31 Temmuz 2010 Cumartesi

şubat2009

                                        ANIMAL PAK
                            Haklı taraf olmak istediğim günler, geceler..Boylu boyunca
arkamda. Tek endişem haklılıkla çırpınışım ileriye yansımasın. Hep haklı olmak
başlarda mı çekici geliyor acaba?.
                           Kocaman bir karadelik sizi içine çekiyor geyiğine bulaşmak
istemiyorum. Bulaşmak istemediğim geyiğin zaten içinde değil miyim o apayrı 
bir konu. Güneşlerin uzaklığı, gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar aşkı. Evet arkadaş,
kim olduğumu sen öğrettin bana duygusallığı. Son kullanım tarihi olmayan ne 
var onu sorguluyorum.
                             Hak oldukça haklı olacak. Eğer bir taraf haklıysa diğer 
taraf otomatik olarak son kullanım tarihini belirlemiyor mu?. Ayrılıkda kendine suç
bulan olur mu?. Olur, cümlesi bitmeden 'AMA!' ile başlayan haklılığı ispatlayan
cümleler. Ama varsa sonuç zaten bellidir. Ama yı kullanan kendini haklı hissediyordur.
Ve kazanacaktır. Değil mi ama?.
                           Haberim yokmuşcasına yani mahsuscuktan! bende haklılığımı
ispatlama ihtiyacı hissettim galiba. 'Ayna , ayna söyle bana kim  en güzel?'. Narsizmin
haklılık kaygısıyla buluştuğu bu nadide cümlecik bugun bile haklılığını koruyor. 
Kahve içmeye bile fönlenip onarılan giden bir kız elbette rastgele değildir. O en güzel
olmalıdır.
                            
                          Ayna psikopatlığına bulaştıkça yüze göze uygulanan makyaj
malzemesinin yoğunluğu artıyor. Hızlandırılmış et bullisi gavrılmışını yedikçe tıkanan
gözeneklerini fark etmiyor. Zira Uluslararası hızlandırılmış tavuk üreticisinde extreme
menü 10 tl'dir ve bu fırsat kaçmazdır. Tamam da bundan bize ne değil mi?
                          Hayır efendim. Kelimenin tam anlamıyla bize. Etrafta bu kadar  
tek tip insancıklar görmeyelim lütfen. Renk olsun şekil olsun. Az makyaj olsun, gözenekler
hiç tıkanmasın onlar da  nefes alabilsinler.
                     
                            Başka bir sese kulak veriyorum, onun derdi başka.
Sevilmedim ki, seveyim diyor. Zorluktan, yalnızlıktan, acıdan bahsediyor. 
Yaşamak zor dedikçe , yaşatmak da zor oluyor. Ağlamayı da özlüyor, sevmeyi de. Hem
hepsini istiyor, hemde hiçbirini.
                            Düşünüyorum en doğrusu ne diye. Bırakıp gitmeli mi? Devam 
mı etmeli?. Devam etmek için gereken hırs yok etrafta. Bazıları için düzensizlik düzen
oluyor sanırım. Oysaki hep 'hiçbirşey değişmez..istemezsen..' diyip ardından mevsimsel
unsurları sıralayan Fatih Erdemci'ye hakkaten katılan ben değil miydim?.
                           90 ların çiğ dinamizmi daha beni terk etmedi. Bul ve terk etme.
Görüntü ne kadar değişse bile duygularıyla yaşanan bir garip tür. Evet bunu hayal ediyor, 
bunu olmak istiyorum. Yağmurun, rüzgarın, baharın tadını hep aynı almak. İki gönülü
bir edince samanlıkları seyranlık etmek. Ya da solo belki de threesome! .Hiç olmadı
orgy. Yeterki tat ayni olsun..Pozisyon önemli değil..
                             
                           Geceleri sabahlarla karıştıran anlar. Ne eğlence, ne dinlenme ne
de iş. En fanası:düşünmek!. Beyin düşünme özelliğini fazla kullanıyor, keşke altyapıda
değişiklik yapabilsek. Düşündükçe b.ka sarıyor herşey. Yüzeysellikle suçlayan entelcikler
geldi aklıma. Annemin pek bir meşhur lafı 'elimin tersiynan bir vurursam sana..' İşte bu!
Bunu yapmak istemiyorum.
                            Adam yüzeysel olmasın, hepsini kafasına taksın. Fluvksamin mateat
ile başlayan yolculuğu tiklerle devam etsin ve sosyopatlıkda son bulsun mu diyorsun
ey entel?. Yanlış yollardasın sayın entel!.
                     
                           Nasıl arındıralım seni?. Sokağa çıksan şimdi, yanına hiçbirşey almadan.
Öylesine, korumasız. Bende katılırım sana. İhtiyacım var. Hiç görmediğimiz, bilmediğimiz,
hayallerimizde şekillendirdiğimize hem yakın hem uzak hayali sevgililer yaratalım. 
Hiç tanıyamayacağımız birinden bahsedelim, ona aşkımızı anlatalım...
                           İdeal aşk!. Kavuşması olmayan aşk..Sonra yalnızlığmızdan dem 
vuralım. Şehri suçlamayı unutmayalım ama..Onun kahpeliğinden, bireyi nasıl yalnızlaştırdığından
bahsedelim ağzımızdan köpükler saça saça..Sen bir uçta ol, o diğer uçta..Ben bir
uçta o bir uçta..Aklımızda  birbirimizde olsun ama, hayali sevgilililere sarılırken birbirimizi hayal
edelim.
                            
                            Bana uyar. Yalnızlıklarımızı tokuşturalım karşılıklı. Kim yener!. Elbette
ölüme yakın olan. Ölümün erdemi yalnızlıktan beslendikçe besleniyor. Tüm bu şımarıklıkları
bir yana bırakıp görülmeyeni göstermek istiyorum entel'e.
                             Offf entel. Senden sıkıldım. Karanlık sokakları sana göstermek istedim
ama sen onu da yaralı güvercin, bastonlu ihtiyar ve selpak satan çocuk duyargalığında
defalarca işlemişsin. Hemde siyah-beyaz. Seni bırakıp kendimi alıyorum yanıma. Binlerce eski
nasihat sadece kulağımı kızartıyor. En çok da kendi nasihatlarım..
                              
                               Kulağım kırmızı, namusum tam yoluma devam ediyorum. Temizlikten 
kirli hissetmeye başladığımı inkar ede ede...Kendime acımadıkça nefes alıyorum bu kez. Kendini
sevmek bugün için yalansa, yarın yaşasın kendimi sevmek günü olabilir. Değişimi biliyorum.
Geceler boyunca birini beklemek, birşeyi beklemek..Hepsini anlıyorum da en kötüsü geliyor 
aklıma: geceler boyunca ne istediğini bilmeden beklemek...
                                En güzel sesler bile sussun istiyorum şimdi. Pili bitmeye yakın walkmen
de kaset dinlesin dünya. Ağır aksak. Yorgunum. Düşünce yorgunu. 'Önemli olan beden değil,
kafa yorgunluğu' diye diye çarkları koparma noktası çok yakın gibi. Hissel duygular yoğunluğu
yağıyor bugun gökyüzünden. Hassas noktalar her bir yanda, kırılganlık ne yapsa ne etse yeniliyor
doğalsı hayvanlık karşısında!. Yaşasın hayvanlık!.
cypaibo@gmail.com
HALİL AĞA
                          

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder