DAVUL GİBİ GERİLEN DERİNİ AMAN ALLAH, KİMBİLİR HANGİ YOLLARDA İNLETTİN?
Yollar yorgun sen dingin. Yolcuların yolcusu, dostum Candaş Özer’e..
‘Uzaklara gitmek’ bitmeyen bir insanoğlu geyiğidir. Herkes bir dönem yada birçok dönem uzaklara gitmek istediğini söylemiştir. Bu iki kategori dışında bir de her daim uzaklara gitmek arzusuyla yanıp tutuşanlar vardır ki, hiç elleşmeyin bu şahıslarla / uzak durunuz / tehlika anında camı kırınız yada 112’yi arayınız.
Sistemin kendi düzeninden yarattığı bir yalandır, uzaklaşmak. Aslında kimse sonsuza kadar süren bir maceraya kapılmak istemez. Birde bu uzaklaşmak geyiğine, ‘Bundan böyle cep telefonunu kullanmıyorum!’ repliğini ekledik mi gerekli zemin hazırlanmış olur. Bu sözü söyledikten sonraki ilk beş dakika içinde cep telefonunu kullanmayan insan evladının olabileceğine inanmıyorum.
Ne güzel demiş Özlem Tekin ‘Nasıl kaçılır bu şehirden? Bütün yollar sana çıkarken*’ diye. Bu güzel cümleye ek olarak bayat bir cümle eklemek istiyorum; ‘Herşeyden kaçabilirsin ama kendinden asla!’. Hatta devam ediyorum ; ‘Sen kaçabilirsin ama içindekiler de seninle/ Hissettiklerin, düşündüklerin..hepsi seninle’. Mevsim değişiminden olsa gerek Cezmi Ersöz’le Tuna Kiremitçi düşünce yapısına uygun cümleler kuruyom. Bu iyi bir haber değil. O yüzden duygusal sömürüye müsait vaatler yerine, hemen gerçeğe döneyim.
‘Issız bir adaya düşsseniz yanınıza alacağınız 3 şey?’ adlı soru cümlesiyle tanışmamış biri varmıdır ?. Ortaokul yıllarındayım. Doksanların ilk yarısı. Anket Defteri adlı kavram almış başını gidiyor. 80 yaprak çizgili boş bir defter alınır, her sayfanın sağ üst köşesine dönemin meşhur artist ve şarkıcıların resmi yapıştırılırdı. Anket defterinin sahibi ilk sayfaya birbirinden orijinal sorular yazar ve bu soruları tek tek cevaplamamızı isterdi. Yeni hazırlanan anket defteri, önce en sevilen arkadaşlara verilirdi ki, istediği şarkıcının sayfasına yazabilsin. Defter tek tek tüm sınıfa verilir, eğer uygun artist veya şarkıcı sayfaları doluysa minik bir tartışma başlatılırdı. Hatta sırf kendisine istediği sarkıcının sayfasını ayırmadı diye küsen yakın arkadaşlar mevcuttu. Bundan daha doğal ne olabilirdi ki. Çünkü, cep telefonları ve internet henüz ergen beyinleri ele geçirmediğinden, bir ergenin olabileceği en saf hallerdeydik. Issız ada sorusu mutlaka her ankette olmalı ve titizlikle cevaplanmalıydı. Tüm anket defterlerine Walkmen’im, pillerim ve kasetlerim cevabını verdiğimi daha dün gibi hatırlıyorum. Aç ama müzik dolu bir hayat düşlemek oldukça çekici bir fikir gelmişti bana o yıllarda.
Issız ada fantezisi yerini, farklı farklı uzaklaşmak teorilerine bırakır zamanla. Ama her fantazi gibi bu da bir hayal. Kısa yolculuklardan veya 1 haftaya yakın uzaklaşmalardan daha fazla bir şansımız yok. İş yerinden bir haftadan fazla izin alabilirsen o ayrı. Yol, yollar, yolcular.. Bilinmeyen yerleşim birimleri, bilinmeyen ruhlar, bilinmeyen tarzlar. Keşfetme dürtüsünün doruğa ulaştığı bu durumlarda, ya arabanıza binin ya da odanızın kapısını kilitleyin. Çünkü, yol albümü diye bir kavram oluşturabilme şansım olsaydı, devrim niteliğinde bir albüm var aklımda:Cehennet.
Pamela Spence’in tüm gezginlere armağanı:Cehennet. Amerikalı bir baba ile Türk bir anneniz biricik yavrusudur Pamela. Yıllarca yurtdışında yaşamış, Türkçeyi 15’inden sonra öğrenmesine rağmen doğuştan Türkçe konuşan bir çok şarkıcımızdan daha iyi bir Türkçeye sahip bir şahıs. Yurtdışına bir çok yarışmada ülkemizi temsil eden Pamela, Türkiye’ye geldiğinde uzun yıllar Teoman’ın vokalistliğini yapar. Artun Ertürk ile birlikte mucizeler yarattığı ilk albümü ‘Eğer Dinlersen’i 2003 yılında, ‘İstanbul seni kaybetmiş,ilaçlayıp berbat etmiş. Davul gibi gerilen derini aman allah kimbilir kimler inletmiş?’ gibi cinsel fantezi malzemesi bir şarkıya sahip ‘Şehir Rehberi’ni 2004 yılında piyasaya sürer. Sanatçının 3.albümü Cehennet ise Mayıs 2006’da müzik marketlerde yerini alır.
Toplam 13 şarkının yer aldığı albüm, tam bir şenlik havasıyla bizi karşılıyor. ‘Ararım, sorarım seni heryerde..’ diye başlayan bir Muhabbet Bağı kimi etkilemez ki?. Oynatan, coşturan, bedensel ve ruhsal enerjiyi dışarı çıkartacak kadar deli bir cover olmuş Muhabbet Bağı. Albümün genelinde Rock hakim olsa da, Pamela’nın ilk 2 albümünde de hissedilen elektronik-pop tınıları bu albümde de hissedilebiliyor. Albüm için Artan Ertürk ve Pamela 7 ay boyunca Ankara’da ev kiralayıp orada çalışmışlar. Pamela ve İstanbul fobisi yine kendini gösteriyor. İlk albümünde oldukça başarılı aksak ritmlere sahip ‘Beni de mi İstanbullu zannettin?’, İkinci albümde ‘İstanbul’ ve son albümünde İstanbuldan kaçıp herhangi bir yerlere gitme planları yaptığı ‘Artık birşeyler yapmak lazım’ yer alır. Beni de mi İstanbullu zannettin derken, onbinlerce insanın düşüncesine tercüman oluyor pamela. Kalabalığın verdiği hızlı tüketim alışkanlıklarına sahip bir İstanbullu tarafından aldatılan bir kadın var şarkıda. Kadın seviyor, İstanbullu sevgili tarafından ‘seni seviyorum aşkımm!’ lara boğuluyor ama tüketici İstanbullu yeni aşklara yelken açıyor. Şehir rehberindeki ‘İstanbul’ ise, İstanbul tarafından özü paramparça edilen kitlelerin hikayesini anlatıyor.
Pamela’ya İstanbul fobisi konusunda kolay gelsin diyerek Cehennet’ e devam etmek istiyorum. Albüm tam anlamıyla müzikal bir doygunluğa sahip. Albümün geneline hakim olan kendinden emin, kararlı ve eğlenceli müzik yormuyor; aksine ruhumuza aromaterapi etkisi yapıyor. Yol albümü kıvamı ise, anlatılamayacak kadar ilginç bir konu. Çünkü şarkılardaki nüans, kendimi arabamın direksiyonuna parmaklarımla vurarak şarkı söylüyormuşum gibi hissettiriyor. Entel takıntılı zihniyetleri eleştirdiği ‘Cihangir Türküsü’, albümün isim şarkısı ‘Cehennet’, hiç dinmeyen temposuyla ‘Kısık Ateşte 15 Dakika’ ve fotografik hafıza kavramının ruhsal sıkıntılarıyla bezeli ’11:11’ albümün mutlaka dikkat edilmesi gereken şarkıları.
Sanatçının diğer albümlerine kıyasla, daha doygun bir ses kullandığını fark ediyoruz. Vokal olarak herhangi bir zorlama hissedilmiyor. Düzgün bir vokal, kaliteli ve farklı bir müzik, üzerine uğraşılmış bir proje, bu albümü mükemmel yapmaya yeter mi?. Elbette yetmez. Bu kadar iyi bir albüme, bu kadar kötü bir kapak nasıl uygun görülür?. Tasarım harikası, ilk göz ağrım MINI’nin bile albüm kapağında yer alması bende olumlu bir izlenim bırakmıyor. Albümü için ‘Cennetle Cehennem arasında bir yer, o yüzden adını Cehennet koydum’ diyen Pamelaya buradan teessüflerimi gönderiyorum. Çünkü, Cehennet kelimesi ilk kez Ece Ayhan tarafından ‘Mor Külhani’ şiirinde kullanılmıştı.
Pamela’nın, Cehennet kelimesini kendi tarafından üretilmiş gibi lanse etmeye çalışması gereksiz ve yanlış bir hareket gibi duruyor.
Arabaya atlayıp Karpaz’a doğru yol alsam. Rant kavgasındaki takım elbiselilerin tümünü, ıssız bir adaya ışınlasam. Gün batımı karşımda olsa, geçici de olsa kapansa telefonum, direksiyon simitiyle dans ederek ‘Cehennet’e eşlik etse parmaklarım... Bir de Pamela artık brrrrrr layan gazlı içecek firmasının reklamında rol almasa, hepimiz koltuklarımıza kurulup gerek cennete, gerek cehenneme, gerekse cehennete yol alsak.
*Özlem Tekin, Tek Başına, Kırıldım, 2002/İstanbul Plak
Halil Ağa
haliltekno@yahoo.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder