İLİŞKİYE MÜSAİT
-Feysbuk'tan hıncımı alamıyorum. İlişki statüsü konusu takıldı bu hafta kafama.
Boşum, hem boşum hem dolabiliyorum, aşığım ve Feysbuk'ta geziniyorum gibi
seçeneklerle isimlendirme son hızla devam ediyor. Feysbuk soruyor?. Seni
satayım mı?. Sana birini bulayım mı?. Nasıl bir şeyse uygun arkadaş önermeler
falan. İlişkisi var statüsünde birine sulanan densizler olduğu kadar; ilişki statüsü
değiştiğinde ufak çaplı bir olay yaratanlar da var. Gerçi geçen hafta Türkiyedeki
bir abimiz ufak çaplı olay modelinden vazgeçmiş. İlişkiye müsait diye profil bilgisini
düzenleyen karısını öldürdükten sonra, kendi intihar etmiş. Bu tasvip etmediğimiz
bir bakış açısı. Benim gibi çöpçatan ruhlu insanların yerini almaya çalışıyor feysbuk.
Ne kadar gelişirsen geliş feysbuk, asla dedikodu yapamayacaksın ve oğlanın
annesinin fenalıklarını göz önüne seremeyeceksin.
-Gaynana dediğin fena gibi, gelin dediğin ezilen olmalı gibi. Yakışığı bu desem
acaba beni kınarmısınız?. Bence kınamayın. Eninde sonunda hem gelin, hem de
gaynana mertebesine ayni hayatta erişebilme şansınız var.
-Sezen Aksu'nun Hadi Bakalım şarkısının çocukluğuma rastgelmesi beyin hücrelerimi
kısmen blokelediğine inanıyorum. 'Bir yanımız her duruma müsait; ne kadar uyarsa
o kadar ister....ahhh' cümlesini çoook uzun düşünmüştüm. Evet, çocuktum ama
bu sözlerde bir ayıplık olduğunu anlamış lakin çözememiştin. Hele 'Ahhhhh' bitişinden
bunun kesinlikle ayıplık olduğundan emin olmuştum ama çözemiyordum. Aklı kesebilecek
olan yeğenlerimin de o dönemde akılları sadece Fenerbahçe'ye ve Sarı Semih'e çalıştığından
onlara da soramamıştım. Sıkıntılı, gizemli, küt Sezen Aksı saçlı günlerdi.
-Sanat kaygılı ağlak filmleri canhıraş savunanlarla yıllardır amansız bir savaş halindeyim.
İnsan ruhunda derin hasarlar bırakan bu enerji kabızı filmler silsilesindeki arabesk yanı
göstermeye çalışıyorum. İstiyorum ki fazla abartılmasınlar, istiyorum ki dost muhabbetlerinde
bu filmleri izlemek zorunda kalmayayım. Aslında içinden enerjisi çıkarılmış Küçük Ceylan
filminden pek de farkları yok. Misal adını unuttuğum bir Küçük Ceylan filmi ile sanat kaygılı
film değerlendirmesi yapalım. Küçük Ceylan hem küçük, hem fakir, hem kaşları oynak
hem de 45 yaşında bir kadın ifadesine sahiptir. Münir Özkül ise, ona babalık yapan
pansiyon sahibi, anne ise pavyonda çalışıyor falan. Bol türkülü bir hayat. Neyse, adamın
biri geliyor. Anneyi pavyondan kurtaracak, evinin kadını olacak, evlenecekler, mutlu ve
namuslu bir hayat. Adam inşaatta çalışıyor. Aniden iple aşağıya inen bir Lenger görüyoruz.
Adam çalışmaya devam ediyor. Tabii ki bu lengeri boşuna görmedik. Adam çalışıyor, Lenger
yavaş yavaş aşağıya iniyor. Adam çalışırken Lenger gel, sen adamın başına vur. E tabii adam
peksemetten yapıldığından mükevvellit olay yerinde ölüyor. Gerçek hayatla alakası olamayacak
bu hadise keyifli ve acılı dakikalar sunuyorken bunun bir de sanat kaygılı yanını düşünelim.
Kesinlikle gri tonlarda eski elbiseli bir aile. Herkesler sus pus, şarkı yok, konuşma yok. Marazi marazi
bakışmalar var. Evin annesi pasta yaparken bile mutsuz. Adam inşaatta çalışırken birden bir
gürültü..Yerde yuvarlanan Lenger...Ve adam hastanede. Kadın yanıbaşında adama bakıyor. Yine
az konuşuyorlar, yine barda çalışıyor, değişen birşey yok. Ama Ceylan şakır şakır şakırken
sanat kaygısının veleti ne yapıyor dersiniz. Denize bakıyor uzun uzun, dalga sesleri gri zemin.
Gri gökyüzü. Sonra uçurtma uçan çocuklara bakıp, burukça gülümsüyor. Hep bir maraz, hep bir maraz.
Ceylan gülümsese çocuklara, 'Ne gülüyon lan piç' diye dayak yer vallahi. Bence yer.
-Tam anlatamamış olabilirim ama eğer bir gün karşılaşırsak söz, ağzımdan salayaları
saça saça anlatacağım. Yolu sevgiden geçen herkes ne de olsa bir gün karşılaşır ya o
anlamda.
-Çok memleket gezmedin hatta Türkiye dışına çıkmadım. Fakat farklı ülkelerden az da olsa
birilerini tanıma şansına eriştim. Şunu kolaylıkla söyleyebilirim ki, Londrezlerin eşi benzeri yok.
Büyük çoğunluğunun para kavramı çok acayip. Paralarından bahsetmeden yaşayamıyorlar.
Doğaüstü güçlerden sohbet ederken yüzüme bakıp, cebinden ayfon'unu çıkarıp bana önce kızının
MINI arabasını, sonra damatının iri ve çirkin arazi aracını en son da kendisinin bahçeli evinin
fotoğrafını gösterdi ve bu gece boyunca devam etti. Ben W.C molası verdiğimde başkalarına
mal varlığını anlattı. Usulca yanına sokulup para nasıl bir şey anlatsana dedim?. İroniksel bu tavrımı
bitabii anlamayıp çocukluğundan beri zengin olduğundan başladı, işletmelerinden devam etti.
Bu ilk örnek değil. Sanırım buralardan gittiklerinde parayla alakalı sağlam sorunları olmuş ve
o takıntı genetiklerine kazınmış.
-Doğuş dostun gecemi şenlendiren 2001 yılına ait gazete ilanı fotoğrafıyla hatırladım Londrezsel para kavramını.
Bakın ne diyor gazete ilanı;'Evlatlarımızın mutluluğu için 25 milyar harcayarak Salamis Bay Conti Balo Salonunda
yapılan GÖRKEMLİ NİŞAN(Burası farklı ve belirgin bir Fontta yazılmış) bozuldu. İngilterede yaşayan kızımızın
nişanının bozulmuş olduğunu dost ve akrabalara önemle duyururuz. Nişanın bozulmasından sonra ailemizi ve 18
yaşındaki kızımızı karalama girişimlerini de şiddetle kınıyoruz. Not::Nişanda kızımıza takılan tüm takılar geri iade
edilmiştir.' . Bazı sözler yorum istemez diyip kolaya kaçabilme ihtimalimin yüksek düzeyde olduğu bir durumla karşı
karşıyayız ey okur. Öyle de yapıyorum fakat şiddetle kınayan bir Londrez hayal etmeni istiyorum. Evet, bunu hayal
edebilirsin. Hep birlikte daha hastalıklı bir toplum olma yolunda ilerlememiz için kınayıcı londrez!.
-Bak bu evimiz, bu ayfonum, bu arabam, bu diğer arabam, bu sahibi olduğum işyerim, bu diğer işyerim, bu metresim,
bu rolex saatim, bu zevksiz altınlarım, bu bankada param var, bu bankada da param var, o bankada da param var,
bu yatım, bu katım.....
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder