TADINA BAKMAYACAKTIM/ SADECE KOKLAYACAKTIM
O YÜZDEN; SENİ KENDİME SAKLADIM
Gözardı edilen, haksızlığa uğramaya mahkum bir duygudur kıskanmak. Kıskançlık, her insanın doğasında varolmasına rağmen hep reddedilir yada bir başkasıyla ilişkilendirilir.
Kesinlikle tasvip edilmez, asla itiraf edilmez kıskançlık. Kıskançlık kendi içindeki boyutlarıyla irdelenmeli , su yüzüne çıkmalı. Zira başka insanları kıskançlıkla suçlayan insanların yakınmalarından ben bıktım. Hatta kendimden bile!. Her insan kıskançtır.
Değişen sosyo-kültürel şartlar, tutumluluktan tüketim devresine geçişimizden dolayı kıskanma konuları da tamamen değişti. Daha önceleri bir fikir,kavram kıskanılırken şimdilerde madde önemli. Olayı şöyle örnekleyeyim, hem de bu örneklemeyi yaparken havuz problemleriyle genç beyinlerde tahribata yol açan matematik derslerine de sitemlerimi belirteyim. ‘A noktasından B noktasına gitmek için kaç tane alternatifimiz vardır? ‘ sorumuz olsun. Eğer yaya olarak gitmek gibi bir şansımız yoksa ya araba, ya otobüs, ya tren ya da uçak ile gidebiliriz. Söz konusu ülkeiçi ulaşım olduğundan uçak ve tren şıkkını otomatik olarak eliyoruz. Elimizde otobus ve araba kaldı. Ülke yönetimi olarak yasak ve kotalarla uğraşıldığından kimseden otobus beklemeyin. O kadar önemli yasakları uygulamak varken, kimse sizin otobüs ulaşımınızı ve şehir trafiği probleminizle uğraşamaz. İstemeyiniz. İşte dün ile bugunu kıyaslama noktasına geldim: eskiden ulaşım için araba isteniyordu, araba sahibi olmayanların kıskandığı nokta ise ulaşım şansına erişmekti. Şimdilerde ise kıskanılan mevzu, arabanın hangi marka/model olduğudur.
Kıskanmak sadece maddi konularla sınırlı değil elbet. Vakti zamanında görebileceğim en doğal kıskanma hikayesini yaşamış olan ben, bugünün kariyer kıskançlıklarını pek bir mantıksız buluyorum. Hikayenin geçtiği dönem henüz hazır giyimin çok yaygın olmadığı, arşın arşın kumaşların satın alınıp, dönemin en popüler dergisi Burda’dan uygun model seçildiği dönemdir. Muhteşem yıllar 1980lerin ortalarında tüm dünyayı(yada biz öyle zannediyorduk) puanlı elbise modası sarmıştı. Puanlı elbise dediğim düz kumaşın üzerindeki içi dolu halkalardı. Bu halkalar önce çok küçük olarak kumaşlarda yer aldı, sonra gitgide daha büyük puanlara sahip kumaşlar piyasaya çıkmıştı. Komşusunun puanlı kumaşından daha büyük puanlara sahip bir kumaş arayıp da bulamayan, bulamayınca bunu kıskanan bir kadının doğallığı her halinden belli oluyor, bunu komşusuna da söylemekten hiç çekinmiyordu.
En çok satan derginin Burda olduğu günlerden, ‘İşinizde ilerleyin:patronunuzu nasıl baştan çıkarırsınız?’ ana konulu Cosmopolitan dergisine geçtiğimiz devirde kaybettik masum kıskançlığımızı. Türlü türlü kıskançlıklar mevcut. Çocukların oyuncakları, sevgilinin değişimleri, sevgilinin başka sevgili ihtimali..kıskançlık hayatın içinde hep var olacaktır. Mesele, kıskançlıkları kabullenmek.
Size ait olmayan, sizinle alakası sadece beğeni-üst beğeni ilkelerine bağlı birini ya da birilerini hiç kıskandınız mı? Ben kıskandım.
‘Yolumuz ayrı biliyorum / ölmeden son bir defa belini kavrasam yeter’ diyen bir vokal. Baygın, bitik ama eğlenceli bir ses. ‘Bu müziği yapmak için çekmek lazım’ geyiklerinin en hasını kabul edecek derecede çekmiş(!) bir müzik. Bel kavramak konusundaki bitmez tükenmez arzuların dışa vurumuyla, ‘eski köprünün altında buluşalım’ duygusallığının bambaşka bir dinamiği. Duman, 1999’da ‘Eski Köprünün Altında’ albümüyle kemik kitlesini oluşturmaya başlar. Bu ne demek. Duman’ı herkesler bilmez, herkesler eleştirmez demek. Bilen, bilir. Seven, sever. Taa o günlerden sevdim Duman’ı.
Bir tanıdık bulup albümü yurtdışından aldırırtmış ve bundan da büyük haz almıştım. Bir albümü ‘Türkçe karışık mp3 –en yeniler’ Cd sinden ya da ‘Full mp3’ linkli bir internet sitesinden indirmekten çok daha zevklidir orjinal albüm almak. Hele de bu albümü yurtdışından getirtiyorsanız. Zahmet etmiş, almış, sizin olmuştur artık o. Cd ile birlikte grubu sahiplenmem de böyle başladı işte. Yeterince alternatif olan ilk albümün ardından, 2002 yılında Duman ‘Belki Alışman Lazım’ı yayınlar ve benim kıskançlığım böylece başlamış olur.
O güne kadar kimseciklerden adını duymadığım Duman, son albümüne bir Sezen Aksu şarkısı ‘Herşeyi Yak’ coveri ekler ve olaylar gelişir. Olaylar gelişecektir tabii. Çünkü, ‘Herşeyi Yak’ için düzenlenebilecek en doğru düzenleme, icra edecek en içten vokallerden biri çalışmıştır. Kendileri hiç yüz vermese de magazin Duman’ın peşine düşmüş, genç kız dergileri solist Kaan Tangöze posterlerinden geçilmez olmuş, klipleri alemin en rahatsız müzik istasyonu KRAL TV’de döner olmuştu. Durumdan memnun olmam gerekirken, keyfim iyicene kaçmış ve tavşanın dağa küsmesi benzeri bir durum hasıl olmuştu.
Duman’ın popüler olması ve Gülben Ergen’i yoktan var etme çabasındaki Sezen Aksu’nun şarkısını cover yapmasından dolayı, kendimi elinden oyuncağı alınmış çocuk pozisyonuna düşümüş gibi hisseder olmuştum. Kıskançlığımı bir kenara bıraktığımda ‘Belki Alışman Lazım’ın Türk Müzik tarihine katkılarını görmezden gelmek haksızlık olur. Müzikal kalite açısından başarılı bir albüm olması ve rock müziğin de artık popüler olabileceğini ispatlamasıyla yapımcıların gözünü açar. Rock grupları albüm hazırlığına başlasalar da, esas patlamayı iki yıl sonra Mor Ve Ötesi yapacaktır. Bu açıdan ‘Belki Alışman Lazım’ uyanan devin ilk ayak sesleri gibidir.
Kemik kitlesi tarafından kıskanıldığını anlamış olsalar gerek, 2005’de ‘Seni Kendime Sakladım’ der Duman. Herhangi bir cover olmaması ne de sevindirici. Özgürlüğün ülkesi / adaletin temsilcisi diye seslendiği Amerika’ya açık çağrıyla başlıyor albüm::teröristlerden kurtar bizi!. Albümün üzerinden iki yıl geçse de Amerika’dan isteğimiz halen aynı. Müslüm Gürses ile birlikte konser vermiş olan Duman’ın bu albümünde arabesk tınılardan uzak, saf arabesk ruhu hissediliyor. Alaturka’nın uçmuş hali ‘Aman Aman’, cümle alemin ne dediğini zerre takmayan bir sevgilinin haykırışı ‘ Sen Ben’, Abba’nın thank you music kavramını kıskandıracak bir müzik şarkısı ‘En güzel Günüm Gecem’ albümün göze batan şarkıları arasında.
Albüm genelinde diğer albümlere göre daha geniş, daha rahat bir vokal söz konusu. Müziğin genişliği de buna eşlik edince müziğin kimyası güzel oturmuş. Alışıldık düzenlemelerle alakasız albüm, yeniliğe her daim muhtaç hayatımızda güzel bir durak. Durak olarak görmeli bu albümü. Herkes gibi olmak istediğinde, farklı olmak istediğinde sonunda kendin olmaya karar verdiğinde uğrayacağın bir durak.
Albümün isim şarkısı zihnin ruhsal yanını okşar cinsten. Yerlerde hakkıyla sürünen vokal, 70lerin düğünlerini andıran bir müzik beni hayallere daldırıyor. Evlerin kilitlenmediği, düğünlerin kapı önlerinde olduğu, bizbize olduğumuz yıllar..Tüy ile kıl arasında karar verememiş bıyıklarım, gençlik düşleri, hayatı yırtmak hayalleri arasında bir düğün..gelin ile damat oldukça güleç bir şekilde tebrik kabul ediyor.. Çocuklar, buzdolabı kutularının içinden çıkan gavcarları duvarlara sürüp sürüp parçalamış, sonra onları bir naylona koyup düğüne getirmişler heyecanla..Gecenin ilk dansını gururla sürdüren evli çiftimizin üzerine atıyorlar gavcar tanelerini.. herkes mutlu.. imkansız bir aşk buluyorum kendime.. o bana bakıyor..ben ona.. iki saniyeden fazla bakmak ne mümkün..o kadar utangaç, naif.. anneye babaya ayıp olmasın diye bira yerine Bel-Cola’da alıyorum teselliyi...Kendime saklayacaklarımı düşünerek...
HYPERLINK "mailto:haliltekno@yahoo.com" haliltekno@yahoo.com
HALİL AĞA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder