25 Temmuz 2010 Pazar

aralık2007

SEN SEV YAĞMURLARI, YAĞMURLAR YAĞSIN YÜZÜME


Gözümüzaydın!. Hemde hepimizin. Sanatcısından, muhasebecisine, radyocusundan, çiftçisine bu topraklardaki yaşayan herkesin gözüaydın olsun...Dört mevsimden en bereketlisi başladı.



Kuzucuklarına mutlu haber veren Adile Naşit sevimliliğinde bir merhabayla başlamam içimi rahatlattı. Dikkat ederseniz ‘merhaba’ diyerek ben de kış mevsiminin savunmasız hüznünden faydalanıyorum.



Yağmura hüzün tohumları eklemek isteyen şair, tohumlarından verim elde etmek isteyen çiftçi. Hepsi uyum içinde gözükse de arada sorunlar çıkmıyor değil. Duygusal tramvalara hazır olun. Akıl sır ermeyen maddesel tramvalara da hazırlayın bünyenizi. Kış geldi.


Kış tramvalarını iki grupda incelemek istiyorum. İlk grup zihninizi kurcalayan cinsten, maddesel çöküntüler. Her ay maaşınızın yarısından fazlasını ödeyerek sahip olduğunuz arabanızın her an su çukuruna düşebilme ihtimali, hemde bu ihtimalin bir ülkenin başkentinin işlek yollarında olma olasılığının yüksekliği, başkent böyleyse kırsal kesim acaba nasıl? sorusuyla zihninin kurcalanması. ‘Ne olacak bu memleketin hali?’ sohbetlerine günde 2-3 kez isteyerek ya da istemeyerek katılmak durumu. Hele birde bu sohbetlerin ardından Kıbrıs sorunu açılmaz mı?. Daha ne olsun. Muhteşem bir yemeğin üzerinden afiyetle yenen tatlı gibi.


Diğer tramva türü ise kesinlikle daha tehlikeli. Depresyonik tramva. Yeni aldığın araban çukura düşüp çizilirse, üzülürsün ama tamir edebilme şansın vardır. Lakin yağmuru dile getirip delirme noktasına yaklaşırsan, işin çok zor. Yapış yapış bir yazdan daha romantik günler yaşadığımız muhakkak. Mum ışığında, sevdiceğinle ya da sevdiceğin olmaya aday bir zat ile karşılıklı şarap içmek ne hoş olur. Ya da şemsiye kullanmadan yağmurda ıslanmak. İkisinde de kendi tercihlerini kullanıp mutlu olursun. Birisinde tatlı tatlı konuşabilir, ona şiirler yazabilir, birlikte özel anlar paylaşabilir, ya da aşık olabilir yani sonuçta başına güzel bir bela alırsın durup durduğun yerde. İkinci eyleminin sonucu olarak kutu kutu hap alır, hasta olursun.



Hatalarımızdan ders almayı red ediyorum! Romatiklik dozunu abartan hüzünbaz radyocular, duygu tüccarı yazarlar-şairler sizleri de hiç dinlemiyorum!. Bunalım tribine girmeye hiç gerek yok. Gelecek kış yine şemsiyesiz yağmurda yürümeye, yine romantik bir müzik eşliğinde yine yeni yeniden aşka davet ediyorum sizi ve kendimi. Aşık olunacak şahıs ister ayni, ister farklı olsun. Aynı hatayı yine yapınız.
Aşık olmaktan asla korkmayan, hatta katıldığı bir programda ‘Aşık olduğun birisi için hiçbirşey almadan, karşılıksız vermek dünyanın en yüce duygusudur’ diyebilmiş mahallenin delisi kıvamındaki Yıldız Tilbe, ikinci pop patlamasının ilk kış şarkısını yapar. Yurtdışı diye diye kendini sıfırlamaya yakın konumdaki Tarkan’ın görüp görebileceği en başarılı albümü ‘A acayipsin’ deki Kış Güneşi , Yıldız Tilbe’nin sözleriyle doksanların ilk kış şarkısı ünvanını alır. Yürekli olmadan aşkın yaşanmayacağını, kış güneşi kadar sahte bir aşk yaşadığını ima eden karamsar şarkıcımızın aşk acısına birçok insan ortak oluyor ve şarkı klasikler arasındaki yerini sağlamlaştırıyor.

Şeker kız Candy ile Uzaylı Zekiye arasındaki kıvamıyla pek bi sevimli şarkıcımız Nil Karaibrahigil ise, ‘Kış şarkısı’ ile kış şarkılarına hem isim babalığı yapar hem de müziksiz de etkilemenin mümkün olabileceğini cümle aleme kanıtlar. Üstelik bir dakikalık şarkıyla. Çok fazla laf kalabalığı yapmak yerine sevgilsinin kar ile munasebetini sorgulayan sorular soruyor, moralinin bozuk olduğunu vurguluyor ve üzülmek için kış şarkısı çaldığını söylüyor fondaki rüzgar efektleriyle birlikte. Fikir doğal, sanatcır yaptığını ruhuyla hazmedince ortaya başarılı bir iş çıkmış. Şarkı içinizi üşütmeyi beceriyor, kışı hissediyorsunuz.

Anima’dan ‘Yağmurla Gelen’, Mor Ve Ötesi’nden ‘Kış Geliyor’, Bertuğ Cemil’in ‘Yağmur’u derken olmazsa olmaz bir klasik daha aklıma takılıyor. 1996 yılındaki ‘Kadın’ albümüyle 400.000 lik bir satış rakamına erişmesinin ötesinde, Rock müziğin benimsenmesinde büyük rol oynayan Şebnem Ferah ve ‘Yağmurlar’. Ferah, ‘Gidiyorum gözüm yaşlı..Ahh yine yol yol üzerine..’ diye içini bize dökerken kaliteli, sakin, kendiyle barışık melankoli kimin ruhunda gezinmedi ki?. Şebnem Ferahla birlikte ahh! çeken çok sayıda hayranına bir de acıların çocuğu Emrah eklenmez mi? Neyse ki Emrah’ın bu şarkıyı fantezi türünde yorumlayıp bunu bir de albüme koymasını kimse önemsemez. Zira iyi yada kötü herhangi birşey önemsendiğini hisseden medya ‘Yağmurlar’ı da Pazar keyfi programının fon şarkısı yapmaktan çekinmeyecekti. 2005 yılındaki Sanki Dün gibi konselerinde Fatih Erkoç, Levent Yüksel ve Özlem Tekin biraraya gelmiş ve 70,80,90 ve 2000’li yılların sevilen şarkılarını yeniden yorumlamışlardı. Herzaman rakip olarak gösterilmiş olmalarına rağmen ayni kulvarda olmadıklarını medyaya bir türlü inandıramayan Tekin ve Ferah uzun yıllar önce Volvox’ta birlikte çalışmış iki arkadaştır. Ve elbette Özlem Tekin, bu konserler serisinde ‘Yağmurlar’ı söyleyecek, deyim yerindeyse izleyicilere leziz bir müzik ziyafeti ikram edecek böylece Ferah ile farklı tarzları olduğunu bir kez daha ispat edecekti.

Türk müzik tarihinde kitlelerce hatırlanmayacak, klasikler arasına asla girmeyecek, iyi ki de girmeyecek dediğim kişiye özel bir şarkı ‘Mevsim Sonbahar’. Şahsımı derinden etkileyen bir kış şarkısıdır kendileri. 2002 yılında Metro grubunun ilk albümleri ’Avucumda Gökyüzü’nü aldığım o yağmurlu gün. Sevildiğini anladıkça acı çektiren platoniklerden ismini unuttuğum-gözbebeklerindeki parıltıyı unutmadığım bir platonik. Hayatımı endekslediğim platoniğim.. Ve gökgürültüsüyle başlayan şarkı. Ve tüm karmaşanın içinde hayatı donduran ince ve keskin bir ses: ’Gözlerinden anladım önce, sonra sözlerinden..Hiç mi sevmedin?/Hiç mi sevilmedin?..’ dedikce vefasızlığını sunuyorum platoniğime..Ve içten bir beddua ile bitiriyorum şarkımı da, platoniğimi de: ‘Yağmur da yaşatmaz seni/ Güneşler de artık’...


haliltekno@yahoo.com
HALİLAĞA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder