaklığından algı kapasitemin düştüğünü kabul edebilirim ama sırf bu yüzden duştayken bile düşündüm. Soğuk su da işe yaramadı. Sonuçta, taaa italyadan gelmiş ve daha ucuz. Garip.
-‘Haddin olmayan şeyleri söyleme’ derdi bir aile büyüğümüz. Domates fiyatlandırmasıyla alakalı o söz benim için güncellenmiştir. ‘Haddin olmayan şeyleri düşünme’ ya da ‘Senin aklın ermez!’
-‘Kemal abiii, yüreğinin çok temiz senin. Ben seni çok sevdim, inşallah küçük açarsın’
-Taraf gazetesi homofobik açılımda çağ atlamış. Eşcinselliğin günahtan fazla bir şey olduğunu söyleyen bir adet yazarları var. ‘Mesela demek istiyorum ki bir müslümanın eşcinselliğe günah ya da sevap diyebilmesi için o fiili anlaması, bilmesi gerekir. Ki yaratılışı bozulmamış değil mümin hiçbir insan bu fiili esasen anlamaz, bilmez.’ demiş hazretleri.
Ayrımcılık, kin, nefret ve kışkırtma hepsi bir arada. Hormonlu Domates’in haklı galibi bu yıl Taraf gazetesi olmalı.
-Yaşam enerjiniz fazla mı geldi?. Hemen yorulup uyumak mı istiyorsunuz?. Koyun sayma devri sona erdi. Artık ‘Çocuklar Duymasın’ reklamı var. ‘Onlar büyüdüler, işlerinde ilerlediler, evlerinin dekorunu değiştiler. Siz ve aileniz ne kadar değişti?. Bizimle paylaşın’. Sıkıcılıkta son nokta.
-Ortaokul mezuniyetime yakın okulumuz dergi çıkarmaya karar verdi. Hoop, bende varım ekipte. Fakat, ekibi yöneten bir öğretmenimiz. Ne desek kabul etmiyor. ‘Mizah sayfası yapalım, herkes aklına geleni yazsın. Doğal olur, komik olur‘ dedim. ‘Sayfanın adını da ‘KOMİKLİK’ koyalım’ dedim. Öğretmenim yüzüme birkaç saniye baktı ve ‘öyle bir sayfa yapalım ama içerisinde fıkra olsun’ dedi. Temel, Dursun ve Fadime’nin cirit attığı, tamamı fıkralardan oluşan ‘KOMİKLİGGG’ böylece dergimizin ilk sayısında yerini almış oldu. Düz fikir nedir diye sorarsan, işte budur derim.
-Sorarsan, eğer söylerim. ‘Uyy, uşağumm’ u komik bulan insanlar tarafından eğitildim derim.
-Dondurma reklamları her geçen yıl biraz daha pornoya yaklaşıyor gibi. Şikayeti olan yok. ‘Kızgın kumlardan, serin sulara’dan başlayan erotizm ilerlemeye devam ediyor. Son gördüğüm reklamda, kocaman bir dondurmayı ağzına sokmaya çalışan bir kadın ve içinde ‘haz’ kelimesi geçen bir slogan. Kadının sesi de , dış sesin sesi de yatak odasına davet eder biçemdeydi. Kesin kırmızı ışığı olan bir yatak odası orası. Haz duyun!.
HALİL AĞA
cypaibo@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder