AH, DEVRİMİM BENİM. NEDİR SENDEN ÇEKTİĞİM?
SEN GELMEDİN AMA BEN DEĞİŞTİM!
Yeryüzündeki en doyumsuz canlılar insanlardır. Herhangi bir fen bilgisi, veya hayat bilgisi kitabında bu bilgiye rastlayamazsınız. Tek bir kitapla hayatı öğretmeye çalışan ders kitaplarında ideal insan’ın dışına çıkmak ne mümkün. Çünkü; ideal insan kavramlara dokunmayan, sorgulamayan, etliye sütlüye karışmayan, sıkıcı bir insandır.
Günümüzde ise, kariyer insan oldukça revaçta. Kariyer insanı, hızla ilerlemek adına hiç kimsenin gözyaşına bakmaz. Herhangi bir kimseyi çıkarı için kullanmak gibi bazı özellikleri vardır. Kariyer insanı, para ve mevki için yaşadığından onun için her şey mümkündür. İşini yaparak mevki sahibi olmak yerine, kısa yollardan hedefe ulaşmaya çalışan bu insanların vahşi bir avcıdan hiçbir farkları yoktur. Tüketim örneğinin en trend örneklerinden biridir kariyer insanı.
Kapitalizm, daha doğmadan tüketmeye itiyor hepimizi. Bebek erkekse mavi, kızsa pembe eşyalar satın almakla başlıyor hersey. Hergeçen gün ihtiyaç diye önümüze çıkan eşyaların sayısı artıyor. Çünkü, yeni buluşlar ve yeni teknolojiler mutlaka hayatınızın bir alanına yerleşecek. Burada dikkat edilmesi gereken, yeniliklerin sonu olmadığından çevremizde oluşan maddesel yığın. Maddesel yığının verdiği negatif enerjiler bütünü. Demokrasisini oraya buraya taşımaya epey hevesli bir ülke olan Amerika ise, tüketim çılgınığını en çok tetikleyen ülke.
Mavi kabloyu mu yoksa kırmızı kabloyu mu keseceğini karar veremeyen bir ajan, son saniye doğru kabloyu keser, bomba patlamaz ve tüm ülke kurtulur. 2007 yapımı bir Hollywood dehası yapımın benzerlerini yıllardır görüyoruz. Vietnam’da Rambo’yu maceradan maceraya koşturtup bize bunu izlettiren Hollywood, bu filmlere oluk oluk para akıtan dünya, sırtımızdan para kazanan Amerika, tüm dünyanın Amerika’ya hak vermesi, Rambo posterini duvara asan bizler, Vietnam’da Amerikan firmaları tarafından köle gibi çalıştırılan çocuklar. Herhangi bir zeka parıltısı olmayan filmlerle tüm dünyayı pasifleştirmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Ya da ben paranoyak oldum. Çünkü, 20 yıl öncesinin Rambosunu aratmayacak vizyon filmleri mevcut. Ve bu filmler çok sayıda insan tarafından izleniyor.
Hatta bu filmlerdeki örümcek adam, süpermen ve bilimum Amerikan kahramanından etkilenen yavrucaklar tüketim çarkının bel kemiği. Örümcek adam logolu çanta, defter, yatak odası takımı, yatak, bisküvi ve bilimum ürünü ailelerine satın aldırıyorlar. Çocukların yediği çikolataların üzerinde bu kahramanların baskısı var diye Amerika’ya para ödüyoruz. Tabii ki her yıl bu kahraman değişmeli ve yavrucaklar yeni kahramanlarının ürünleriyle donatılmalıdır. ‘Benim çocuğumun neyi eksik?’ diyerekten satın aldıkca devamı geliyor.
Geçenlerde bir süpermarkette bağıra çağıra konuşan iki çocuk annesinin diyaloğunu duyduğumda tüketim çılgınlığının geldiği son noktaya şahit oldum. Çocuklarının çocuk odası takımını abartarak anlatan bu kadınlardan biri, yatağın üstündeki baskının 2007 yılına ait olduğunu gururlanarak anlatıyordu. Diğer kadın ise, eski baskının verdiği eziklikle hüzünlenmiş gibi gözükse de, en erken zamanda yeni baskılı bir takım alacağının sinyallerini veriyordu.
Tüketim hayatın her alanında. Tüketime alışık ruhumuz elbette müzik konusunda da farklılık göstermiyor. Beğendiğimiz bir albümü bir ömür dinlemek şöyle dursun, birkaç ay bile dinleyemediğimiz oluyor. Çok az sayıda albüm hep ruhumuzda kalıyor.
30 Nisan 2004. Bu tarihi unutmayın. Unutturmayın. Müzikte devrim olabilirmiş dedirten tarih. O albümün piyasaya çıkış tarihi. Asla tüketilmeyecek bir albüm, birçok kesim tarafından gelmiş geçmiş en iyi türkçe rock albümü olarak lanse edilen bir çalışma. Kendinden sonrası için çok şey yapmış bir albüm. Türkiye’de müzik adına bir şeylerin değişmeye başladığının habercisi. Medyatik olamadan da çok satılabileceğinin, yıllardır göz ardı edilen rock müziğin patladığı an. Rock müzik dinlememiş kitlelere, rock dinlettiren albüm: ‘Dünya yalan söylüyor’,
Bu albümün hissettirdiklerini nasıl anlatacağımı düşünüyorum. Sevgili, Naim Dilmener’in deyimiyle mahşerin 4 atlısı yapmış yapacağını ve son noktayı da kendileri koymuşlar. Öncelikle Mor ve Ötesi’nin geçmişine bakalım. 1995 yılında Alper Tekin tarafından kurulan grup, ilk albümleri ‘Şehir’i 1996 da piyasaya verir. Kemikleşmiş bir dinleyici kitlesi olan grup, antipolitik şarkı sözleriyle takdir kazanır. İkinci albümleri Bırak Zaman Aksın 1999’da , Gül Kendine 2001’de piyasaya çıkar. Alışıldık çizgisinden sapmayan grup, savaşa karşı konserleri hiç kaçırmaz. Rock and Coke gibi sponsorlu festivaller yerine, BarışaRock tarzı özgün oluşumlarda yer alır.
Bazı grup elemanlarının değişmesiyle bugunkü kadroya ulaşılır. Burak Güven, Kerem Özyeğen, Kerem Kabadayı ve Harun Tekin. ‘Dünya yalan söylüyor’ için, Ocak 2004’de Tarkan Gözübüyük prodüktörlüğünde stüdyoya giren grup, albümü yaklaşık 4 ay gibi kısa bir sürede hazırlar. Fotoğraf çalışmaları ve albüm kapağıyla da kült bir albüm. Fotoğraflardaki televizyon gödermesi ile, yemyeşil çimleriyle, dikenli tellerin varlığıyla hafızalardan silinmeyecek kareler.
Albüm ilk çıktığı gün 15.000 adet, toplamda ise 300.000 adet satar. Alternatif ruhun genç temsilcisi Pasaj Müzik, yayınladığı ilk albüm ‘Dünya Yalan Söylüyor’ ile piyasayı alt-üst eder. Çünkü, en çok satan popcular bile halen 100.000 sınırını aşamıyor. Pasaj Müziğin bu başarısı firmanın prestijini artırır ve Şebnem Ferah, Athena, Aylin Aslım, Kurban gibi isimler bu firmadan albüm çıkartırlar. Pasaj Müzik tanınmış isimlerin yanında henüz albüm çıkarmamış bir çok yetenekli isme de şans verir: Buz, Seksendört, Gökçe, Asfalt Dünya.
‘Dünya Yalan Söylüyor’ 10 şarkı ve 1 hidden track(*) dan oluşuyor. Albümün açılış şarkısı ‘Yardım Et’, daha önce hiç duymadığım kadar özgün bir şarkı. Şarkı sözlerindeki incelikli dokundurmalar savaş çığırtkanlığı yapanlara güzel bir gönderme bütünü. Hem gönderme yapıyor, hem de işi basitleştirmiyor. ‘Kahrolsun Savaş!’ demek yerine, usluplu bir haykırış:’yalandan kim ölmüş / elimde güller varmış / üstüm başım kan olmuş’. Özellikle şarkı bitişindeki ‘Irak’a demokrosi götüreceğiz’ açıklaması çok vurucu bir yerindelik. Tarihin asla affetmeyeceği uluslararası katil George W.Bush’un görüntülerüyle süslü ‘Cambaz’ coşkunun üst notalarında ruhumuzu okşuyor, her okşanmanın bir geri dönüşü olmalı : ’Cellat oldun, kelle uçurdun!’.
En iyi film müziği ödüllü ‘Bir Derdim Var’, albümün en çok ses getiren şarkılardan biri. Acıtasyona gerek duymadan dert anlatılır mı diyen varsa buyursun dinlesin bu şarkıyı. Hem dertlerinle yüzleş, hem kendinle yüzleş...Bir Fıkret Kızılok şarkısı, ‘Sevda Çiçeği’ ise yeniden şarkı yorumlamak anlayışının kalıplarını zorluyor. Kızılok versiyonundan tamamen farklı bir atmosfer yakalıyor şarkı. ‘Dünya Yalan Söylüyor’ u anlatmak oldukca zor. Hele hele şarkılar arasında sınıflandırma yapmak büyük haksızlık. 11’de 11 şarkılık bir albüm. Depresyondayken, mutluyken, üzüntülüyken, coşmuşken..her an dinlenebilecek kalite bir iş çıkarmış Mor ve Ötesi.
İçinde ‘aşk’ geçmeyen bir albümün bu kadar çok satmasının verdiği bir heyecan var içimde. Hatta bir çok dinleyicinin şarkıların aşk şarkısı olduğunu düşünmesinin verdiği mutluluk. Aşk kıvamındaki karşıtlığıyla Mor ve Ötesi.. Tüketmeye endekslenmiş dünyada tüketilmeyecek bir albüm.. Kana susamış bir ülkenin hayatlarımıza saldırışı...Kendi doğrularınızı bulunuz, zira ‘Dünya Yalan Söylüyor’...
*Albüm sonunda gizlenmiş şarkı. Genellikle Albümlerin CD versiyonuna eklenir.
HYPERLINK "mailto:haliltekno@yahoo.com" haliltekno@yahoo.com
HALİL AĞA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder