4 Ağustos 2010 Çarşamba

ocak 2010

                              HERKESLE PAYLAŞMAK VE POTPORİ ZİHNİYETİ
 
  -Kaset devrini yaşayanlar hatırlayacaklardır. Kasetlerin genellikle son şarkısı Potpuri olurdu. Aslında Potpori de diyen vardı, potpuri de. Bende doğrusunu bilemiyorum. Zira yağmur yağdığından dolayı internetim yok.  Oysa bende bilirdim paşa paşa Google’a sorup öğrenmeyi. Evet, sonu belli bir film gibi bir şey internetimiz. Yağmur mu yağdı?. Kesilecek.  Ayşecikle Ömercik ayni filmde olursa ne olacak?. Mutlaka yanlış anlaşılmadan dolayı anne-baba ayrılacak ; veletlerden bir tanesi sokak çocuğu olacak. Duruma göre ikiside olabilir. Sokağa düşen çocuk gibi bir şey bizim internetimizde. Kah Gülüyor, kah haline yanıyor, kah yutup’ dan 15 dakikada ‘liseli kızlar 18’ konu başlıklı videonun ilk 2 dakikasını yüklemeye çalışıyor. Sosyal mesajla karışık politiksel yaklaşımlarımdan bir demet okudunuz.
 
 
-Özür dilerim. Potpori dedim, devamını getiremedim. Efendim bu potporinin içerisinde 8-9 adet şarkı birbirine bağlanır ve ayni ritimde söylenirdi. Türk Sanat Müziği sanatçıları potpori yapsa da, bence potpori en kral devrini piyanist şantör imparatorluğunda yaşamıştır. Tek ritm üzerinde Ümit Besen’in Nikah Masası şarkısının ardından Şinanay ile devam ettiğini hatırlarım.  İşte bazen böyle canım çok sıkıldığında, zihnimin arka alanında bu tek ritm org başlıyor. Konuşulanlar birer şarkı olup akmaya çalışıyor. İçime tarifsiz bir mutluluk doğuyor. Sözler değişken, ritm alışılmış. Bundan kendime hayat dersi çıkarmaya uğraşıyorum. Teori geliştirdim; sözler tutulmaz, alışkanlıklar kalıcıdır gibi bir şeyler. Olmadı. Daha ağlak versiyonlarını da yaptım. Hayat o kadar karmaşık ki, hepsini ayni arada sıkıştırılmış yaşıyoruz…Bence sende kendi potporini yapmalısın.
 
-Dereboyuna açıldığında ufak çaplı olay olan bir mekan vardı. Türkiye’den Franchise olarak getirilmiş bar, restaurant ve pastane karışımı bir şeydi. Gecenin gece vakti arkadaş tutturdu ille orada tatlı yiyelim diye. Saat 01:00’e yaklaşıyor;  mekanda topu topu 7-8 müşteri var. Biz sohbet ede ede içeriye girmeye çalışırken birden tok bir adam sesi duyduk. ‘Damsız Girilmez!’. Boynundaki damarları özgürlüğe kavuşmuşcasına belirgin bir BodyGuard’ın bize kükremesiydi bu. Daha önce diskoya alınmayıp, çok kapı önü beklemişliğimiz vardır ama bu ne?. Epey bir sessizlik oldu, bir şey diyemedik. Nasıl bir  ah ettiysem işyeri kapandı. Sanırım bu kitlelerin ahı olsa gerek.
 
-Yine çok kalabalık olmayan bir diskoda delicesine eğleniyoruz iki arkadaş. Bir kız, bir erkek ritüeline de uymuşuz. BodyGuard yanımıza yaklaşıp uyarıyor. Soruyorum, sorun nedir?. Cevap ölümüne unutulmaz; ‘Çok eğleniyorsunuz!’.  Ardından kesintisiz gülme krizleri. Hey gidi Gençlik.
 
-Yaşlandığını ima eden ihtiyarlardan olmamak adına tüm bu genç kalma çalışmaları. Evet, topluma faydan olsun. Genç kal, gençleri bayma. Hoşuna gitti mi az önceki hey gidi gençlik betimlemesi. Ardından gelen bizim zamanımızda ve bin dokuz yüzzyetmiş…
 
 
-Feysbukum yok ama feysbuka giren arkadaşlarımın giriş ekranlarına bayılıyorum. F harfine benzeyen dünya haritası standart ama sözler bir harika. ‘Feysbuk ücretsizdir ve herkes katılabilir’. Bu normal. Peki bu nedir ; ‘Feysbuk  ücretsizdir ve hayatında olup biteni herkesle paylaşmanı sağlar’. Neden?. Benim ne derdim var ki ne yapıp ettiğimi herkesle paylaşayım. Sen bizi pazarlamak mı istiyorsun feysbuk?. Bizi kendimizle bırak, olup bitene burnunu sokma. Bak, millet farmville diye diye bir hal oldu. Bir çapa versen domates ekemez, farmville’de tarlasının toprağı kurumuyor ekmekten biçmekten. Sırf zarar.
 
-Bu arada Feysbuk’a feyisssss diyen canlı türü türedi.
 
-Esas bomba gene İsmail YK’dan. Feysbuk isimli şarkısının klibinde helikoptere atlıyor, webcam açıyor, denizde dans ediyor, tweety oyuncağıyla sevimlilik yapıyor, denizden fırlayan yüzü maskeli adamlarla çılgınca dans ediyor ve sevgilisine üfürüklü öpücük gönderiyor. Teksin İsmaillll.
 
-Çocukluğumun ilk ve en mızır buluşlarındandı üfürüklü öpücük. Avuç açılır, ağız yaklaştırılık, hava öpülür ve üfürülür. Aşk yolunu bulur dedikleri sanırım bu.
 
-Sevgili leke çözücü üreticisi arkadaşlar. Günlük hayatımızda ne kan lekesi var, ne motor yağı lekesi. Sen ense kirini yok et önce sonra gel konuşalım.
 
-Hürriyet gazetesi bugünlerde moralimi bozuyor. Saygı duyduğum isimleri para tuzağıyla kandırdı resmen. Hürriyetin yayın ahlakı belli. Yahu bula bula Zuhal Olcay’ı mı kirlettiniz temiz haber safsatasına. Hadi Nil Karaibrahimgil daha çocuk koskoca Zuhal Olcay?. Bilmiyorum çok üzücü. Para için sevmediği adamla evlenmiş gibi geliyor bana.
 
 
-Yine Hürriyet, yine drama. Gelmiş geçmiş en başarılı Türkçe albümlerden biri olan Gel-Git için büyük hakeret. Aylin ASLIM’ın son albümünü yılın en iyi ilk 10 albümünden biri belirlemişler. Almışlar Aylin’i röportaja. Konuyu ilk albüm Gel-Git’e getirmişler. Artık nasıl bir gaz verdilerse kızcağıza, ‘Arayış içindeydim. Elektronik müzik o dönem popülerdi. Benim tarzım değil, ben rockcuyum..’gibisinden bir şey söylemiş. Sevgili Aylin, Hürriyet seni ilk 10’de birinci yapsa da sonuç değişmez. Gel-Git istisnadır, ve ‘Dönmek, her şey dururken..yıldızlar var çok uzakta..’ gibi bir eseri barındıran bir albüm hata olarak değerlendirilemez.
 
 
-Telefonun ucundaki ses ‘İyi günler Halil Bey ile mi görüşüyorum?’ dediği anda anlamıştım önümdeki 20 dakikalık zaman diliminin ızdırap içinde geçeceğini. Bana kaza  sigortası yapmak istiyor. Hayır diyorum o daha anlatıyor. Düşüneyim, ben ararım diyorum. Kesinlikle kabul etmiyor. Konuşuyor a konuşuyor. Çare ararken aklıma sağlık sigortası fikri geliyor. Ben sağlık sigortası istiyordum, senin ürünün beni kesmez demeye getirmemle kült sözler gelmeye başladı; ‘Halil Bey siz zaten sağlığınıza dikkat ederseniz, taze meyve yerseniz, stresten kaçarsanız hasta olmazsınız. Geri kalan tüm kazaları bu sigorta zaten kapsıyor ; Afganistan ve Irak hariç. Hemde günde sadece 1.04 ytl’ye!’. Yaşamak bazen öylesine zor ki.
 
 
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder