26 Temmuz 2010 Pazartesi

mart2008

DİKENSİZ GÜL OLMAKTANSA, KARDELEN OLAN KADIN
Kadın ve keşfediş../ Keşfediş ve yaşam::Buket’e....
Ne kadar da kolaydır birilerine söz vermek. Yapalım, edelim, görüşelim diye başlayıp asla gerçekleşmeyecek olan sözler. Geçiştirme amaçlı kurtarıcı kelimeler. Kurtulabildiğin kadar kaçacağın sözler.

Karşılaştığında ‘Kontörüm yoktu’, ‘Aradım ama telefonun kapalıydı’ gibi cümlelerle pekiştirilen sözler. Ben senle görüşmek istediğimi söylesem de böyle bir amacım yok ama üzülme sana bahane sıralayacak kadar seviyorum seni.

Bahane bulunacak o kadar çok insan var ki. Tüketimin yenileme gücünü keşfeden bir nesil için hiç de zor değil yenilerini bulmak. Yeni yalanlar duymak isteyenler oldukça, yine yalan söylemek isteyenlerde mevcut olacaktır. Arz ve talep dengesi diyebilirim en kapitalist yanımla.

En tehlikeli yalan türü ise, kişinin kendisine söylediğidir. Halen daha en çekici benim diye kontes edasıyla salınanlar mı istersin, her gün yeniden yapılandırma sürecine girip-çıkanları mı... .’Bundan sonra ....... olacağım.’ Bu boşluğu kimbilir kaç bin kez doldurduk. Kaçamadığımız kendimiz, kaçmak gerekmeyen kendimiz, hep kaçmak istediğimiz kendimiz.

En sıkı dosttan, en kırmızı aşktan yediğimiz kazıklardan sonra yıkılışımız. Yine mi ben? diyerek isyankar sözlerle yeni kazıkları kendi kendimize çektiğimiz. Yüzleşmek gerektiren konuları fark etmemiz lakin yüzleşmekten hep sakındığımız kendimiz.

Mesele 10 dakika önce tanıştığın biriyle, 10 yıl dostluk yaptığın birinin kazık atma potansiyelinin aynı ölçüde olmasını kabullenmekle bitiyor. Biraz uzun bir açıklama gibi olsa da : İnsan dediğin çiğ süt emmiştir yada babana bile güvenmeyeceksin!.

Psikoz’u yüksek sorunların yanı sıra bir de zamanın trendlerine uygun sorunlar mevcut. Her gün yürüyüş yapacağım bu sözlerin başında gelir. Oysa ki bu sözü verdikten 2 saat sonra marketin tam önünde park yeri olmadığından biraz öteye koyduğun arabandan markete girerken öfkelenirsin. Marketin önünde o iri saçmasapan jip park etmeseydi tam tamına 12 saniye daha az yürüyecektin markete girmek için.

Havaların ısınmaya başladığı bu günlerde kadın olmak ne feci bir şey. Portakal görünümü, çatlaklar, selülit kümecikleri..offf ki ne offf. Eskiden de vardı bunlar. Ama şimdi gözümüze sokuluyor. Yıllarca selülitli bacaklarına bakmaksızın Banu Alkan’ a tapan, Serpil Çakmaklıyla coşan bir nesiliz biz. Peki ya, kraliçem Zerrin Egeliler’e ne demeli. Vücudunun %40’ından fazlası selülit olan gelmiş geçmiş en KADIN oyuncumuza ne demeli. Biz onları selülit olarak görmedik yıllarca. Onlarda bize hiç incitmedi bunca yıl.

Kadın olmak zor demişim. Gerçekten zor. En geç 1 ay içerisinde bir ünlü bikiniyle yakalanacak. Şokkk! Olacak. AZZz sona olacak. Skandal olacak. Bu ünlü Hülya Avşar, Seda Sayan, Lerzan Butlu(!) gibi şahane sanatçılar olacak. Hatta bu yıl sanırım daha kötüsü bizi bekliyor. Geçen haftalarda yeni albümünü çıkaran Gülben Ergen! . Tanrım hayal bile edemiyorum. Yapay gülümsemesiyle Gülben Ergen bir yanında bebeği, diğer yanda gazeteciler.... Hamilelik, doğum, bebek ve selüliti anlatacak. Bunun gayet tabii olduğunu gayet uygun tıp terimleriyle açıklayacak. Ve bu görüntülerden hiç haberi olmadığını, hatta olay anını görüntüleyen onlarca gazeteciden de hiç haberi olmadığını sevimli bir dille anlatacak. Tek hayali bir gün Gülben Ergen olmak olan bir sürü manken-şarkıcı soyunacak. Her taraf et olacak. Bunların hepsi olacak. İstediğin kadar medayadan uzak dur. Hatta sadece sanat dergisi oku. Kaçamazsın!


Bu skandal(!)ların ardından kadınların en zor hali geliyor. Zayıflama diyetleri, selüliti yok etme yöntemleri ve Aydın Doğan gazeteleri. Seç seçebildiğini, diyetini seç öyle gel. Diyet yetmez. Zayıflama ürünleri de kullanmalısın. Yoksa bikininden yağların mı salksın?! Ne ayıp. Selülit kremini alacak ve avrupalı Cosmopolitan kadını edasıyla kullanacak, üzerine birde zayıflama bandını yapıştıracaksın. Hele o zayıflama bantları yok mu? En şahanesi onlar. Tam zamana uygun. Hedefe odaklı, %100 tembellik. Krem sürmek için harcanan vakte son! Zayıflama bandını al vücudunun sorunlu bölgesine yapıştır ve zayıfla!. Ambalajın üzerindeki sarışın, taytlı ve sinir bozucu bir gülüşe sahip kadın gibi olmak istiyorsan ürün bitince yenisini almalısın.


Kadınlar yaz oyununa gelmeyin. Ne selülit diye kendinizi paralayın, ne de 20 milyon verip girilen trend plajlarda hava yapayım diye kendinize hayatı zehretmeyin. Tüm kadınlar çiçektir. Ve çiçekler su ister yalanına inanmayın. ‘Kadınlar herşeyi istemeli, hep istemeli’ fikirli kapitialist oyunlara da gelmeyin. Kadınlığınızın tadını çıkarın. Elinizdeki değeri fark edin. Bol bol nazlanın asla kıskanmayın. Hep sevin. Asla dedikodu yapmam diyenlerden uzak durun. Paşa paşa dedikodunuzu da yapın ve bir kadının sesine kulak verin. Yalnız kalmak istediğinizde, büyük hayal kırıklıklarında, yeniden yapılanma sürecinde kendinizle ilgili herşeyi düşlerken...’Kadın’ adını verdiği ilk albümünden bugune bildiğinden şaşmamış , düz ama keyifli bir kadın: Şebnem Ferah.

‘Gelinlik giymeden, ışığı görmeden..Vazgeçtim Dünyadan’ diye bağıra çağıra hayatımıza girmiş, bazı önyargılı şahıslar tarafından ‘gelinlik hayali olan rockcı mı olur?’ diyerek dışlanmış bir kadın Şebnem Ferah. Kategorize zihniyetin en güzel işlerinden. Zengin, fakir, güzel, çirkin.. Popcuysan sıradan, rockcıysan hep uçta, arabeskciysen tehlikeli... Tamamı kızlardan oluşan efsanevi Volvox grubunun kurucusu Ferah, grup dağıldıktan sonra ilk albümüyle 1996 yılında büyük başarı elde eder. 500.000 satan ilk ve tek rock albümüdür ‘Kadın’. ‘Bu Aşk Fazla Sana’, ‘Fırtına’, ‘Yağmurlar’ öne çıkan şarkılar olur. Albüm kadının iç hesaplaşmasını şehirli bir dille anlatmasıyla belki de bir ilk. Üzerine çok yazılmış, çizilmiş ‘Kadın’ sadece rock camiasından değil, farklı kesimlerden de olumlu tepkiler alır.

Volvox’ta birlikte çalıştıkları Özlem Tekin ile birlikte artık ikinci kadın rockcımız vardır. Ve Şebnem Ferah’ın ardından Özlem Tekin klibi çalan KRAL TV zihniyetinde olduğumuzdan bu iki eski dostu kavga ettirene kadar kıyaslamaya devam ederiz. ‘Kadın’, kadının da tek başına da var olabileceğini, yalnız birey:güçlü birey felsefesini çok iyi anlatan bir albüm olsa da Ferah’ın ikinci albümü ‘Artık kısa cümleler kuruyorum..’ ölüm konusunu işlemektedir. 3 yıl içinde hem ablasını hem de babasını kaybeden Ferah, pes etmek yerine kendini müziğe adamıştır.

Depresyona girmek yerine yaptığı en iyi işi yapan Ferah, daha olgun sözleriyle dikkat çeken albümüyle başarısını daha da artırır. ‘Oyunlar’, ‘Bugun’ ve Kurban’dan tanıdığımız Deniz Yılmaz’ın sözleriyle ‘Yorgun’ ilk göze çarpan şarkılar olsa da albümün tamamında tek bir hikaye bütünlüğü korunmuş. Tek kasetlik şarkıcı olmadığını ispatlayan diye başlasam da cümleme, fark ediyorum ki böyle bir çabası olmayan bir Kadın o. Müzik benim için hapşırmaktır diyen temiz bir kadın. Hapşırığını tutamayan her insan gibi o da müziğini tutamıyor yıllardır.. İyi ki de tutamıyor.

Hapşırığını tutsaydı, ‘Gel Ey Seher’ gibi harika bir Polat Bülbüloğlu düetinden mahrum kalırdı bu ruh. ‘Es deli rüzgar, bu günü götür / O biten ömrü yeniden getir..’ diye hafif bir rüzgar gibi essin, o estikçe yeni planlar, yeni hayatlar, yeni dünyalar hayali kuralım hep birlikte. Birçok sanatçıyla düet çalışmalara imza atan Ferah’ın diskografisinde ‘Gel ey seher’in yeri her zaman ayrı tutulmalı, sevgiyle sarmalanmalı..

Sanatçının 3. Stüdyo albümüyle gelenek bozulmaz. ‘Perdeler’ boş şarkının olmadığı, keyifli, aşk dolu, seven bir albümdür. Ünlü türk düşünürü Yıldız Tilbe’nin bugunlerde arzı endam eden şarkısında dediği gibi ’Ben seni seviyorsam bundan sana ne? Aşk benim içimde!’ tarzı ruh hali albümün bütününe mevcut. Özellikle ‘Sil Baştan’ klasikler arasına yerini almakta gecikmez. Büyülü bir ses ve her sevenin hayali bu şarkıda mevcut. Hangi sevgili, derin sularda inci tanesi arayan bir sevgili modeline hayır der ki?

‘Korkarak Yaşıyorsan’ ise, sözlerinin derinliği sebebiyle özel ilgiyi hak eden bir eser. ‘Bazıları seyrederken hayatı en önden / kendime bir sahne buldum oynadım..’ diye serzenişte bulunan Ferah’a hak vermemek mümkün değil. Hafif ekolu, hırslı sesiyle aşka cesareti olmayanlara ince bir gönderiş. Korkarak yaşayanların her daim hayatı seyretmek gibi bir mahkumiyetleri olduğu konusunda da hem fikir olduğumuz Ferah’ın 4.albümü ‘Kelimeler Yetse’ diğer albümlerden farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor.

‘İçine girdiğin küçük kaygan deliği, yeni ve büyük bir dünya mı sandın?’ diye sorduğu çıkış şarkısıyla şaşırtıyor. ‘Allah belanı versin’ gibi sözlerden çok daha yaratıcı bir kızgınlık mevcuttur Ferah’ta. Acaba neden diye soruyor ve sebebini öğreniyoruz. Herzamanki gibi yine kendisinden değil başkalarından öğreniyoruz nedenini. Şebnem her zamanki gibi sadece şarkı söylüyor, magazine bulaşmıyor ama meraklı bünye bir şekilde öğreniyor gerçeği. Sevgilisi tarafından aldatıldığından kaynaklanan bir kızgınlık bu. Peki kim için aldatıldı Ferah?. Ebu Gündeş!. Yine bu kadın. Kabus gibi. Fakirleri azarlamasıyla. Bayrak şovenizmiyle. Rahatsız edici konuşmasıyla. Tek düze şarkı söyleme biçimiyle. Umarım bir tatil kasabasına yerleşirde topyekün rahatlarız.
Ebru hanfendi(!)’yi bir kenara bırakıp ‘Kelimeler Yetse’ ve niye bu öfke? diye soruyoruz Ferah’a. İyi olmuş ama. Aldatılmaya öfkeliyiz, yalanlara, dolanlara, geçmişe, hatalara...Yüksek bir çığlık barındıran albümün ardından , Aşk’ı kafasına koymuş bir kadınla karşılaşıyoruz 2005 yılında ‘Can Kırıkları’ ile. Alışılmış kalitesinden pek farklı olmasa da daha farklı bir yol arzuluyorum Ferah’tan. ‘Artık Kısa Cümleler Kuruyorum’daki net tavır, yerini ağdalı bir aşk diline bırakmış. Yine de Ferah tadında bir albüm olur Can Kırıkları.
Kemikleşmiş dinleyici kitlesi Ferah’ı asla yalnız bırakmadı. Her konseri kalabalık oldu. En özenli fan siteleri hep onun hayranlarının siteleri oldu. Şeboistler ile tekinistler hep destek tam destek yollarına devam ediyorlar. Bu yolculuğa surpriz bir ödül çok yakın geçmişte Şebnem Ferah ve PASAJ Müzik işbirliğiyle geldi.
10 Mart 2007’de Şebnem Ferah ile İstanbul Symphonic Project’in birlikte verdiği konserin kayıtları hem CD hem de DVD olarak yayınlanır. MP3 ve internetten yana her fırsatta şikayetini dile getiren müzik yapımcılarının daha önce denemediği bir projedir bu. Demek ki daha önce söylenmiş şarkıların konser kayıtları ve DVD’de konser görüntüleri de beğenilebilrmiş. Hatta ve hatta çok satabilirmiş. Bu projenin ardından müzik sektöründeki best of ve tribute albümlerin sayılarının artması da bunun bir kanıtı.
Her yaz yeni ve sıkıcı bir Demet Akalın albümü yerine, 12 yıl önce dinlediğimiz ‘Deli Kızım Uyan’ı dinlemeyi tercih ediyormuşuz. Demek ki neymiş bir kere bile magazin programına çıkmadan, bir kere bile meşhur biriyle kamera önü aşkı yaşamadan da 16 yıldır şarkı söylenebilirmiş. Demek ki selülitleri, çatlakları dert etmeden de mutlu olunabilirmiş. Demek ki neymiş, kadının adı yok diyenlere Kadın’ın en güçlü yanıyla cevap verilebilirmiş...

Halil AĞA / cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder