İSMİNİ VERMEK İSTEYEN İZLEYİCİ
Makineleşmiş dünyamızda huzur ve mutluluğu bulmanın yolları. Bugünlerde ismi böyle olan bir kitap yazmak arzusundayım. Hatta bu istek beni delirtiyor. Çünkü, kısa yoldan para kazanmam lazım. Düşündüm düşündüm en kolay yol olarak bunu buldum.
Yapay Huzur ana temasında kategorize edebileceğimiz umut sektörü, son yıllarda artış gösteren bir trendle yoluna devam ediyor. En son SIR(The secret) organizasyonu parayı vurdu!. İnsanoğlunun merak duygusunu kullanıp milyonlarca satan bir kitap basmakla kalmamış bir de buna video-belgesel çekmişler. Kitabın tamamını tek bir cümle ile açıklamak için kendimi kasıyorum.
Ve sanırım en az onlar kadar köylü kurnazı kıvamında bir slogan buluyorum: 'Hayallerini düşle//Düşlerini gerçekleştir'. Felsefesine katılmak yada katılmamak kişisel bir tercih. Benim şikayetçi olduğum nokta tek bir cümleyi 200 sayfada anlatmak. Üstelik kitabın arka kapağı ise bildiğin 90ların gazete kupon ürünleri gibi:
-Olağanüstü bir servete sahip olmak istermisiniz?
-Muhteşem bir malikanede yaşamak ister misiniz?
-Ömrünüz boyunca bolluk bereket içinde,hiç sıkıntıya düşmeden yaşamak ister misiniz?
-Ruh eşinizi bulmak ya da huzurlu, mutlu bir evlilik yaşamak ister misiniz?
Hayır istemeyiz. Çünkü, biz manyağız. Rahat batıyor. Tabii ki hepsini isterim. Hatta arap bacı bile isterim. Kahvaltımı hazırlasın,küçük bey! küçük bey! diye bana çağırsın. Ordan ora koşturan yumurcakların arkasından kossun. Onlara dırdır etsin sevimli sevimli. Bunları da bize verebilir SIR. Yeter ki kitabını satsın.
90lardaki gazete kuponu kampanyalarından farksız. Bildiğimiz Tetris'in bilmediğimiz laptop formundaki el atarisini asrın buluşu diye satmış gazetelerimiz var. Lütfen. Biz seviyoruz vaatleri.Bulaşmayayım diyorum ama aklım yine siyasete kaydı.
Ne de güzeldir meydan mitingleri. Vaatler, vaatler.... Elektrik sorunu bitecek!!!(verilmek istenen mesaj: oylarınızı verin bana da senin gızcığı yerleştirelim birceğez daireye). Su sorunu, yol sorunu, ambargolar kalkacak (verilmek istenen mesaj: oylarınızı verin bana da senin gızcığı yerleştirelim birceğez daireye). Hamma humma bitecek, statükoya barrraaaaa (verilmek istenen mesaj: oylarınızı verin bana da senin oğlanı yerleştirelim birceğez daireye), YES BE ANNEM( verilmek istenen mesaj: hele bir seçileyim ne elektriği ödeyebileceksiniz, ne da vergilerinizi).
Bu vaatlerin en trajiğini izledim geçenlerde televizyonda. Elinde mikrofon 'Bu ülkenin yarınları sizlersinizzz!!' diye lütfeden bir parti başkanı. 'Haydi Şimdi Eller Havaya' döneminden kalma bayat ötesi söylemleriyle 200-300 kişiye konuşuyor. Sürekli bayrak diyor, taviz yok diyor, umutlu yarınlar diyor. Yanında gat-gravat(!) bir adamcağız duruyor.
Parti başkanı yürüyor, gat-gravat da yürüyor. Hiç arkasından ayrılmıyor. Parti başkanı sesini yükseltiyor, kızarıyor, elini savruyor ve bu savurma hareketinden sonra müritleri tarafından alkışlanıyor. Bu olası manzaranın olası olamayan yanı ise bay gat-gravat. Adamımızın yüzündeki ifadeyi iki şekilde tarif edebilirim. Teksas katliamındaki cani tarafından doğranmak üzereyken son 4-5 saniyede yüzünde oluşan ifade ile acaba ütüyü açık mı unuttum? karışımı bir bakış.
Çok rahatsız edici. Süpermarketi kapanan, inşaatları sorunlu olan bir şahsın bir partiden diğer partiye geçişiymiş bu yaşananlar. Kaç parti değişecek kimbilir?. Kendi değişeceği parti sayısını unutabilir ama benim yüzündeki ifadesini kolay kolay unutamayacağım kesin.
'Ne işim var burda?' bakışlı kitlelere huzurlu ve şanlı vaatlerinde kolaylık diler, yapay huzurumuza devam etmek istediğimi buradan 'Nasıl CEO olunur?' isimli bir kitabın 56.baskısına hatırı sayılır para verenlere seslenmek istiyorum. Uyan ey vatandaş! 'Nasıl CEO olunur?' u aldığın gün CEO olma ihtimalin imkansız olmuştur zaten.
Çamaşır makinesi almıyorsun ki, kullanım talimathanesi olsun. Talimatlı meslek gördüm de TRT2 deki ressam adam kadar rahatsız edicisini görmedim. Adının Bob Ross olduğunu google'dan bulduğum bu şahıs eline paletini alır, tualin karşısına geçer ve resmine başlardı. Buraya bir ağaç, buraya sevimli bir bulut.... Matematik gibi resim yapmayı anlatırdı. Ve babaların büyük çoğunluğu bunu zorla izletirdi.
Hem böylece kültürümüzü ve sanatımızı da geliştirebiliyorduk velilerimiz sayesinde. Bravo.Bob Ross ve 7.1 Megapixel manzara resimlerini tanımamış gençliğe ne kadar şanslı olduklarını hatırlatarak, son alternatifimi sunayım:evlilik terapistliği!.
Kitap yazacak kadar bekleyemezsem bende evlilik terapisti olmak istyorum. Televizyonda gördüğüm sarışın kokona kadından neyim eksik.İsmini vermek istemeyen izleyicilerim olsun, telefonla bana bağlansın 'kocam beni dövüyor' desin.Bende ona önce pozitif düşünmesini, sonra kocasını da alıp bana gelmelerini önereyim. Hatta keyfim yerindeyse yoga, pilates gibi aktiviteler de önereyim.
İsmini vermek isteyen izleyici nerdesin?. Senin yokluğundan hep bu yaşananlar. Bu kaos, bu çelişki. Ama sen dert etme sana kendi yazdığım bir kitabı tavsiye edeceğim: 'Ufak sorunlarla başa çıkmanın 101 yolu -17.basım)
cypaibo@gmail.com
HALİL AĞA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder