4 Ağustos 2010 Çarşamba

ekim 2009

              PROTOKOL
-İfadesizliği gördüm. Donukluğu hissettim. Öyle iki 
cümleyle başladım ki, birtakım şeylere kızmış yazarın 
dışavurumsal söylevi gibi oldum farkındayım ama gerçekten
ikisini de gördüm. Tarkan'ın sahnesinin karşısına protokol
niyetine 300-400 kişilik koltukları zaptetmişler. Kravatlı
falan adamlar. Tarkan şahane, seyirci şahane, protokol bölümünde
tık yok. Işık vuruyor, kadınların simlerinin parıltısını görebiliyorum.
Belli ki, süslenmiş gelmişler. Tarkan hafiften laf soktu, yine 
çoşmadılar. Alkışlamak bile yok. Hayatın sihirli ışığı biz protokol
olmayan 1000 lerce insanın ruhundaymış tekrardan gördüm. 
Atiye çıplak, Tarkan kusursuz, eğlence dorukta, protokol
ruhsuzmuş.
 
-Ha, birde konsere WC damgasını vurdu. Sadece 1 tane tuvalet
vardı. Su, sabun , tuvalet kağıdı tabii ki yoktu. Hatta tuvaletin
kapısı bile yoktu. Bir arkadaşınız giriyor  siz kapının olması gereken
yerde bir nevi yeni nesil konuşabilen kapı oluyor ve gelenlere
durumu anlatıyordunuz. Bir kadın giriyor, iki erkek giriyor.
Kadınların işi daha uzun, insanların şaşkın ifadesi görülmeye değer.
Yıllardır yaşamak istediğim unisex tuvalet fantezisi yanında,
itiraf etmeliyim ki hayatımın bundan sonrakı kısmını kapı olarak
yaşamak istiyorum. Çok eğlenceli birşey. Gelen girmeye çalışıyor,
durumun müsait olmadığını söylüyorsun. Ve o da sıradakilere bakarak
kaç dakika aha bekleyebileceğini düşünüyor. İşte o an insan zihninin
parıltılarının döktüldüğü an. İşte o an bir nevi sevda çiçeği parıltısı.
-MP3 çalan buzdolabı yapan bir marka var. Yahu teknolojiye köle
olurum da bu ne?. Babaların favori teknoloji ürünü, radyolu-
alarmlı ışıldak bile daha mantıklı.
-Arasıra Youtube daki şarkıların altınaki yorumları okusana.
Bana dua edeceksin. Orda bilmem kaçıncı dünya Savaşı yaşanıyor.
Her şarkının altında milletler, ırkçılıklarıyla birbirine sevgiyle
saldırıyor. Çok acaip. Müzik tartışmak yok , varsa yoksa
fitne-fesat.
-'MP3 ses kaybı, emeğe saygı!'. Korsanla savaşan herkes, sloganımdan
telif hakkı istemiyorum. Kullanın, kullandırın.
-Özlü söz kurumu gibi bir şey varsa bende katılmak istiyorum.
Hani genelde mesaj kaygılı kitapların önsözünden önce olur ya.
Wilyım'ın biri bir şey demiş, copy-paste oraya buraya yapıştırılıyor.
Hele birde sonuna '...' koyduysa. Vay wilyımıma vay. Ne demişsin
be mübarek. Buralarda ne  saygı gördün haberin yok sevgili
wilyım. Wilyım seni bu kadar düşündürecek ne oldu evladım. Ne derdin
var. Beynini neden bu kadar kullanıyorsun. Sal evladım. Rahatlığa
salın biraz. Sakinleş.
-'Biz bu filmi çekerken çok eğlendik' diye başlayan cümleler bana
çok batıyor. Hele bunun birde 'Albümü yaparken çok eğlendik.' versiyonu
var ki o daha sinir. Biz sıradanlara laf atar gibi. Ha ha ha sen otur,
herkeslerin yaptığı işi yap bak bize albüm yaptık oğlummmmm.
-Cem Uzan yurtdışına kaçmış resmen umutlarım tükendi. Yine geçse
televizyon başına, yine yeni kahramanlar yaratsa. Ve o kahramanlara
eski usul mizahçıların yazdığı senaryolarla birbirinden kötü diziler
çektirse. Veya çok tutmuş bir dizinin tutmuş oyuncusunu kanalına 
transfer etse, sadece o oyuncu odaklı dizi yapsa yeniden. Hiçbiri
tutmasa eskisi gibi, birkaç delinin aklında kalsa benim gibi. Mahallenin
Muhtarlarındaki Fadime'yi alıp Yangın Ayşe diye dizi yapan Cem Uzan,
tüm BBG elemanlarını toplayıp Tuzu Kurular diye dizi yapan Cem
Uzan seni çoook özledik. Hele hele seçim zamanı Çocuklar Duymasının
ayni bölümünü günde 5 kez yayınlatman..Dön artık!. 
-BRT geleneksel genç beyinleri hayattan tiksindirme festivali başlamış.
'Okulu özledin mi?'. 'Tatilde ne yaptın?'. Evet sevgili muhabir, genç
beyinler tatilde arkadaşlarını özledi ve evet kitap okumak konusunda
sana yalan söyledi. Ya MSN deydi, ya da anasıynan misafirliğe gitti
ya da makinist yanında çıraklık yaptı. Ama kitap okumadı. Yıllardır
bunu sorup sorup cevap arıyorsunuz. Adam zaten isyanlarda,
görüyor Disneyland'ı falan niye ben diye içten içe kendini bitiriyor
ne kitabı yahu.
-Başka bir muhabir daha var BRT de omuzunda çanta var. Ama  gazeteci
çantası değil, 'Şu röportaj bitse de çocukları okuldam alsam çantası'. Evet
çantanın böyle bir ifadesi var. Yalvarırım çıkar o çantayı, ülke gerçeğiyle
bizi yeterince yüz göz etme.
-Üye olduğum siteler beni şifremi girmeden tanıyor ya, işte o an 
içimi bir huzur kaplıyor ki sorma gitsin. Resmen kendimi evimde hissediyorum.
Huzura bulanıyor yüreğim. İçim bir yerlerime sığmıyor. Resmen Google bana sahip
çıkıyor, tanıyor, beni kolluyor yahu. Az bir şey mi. Bende seni seviyorum Gmail!.
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder