26 Temmuz 2010 Pazartesi

nisan2008

SERİN VE KURU YERDE SAKLAYINIZ.


Sürprizleri çok seviyorum. Sürprizleri seven insanları da çok seviyorum. Her yaz başlangıcı böyle olur. Belirgin yada henüz belirginleşmemiş sebep yada sebeplerden birilerini çok sevesim gelir.


Yıllar geçtikçe yani çocukluğa duyulan özlem arttıkça sürprizlere daha çok ihtiyaç var. Çocukluğunu özleyenler ve hep çocuk kalmak isteyenler. İnanın ki ömrümün sonuna kadar, bu iki grubu anlatabilirim. Buhran geçirmenizi sağlar, hem çocukluğumdan hem büyüklüğümden hem de insanlığımdan tiksindirebilirim. Ama yapmıyorum. Çünkü, aylardan Nisan ve sıcaklık 40 derece!. Herşey çok güzel.


‘Ana rahmine dönme sendromu’ temel fikirli yazılarla, şiirlerle, şarkılarla ve sözlerle bugune kadar kaç şarkıcı,yazar,şair ve radyocu ekmek yedi kimbilir. İşin özü şu; insan arsızdır. Evet, yaradılışımız gereği hep daha fazlasını istiyoruz. Kim olursan ol, hep aynıdır. Çocukken, ergen olmak. Ergenken, genç olmak. Gençken, olgunlaşmak. Olgunlaşınca, ‘yeter artık’ diyerek emekli olmak isteriz. Hep isteriz. Zihnimden asla gitmeyen bir Banu Alkan repliği * beliriyor beynimin güneşe en yakın kısmından; ‘İlk önce karşındakine saygı duymayı öğreneceksin. Hele bu insan bir kadınsa. İsterse Hanfendi, isterse bir Orrospu olsun!’. Ahh güneş ve insana insanlığı öğreten Banu Alkan kalitesi..


‘Benim Balonlarım Vardı, Onları Kimler Çaldı’ gibi sözlerle pop müzik tarihimizdeki ilk çocukluğa özlem şarkısını yapmıştı İbo. 1970 lerin en çok ses getiren şarkılarından biri olunca, geçmişe dönüş acıtasyonu sıklıkla kullanılır bir tema haline gelmişti. Günümüzde Kayahan ve İlhan Şeşen bu türün sıkı takipcilerinden. Sıradan, bilindik ve DÜZ!


Oysa mesele nedir?. Okula gitmek isteriz, çünkü oyun vardır . Biraz daha büyümek isteriz, çünkü daha fazla harçlık: daha fazla yemiş!. Cep telefonu, mp3 çalar, ev, araba...Gece 12lere(!) kadar sokaklarda gezmek, hatta bazen eve hiç gelmemek. Hepsini sırasıyla isteriz. Sahip oluruz da ama başımız sıkışınca ‘ana rahmine döneyim.’ Yok öyle yağma.

Keşke hayatın bir reset tuşu olsa değil mi?. Maalesef yok. ‘Gülü seven, dikenine katlanır’ ve benzeri ata sözlerini sıralıyorum önünüze. Her yaşın ayrı güzelliği. Her sıkıcı anın ferah bir azzzz sonrası vardır.

Yaşama heyecan katmanın yanısıra, dileğimiz haricinde gerçekleşen mutluluk verici olayların müptelasıyım. Fakat onlar o kadar ani ki, müptele bile olamıyorum. Canımın çok sıkkın olduğu bir 2004 yaz öğleni. Sakız alıp çiğnemek ve bir nebzede olsa rahatlamak gibi abuk bir fikirle markete gidiyorum. Herzamanki gibi ne var ne yok diyerek CDlere göz atıyorum. Kırmızı saçlı bir adam görüyorum bir kapakta. Yaklaşıyorum. Kurban. Kalbimin ritmi artıyor. Kurban, 5 yıl aradan sonra albüm yapmış. Hiç duymamıştım. Hem de içerisinde Barış Manço ve Cem Karaca coverlarının olduğu bir albüm.! İşte hayat. İşte sürpriz. Ne sinir kalır, ne de tasa.

İnkar edecek değilim. Kontrol etmeye çalışsam da bazı konularda önyargıları olan biriyim. ‘Mankenden şarkıcı olmaz’ dedim durdum yıllarca. Örneklere bakınca kendimi da haklı görüyordum. ‘Okşa, okşa, okşa’ şeklinde arzulanan Petek Dinçöz, aşkına yıldız çaktıran sevimli kadın ‘Gülben Ergen’, geçen yaz kiminle cilveleştiğini bırak ; akşam nerede sabahladığını unutan Demet Akalın ve vasatın vasatı şarkılarıyla Gizem Özdilli, Tuğba Altıntop falan filan....

Adını bile duymadığım bir sürü manken albüm çıkara dursun yine bir Zaga gecesi. Okan Bayülgen ve konuklar. Konukların içinde manken bir kızcağız. Şarkı söyleyecekmiş. Ortalama bir şarkı 3buçuk dakika sürer hadi bilemedin 4 dakika olsun diye hesaplar yapıyorum. Bu 4 dakikayı CANIMMMMlı , ÖZLEDİMMM:=)li bir SMS yazarak değerlendirmeyi düşündüm. Daha telefonu elime almadan elektronik bir ritimle duyuyorum. Hücreleri hareketlendirmeye meyilli bir ritm. Ve az önce o beğenmediğim kızcağız, yarım yamalak ama çok hoş bir tonda ‘Sarılmandan belli kırıcan mı belimi? Çok canım acıdı, çeksene elini’ gibi içten sözlere sahip birşeyler söylüyor. Pür dikkat izliyorum. Kendimden utanıyorum. Trend yaratmak için yapılan hazır elektronik ritimlerin aksine, oldukça başarılı bir müzik ve yorumla karşılaşıyorum :Ayşe Hatun Önal.

Hemen ardından şarkının klibini görüyorum. Tek kelimeyle başarılı. Nasıl ki ilk kez Esengül dinleyip, arabeske olan önyargılarımdan utandığım o dönerciyi ve karışık döneri unutamadıysam ; o zaga programını da unutamayacaktım.

Magazin basınımız her zamanki gibi olayın sihrini yerin dibine indirmek için gerekli azz sonralarını yapmaya çalışsa da pek başarılı olamaz. Ayşe Hatun Önal, sözlerini kendi yazdığı ‘Çeksene Elini’ ve maxi single’ı ‘Sonunda’ ile sadece müzik yapmak istediğini her fırsatta dile getirir.


‘Mankenden şarkıcı olur mu?’ tartışmaları sürerken kızımız yeni albümü için uzun bir çalışmaya başladığını belirtir ve birkaç düet çalışmasında yer alır.

Uzun zaman albümünü yayınlatacak şirket arayan Ayşe Hatun Önal, elinde hazır albümü kapı kapı dolaşacaktır. Albümünü yayınlamak isteyen onlarca firma varken anlaşmama sebebi ise, promosyon çalışmalarıdır. Çünkü, birçok yapımcı albüm yayınlandıktan sonra şarkıcının medyatik bir aşk yaşmasını talep etmektedir. Fakat eski manken-yeni şarkıcımız sadece müzik diyerek aramaya devam eder. Ve geçtiğimiz aylarda Sony/BMG ile anlaşır.

Albümden önce çıkış şarkısı ‘Kalbe Ben’ radyolarda yayınlanır. Elektronik-trance tarzındaki ‘Kalbe Ben’ başarılı bir çıkış şarkısı gibi sıradan bir tanımdan daha fazlasını hak ediyor. Şarkı, çok deli olmuş!. ‘Kalbe ben bir yol verebilsem..’ diye usulca akan, cesur ve aksak yapısıyla dinledikçe dinleten bir şarkı var elimizde. Şarkının klibi ise, akıllara zarar!. Uzaylılarla gezen Ayşe Hatun Önal, şarkıyı tamamen benimsediği belli bir yönetmen, uçuşan hayaller, zevkli bir sürpriz.

‘Sustuysam’ adını taşıyan albüm 11 şarkılık bir uçuş. Şımarık, farklı bir kadın. Kesinlikle elektronik ve net. ‘Yok Yok’, ‘Bırakma Beni’, ‘Bomba’, ‘Marslı’ ve ‘Doğru Kanaldan Bağlan’ ilk dikkatimi çekenler.

Yazın ilk sürprizini erkenden dinleyin. Düşük kalitede internetten indirmek yerine, bir adet ‘Sustuysam’ CD’si edinin. Orjinal kayıttan hiçbir sesi kaçırmayın. Önyargılarınızla yüzleşecek birşeyler bulun. Şımarın. Fazla güneşte kalmayın. Ya da vazgeçtim. Güneşte kalın ama kafayı koruyun!.

*Sokaktan Gelen Kadın, Y:Orhan Aksoy


HALİL AĞA
cypaibo@gmail.com







*Sokaktan Gelen Kadın, Orhan Aksoy

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder