4 Ağustos 2010 Çarşamba
mayıs 2010
TERS IŞIK ALGILANDI
-Okuyucuyla dedikodu yapan yepyeni bir
gazetecilik anlayışı mı doğdu yoksa ben yeni mi
fark ettim bilemiyorum. Magazinden daha farklı bir
uslup ama bu. Dedikodu değil de, sanki bizi gaza
getirmek istermiş gibi bir şey. Yani halk
arasında 'iş kızıştırmak', arkadaş arasında daha
ayıplıklı bir tabir kullanabileceğimiz durum. Gazeteden
çıkan bir kol sanki omuzumun üzerinde, 'Adamım bak
ne yapmış bu deyuslar görüyormusun?. Ayıp ettiler!'
diyip sırıtıyor. Ayıp ettiler lafından sonra otomatikman
sağ omuzumun üzerindeki kolun sahibinin tarafına geçiyorum.
Haberi tarafsız okuyamıyorum ki; eli-kolu omuzumda. Ayıp ettiler diyip
geğiriyor yüzüme karşı. Saçlarımın önü hafif hareketlenmeye
kalkışıyor; gazeteyi kapatayım da bitsin bu çile diyorum.
-Nesnelerle konuşmanın delilik olduğunu beyinlerimize
kazıyan Levent Kırcamsı programlar bütünü, sizlere
büyük düşmanlık besliyorum. Eşyayla konuşmak çok
zevkli bence. Çok beğendiğim bir şortla konuşmuştum ilk
önce, 'Şu an çok pahalısın. %30 indirime gireceksin, satılmayacaksın.
%50 indirime gireceksin, yine satılmayacaksın ve %70
indirime girdiğin gün gelip ben seni alacayım abimmm.' dedim
ve aldım. Resmen eşyaya hükmetmiştim. Arada arabama
da konuşuyorum. Sevgiyle karşılıyor beni.
-Arkadaşımın fotoğraf makinesiyle de derin sohbetler
yapmak istiyorum efendim. Güneşe karşı mı fotoğraf çekmeye
çalışıyorsun?. Hooop, 'Ters Işık algılandı. Ayarlar düzenleniyor'.
yazmıyor mu ekranda, içim bir Hoş oluyor. Çektiğin fotoda
zorla gülen şahsın gözleri mi kapalı?. 'Kapalı gözler' yazıyor
ya ekranda işte o an içimi ılık bir ilkbahar esintisi kaplıyor.
Beni kimse istemezse bu makine ister diye geçiriyorum aklımda.
Gülümseme algılayıcısına kurban olduğum.
-Gerçi eşyayla konuşma konusunda farklı anlamlar yükleyen
arkadaşlar var. Konuşma olayının aşıp, duyuların
cirit attığı bir atmosfer bu. Daha renkli aslında.
Dışa vurumu, içe çarpımı farketmez. Sabah'ın
köründe çapaklarımı temizleye temizleye işe
giderken billboardlarda görüyorum temiz bir
örnek. 'Bayrak Bizden Utanmadı.' Cümle her şeyi
anlatıyor diyip, yandan mı geçmeli yoksa koskoca
bir yazı konusu mu yapmalı bilemiyorum.
-Eşyayla konuşmak gayet normal karşılanmalı. Eşyaya
sövmeyi diyalogdan saymıyorum. Orada konuşma değil de
tek tarafın haklı isyanı var. Tek bir kişinin printeri kapasitesinde
üretilmiş bir ürünü, ofis printeri diye pazarlarsan ne olacak?.
Suçlu kim?. Printer mi?. Satıcı mı?. Alıcı mı? . Kullanıcı mı?
Hayır...Bilemediniz. Suçlu Toplum!.
-Bir 'Suçlu kim?' sorusunun cevabını da 'Suçlu Toplum!'
diyerek ve sonuna ünlemini koyarak cevaplamış
bulunuyoruz. Lütfen, şimdi 6 saniye kadar uzaklara bakın.
Bunun işlevi öyle. Suçlu var mı?. Var. E, o da toplum olsun.
Anlam derinleşsin. Herkes hem kendini, hem de içten
gıcık olduklarını suçlasın zihninde.
-Unutulmuş 'argo'ya da ayrı üzülürüm yalnız. Akşam
akşam bana 'Atma receeeppp' dedirtip maziye bakış
attıran ismini bilmediğim kadın; sözüm sana. Sen ne kadar
temizsin ki; Apartman dairesi mi?, Müstakil ev mi? konulu
sokak röportajında 'Sosyalleşmek açısından apartman dayresini
tercih ederik' dedin. Senin ruhun çok temiz be kadın, senin
erkek versiyonunu da geçen yaz arkadaş düğününde gördüydüm.
'En iyisi apartman, ne toz ne toprak. Müstakil ev pislikten
başka birşey değil'. Atma recepler ölmesin, ara ara karşımıza
çıksınlar. Çok sık değil ama arada. Derz dolgu misali.
-Cep telefonuyla konuşurken 15-20 kmh hızla araba sürebilen,
ayni anda arkadan çalan boru seslerini duymayan ve bunların
yanında yolun tam ortasından giderek sağdan soldan geçme şansı
da tanımayan organizmalar; sizler için hiç de temiz hislerim yok.
Ben olsam bu kadar insanın ahını çekme riskini almazdım. Benden
söylemesi, başına birşey gelirse ben sorumlu değilim.
-Dünyanın en sevimsiz görüntüsünü aramaya çıktım. Ne derdim
vardı bilemiyorum. Karşıma ilk önce 'küçük kız sesi ile konuşan kadın'
çıktı. Cııyık cıyıkk sesiyle ve 30 yaşında 3 yaşında çocuk sesiyle
hem sevimsiz hem kulak tırmalayıcı diye düşünürken, birden büyük
bir gürültü duydum. Ortada bir çocuk, yanında anne ve babası olduğu
anlaşılan iki adet normal insan. Biri 'Sarı Kanarya' diye böğürüyor, öbürü
de 'Cim bom bom' diye haykırıyor. Aman tanrım, bunlar çocuklarına
zorla kendi takımını tutturmaya çalışan ebeveyn insanları.Üstelik
sakacıklı bir uslupla ısrar ediyorlar genç beyin'e. Geldiğim yöne doğru
koşup kurtulmaya çalışıyorum. Tam çıkıyorum derken,
omuzumda bir el, 'Çocuklarımız istismar edildi' diyor. Tanrım bu o!.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder