31 Temmuz 2010 Cumartesi

nisan2009

                                            SHUT DOWN!
                           Durağan bir limandan azgın dalgalara!. Hareketin gelişini
bayat bir dondurma sloganı gibi birşeyle hatırlatmak istedim. Yazın geldiğini 
son 15 senedir ayni dondurma markasıyla hatırlıyoruz.
                       
                            Bilmemne aromalı buz parçalarına ticari kariyerlerinde 
başarılar diler, esas derdim olan hareket zamanını irdelemek isterim. İşte yaz
o kadar güzeldir ki, irdelemek kelimesi bile yakışmıyor bu mevsime. 
                          Harekete devam, harekete yol aç. Aman tanrım!.. Sakın ha
yanlış anlamayın harekete yol kavramını. İlerle sloganlı siyasi parti ile sakın kıyaslamayın
zira onlar bambaşka bir boyutta.
 
                              Bizlerin o mertebeye gelmesi için çoook daha çalışmamız 
lazım. Adamlar resmen mizahın dibine vurmuşlar. Yıllardır mizah okuyorum böylesini
görmedin. Ne Abdülcanbazda, ne de Şerafettin'de. Bunlar bambaşka.
                             İnternet devrimi. Çözüm devrimi. Avrupa ve biz. Ekonomi ve
ferah. Sanırım ben bunlarla ayni ülkede değilim. Çevremdeki herkes üç boyutlu 
devinim yaşıyormuş. Hepsi benim zihnimin ürünüymüş. Hayal bu ya.
                               Yeşil renginden tiksindirecekler illa. Hepsini es geçiyorum. Benim 
derdim kendimle diyen yanımla çıkıyorum yola. Kendim ve ben. Ben ve santigrat. Güzel
bedenler görüyorum. Gözüme kestiriyorum. İnceliyorum. Yakından bakıyorum. Wouuv!
                               Ne kadar özenli bir işçilik!. Yaradana gurban yaradana diyen Burhan
Çaçan ve kuru fasülye geliyor aklıma nedense. Yanına bir baş soğan. Erotiksel olarak
sıfırlanmamın ardından derin incelememe başlıyorum. Plastik.
                               Estetiği sorguluyorum kafamda. Diş doktorlarının bekleme salonunda 
yer alan sipariş üzerine yapılmış olması muhtemel göl manzaralı tablolar geliyor aklıma. 
Birde TRT2 deki resim yapmayı matamatikleşen kıvırcık kafalı adam. Zihnim algı çağrışımında 
harikalar yaratıyor.
                                Mükemmel vücut. Mükemmel beden. Sıfır selülit. Kusursuz bedeni
kim ne yapsın. Kusur olmalı ki keşke burası şöyle olsa diye uğraş gerektirsin. Bir an türban
ile estetiki ayni kefeye koydum. Hemen çıkardım. Birinde giyinmek güzeldir. Diğerinde rakamlar
konuşur.
                              Mükemmel vücut un birini gözüme kestiriyorum. Evet, aklımda bir
mükemmel vücut ne yapar, nasıl yaşar gibi çok gerekli sorular var. Birden kendimi iş saati
çemberlerde bayrak sallayan devlet memuru olmak için yaşayan canlılar gibi uğraşsız 
hissediyorum.
                                  
                                Mükkemmel için geceler çok önemli. Çılgın geceler ve mükemmel. 
Mükemmelin arkadaşları da mükemmel. Hepsinin dişleri de mükemmel. Bin megapiksellik
fotoğraf makineleri de öyle.
                               Bol bol dan bile bol fotoğrafla facebook dünyasında fırtına
gibi esiyorlar sürekli. Facebook için sosyalleşenler gibi bir saptama yapmak hırsıyla yanıp 
tutuşuyorum birden. Olsun hiç yoktan iyidir. 
                                 Kusursuzlar beni sıkıyor. Facebooklarıyla mutlu applicationlar
dileyerek koşarak kaçıyorum çılgın ve şanslı gecelerden. Beni herşeyin var olduğu yerler
mutlu eder ancak.
                               Mırıldana mırıldana keyifle dağlara tırmanıyorum. Mırıldandığım
şarkı ağır ritm. Ben ağır ritm. Her tarafım dağ. Bir parıltı görüyorum kayaların üzerinde.
Ayağıma b.k bulaşmasını istercesine parıltıya koşuyorum. Farklı bir metal parçası. Üzerinde
buton tarzı bir aparat mevcut. Hafif değiyorum... 
                                  Yıllardır hayalini kurduğum ufolar geliyor. Işıklarını saça saça. 
Ufolar etrafımda geziniyorlar. Fakat, bunlar da kusursuz. Yıllardır gördüğüm illüstrasyon UFO
lar gibi şekilleri var. İçindekileri merak etmeden gemilerden tiksiniyorum. Metal parçayı dağdan
aşağıya atıyorum UFOlar da kayboluyor.
                                    
                                   Yalnız başıma kalınca tırmanmaya devam ediyorum. Oksijen oranının
oldukça yüksek olduğu bir yerdeyim şimdi. Hafif ritm tutuyorum kendimce. Yıllardır müzik söyleme
hevesimi söndüren herkesi zihnimde canlandırıyorum..Zihin yetmiyor, oksijen bana bir sürpriz yapmış
olsa gerek karşımda hepsi birden beliriyor.
                                    Bak Postacı Geliyor icramdan sonra beni azarlayan pedagojisi yoksayılası
ilkokul öğretmenim, Bak Postacının bestecisi, elektronik müziği müzik türünden saymayan pek bi sanatçı
dostum ve de maaşlı müzisyen karı-koca. Hepsi iplerle sımsıkı bağlı halde karşımda duruyor.
                                      
                                    Birden hava akımı hızlanıyor. Basınç ve rüzgar ortamı huzursuzlaştırıyor.
Zihnimle müzik yapıp oynamaya başlıyorum. Zihin dalgalarımı gönderdiğim X isimli cihaz bunu müziğe
dönüştürüyor. Hayırrrrr diye bağrıyor sanatçı dostum ; müzik yapmak için yetenek şart zihinle yapmak
haksızlık... 
                                   Elimin tersiyle sanatçı dostun ağzına çok sağlam vuruyorum. El tersi!. Neye 
uğradığını şaşıran dostuma hışımla dönerek; 'Bir sus be kardeşim. Zaten cihazın adını X koydum. Hayalimdeki
basitliğin derdindeyim. Bir de seninle uğraşmayayım şimdi!.'
                                  Hepsi susuyor. İçinde star kelimesi geçen şahane bir şarkı söylüyorum. Hepsi birden
izliyor. Aniden bir sürü dansçı beliriyor yanıma. Robotik hareketlerle dans ediyoruz. Bak yine. Ah benim kadim
sanatçı dostum. Bu seferde dansin bir ahengi olur böyle robotik şeye dans mi diyorsunuz diye cırlamaya
başladı.
                                    Anladım ki bazı insanlar dayağa doymuyor. İlkokul öğretmenimle maaşlı
müzisyenleri geldikleri yere yolluyorum. Sanatçı dostu kedi miskinliğinden kaldırarak sırasıyla soğuk
suya ve koşu makinesine sokuyorum.
                                     Onu sonsuza kadar koşu makinesinde bırakmak istediğimi hissettiğim an
insanlığımdan şüphe duyuyorum. Hepsini bırakıp daha da yukarılara çıkıyorum. Daha da yukarısı zannettiğim
başlangıç noktammış meğer. 
                                     Hayallerim bile kısır döngüye girmiş. Yeşillik yoldan mı gitmiş diye şüphe
duyuyorum aniden. Biz bu filmi daha önce görmüştük diye haykırırken X devreye giriyor ve nefis bir
Nazan Öncel şarkısıyla sisteme shut down çekiyor:
                         Aynı nakarat Hep aynı aynı
Tantana var iş yok
Gürültü var ses yok
Görüntü var renk yok
Aynı nakarat Anlat anlat
                                          
halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder