BUGÜN SENLE SEVİŞMİŞTİK, SEVİŞMEDEN TÜKENMİŞTİK...
Dört bir yanda sesler. Bass ve tiz ayarları
bozuk ham sesler. İnsan sesleri. Ritmden yoksun. Ahenkden
uzak.
Dantelli ahenk de yok, sokak ahengi de
yok. Uzun pantolon paçası misali sesler ayak altında can sıkıyor. 'Ya
senle ya da sensiz' temalı haberler geçiyor zihnimden. Seslerden
kaçmak senin elinde.
Dantelli hali;'cesaretin var mı?', sokak hali;
'yer mi?'. Yemez. Yine sokak, her daim sokak. İçilebilir kansorejen
asit reklamındaki slogana uygun bir tavrım var. Sokağa çıksana, hayat
sokakta!.
Rüzgar mı istiyorum nedir. Hafif ılık bir rüzgar ama.
Eski günler. Ah, eski günler. İnsan bir kez aşık olur gibi bir sözle yarım
saatlik eskiler muhabbetini sonlandıran Burçik geliyor aklıma durduk
yere.
O ne susuştu öyle. Evet, insan bir kez aşık olur.
Ve Evet eski günlerin ardından ağlamak diye birşey kaldı mı?. Kalmasın.
Devir eski günlerden güç alıp geleceğe saldırmak devri efendim.
Eski ve bitik bir kütle mevcut halen. Hız
dünyasından kendini koruyabilmiş bir taraf. Saf, temiz, kullanılabilir. Bir
nevi Kınalı Yapıncak. Seslerden yoruldum diyor Kınalı. Eee?. Ne yapalım
diye soruyorum.
Ben konuşayım sen beni dinle diyor. Sanırım hasta-
psikolog görüşmesi yapacağız. Evet diyorum, hafif isteksiz. 'Karaya oturmuş
bir tekne::kesişme noktasında'. Eyvah yandık. Şimdide geçiş nereye diye
soruyor..
Bak canım benim, hayat güzeldir. Sen iste her bir
tarafın geçiş olur, geçit olur dedim. Okyanus dalgalarını hatırlatıyor
bana. Köpüklere ne de güzel yakışır Kınalı. Ona bunu asla hissettirmeyeceğim
elbet. Sonrasını iyi biliyorum.
Büyük bir çoşum yaşanacak. Okyanus köpüklerinde arka
arkaya koşacağı sevgili isteyecek şimdi. Aşk diyecek. Sadakat diyecek. Sonsuz
sevgi diyecek. İşte bir gün / bir ses daha. Ona bir şans tanımak istiyorum.
Yerinden kaldıracak gazı veriyorum. Koş diyorum, kanıyor.
Güç tutuşması.Gözlerinde ışıltılar kumsala koşuyor. Kumsalda koşuyor. Yine
eskilere dalıyor. Sevişmeden tükendiği günü anlatıyor. Bir gün, her gün. Ardından
gelen ifadesizleklerden dem vuruyor.
İfadesiz suratlılardan dert yanacaktı kı derin bir offf çektim.
Sustu, hafif bir ritm tutturarak uzaklara daldı. 'Kar yağdı, melekler bize yol gösterdi'.
Sonsuzdan sonsuza çırılçıplak herşey. Birlikte geçirdikleri bol mumlu , bol esanslı
dakikaları anlatıyor gözleri dolarak.
Sonsuzluğa inanmış bir kez. Sorunu o. Dürtmüyorum, iskelenin
üstünde gerçekleşen tensel yakınlaşmayı anlatıyor. Bana göre hardcore, ona göre
kuş tüyü yumuşaklığı. Şimşeklerin yol gösterdiği ilişkisi geliyor aklına. Büyük ihtişam,
büyük bitiş.
Yaşlandığını düşünüyor. Dışının güzelliğinden çok iç güzelliğinin
daha işlevsel olduğunu anlatmaya başlamıştı ki,'uçmak istemiştim!' le cümlesini
bitiriyor. Bu tabii bir başlangıç. Suyun üzerinde süzülürken, suyun altı ; gökyüzündeyken
yıldızları. Dünyaya yeni bir perspektiftekten bakmak istemiş. Kanatlarını açmadan.
İçinde sadece sevgi olan bir garip dünya hayal etmiş sanırım.
Bazen Polyanna, bazen Kemalettin Tuğcu kahramanı. Sessizleşiyor. Sadece bakıyor.
'Dünyayı farklı bir perspektiften görmek için....uçtum'.
Denizden uzaklaşıp gökyüzüne doğru yol alıyoruz. Altımızda
şeffaf ve ultra ince bir zemin. Etraf kararıyor. Arada farklı tonlamalarda tek tük
sesler. Kınalı Yapıncağın bilinçaltı mı burası acaba?. Ne altı, ne üstü. Bu onun
baskısal gerçekliği. Herşeyi sınırlı olmuş. Hep kendini sınırlamış. Bulduğunu
öldürecek kadar çok sevmiş. Bol bol karartmış en temiz olması gereken taraflarını.
Sürekli, 'tutma' diye sayıklıyor. Belli ki çok tutmuş, çok
tutulmuş. Fırtınalı yolculuklar hep onu bulmuş. Etrafa kıyafetlerin saçıldığı fırtınalardan
değil, kıçına diken batan bir fırtına ...
'Duygularım yoruldu' diyor. Sınırlı alanlarda hayal kurmak
istiyor. Hayallerini bile tutmuş. Ona bile sınır çizmiş. Güneş yukarıdan aşağıya
doğsa diye düşünmemiş hiç..Yüzmek. Hatıralar yeni anlar olur mu?. Sevgi dolusu
insanlar hep rüyalarda. Sevgi dolu hayvanlar her yerde . Uyandırmak isteğime
cevap vermiyor.
Kim kimi uyandırıyor diye düşünmüş olmalı. İki seçeneği var.
Hiçbirini seçmemiş. Arada. Günler geçtikçe yağmur yağıyor kalbime. Döne
döne savruluyoruz. Oluşmak için; buluşmak için.
Tatlı bir canlılık geliyor ikimize birden. Bambaşka diyarlar hayallerine
dalıyoruz. Ben herzmanki gibi eğri palmiye ağaçlı tatil planlarımdan bahsediyorum. Kınalı'nın
işi gücü eski taş yapıları sevdiceğiyle gezmek.
İlleki elinden tutacağı bir sevgilisi olmalı. Dost oldukça, dost
kaldıkça çaresizlikten uzaklaşmıyor. Sessizce süzülüyoruz. Gün bahar, ışığı aç diyor.
Baharı özlemiş. Kim özlemez ki. En yakın gökdelene koşuyor 46.kattan aşşağıya bakıyor.
Bahar seni uçurmaz. 46.katta rüzgar bekliyoruz. Gözlerini kısıyor.
En dokunaklı ses tonuyla;
'Çok çok uzaklarda
Bambaşka diyarlarda
Küçücük bir kütle varmış
Hem çok sevmiş
Hem hiç sevmemiş
Meleklerle dost.
Eskilerle daha dost.'
Boşver bunları diyorum, gel. Sevgi dolusu anların hatrına parkta
patenlerle kaymaya başladık. Öylesine, amaçsız. ifadesiz. Anlamsızlıktan sarhoşluk.
HALİL AĞA
cypaibo@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder