YAŞADIM/YAŞIYORUM::BAŞIM YUKARDA MEYDAN OKUYORUM HAYATA VE SANA
Naim Dilmener’e...
Bizim gibi olanları severiz. Bizim gibi değilse de, bizden olmaya yatkın olanları da sevebiliriz. Yabancılarla aramız iyi değildir pek. Fikren yabancı olanları kabullenmekte hep zorlanırız. Kabullenmek için de pek uğraşmayız.
Ne yakın, ne uzak, ne bizim, ne yabancı..En çok kimi severiz?. Hem bizden olup, hem de farklı olanı severiz. Farklılık dozunu anlaşılabilir düzeyde tutanı severiz.
Kadın ile adam’ın ağaç arkalarında birbirlerine sobe yaparak cilveleştiği filmlerin çocuklarıyız. Sevdiği kadın ile evlenmek için babasına rest çeken ve fabrikatör babasından zırnık koklayamayacak olan adamların hikayeleriyle bugünlere geldik. Elbette müsait bir sevgili bulunmalı ve onu hemen kendimize benzetmeliyiz. Sevdiklerimizi sevsin, yaptıklarımızı yapsın, yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmesin. Ve böylece kendimize benzettiğimiz sevgilimizden hızla sıkılalım. Çünkü, insanın en büyük derdi kendidir.
Başlarda çok sevilir ‘2.ben’..Sevgi sözcükleriyle donatılmış ‘Canımmm’lar, içli içli söylenen ‘Gülüm’ ler ortalıkta gezinir. Dertler bir iken iki olunca, buna pek memnun kalmayız tabii. Gerekli bahaneler bulununca, her aşk bitermiş deyip yeni kurbanlar aramaya devam edilir.
Huyu, suyu, alışkanlıkları, tarzı bize benzemeyenlerle de pek işimiz olmaz. Hele hele adamı/kadını kendimize benzetme ihtimalimiz hiç yoksa. Tamamen farklı, tamamen anlaşılmaz. Bu kadar yoğunluğun içinde kimse yeni bir sevgili adayını eğitmek istemeyecektir. Sadece aşk ilişkileri değil , tüm ilişkilerde bu denge önemli.
Tamamen sizinle aynı paralelde düşünen bir arkadaşınızı düşünün. Bir de sizinle ortak noktaları olan ama düşünce yapısıyla sizi şaşırtanları düşünün. Her insan eser miktarda şaşırmak, keşfetmek, farklı olanı görmek ister.
Bu denge müzik için de geçerli. Sevdiğiniz bir sanatçının her iki yılda yeni bir albüm çıkaracağını biliyorsanız düşündürücü, her albümün tarzını tahmin ediyorsanız durum vahim demektir. Serdar Ortaç ve müziği buna en iyi örnek. Serdar Ortaç ve hayranları o kadar birbirini benimsemişlerdir ki, ilişkileri pek uzun sürmez. Kemik kitleyici en nankör dinleyicidir. Aşk beslediği şarkıcıdan hep daha iyisini, daha yenisini ister. 15 yıla yakındır aynı şarkıları farklı albümlerde yapan birinin çok hayranı olabilir ama hayranları sabit olamaz.
Dinleyiciden çok uzak durup, hiçbir çevre tarafından kabullenmeyen isimler de mevcut. 90’lı yılların sonunda yemyeşil saçları, eski metalci kostümleri ve tiz sesiyle Ayşe isimli bir kızcağız müzik piyasasında kendine yer edinmeye çalışıyordu. Hem tarz hem de müzikal açıdan Ayşe hiçbir dinleyici kitlesine uymuyordu. Popcular için fazla ‘farklı’, alternatifciler için oldukça ‘sıkıcı’. Arada derede kalmadan fark yaratmak önemlidir.
Bir şarkıcı düşünün. Bir kadın. Kadın. Hem bizden gibi, hem değil gibi. Hem evimizdeki dantel, hem zengin köşkün pırlantalı avizesi. Hem kendi dilimizde söylüyor, hem yabancı dilde bakıyor. Bir kadının yabancı dilde bakması ne de hoş!. Kaç kişi böylesi gözlere yakından yakalama şerefine erişmiştir acaba, çözemediğin gözler..Hem milyonlarca hayranın olsun, hem de bir tek hayranınla konuşurken utanacak kadar bizden ol. Hem ülkenin en önemli müzik yazarlarından biri senin hayatını anlatan bir kitap için yıllarını versin, bir de iznin dahilinde yayınlanan bu kitaba dava açacak kadar bizden ol...
Her daim genç, her daim star, her daim süper!. Ajda Pekkan. Her yaptığı olay olduğu günlerden, sadece estetiğinin konuşulduğu günlere, bitti diyenlere inat 62 yaşında diskoları inlettiği bugünlere kadar Ajda..
Modern bir aile ortamında büyüdüğünü her fırsatta dile getiren Pekkan, ilk gençlik yıllarında şarkıcı olmak istiyordu. Modern aile her zaman moderndir. Ve biricik kızlarının isteğini engellemeyeceklerdir. Henüz 16 yaşındayken dönemin en ünlü gece klubu Çatı’da sahneye çıkar. Sadece İstanbul kendine az gelecektir. Dönemin popüler mecmua(!)larından Ses dergisinin 1963 yılında düzenlediği kapak yıldızı yarışmasına katılır. Ve tahmin edilen sonuç ortaya çıkar. Ajda Ses dergisinin kapak yıldızıdır. Yarışmanın esas amacı sinemaya yeni isimler katmaktır.
Avrupai(!) görünüşüyle Ajda bir anda ilgi odağı olur ve hemen yeşilçam’a kapılır. Son hızda film çekildiği, cep fotoromanlarla beyaz dizi kitaplarının aşkı en saf ve naif şekilde anlattığı yıllar. 6 yılda 47 film çeken Pekkan bir çok farklı rolde karşımıza çıkar.
Hizmetçi kız olur, prenses olur, aşık olur, şımarık kız olur, kötü kadın olur, sevdiği adamla birlikte olmazsa ölecek olan kız olur...Herşey olur da bir tek oyuncu olamaz. Oyunculuk kabiliyeti vasat denecek düzeyde olan bu genç kızın, yüz güzelliğinin yanında iyi şarkı söyleyebildiği ezelden bilinmektedir. Sinemaya başladığı ilk yıllardan itibaren plaklarını yayınlamaya başlar.
1964 yılında Öztürk Serengil ile birlikte hazırladığı ‘Abidik Gubidik Twist’ plağı sanatçının ilk plağıdır. Sinemadan vazgeçeceği 1969 yılına kadar toplam 19 plak yayınlar. Bu plakların içerisinde ‘Her Yerde Kar Var’ ve ‘İki Yabancı’ gibi en sağlam Ajda hitlerin de vardır. Fecri Ebcioğlu ile çalışan sanatçı ülkeye ilk kez aranjman kavramını kazandırır. Yabancı şarkılar üzerine türkçe sözler yazılıyor, Ajda bunu başarılı bir şekilde yorumluyor hatta avrupailiği tutarsa hafif yabancı aksanı da kullanarak neşemize neşe katıyor.
Atina ve Barceleno’daki müzik festivallerine davet edilmesi ülkede büyük ses getirir. Türk’ün gücünü her alanda ispatlamaya çalışan zihniyetler yine kendinden bekleneni yapmış, her iki olayı da savaş ruhunda gazetelere yansıtmıştı. Ajda ise sadece en iyi yaptığı şeyi yaptı ve şarkılarını ustalıkla icra edip geri geldi. Bu kez Zeki Müren ile gazino programları yapmasıyla olay olmuştu. Yükselen yıldızımız 1970 yılının başlarında hayatını farklılaştıracak bir anlaşmaya imza atar. Dönemin popüler müzik firması PHILIPS ile anlaşır ve sanatçı için kusursuz günler başlar.
‘Sensiz Yıllarda’, ‘Yağmur’, ‘Çapkın Satıcı’, ‘Dert Bende Derman Sende’ gibi hitlerin ardı ardına gelmesiyle, daha önce hiçbir şarkıcının görmediği ilgiyi görür. Markalaşmanın bilinmediği yıllarda Ajda herşeyiyle marka olur. Dinleyenleri mest eden şarkılarının yanında her daim farklı giyim tarzı da takdir ve taklit edilir. Ajda pilili etek giyse, ertesi gün herkes pilili etek giyer olmuştu. Yüzüne kalemle sahte çiller koyması bile taklit edilmişti!. Giydiklerinin taklit edilmesi neyse ama göz kalemiyle yaptığın sahte çillerin taklit edilmesi bir sanatcı için ne büyük özgüven!.
Fikret Şenes ile harikalar yaratan AJDA, yetmişlerin ortalarına gelindiğinde ‘Tanrı Misafiri’, ‘Kimler Geldi Kimler Geçti’, ‘Hoşgör Sen’ ‘Sana Ne? Kime Ne?’ gibi zamanın ötesinde şarkılarla ünü Türkiye sınırlarını zorlar. Yunanistan, İspanya, Almanya, Fransa ve Japonya’da plakları yayınlanır. Ajda’dan yine bir ilk: yurtdışına açılan ilk sanatçı. Ve tarihler 1976’yı gösterdiğinde Fransız şarkıcı Enrico Manias ile Ajda Olympia’da konserler verir. Bu müzik tarihinde önemli ve bir o kadar da keyifli bir olaydır. Dünyaca ünlü bir sanatcıyla konser veren şarkıcımız da elbette dünyaca ünlüdür ve ona star demek yetersiz kalacaktır.
70’lerin sonunda süperstar ünvanına asla çıkarmamasına taşımaya başlayan Ajda, ‘Bambaşka Biri’ gibi gelmiş geçmiş en güçlü kaybeden şarkısını yapar. Aslında bambaşka biri kaybeden şarkısı olduğu kadar, ‘kendime reset çekiyorum’ şarkısı da sayılabilir. Süperstar albüm serileri oldukça sevilmiş, bunların yanında sanatçı yurtdışı için plaklar yapmaya devam ediyordu.
Seksenli yılların henüz başında milli belamız Eurovision gündeme gelir. Gelmiş geçmiş en avrupai şarkıcımızdan daha uygun bir isim kimsenin aklına gelmemiş ve Ajda’mız Petrol ile ülkemizi temsil etmeye uygun görülmüştür. Üzerine defalarca yazılar yazılan yarışmanın sonucu maalesef bizim açımızdan kötüdür. Yarışmadaki derecenin kötü olması hiç umurumda değil, beni üzen böylesi kurmaca bi yarışmanın Ajda Pekkan’ın moralini bozmasıydı. Herşeye küsen şarkıcı, bir müddet ABD’ye yerleşir. Dikkatinizi çekmek istediğim bir ilk daha. Müziğe küsüp ABD’ye yerleşme olayını ilk gerçekleştiren yine Ajda’dır.
Yeteri kadar ABD’de kaldığına inanan sanatcı dönemin alaturkaya kaymasıyla alaturka ezgili iki plak yayınlar. Bu plakları ne kendisi, ne de hayranları beğenmiş ve bunun üzerine ‘Süperstar83’ ile beklenen dönüşü yapmıştır. ‘Uykusuz Her Gece’ gibi sağlam bir hit barındıran albüm için sahne şovları hazırlanır ve Türkiye profosyonel bir sahne şovuyla ilk kez karşılaşır. Aynı yıllarda Ajda Nevresimleri yatakları süslemek üzere piyasaya çıkar, ‘Beyazları daha beyaz, renklileri daha renkli’ yapmak üzere Ajda’lı Zeki Müren’li deterjan reklamları hayatımıza renk katar. Yine Ajda’nın giydiği giyilir, taktığı takılır. Seksenlerin ikinci yarısında meraklısına(!) bir albüm hazırlayan şarkıcı, evleneceğini ve müzik hayatına veda edeceğini açıklar. Yaşanan üzüntüyü anlatmaya kelimeler yetmez derken, evlilik biter ve yepyeni bir sayfa açılır.
‘AJDA 90’ sanatcının kariyerinde önemli bir yere sahip olur. Sonraları MVÖ’nün de söyleyeceği ‘Yaz Yaz Yaz’ oldukça beğenilir. Geri dönüşüyle her daim piyasada var olacağının sinyallerini veren Ajda, peşi sıra yayınladığı albümleriyle sevenlerine seslenir. 1998 yılında ‘The Best Of Ajda’ ile eski şarkılarını yeniden yorumlayan sanatçı hem yükse bir satış grafiği yakalar hem de yeni nesle kendisini yeniden tanıtma şansını yakalar.
2000’lerde ise ‘Diva’ albümü ve sıradan sözlere sahip bir şarkıyı nasıl uçurabileceğinin ispatı ‘Sen İste’ single’ı ile müzik marketlerde yer alır. Geçtiğimiz yaz yayınlanan DMC etiketli ‘Cool Kadın’ sanatcıya ‘Altın Plak’ kazandırır. Toplam 12 şarkıdan oluşan ‘Cool Kadın’ hem Ajda hayranlarını, hem de müzik severlerin beyeneceği kaliteli bir albümdür. Sıcak bir yaz günü TV’yi açıyorsunuz. Üzerinde ‘Sexy’ yazan bir tshirt, çıtır bir kız misali Ajda var televizyonda. ‘Vitrinime değil, iklimime gelenlere...’ diyor istekli, şehvetli ve her zamanki gibi : Ajda gibi. Ekrandaki kadınla nenemin ayni yaşta olmasını aklım almıyor. İnsanın ruhu genç olmalı.
Estetik muhabbetinden sıkılmayanlara, sadece şarkı söyleyen birine sanatcı denir mi diye laf kalabalığı yapanlara, bu yaşta kadın bunları niye yapar?cıları bir odaya toplasak sabahtan akşama Ajda dinletsek, Hür Doğdum Hür Yaşarım*’ı okutsak. Sevmeseler de saygı duymayı öğrenseler. Ya da hiç uğraşmayıp yolumuza devam etsek, sadece müzikle...
*Naim Dilmener, Everest Yayınları, 2007.
HYPERLINK "mailto:cypaibo@gmail.com" cypaibo@gmail.com
HALİL AĞA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder