31 Temmuz 2010 Cumartesi

ocak2010

DİBE VURSAM YORULSAM //
DİBE VURA VURA YORULSAM:.



Önce bir ses duyuldu biryerlerde. Belli belirsiz sis. Sisin ardı hep
mi keskinlik?. Mutluluk yada korku. Radyoaktif mutasyona uğramış canavarların sisin
ardından saldırdığı Hollywood filminde değiliz..Ne mutlu bize...



Seslerin kaynağını araştıracak kadar açık ve aydınlık zihnimiz.
Koyudan açığa uyarı ışıkları yanıyor..Her saniye yeni bir adım. Ardımda seri katil
varmışcasına koşuyorum, neyse ki sis dağılmaya başlıyor.. Duraksıyorum kalbim 167 rpm.



Sert,tatlı değişken silüetin. Hesaplaşmak üzere mi karşımdasın?,
yoksa hesap yaratmak için mi?. Tek bildiğim ilgilendiğim yanın, tatlı yanın..Yüzün kadar
sert, yüzün kadar tatlı zihnimin mayhoşluğu. Biliyorum yine ayni şey olacak. İstediğim
yanını çekip çıkaracağım senden. Kullan ve rafa kaldır!. Devam et!. Flexible. Easy!.


Yine bana gel, benim ol, ben ol. Elektriğe bağlı akışkanlığımız
olsun. Gel-git lerin ruhtan bedene geçtiği bir tören istiyorum senle. Ruhsal işkence yerine
bedenimizi kullansak. Daha dengeli, daha aksak. Fişimi çekmek mi?. Elbet te olur. Yine
sen gel ben ol, ben zaten bende kalıyorum.


Kontrolum dışı hareketlerimden elbette ben sorumlu olmalıyım.
Diş doktorunu beklerken okuduğum 500 sayfalık kadın dergisi gibi hissettim kendimi.
Tuğla gibi dergide 'Erkeğinizi baştan çıkarmanın yolları::Erkeklere nasıl oral sex yapılır?'
başlığını okuyup heyecanlanan bir kadının dramını düşünelim hep birlikte.


Hayvanlaşmak bile talimatla. Ne acı. Kuralsız saldırmanın önemini
ne zaman anlayacak birileri. Anlamayan tek kişi kalana devam edelim tuğla olmaya.
Saçların yüzümde, başın omzumda olur mu böylece?. Sanmıyorum, ama şansımı denemek
isterim elbette. Korkusuz yaşatmak istiyorum seni.


Yalansan yalanı severim demiş Deniz Özbey. Katılmakla kalmıyorum,
tapıyorum delicesine..Elbette benim de elimde değil.. Kime, neyi, nasıl ispatlamalı. İçimde bu
kurtlu duygu hareketleniyor. Onu da bir kenara atmasını biliyorum..


Soğuk..Tertemiz bir su birikintisi. Yemyeşil ağaçlar. Havada cinayet
havası var. Ne güzel iç hesaplaşma yapılır burada. Ya biri ölecek, ya kendim. Taş sektirmeden
kendimi alamıyorum ilk başlarda. Kaçmak için yaptığımı biliyorum. Hep yaptığım şey.
Sevemiyorum sıkıntıları. Ya sev, ya öl, ya sus ama doğruyu söyle..


Aklımın karışmasını istemiyorum. Ağır çekimde koşuyorum sana doğru,
sanma ki yaşatmak için..İrice bir ağaca ne de iyi gelecektir taze kan.. Ağlarım belki sonra..
Beyazlığın var mı gözyaşlarımı saklayacak..



Elimi tutsan yeter. Samanlık seyran olacağından değil elbet. Seni
rahatlatmak istediğim. Yanlış anlama boşalman veya boşalmanan umrumda değil. Bol bol konuşmak
istiyorum seninle taş köprü üzerinde. Elimin kıvrımlarından bahsetmeni istiyorum. Harikayım değil mi?.
Saol, biliyorum. Benim olsan. Senin olsam. Saldırgan bir tavırla taş üzerinde yürüyelim mi?.


Kollarımız iki yana açık, düz çizgide hangimiz yürüyecek?. İkimizde başarırmıyız
sence?. Seni bu oyuna kaptırtıp, sinir bozucu bir ultraviyole sesle rahatsız etmek bana zevk vermeli.
Gitmek senin en iyi tarafınsa, en sinir bozucu sesleri cep telefonuma yüklemek benim iyi yanım olsun mu?.
Tek istediğim herhangi bir iyi yanımın olması.


Yağmurlar yağdığında mutlu oluyorum bu ıssız yerlerde. Alışmadığın her
halinden belli. MSN, GSM, 3G, anne, dost..hiçbirşey yok burada. Sadece yağmur var tam tepemde.
Görmemen çok normal. Yağmur yağdırdıktan sonra onu izleyen bulut olur mu hiç?. Hafif tempo beynim,
uyuşmaya meyilli, bir nevi stand-by.


Söz verdin demiyorum. Sözlere bakmadım ki hiç. İlkelleşmen beni baştan
çıkaran yanın. Arsızlık sonrası. Kahraman!!!. Nasıl da kurtardın değil mi?. Her zamanki gibi. Hakim, lider,
baskın kelimeleri bile yetersiz süper kahramanlığın yanında. Araman boşuna. Yalnızlar hep ayni yerdedir.
Renk değişir, hormonal kokular mevsimsel değişikliklere uğrar ama kurallar aynidir. Yalnızlar hep ayni
yerdedir. Tekrardan hatırlatacak kadar güveniyorum sana.


Hayat bir sahneymiş!. Pöh. Yalana bak. Bizlerde oyuncularız değil mi?.
Oldu canım kardeşlerim. Nasıl ki şah, yıllık bilançoda -personel gideri kısmına dikkat çekiyorsa bende
dikkat çekmek istiyorum. Sana pist kuruyorum, karşılıklı sarılıp sallanacağımız. Hafif tezahurat. Hafif
Müzik. Temize çekeriz hem herşeyi. Ne de güzeldir baştan yazmak / sıfırlamak.


Gökyüzünü unuttum sanma. Eğer birşey sıfırlanacaksa ardına en çok
gökyüzü yakışır!. Hafif meşreplik ne güzel ödül. Oldukça çirkin bir adamın tacizinden kaçan kadının
omuz askısını hisset. Bu ne yaman çelişki. Et üstü tatlı telaşını yaşayan masum askı.


İnsanın insanı öldürdüğü platformda hangi mutluluk daim olabilir ki.
Vur ve gel. Ardı kıpkırmızı su. Nasıl istersen öyle faydalanan. Gün hep aynı mı kalacak diye
düşünme. Geleceği karanlık geceleri sunuyorum sana. Dibe vuralım ki daha da vuralım. Yüksekleri
düşünmeyelim ki, dibe alışırsak sabitlikten keyfimiz tavan yapar.


Son sanslarımı geçiriyorum aklımdan. Son birkez yapabileceklerimi
düşünüyorum. Hayatı öpmek gibi bir isteğim yok. Vahşiliğin ucunu merak ediyorum. Nereye kadar gidilebilir ki?.
Nereye kadar denenebilir.


Son bana sürpriz yapıyor. Hertarafta rengarenk spotlar, ışıklar...
İnanılması zor bir hızda yanıp sönüyorlar. Telaş ne demekmiş öğreniyor herkes. Aynaya bakıyorum ben kayboldum.
Su birikintisi de yansıtmıyor beni..Kalabalık pistimize doğru geliyor saldırarak.. Kan, kırmızı, koyu. Her taraf
bir yerlere iz bırakmaya hevesli vücut sıvılarıyla dolu. Kahrolası ayna, yine boş...Bakıyıyorum ya?.
Göster beni..Delicesine su küpleri geliyor gökyüzünden, spot ta kalmıyor ışık da... Kare şeklindeki su
kütleleri her bir tarafta..Tek yerimiz suyun altı kalıyor. Sen beyaz, ben beyaz. Maviliğin tek beyaz yanı
biz. Ve koskocaman bir ayna çakılıyor kum'a. O kadar güzeliz ki, ayna bomboş....




Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder