26 Temmuz 2010 Pazartesi

ekim2008

F2M:: M2M :: M2F ::F2F

İnsan, insanı sevebilir...

Bir varmış, bir yokmuş. Pembe kızın rengi, futbol erkeğin oyunu bellenmiş bir yerlerde.
Güçlü kuralları varmış bu diyarların. Hem yazılı ,hem yazısız kurallar. 'Sen ne istersin?' düşüncesinden çok
'Herkesler ne ister?' düşüncesi daha hakimmiş.

En saf günlerdir çocukluk günleri. Ama pek anlam veremez tabaklı parmak verdirmeye zorlanan
çocuk. Hele hele erkeklik uzvuna elini uzatıp ''Auvv ısırdı. Napacan be gızlara bunuynan' diye coşan büyüklerin
ne yapmaya çalıştığına hiç anlam veremez.

Kendi cinsiyetinde olanlara alınan oyuncakların aynisini alırmış babası. Paket olarak kendisine sunulan
hayatın paketliğinden bile habersiz yaşamaya devam ediyormuş çocuklar.

Taa ilk baştan bu böyle başlamış. Müzik dersinde flüt çaldırarak müzikten tiksindiren öğretmen
ile Beden Eğitiminde havaya top atan ve yere düşüşüyle futbol oynatan öğretmen çok iyi arkadaşmış. Ve
yıllar geçtikçe daha iyi dost olmuşlar. Top yere düşmeye, flütten tükrükler çıkmaya devam etmiş.

Önemli olan futbolu sevenlerin daha fazla olmasıymış. Ve öğretmenler odasının koltukları çok
rahatsızmış, ders bitince eve gitmek en mantıklısıymış. Kızlar basketbola , erkekler futbola devam etmişler.
Cinsiyet ayrımı yavaş yavaş akıllara kazınmaya başlamış.

Hedef belirlenmeye başlamış. Kızlar erkeklere, erkekler kızlara konumlandırılmış. Bir kızın yanında
bir erkek varsa mutlaka ortada muzır birşey aranmış. Aranmakla kalmamış kız babası formatı gelişmiş.

Kız Babası dediğin haşin, kontrolcu ve namus odaklı olmalıymış. Kızını erkeklere karşı koruyacak, gece
geç saatlere kadar gezmesine izin vermemeliymiş. Malum kızı yoldan çıkar ve eğlenceye dalarsa herkesler
ne dermiş?.

Peki o zaman kızlar ne yapıyormuş?. Herkeslerden gizli eğlenmeye çalışıyormuş. Yasaklar tatlı, yalanlar
acıymış. Kızlar ve erkekler farkı yaş ilerledikçe artarmış. Bazen ayni türden canlı olduğumuzu bile unutur oluyormuşuz.
Çok paralar kazanıp, büyük adam olacağımız tahmin edilen üniversiteyi bitirdikten sonra sorular başlarmış.

İdeal hayat şekli evlenmekmiş. Seversin yada sevmezsin o ayrı. Herkesler dört bir yandan baskı
yapmaya başlarmış. Haftada 5 dizi izleyip, çocuk doğurmanı istiyormuş insanlar. Sana aday bulup sunanlar mı
dersin, görücü usulu yapmaya çalışanlar mı?.

Nasıl bir hayat tarzı seçmek istediğinin pek önemi yokmuş. Bu garantili güven hissi senin hoşuna
gitmeye başlar ve aklına yatan birinin varlığını hayal etmeye başlarsın.

Kalbinin hızlı atışından, midendeki ağrılarından sevdiğini anlarsın. E, delikanlı adamsın elbette ki
o kız da seni sevecek. Pastaneye gidersiniz, sinemeya gidersiniz, kalabalıktan istifade ederek elini bile tutarsın.
İdeal yaşam kapıları sana açılmıştır artık.

'Biz' demeye başlamışsınızdır yavaş yavaş. Ve çevrenizde sizin gibi olmayan insanlar da vardır. Tek
sevme şekli sizinki gibi olmalı değil mi?. En sıkıldıkları anlarda kendilerine göre farklı sevenleri konu edip güldüler.
En hınzır esprilerine onları konu ettiler. Nasıl olur da ayni cinsiyetten iki insan birbiriyle birşeyler yaşayabilir ki?

Böyleleri topluma kötü örnek oluyor canım!. Yeri geldiğinde onlarla sohbet eder, muhabbet eder, ama
hemen arkalarından yaptıkları ahlaksızlıklarını anlatıyorlardı. E, ama o da düzgün ilişkiler yaşasaydı da onlar da
söylemeseydi.

Bol hawaii fişenkli bir düğünle evlendiler. Tebrik uzun, oyunlar kalabalık oldu. Balayının ardından aile
hafiften kımıldanmaya başladı. Çocuk ne zaman olacaktı?. Dünya gözüyle torun sevmek elbette onların hakkıydı.
İlk çocuklarını dünyaya getirirler. Pespembe takımlar içinde, bembeyaz bir kız çocuğu..

İyi bir eğitim, kurslar, dersler..herşey onun içindi. Hiçbirşeyini eksik etmiyorlardı.. Gayet steril büyüyen
çocukları lise çağını yeni bitirmesine rağmen henüz bir erkek arkadaşı yoktu. Kendileriyle gurur duyuyorlar, kızlarının
üniversiteden önce erkek arkadaşı edinmemesini mutlulukla karşılıyorlardı...

Okulu bitince kendi işini yapmaya başlayan kızları ayrı eve çıkmak isteyince bunu kabullenmek istemediler.
Kız kısmısı evlenince kocasının evine taşınırdı. Düz olan buydu ve böyle olmalıydı. Ayrı eve çıkma tartışmalarının
yoğunlaştığı bir anda kızlarından duydukları 'Evlenmeyeceğim!, bunu anlayın artık' cümlesi onları epey sarsmıştı.
Bunun üzerine gidince, kızları bir sevgilisinin olduğunu fakat bunun bir erkek olmadığını söylediğinde babasının kalbi
sıkışmış, annesi sinir krizi geçirmişti.

Tanrım nerede hata yapmışlardı acaba?. Onu o kadar iyi yetiştirmişlerdi ki..Bu onların hakkı mıydı?. Bunun yanlış,
günah ve kabul edilemez olduğunu gayet sert bir şekilde çocuklarına ifade etmeye çalıştılar. Psikolog önerdiler, büyü bozdurmak
istediler , herkesler ne der diye cinnet geçirdiler, bunun hastalık olduğunu bile kabul ettirmeye çalıştılar. FARKLI olmayan,
AYNI olan iki insanın birbirini sevme ihtimalini bugune kadar hiç düşünmemişlerdi.

Ne de olsa AYNI iki insanın herhangi bir ilişkisi, aşkı veya teması ne içindi?. 'Halimize şükredelim' demek içindi
onlar için. Veya dost sohbetlerinde en komik espri malzemesiydiler. Ne olurdu öyle kalsaydı bu kavram..Kızları da haline
şükretti sevdiği ve hissettiğini yaşamaya karar verdiği için. Küçük yaşta ailesine açılmadığı için kendini şanslı saydı. Ailesinden
göreceği dışlanmışlık ve aşırı tepki her türlü travmaya yol açabilirdi..


Kaç yüz yıl önceden kalma yasalar onun yanında olmasa da, sadece bayramlarda görüştüğü ailesini arada özlese de
kendi istediğini yaşamanın tarifsiz mutluluğu yanında...İllede yaşamak için yavrulamak gerekmediğini bir türlü anlayamayan ailesi
ise yapayalnız..Barışamadıkları kendileri, barışamadıkları hümanizim ve televizyonda haberlerde izledikleri 'Amerikadaki eşcinsel gurur yürüyüşünde
çocuğuyla birlikte yürüyen anne' haberi..







halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder