31 Temmuz 2010 Cumartesi

ocak2010

                            ÜRÜNSEL AŞK
              (DIJIAL V.S MANUEL)

                    

One More Time
                         Her bitiş, yeni bir başlangıçtır. Her yok ediş, özgürlük.
Kalıntılar, takıntılar, eskiler ve anılar..Hepsini silmek. Format atın,
rahatlayın.


                        Yepyeni bir pazarlama stratejisi değil bu fikir. Plan, fikrin
ötesinde. Kurtarma ve kurtulma planı. Planlar başarısız olsa da işe yaramıştır.
Şerefli bir plan, şerefsiz bir kazançtan çok daha üstündür.



                         Kazanmak yada kaybetmek umrumda değil.. Pastel 
renklerin ahenkli karışımı; düz bir zemin ; uzay boşluğu. Nereye çeksen 
oraya gidecek uzay boşluğu..Kullanılmaya hazır, sonsuz, ilişki arsızı.


                         Benim için bu uzay boşluğu. Bilmem kaç milyon yıl
uzaktaki yıldızlar...Büyüleyici bir müzik..Acı çekmekle zirveye tırmanmak
arasındaki en ince çizgideki sıçrama..


                         Ahenksizlikten mest olmuş kitleler..Kurallar, yazışmalar,
akedemik bilgiler::sonsuza kadar pause bulsun sizi. STOP manyağı olun.
Eğlenmenin formu yok ki...


                          Bir kez daha şans istememi kutluyoruz hep birlikte. 
Her şeyden ve herkesden bir şans daha isteyebilirim ki!. Gurur da sildiklerimin
arasında..O kadar çok uçmuşum ki, ben kimmişim ki..Yıldızlar daha mı yakın?.
Milyon yıl ne kadar uzak ki?. Bir şans daha, şans zamana..

  
                          Balans ötesindeki uyumluluk. Ayni renklerle, formlarla
uyumluluğu karıştıran zihniyete artık hiç ihtiyaç yok. Çarpışırken de 
aerodinamik olunabilir. İspatı için efor sarfetmeye gerek yok. Savaşacak 
o kadar çok konu var ki...

 

                          En başta AŞK. Belalı şey. Mide ağrıtan şey. Hastalık
ötesi birşey. Madem ki olmuyor yepyeni bir önerim var dijitalize aşk. Yıllardır
enerji emen dijital aşk ve internet geyiğinden bambaşka birşey. 


                          Kadın kadından, kadın adamdan, adam adamdan, adam 
kadından medet ummasın artık. Toplu halde ürünsel aşka geçelim. Bir uzay mekiğine 
aşık olalım mesela. Veya 5 saniyede 55 kare yakalayan dijitalSLR fotoğraf 
makinesine aşık olalım kayıtsızca. 

                         
                           Her yeni versiyonunda aşkımızı körükleyelim. İlişki yıprandıysa
ona yepisyeni hafıza kartları, kılıflar alalım. Misal ben kendime yeni aşk buldum bile,
şah'ın aklıma soktuğu TENORİ-ON!. Yeteneksizlere elektronik müzik yaptıran
kare şeklindeki çılgın şey.


                        Ürünlerimizle uzayda savruluyoruz. Tenori-on ve ben... Uyumlu bir
şekilde savruluyoruz uzayda, sorunsuz ilişkimizi kutlayarak. Yalnız değiliz
sanırım. Büyük bir gürültü geliyor dört bir yandan!.


                        Evrenin en büyük partisi veriliyor!. ' Yıkıp, parçalamak isteyip
sırasını beklerken ölenlere son' partisi!. Hemen teneri-on'umu kaptığım gibi katılıyorum
partiye. Hep bir ağızdan bağrıyoruz milyonlarla: Daha sert / daha iyi / daha hızlı / daha 
güçlü.... 


                         Porno film repliği gibi olsa da eğleniyoruz ya. Director's Cut'dan 
sıkılmış bir halimiz var. Parçalama ve parçalanma anını hayal ederken ipler kopuyor.
Tam bir kimin eli, kimin cebinde durumu. Daha kötü atasözlerini düşünecek olursak,
Alan razı, satan razı.


                        Pogo yaparken fark etmeden rooster'a binmiş gibi bir halimiz
var. Hız. Hızlı. En hızlı. Ve her hızlı anın sonrasındaki tatlı mayhoşluk. İyi yada 
kötü birşeyler yapmanın mutluluğu. Mutlu olmak için çok erken.. Biraz daha malzeme
toplamalı.


                        Süperkahramanlardan yardım mı istemeli. Herkese bir adet
dünyayı kurtaran adam lazım. Yeni yılda yapılacaklar listesine bu mutlaka eklenmeli.
Zira hepimizin daha iyi bir yaşama ihtiyacı var. O kadar tükettik ki, süperi lazım artık.
Normal işlevini kaybetti. Süper'i tükettikten sonraki boyut ise bambaşka.


                         Düşünce gücüyle hareket edebilecek kadar olacağımız günler de
gelecek elbet. Ey alaturka, ham idim piştim diyorsun; ham olmadan pişenler diyarına
hoşgeldin!.


                         Şehir içi hayatın taraftarı yığınlar. Yüksek binalara içi geçmiş
bir huzurla bakarken binanın ışıkları arabanın camlarında yansıyor. Ne kadar huzurlu..
Kalabalık içinde yalnızlık diye tutturanlara inat, basit sade ve anlamlı yalnızlık
şahlanıyor şehirden.


                         Şehrin bilinmeyen sokaklarına yolculuk...Tehlikeyi hissedecek 
kadar siyah sokaklar. Ne istersen çek çıkar. İstediğin kadar. Ne alırsan 1 milyon!!.
Ne seversen recycle!. Doğaya dönüştür ki, tekrar kullanılabilsin. Kimin kime ne
zaman ihtiyaç duyacağı belli olur mu?.


                        Bir şans daha istiyorum zamandan. İster versin, ister vermesin.
Yine hata yapıp, ders aldım diyeceğim. Yine ders almayıp ders almış gibi yapacağım.
Sonra bir bakmışım ki, ders almak ne büyük saçmalıkmış. Yine hata yapıp, fark edeceğim.
Hatamı fark ettiğimde tarifsiz bir coşku. Uyandım!.    :::uyanmak?:::.





cypaibo@gmail.com
Halil AĞA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder