ŞİMDİ SİZE KENDİ BESTELEDİĞİM BİR ŞARKIYI OKUYCAM
Arsızlığımızın sonunu arıyorum. Ne zaman doyacağımızın uç noktasını arıyorum. Zor bulurum gibime geliyor. İstedikçe istiyor, aldıkca alıyoruz. Salt tüketimden bahsetmiyorum. Anlatmak istediğim bambaşka bir enerji türevi.
Saf, işlenmemiş enerji. Sevilmek istiyoruz önce. İlgi görmek, aranmak, birinin bizim için endişe duyması ne de güzel değil mi?. Evet sadistlik hepimizde var. Arada sevelim de.
Kavuşalım, ayrılalım, tekrar birlikte olalım. Değişen birşey yok asla. Ayrılık olmasada zihin ayrılığı yaşanıyor bazen. Mutluluktan sıkılan zihin arada yoldan çıkıyor. 'Ne kadar mutlu olduğumu anlamak için hata yaptım'. Kendi kendimize söyleyeceğimiz yalanların en klişe cümlesiydi az önceki.
Ahkam kestiğimin farkındayım. Herkes şanslı doğmuyor demek istiyorum sevgili Özlemciğim gibi. Sahi Özlem herkes şanslı doğsa mutlu olurmuydun?. Sen her daim marjinal olurmuydun genelin gözünde ve en önemlisi bana bu kadar özel gelirmiydin?
Şimdi size kendi bestelediği şarkıyı okuyan düzgün assolistler sizi çok merak ediyorum. Sizleri hep televizyonda izliyoruz efendim. Upuzun bir masa kursak, biz zavallılar kenarlarında yemek yesek. Ama siz eserlerinizi icra ederken yemek yemesek.
Sen hayatımıza geri gel düzgün assolist. Ama biz arsız olduğumuzdan seni erken unuturuz, hiç merak etme. Önce karalar, sonra rahat bırakırız seni. Önce eller havayacı mekanlarda ellerimizi havaya savurur ;akabinde kötü ses sistemli bir diskoda sıradan pop şarkıları dinleyerek birbirimizi bön bön keseriz.
Hey düzgün assolist!. Kafam çok karışık. Bugun günlerden 12 Eylül 2008. Bak ne kadar dürüstüm. Gazetenin çıkacağı tarihi yazıp okuyucu ile aramda samimi bir ilişki doğmasını da sağlayabilirdim. İkircikli oynamadım. Beni takdir ediniz sayın düzgün assolist.
Kafam çok karışık dedim değil mi?. Bak 12 Eylül bugun. Kimileri için sadece Eylül. Eylül Söz vermiş. Eylül bir Alpay şarkısı olmamak için elinden geleni yapıyor. Kadere isyan var bugün Eylül'de.
Tatil geldiği zaman sevgilisinin ayrılışına ağlayan bir adam havası mı bu allahaşkına. Nasıl geçer bu yaz?. Senin yokluğunda. Gitme desem de git. Ama Eylül'de gel. Ahhh be Alpay'ım kandırdın beni.
Oysa ben çocukken senin bu şarkında ne de hüzünlenirdim. Zannederdim ki 31 Ağustos yaz, 1 Eylül kış. Sonbahar, boğazlı kazak, buğulu cam, bomboş yollar ve sararmış yapraklar... Zannederdim ki her terkeden sihirli bir değnek deymişcesine gerçeği fark edecek ve Eylül de mutlaka gelecek. Kabul ettim. Çok Polyannaydım. Yalan. Halen daha Polyannayım.
Eylül de gel... Şu an Youtube'dan şarkını dinliyorum. Zihnimde canlandırdığım görüntülerin benzerleriyle klip yapmış insanlar. Bize bunu yapmayacaktın canım kardeşim. Bu havada kim gelsin nereye gelsin?. Sıcaklık olmuş 38 Derece.
Ter kokulu bir dönüş elbette terchimiz değil. Dönen bavuluyla gelsin, bavulu koysun bir kenera. Sarılıp dönülsün güzelce. Mümkünse mum, şarap bardakları, kırmızı eşlik etsin bu ortama. Antiperspirant lekesini bir mühür gibi bodysinde taşımasın sevgili.
Hele geceleri hiç gelmesin. Bak saat 01:53 ve o kadar çok sinek var ki balkonumda. Psikoloji diye bir şey var değil mi?. Spiral sinek ilacının içeriğini en az 5 kez okudum kartonundan, içeriğini araştıracaktım Google'dan. I LOVE GOOGLE!. Bu sefer işe yaramıyorsun Google.
Spiral sinek kovarın içeriğinin zararlarını öğrensem ne olacak, öğrenmesem ne olacak. Kullanmak zorundayım:alternatifim yok. Sinirim bozuldu gerçeklerle yüzleşince.
Bir de TAN diye bir adamın Ferdi Tayfur'un 'Yıldızlar da kayar' adlı şarkısını çin malı oyuncakların çıkardıklar ses tonunda söylediğini duyduğumda sinirim bozulmuştu geçenlerde. Ferdi baba(!) dan dinlemek ve tekrar resetlemek üzere malum siteye girdiğimde bir de ne göreyim. Kıraç da bu şarkıyı icra etmiş. Bravo!. Nutkum tutuldu.
--Kurbanlık koyun sesiyle şarkı söyleyen adam Kıraç!
-- Azzz sonra!.
Ne kadar sinirli olursam olayım Kıraç konusunda fikrim tüm ruh hallerim içindir. Evet sevgili düzgün assolist lafı çok uzattım. Sana sorularım var?. Papyonunu nasıl temizliyorsun?. Kuru temizleme mi?. Yoksa elde mi?. Evet bunu merak ediyorum bayım.
12-14 yıl önce deli gibi oynadığımız şarkıları dinliyorum. Kafa karışıklığıma hafif doz bir utangaçlık eklemek için. Ha bu arada uzay bilmemne teknolojisi kurulmuş elektrik kurumumuza!. Yesss!. Ne mucize uyku teknolojisi viscoelastik madde, ne de patlama örneği deneyi beni bu kadar heyecanlandırdı. Olay bizdeymiş. Mutluluğu dışarda aramışım.
Kurulan teknolojiyi anlatan ve bir davet niteliğindeki kuşe kataloğunu okumadım detaylı olarak. Elektriğe 100 YTL öderken, 250 YTL vermeye başladınız diye şikayet etmeyin. Adamlar çalışıyor. Elektriklermizde bir hata olduğunda bu sistem hemen tespit edecekmiş. Ohhh!. Come on baby!!!. İşte uzay çağı!. Dertli gönüllere giren / İşte benim Zeki Müren!.
Bugun 12 Eylül dedim değil mi?. Efendim 1400 yılında Kıbrıs'ta ne olmuş, 1573'de ne olmuş... Bir sürü ezber bilgi yığını...Yıllardır okuduk. Hem bize ait olmayanı, hem de bize ait olanı. Deli gibi ezberledik ağzımızdan salyalar saça saça.
Ey tarih öğretmenlerim, neden hep altını çizdirdiniz kitabın. Ey zalim eğitim sistemi, neden sadece Türkçe dersindeki parçayı okuduktan sonra sordun yorumlarımızı. 12 Eylül 1980'i neden anlatmadın bize.?
Şimdiki çocuklar daha şanslı. Google'dan, Wikipedia'dan öğrenirler istediklerini, ne de olsa siz yine grevlerden ders yapmazsınız. Ama bizim nesile sağlam kıydınız!..Aslan Yürekli Richard'ın 1191'de yaptıklarından daha fazla ilgimizi çekerdi Erdal Eren'in 16 yaşında asılması. Dünü irdeleyip, bugune daha iyi bakabilmemiz için...
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder