4 Ağustos 2010 Çarşamba

nisan 2010




 
                                    ÜNLÜ


-Oldum olası ünlü birileriyle övünen insanlardan hazzetmemişimdir.
Ünlü diyebileceğim iki kişiyle Beyoğlunda yürürken tanıştım. Biri
Murat Kekilli, diğeri de Göksel. İkisi de gayet doğal, biri ekstradan
güzel. Ne konuşacağını da bilemezsin ki ünlü görünce. Değişik bir
tonlama. İşte bazı adamcıklar ünlüye selam verdiği anı öyle bir
anlatırlar ki, sanırsın ünlü ara ara 5 çayı içmeye geliyor evlerine.
Ünlünün cep telefonu kendisinde vardır ama ünlüyü çok aramadığı
için zamanla numara zaman aşımına uğramış. Ünlü, ünlü olduğundan
sık sık numara değiştirimiş. Tabii bunun birde 'ünlü şahsın kendisiyle
yatmak istemesi' versiyonu da mevcuttur. Pis bir geyik, upper bir
seviye. Gördüğün yerde kaç.





-Durduk yerde ünlü hevesliliği konusundan boşuna giriş yapmadım elbet.
Esas konu o kadar zihni meşgul etti ki, nasıl başlayacağımı
bilemedim a dostlar. Gazeteyi açıyorum her sabah olduğu gibi.
Bende isterdim kahvemi yudumlarken gazete okuyordum demeyi
ama ne mümkün. Genelde gazete okurken diğer taraftan biriyle konuşur,
diğer taraftan cep telefonumdan sabah şarkısı arArım. O açıdan bazı
haberleri algılamayıp geri dönmüşlüğüm vardır. Bu sefer beni geriye
kilitleyen bir haber değil, reklam. 'Talat Varsa Bende Varım. Çünkü,
beni dünyaya bağlıyor' cümlelerinin altında elinde bir fotoğraf tutan
genç bir bayan. Fotoğrafta Hillary Clinton ve Talat el ele sıkışırken.
Talat'ın dünyaya bağladığı kadın sözüm sana. Sen nasıl bağlandın?.
Ben beceremiyorum da. Bana  da yardımcı olabilirseniz. Gerçekten sen
de gelebilirsin, Talat da gelebilir. Beni de dünyaya bağlayın. Evet, bunu
gerçekten istiyorum. Hayır, Talat beni dünyaya bağlayacak desen gelecek
zaman derim. Fakat bu devam eden birşey.-yor eki. Bağlıyor. Ne ile
bağlıyor HDMI?, iLİNK? Bluetooth?, yoksa SCART ile mi bağlanıyorsunuz
oğlum. Bana da söyleyin. Gerçekten canım çekiyor. Hayır, bana yol gösterin.
Bağlanmak isteyen arkadaşlarım da var. Ben onlara anlatırım.
Ve tabii Hillary Clinton. Talat'ın yüzündeki ifade; işte bu!. Evet, ben
bu kadınla el sıkıştım bana oy verin. Ben bu kadınla görüştüm. Hello dedim,
o da bana hello dedi falan. Evet, bu kadar da gelişmiş bir yapımız var.
Sonra ben Ban-ki moon ile de el sıkıştım. O halde ne yapmalıyım?. Bi
tabii bütün seçim propagandasını bunlar üzerinden yapmalıyım. Evet,
Ban ki moon ile el sıkıştığım için bütün ülke halkı nasıl refaha ulaştıysa,
bunun devamı için uğraşıyorum. Resmen ünlülerle toka ediyorum
bakın görün. O yüzden connect the world men!.






-Seçimler bitene kadar bana daha mazleme çıkacak ha. Gitgide daha
fantastik oluyor herşey. Her seçim aday olan bir arkadaşın afişinde
'Yol Verin Sizi Kurtarayım!' yazıyordu. Cem Uzan'la bu adam tanışmasın.
Tüm dünya vatandaşları için iyi şeyler olmaz bundan eminim.




-Kurban'ın Sahip'i zihnin kör noktalarını açıyor. Ruha iyi geliyor.
Resmen bir öküz kadar sert, bir kelebek kadar kıyılamaz bir şey.
Copy-Paste olayını pek sevmesemde; Misafir şarkısından:
'Çok eski bir dostuyum diyen bir adam / gün gelir, kapım
çalarsa  benim için 'öldü' deyin.  Güzel yüzlü, sert bakışlı, zor bir
kadın derse 'geldim anılarla' 'seni çoktan gömdü' deyin...'




-Oh be, eski dosttan yeni dost, eski aşktan yeni aşk olamayacağını
iddia ederken anlam güçlendirmesi amacıyle fon müziği buldum.
Devir pazarlama devri. Bak Apple'a haziran 2010'da IPHONE 4G
geliyormuş. Şimdiden Konuşmaya başladık. Pazarlama önemli.
Ban ki moon, Hillary Clinton falan filan.





-Resmen 1 Nisan ruhunu kaybettim. Ve biz büyüdük kirlendi dünya
edebiyatına bağlıyordum bugun bir ara vazgeçtim. Sizlere de 
yapabilirim aslında. Ve balonlarımız uçtu önce. Kalemlerin rengi
bile değişmişti.. Daha lacivert geliyordu herşey. Koşma dediler.
Şaşırdım. Koşmadım, coşmadım... Bir de baktım ki evraklar arasında
boğuşan bir adam.. Yalnız ve Issız... 1 Nisan'ı bile kaybeden bir adam...




-Kolaymış. Sizde deneyin. SMS olsun, sözlü olsun farketmez.




-1950 lerin fotoğraf teknolojisinden midir nedir, kadınların yüzünde bir
nur, bir aydınlık var.



-O değil de Digital SLR ile çekilen fotoğraflarda herkes güzel, herkes
tatlı. Yaşasın Digital SLR!





-Bak gene seçime geldim. Henüz algılamaya çalışıyorum. Cumhurbaşkanı
halktan para mı topluyor?.  Yanlış anlamış olmalıyım.




-İşyerinin önünde en az 5 arabalık park yeri olan bir dükkan var.
Arabanızı 2 dakika bile park edecek olursanız patır patır yanınıza
koşar ve kesinlikle park etmemeniz gerektiğini söylerdi. Kimseyi
park ettirmedi. Dükkanının  önü tertemiz kaldı. İki kuruş ekmek
parası kazanmaya çalışanlara da park ettirmedi, zenginlere de.
En sonunda arabanın biri, vitrinden içeri girdi!. Geçmiş olsun
diyorum ama sanki yılların acısını çıkarmış o araba. Geçmiş olsun
o ayrı.




-Keşfedildikçe keşfedilecek kadın Banu Alkan. Doğuş dostun gönderdi de
ben de keşfettim. Üzerinde koskocaman bir kürkle limanda gezinen Banu
direk olarak kameraya bakıyor. Ve insan neden intihar eder konulu kısa
bir Hayat Bilgisi dersi veriyor. Yönetmenden de razı olsun, senden de,
80 ler ruhundan da.



-apışının arasıyla düşünen
yaratanı yapma dese de yapar
ölünce elbet herkese bir ev var
ve bir kısmının manzarası ateştir'   KURBAN /   YOBAZ





halil AĞA
cypaibo@gmail.com














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder