4 Ağustos 2010 Çarşamba

şubat 2010

                          
                UZAY MÜHENDİSİ
-Sevgili Burcu Güneş, Merhaba. Yazımın girişini sana
ayırdım. Bir nevi açık mektup, bir nevi dost tavsiyesi.
Benden, bir çok arkadaşımdan, yolda gördüğünde 
arkamdan bana biyooooo diye böğüren askerlik arkadaşımdan
daha iyi bir sesin var. Bu konuda hemfikiriz. Bunun 
yanında yeryüzünde en çok satılabilitesi olan değer 'Seks' tir.
Bunda da hemfikiriz. Ama sen seksi değilsin. Lütfen,
bundan vazgeç. Damdan düşer gibi oldu ama bunu
söyleyene kadar yaklaşık 4 tane cümle kurup sol okçuk
tuşuyla sildim. Durduk yere üzülmeni istemiyorum. 
Seni, lunaparkta BBG evinin yarışmacılarıyla çektiğin
selvi boylu klibiyle ve yine o yıllara ait 'Sertab Erener'e 
güçlü rakip; Burcu Güneş!' haberleriyle hatırlayalım. Bu 
bile bize yeter. Lütfen bağırma. Bağırırsan bile
seksi iç çamaşırlarıyla klip çekme. 'Bu halk Yonca Evcimik'in
bile seksi olma çalışmalarına dayandı, benim neyim 
eksik' diye düşünüyorsan, vazgeç. Ne sen üzül, ne de 
bizim algı ayarlarımız hata versin. Sevgiler Burcu.
-Hayat bazen isteseniz de, istemeseniz de karşınıza
sağlam dramatik olaylar çıkarabiliyor. Yazının bundan sonrasında
anlam derinliği için hüzünbazlık yapabilirim, şimdiden özür. Mevsimlerden yaz,
gönüllerden ferahtı.. Gencecik ruhlarımız yemyeşil ormanlarda
koşmak istercesine bir orada, bir burada savruluyordu.
Yani bildiğin, 18 yaşında adamdık. Zifrizaharı gibi gezip hem ailemizi,
hem yaşadığımız yeri istemiyor kendimizce 'mini asi' lik yapıyorduk.
Bizi anlamadığını düşündüğümüz ailelerimizden aldığımız
eser miktarda harçlıkla Lefkoşa'nın tek bira bahçesine doluşurduk.
Muhabbet arası kesişmeler devam ederken, arkadaşın birinin
gelecek planları hepimizin dikkatini çekmişti. O ne memur olmak,
ne bankacı olmak ne de iş adamı olmak istiyordu. O Uzay Mühendisi
olacaktı!. Uzay mühendisi olmak isteyen arkadaş dahil, hiçbirimiz 
Uzay Mühendisinin ne iş yaptığını bilmiyorduk ama kesinlikle
buralardan en uzak yer uzay olmalıydı. Hayaller kuruldu,
biralar yudumlandı... Uzay Mühendisi olmak isteyen arkadaşımız
bundan sonra nasıl daha düzenli çalışacağını anlattı uzun uzun...
Hepimiz kendimize pay çıkardık. Yeterki azmedelim, herşey olabilirmiş diyerek
bundan sonra daha düzenli ders çalışacağımıza dair içimizden söz verdik...
Aradan 12 sene geçmiş. Yağmurlu bir Ocak günü, yıllardır gittiğim yoldan,
yıllardır gittiğim işime gidiyorum. Yol vermeme gibi takıntısı olan 
velilerin haline gülerek ilerliyorum. Radyoda Halinden anlayacak
bir sevgili isteyen Zeki Müren'e hak veriyorum. Yıllar önce sohbet ettiğimiz 
bira bahçesinin önündeyim. Trafik sıkışık yavaş yavaş ilerliyoruz..
Yağmur artıyor...Silecekler yağmurun hızına yetişmekte zorlanıyor. .
Yağmurun içinde görevini yapan trafik polisine dikkat ediyorum..
Bakıyorum, yine bakıyorum... Uzay Mühendisi olmak isteyen arkadaşım.
Bira bahçesi evrim geçirmiş ama yerinde. Bulutlar gri, yağmur eklenti,
hayat tümüyle acımasız..
 
-Az önce okuduğunuz duygu silsilesinden sağlam bir Fransız filmi
tadı yakalanabilir. Çekmek isteyen arkadaşa tüm telif haklarını hediye
edebilirim. Gerçek yaşanmış bir olay olduğundan izleyenler
daha çok maraz eder, daha çok derde bulanır. Uzaya çıkmak isterken,
ayni yerde kaldı falan gibi bir son da  olabilir.
-Hani böyle bazen birinden hoşlanacak olursunuz. Yani tam adını
koyamazsınız, flörtten daha asil aşktan daha sade birşey. Kuluçkalama
önemi. SMS atmaya başlarsınız birbirinize. Sorgulama, hesap verme 
aşamalarından daha uzaksınız. İçi tuzaklarla dolu bir SMS atarsın. Hem
Tuzaklı , hem de duygusal. Karşıdan cevap beklerken zaman ağır ilerliyor.
 Ve cevap geliyor. Bütün 'V' harflerinin yerinde 'W' gelmiş. 
İşte o an yaşadığın, yaşayacağın herşey boşa gitmiş gibi geliyor.
V yerine W yazan bir SMS okurken karşı tarafın ağzında kocaman
bir sakız varmış gibi hissediyorum. Yazının içeriği ne olursa olsun sanki
bir kutu sakızı ağzına atmış, yüzüme baka baka cak cuk çiğniyor ve 
noktalama işaretlerinde baloncuk yapıp patlatıyor. Kendimden de
soğuyorum karşıdan da potansyel ilişkiden de. Eğer şanslıysam yakınlarda Tosun Paşayı
izleyebileceğim bir teknoloji aygıtı vardır. Ya da atarım kendimi sokaklara.
Genetik Mühendisi olmak isteyen arkadaşlarım acaba ne olmuş diye?.
-Müzik sektörü kötüye gittikçe, farklı projelerle karşılaşıyoruz. 
Mirkelam'ın Kargo grubuyla birlikte yaptığı 'RRDP' albümü
8 şarkıdan oluşan eğlenceli bir albüm. Nasıl şarkı sözü yazılırmış, 
nasıl şarkı söylenirmiş, bu ne mutlulukmuş. İnternetten çalabilirsiniz
ama ses kaybı yanında orjinal albümden çıkan kareoke DVDsini kaçırmış
olursunuz. Üstelik iyi olanı desteklemek lazımmış. Farklı
bir proje de yıl içerisinde Ajda'dan gelecek. Ajdamız Fasıl albümü
yapıyormuş.'Bir Dost Bulamadım' yorumunu yıllar önce dinledikten sonra
ara ara Ajda'yı 'Biz hergece heybelide mehtapa çıkardııııkkk' diye diye
elini sallarken hayal ettim. Kısmet bu seneyeymiş. 
-'Bir fidan ekmek, Bin ibadete bedeldir'. Bu cümle bir üstgeçidin üzerine
gerilmiş brandada yazıyordu. İbadeti ne ara ağaçla kaynaştırdınız ben onu
anlamadım. Ağaç ek, oksijen al falan desene. Yada ben çocukken
'Kestane, gürgen, palamut..Altı yaprak, üstü bulut. Gel burda sen, derdi
unut' gibi şeyler vardı. Nerden çıktı bu sinir, hiddet.
-Doktor sırası beklerken, cep telefonumun gereksiz bölümlerini
inceleyeyim dedim. Koynumda yılan beslemişim!. Benim sinsi 
telefonumun özür mesajları bölümü varmış. Hazır özür mesajlarından
bir demet sunuyorum; 'Üzgünüm, şu anda biraz meşgulum'. Bu
ne şımarıklık, bu ne terbiyesizlik. Tansiyonumu fırlattı. Sanırsın dünyayı
kurtarıyoruz. Telefona ya bakarım, bakmazsam da sonra ararım. Ama 
yok benim ukela telefonum ille kendimi ağırdan satmamı istiyor.
Meşgulmüşüm de, üzgünmüşüm. Ayıp ayıp. Para verip alıyoruz, sonra
bunlar başımıza geliyor.
halilAĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder