26 Temmuz 2010 Pazartesi

eylül2008

N'OLUR YÜZÜME ESKİSİ GİBİ BAKARMISIN?

Yalnızlığın en dip anında neden karşılaştık yine?. Biliyorum yine zihnim dağılacak. Eski sevgilinin yerine getirmesi gereken aksilikleri yapacakmısın?. Rastlantı mı desem ne desem?. Eskisi gibi yüzüme bakar mısın?.


Hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçen romantik-komedi kahramanlığından underground film festivali kahramanı oldum..Çünkü, seninle ilk tanıştığımız o 2. sınıf fastfood restaurantından yediğimiz yemeği bile hatırlıyorum. Hatta o yemeği taşıdığımız uyduruk tepsideki reklam bile aklımda...

Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim diyen ağlak adamlar var ya. Yok ben ağlaklık yapmayacağım ama özlü söz için kendimi kasacağım. Ben seni değil, geçiş dönemimdeki zamanı bana hatırlatasın diye seni sevdim...Aslında tek derdim bana eskisi gibi bakıp bakmadığın?. Gülümsedin mi?. Ne olur bana eskisi gibi bak, eskisi gibi sevmesen de olur. Zaten sevme eskisi gibi. Seni içinde hapsolduğun yıllarla hatırlayayım..


Yaşlandığımı bana hissettirme. Modern avrupa çiftleri muamelesi yapalım birbirimize olur mu?. Ben timsah logolu sıradan ve kaliteli hayatın simgesi o meşhur markanın ürünleriyle donatılmış gibi davranayım, sen de Cosmopolitan dergisinde aşkta kazanmanın 101 yolu makalesini yeni okumuş ve onaylamış gibi davran.

Rastlantı yalanına, kendine güven yalanları eklensin. Mutluluk hep yalan değil mi?. Gece yalanları. Yalanların en alamet-i farikası. Yalanların en mavisi.. Siyahı ve beyazı ve yeşili ve turuncuyu ve kırmızıyı ve mor'u mavi eden yalanlar.

Her şarkı bizim olsun mu?. İpin ucu düğüm düğüm. Keman sesi gelsin mi sağdan soldan. Ama asla görmeyelim kaynağını. Aşk büyüsünün rengini soracağım sana bu akşam. Yakamoz hakkında atar tutarım belkide.

Herşeyi hissedebilirsin. Mutlu ol, mutsuz ol, hüzünlü ol, herşey ol ama isteksiz olma. İsteksizken düş kur. Ben hep düşteyim. En doğru, en güçlü ben olurum eğer bahçemdeki kuşa çocukca şaşırırsan. Şarkıların gizli kapaklı yanlarını hissettiğin an kıpır kıpır her yan. Gerçeğe dönemeyecek kadar baygın, bir o kadar mayhoş.

Ne acı, ne tatlı. Süper belirsizlik, her istediğimizi alıyoruz geceden. İpuçlarını yakalıyoruz. Kendine özgü ve özelsiniz. Naifliğiniz yanında iç gıcıklayıcılıktan uzak bir masumluk. Kırılganlıklarınızı da çözmüşssünüz.

İnsanlar ne kadar kötü?. Hepsi birbirinin aynı...Yaralayıcı, çıkarcı... Bir tek sen ve bir tek ben bunun dışında.. Bir tek ben, bir tek sen yalanı . İyi ki de saklıydınız bu kadar zaman..Dünya tabii ki kötü. Doğru yoldayız. Anlatınız bayıldığınız filmleri, romanları...

Arayıp bulamadığınız albümleri. Yine söylemeyin size bayağı gelen ürünlerinizi. Kendimizi daha özel hissedeceklerimizden bahsedin. 20 saniyeden fazla bakış atan acılı fransız filmleri ne hoş değil mi. Kırmızı, Mavi, Beyaz üçlemesi. Ne işi var Tosun Paşa'nın 147. tekrarından duyduğun mutluktan.. Kendimize özel mutluluklarımızın yeri yok. .

Dinginleşelim biraz. Çay içelim beyaz porselen bardaklarda. Mum kokusuna karışmış sigara kokusu..Konuşalım karşılıklı ..Ne kadar pürüzsüz anlatıyorsun. Yok canım loş mum ışığında değil her zaman güzelsin.. Hiçbir zaman aksi olmaz. Eskilerden mi oluşuyor hayatımız. Sözcükler kilitlenene kadar eskileri anlattı birbirimizi. .

Sokakların özgürlüğünden bahsedelim camı kaparken. Panjur açık olsun, şehir ışıklarını görelim uzaktan. Kiminle sorusunun cevabını arayalım birlikte. Beyaza boyalı günler aklımızda.. Olur mu dersin?. Olur bence. Sence de olur..Çünkü uzun uzun konuşmak istiyoruz ikimizde. Nereye sokağı?. Bu mu isteğimiz. Konuşmak, konuşmak, konuşmak..Sonuca varmayacağımızı bilerek başlıyoruz gözbebeklerimize odaklanmaya..


Çam kokusumuydu bir zamanlar ikimizde olan?. Ben çok yakalamaya çalıştım o kokuyu yokluğunda. Yokluğumuzda. Şu an yanımda olsan bile o koku olmaz. Hayır sen değişmedin. Türkan Şoray değilsin ki Balıkçı Azize'den Azize Hanfendi'ye geçiş yapasın. Hayır sana bunu sesli söylemem. Sen, sakın şaşırma..

Şaşırma diye yanımdasın, dümdüz denizde sırtüstü yatmış gibi hissetmen için uğraşıyorum. O tanımsız koku bile o yıllarda kaldı. Sabahlarsam belki yakalarım o kokuyu. İkimizin kokusunu birlikte değil, yalnız yakalaybilirim ancak. Geceyi ve kendimi yeterince aylak bırakırsam yakalayabilirim.

Kokuyu boşver;hatırlarmısın sana verdiğim çiçeği. Çiçekciden değil bildiğin yabani çiçek vermiştim sana. Adedim değil çiçek vermek, ne çok şaşırtmak istemişim seni önceden..Sen gülünce bahar, renkler pastel.. Günler senin mutlu olduğun günler..

Sen görünce ışıltı, sen duyunca müzik, sen istersen sular olur sel..Sen. Sen. Sen. Çoktular ama hiç yoktular. Çokluktan yoruldum, aramaktan.. Yapma lütfen. Saklanma artık. Kayboldum sorularımdan. Cevapları yok zaten. İlgilenir gibi yap bana yeter.

Susuz hissettiğim bir andan sonra kalktım sana geldim..Aynalardan değil, kendimden kaçtım bu sefer..Aynadan kaçmak istemediğimden dolayı kaçtım belki de?. Yeni bir şey bulmak için geldim sanki. Oysa ayni öyküyü, bildik öyküyü dinlemek istediğim için sana geldim.

Sorumluluklarım da benden uzak, kılıksızlığım etkisiz..sana geldim. Neden bu kasvet üzerimde?. Hangi treni kaçırdım acaba?. Çok mu boş konuşuyorum ne?. Ne dersin. Hiç kimseye güvenmediğimden mi tüm dünya siyah oldu dersin?. Yoksa Farketmeden mi gelişiyor herşey..



Halil AĞA


cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder