26 Temmuz 2010 Pazartesi

mayıs2008

NASIL DA KOŞUŞURDUK BAHÇELERDE

Nedir bu çok renklilik söylemlerinden çektiğimiz?. Ya da ekmek aslanın ağzında, ve gelişmiş versiyonu ekmek aslanın ağzında değil, midesinde tırıvırıları. Ve en fenası geliyor; önemli olan güldürürken düşündürmek!.. Klişeler...klişeler...

Hayatımızın değişmez klişesi Eurovision’a bakarken aklıma geldi bu klişeler. Gecenin bir vakti ayıplık(!) uydu kanallarından konuyu bağlıyorum. Bakınız: kırmızı bir spor otomobil. Tercihen süper lux italyan Ferrarisi yada Lamborgini. Hava güneşli. Yapay sarışın , gerçek sarışın, çok sarışın bir kadın. Göğüsler dik, kalçalar şekilli.. Her tarafından hortumlar geçen bir kadın. İki büklüm arabayı yıkıyor. Her tarafta köpükler. Ferrari’yi yıkayan bir kadın. Cayır cayır bir güneş. Kadının gözlerindeki şehvetli ‘Hadi gel!. Bu gece yatağımın kaplanı ol..’ ifadesi.. Kadının elindeki sünger, süngerdeki köpük ve köpüklerin üzerinde koskocaman puntolarla yazılmış bir telefon numarası. Telefon numarasının altında oldukça küçük yazılarla geçen uyarılar. Dakikası bilmem kaç paralık bir şehvet uçurumu..

Ne şehvet ama!.. Araba yıkayan şehvetli sarışınlardan daha sinir bozucu birşey varsa, o da hep birlikte zengin jipi yıkayan ortaya karışık kadınlardır. Her tarafından kadın fırlayan bu pozisyondan zevk alanları merak ediyorum. Kadından mı zevk alıyorlar, arabadan mı, köpükten mi, arabayla kadına aynı anda sahip olan zengin adam olgusuna mı? yoksa zengin adamın kendisinden mi?

İşte eurovision’un iç yüzü. Araba yıkarken köpükle erotik ilişkiye giden sarışınlar topluluğu. Karmakarışık bir ruh hali. Kadın ve çıplaklıktan beslenen ülkeler. Her şarkı arasında sanat kaygılı artistik hareketlerle, ‘şahane avrupa’ timsali jenerikler. Eurovision kahrolsun diyemem. Buradaki şarkıları dinledikçe, ne kadar güzel şarkılar dinliyormuşuz diyorum ve kendimi beyaz sakallı dedelerin dini dizilerdeki öğütlerini dinleyen sağlam müslüman gibi hissediyorum. ‘Haline şükret.’

Eurovision’a katılan herkesin hakkını yememek lazım. Abba var mesela. Dünya dışından mı desem, hiç yaşanmamış mutluluk diyarlarından mı desem?. Ya da Ajdamızın Petrol’u unutulur mu?. Kaçıncı gelirse gelsin her daim ‘Ammann Petrolll’. Dünyanın en kaliteli kadını yanılgısıyla hayatını sürdüren Candan Erçetin, Kayahan yanlışındaki gencecik Nilüfer’in de dahil olduğu ürkütücü derecede sevimli grubumuz Nazar. 10 yıl önce olay yaratan, adını unuttuğum ama etkisini ve Reha Muhtarla SHOW HABER ini unutmadığım bir travesti de kolay unutulmaz.



Klişelerin en fenası güldürürken düşündürenleri ise, Levent Kırca ile bir odaya kilitlemeli. Levent Bey sarhoş taklidi yaptıkça türün meraklıları coşmalı, coştukca Levent Kırca ve sözde toplumsal mesajlarının ardı arkası kesilmemeli. Herkes mutlu olmalı..

Mutluluk derin mesele. O kadar hassas bir denge ki, en mutlu anınızda ensenizden atılan buz parçası bunu tam tersine çevirebilir. Zam-MAN tarafından çeşit türlü tuzaklara düşürüldüğünüz zaman da mutsuz olabilirsiniz. Bol çocuk yapın diyen bir başbakanın hayatınıza etkisi olması sizi mutsuz edebilir. Ve yine ayni başbakanın 9 çocuklu bir aileye ödül vermesi de sizi mutsuz edebilir.

Mutlu bir dünyanın hayalini kuranlar için mutlu olmak hiç de kolay değil. En azından denemeye değer diyorum ve denemeye değecek sesler arıyorum. Kendim ile didiştiğim o yaz. Her yanımda soru işaretlerinin olduğu o yaz. Geçiş döneminin kalesi. Arayış&Buluş&Bıkış. Arayış uzun, Buluş ve Bıkış oldukça kısa..

Amaçsızca gezindiğim o gün. Ahhh, tüm huzursuzluğumu dindirecek o bakış. Tansiyonumu yükselten dövmen. Dövmedeki anlam. Anlamın kaynağı::Surf the web!. Hemen nasılda tanışmıştım seninle. Geçerli bir yalan uydurmam ne kadar da kolay olmuştu. Sende yutmuş gibi bakmıştın. Beni şımartmadığın için ne kadar teşekkür edeyim şimdi sana?. Çok kısa süren ayaküstü, bol bahaneli, ortak tanıdıklı ilk karşılaşma. Ve ilk randevuyu kapma planlarıyla evime doğru yol aldığım mutlu gün. Hergünüm böyle olsa ya!. Radyoyu açıyorum, amaçsızca.. Ölümsüzlüğün ilacı bulundu! haberi çıksa bile ilgimi çekmeyecek kadar mutluyum. Lakin ne haber var, ne de bol darbukalı bir yaz şarkısı. Başka bir ses var radyoda... Yolculuk&Hayaller::

Gökyüzü o çok sevdiğim muhabbet kuşunun kanatları renginde , ayaklarımızın altında toprak, dümdüz olmamak için arasına taş serpiştirilmiş gibi duran asi toprak. Anımsamadığım bir ses. Araba yıkayan sarışınlardan epey farklı bir davet bu. Yatağa atmak gibi bir niyeti de yok. Gönlü ile büyük derdi olan kadın. ‘Senin için dertlere katlandım / Senin için topraklara saklandım. Bu sevdadan ne isten biçare gönül sana Eyvah...’ birlikte koşuyorum dövmeli aşkımla. Onu asla çıplak hayal etmiyorum. O ve bambaşka bir dünya hayalimi canlandıracak şeyleri.

Koşuyoruz birlikte elele. Taşlara takıla takıla. Sakarlığımdan dşüyorum. Önce gülüyorsun. Dalga geçiyorsun benimle. Boş dururmuyum. Acındırıyorum kendimi. Dizlerime baksana!. Beni kucağına alıp, kuyunun başına götürüyorsun. Kuyudan su çekip dizimi temizliyorsun. Bir avuç su alıyorsun eline, içiyorsun. Ağzının kenarından akmaya başlayıp çenenden aşağıya süzülen suyu elinle kabaca dağıtman.. Hoyrat ve hayvani. Tam da istediğim gibi..

Üzerine yuvarlanıyorum..Birlikte yuvarlanıyoruz..Etraf toz duman. Durduğumuzda ise, başlıyorum sıralamaya ‘Tatlı dillim, a güler yüzlüm...’..Şımarıklıkla kabul ediyorsun iltifatlarımı. İçim çok rahat. Hayalimde hayalimi canlandırdım: Türkan Şoray, Ediz Hun guduruşmasını ve sonrasındaki aşk sözcükleri.. ‘Ağzı şeker bal akıyor dudaktan, Dünyada yar’dan tatlı var mola?’.

Yorulup, sakinleşiyoruz.. Gün akşamüstüne doğru yanaşmış. Üzüm bağları çıkıyor karşımıza uçsuz bucaksız..İpini çözmüş köpek nidalarıyla saldırıyoruz üzümlere, biraz yedikten sonra sırt üstü yatıyoruz toprağın üzerine. Sırtımız toprakta, gözümüz gökyüzünde, gönlümüz var olamayacak kadar mutlu...Hafif rüzgar esiyor. Üşütmeyen bir rüzgar. Akşamüstü esen ılık rüzgarın ağaç dallarıyla ortaklaşa sunduğu o hüzünlü ses. Beni hiçbirşey bu kadar korkutamaz. İçinde kaybedilebilirlik hissi yoğun olan ses..Uzaklaşmak istiyorum oradan.. Seni kolundan çekiştirerek dümdüz ovanın ortasına götürüyorum.

Sadece bana sarılmanı ve hafifce gülümsemeni istiyorum. Ama beni yere düşüreceğini hiç tahmin etmemiştim. Birbirimize sarılıp yatıyoruz, şarkılar senden. Gördün mü? Ağlattın beni. ‘Bölemedim felek ile kozumu / güldürmedin şu cihanda yüzümü’..derken haykırıyorum: ‘Artık ben varım!’..

Kollarımı yana açıp oynamaya başlıyorum.. Hüzün dağılıyor... ‘ Ben geçerim, gönül geçmez güzelden / Sevmeden duramaz ne gelir elden::Eyvah!.’ . Sen de oynuyorsun benimle karşılıklı. Hem çok renkli, hem yalın. Hem yalın, hem unutulmaz.


İlk randevu kabulunle rüyadan uyanıyorum. Artist! gibi giyinip süsleniyorum. Umursamaz davranışların, ikinci randevuyu vermen, hemen yakınlaşmamız, bir arkadaştan duyma cıss! hikayecikler ve beraberindeki hesap sormalar, her saat başı SMS istekleri.. Buluş&Bıkış süresi iki haftaya yakın olarak kendi dalında en uzun süre rekorunu kırıyor..


Her akşamüstü rüzgar sesinde seni hatırlıyorum desem yalan. Unutulmazdı desem gene yalan. Aynı şeyi çok yaşadım desem yalan. O ses kulağıma her geldiğinde bir serinlik duyuyorum yüzümde...Başımda sen; avucundaki suyu içiyorsun..Ağzından akan su, çenene doğru ilerliyor.. Oradan yerde hayran hayran seni izleyen benim yüzüme su damlacakları geziniyor...Defalarca...’ Bir günlük mutluluğa, bir ömür alıp gittiler....ahh, ne günlerdi o günler...’

Halil ağa
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder