26 Temmuz 2010 Pazartesi

temmuz2008

BEN BUGUN SENİN DÜŞMANIN DEĞİLİM // YİNE DE SENİ ÖLDÜREBİLİRİM


Herşeyin tekrarlanmasından şikayetimiz var. Top yekün. Günlerin, gecelerin, haftaiçilerin, haftasonlarının tekrarından. Kapkaranlık bir klostrofobi çılgınlığı. Ya çok fazla evimiz olduğundan yada fazla fazla arabamız olduğundan gezecek paramız da yok. Stop::Play::Repeat.

Hep aynı. Hep aynı. Kimbilir kaç kez güne böyle başladık. Ve devam ediyoruz. Devam etmek istemiyorum böyle. Aşırı yoğun benden uzak dursun. Kimse bana yoğunum demesin. Hatta bana yoğunum diyenlere yepyeni bir teknik uygulamak istiyorum. Küçük şeylerden kendilerine pay çıkarmalarını öğütleyeceğim. Böylece yeterince sıkıcı biri olduğuma kanaat getirip dertlerine dert ekleyecek insanlara gidecekler yada benden tamamen tiksinecekler.


Yoğunluk veya meşgul olmak diye birşey yoktur. Tamamen sıkılgan beynin ürünüdür bunlar. Bu kadar da net konuşuyorum. Bir sonraki işini not edeceğin bir not kağıdı varsa elinde asla yoğun olamazsın. Gerçekten bunaldıysan yenilik yapacaksın.


Sabit konumu devam ettirip çevreye eziyet çektirmenin pek bir manası yok. Muhasebeciysen porno yıldızı, porno yıldızıysan son ütücü, son ütücüysen emekli olacaksın..Ohh Mis!. Dünyanın en rahatlatıcı işlerinden birinden emekli olmak gibisi var mı?. Sürekli birşeyleri düzeltmek beni çok rahatlatıyor. Ütü yapmayı çok seviyorum. Kendi çapımda rekorum 8 saat(aralıksız). İşte hayattan sıkılmama sebepleri: ömrünüzde daha önce seve seve 8 saat ütü yapan birini gördünüz mü?.


Bundan mutlu olun, kimbilir daha nice sürprizler çıkacak karşımıza diye sevinin. Sevgi kelebeği ile Sünger Bob arasında gidip gelin. Kafanız karışsın. Sonra kafanızı toparlamaya çalışın, ama yoğunluğunuzdan dolayı toparlayamayın. Fazla kasmayın. Gevşedikçe akışkanlığa sizde şaşıracaksın. ‘Belki üstümüzden bir kuş geçer..’ diye huzurla söylenen şarkıyı değiştirin; ‘Belki kafamıza bir göktaşı düşer..’. Ve şarkının yeni halinden mutlu olun. Göktaşının düşme ihtimalinden dolayı yaşadığınız günün keyfini çıkarın.

Yazı boyunca verdiğim nasihatlarımdan dolayı kendimi GSM operatörü reklamlarındaki dış ses adamcığımı gibi hissettim. Hep öğüt veren, ‘Anı Yaşa’, ‘Bizi Kullan’, ‘Beleş Kontür’, ‘Bağlan Hayata’, ‘Sana Aşığız’, ‘Seni Sevmeyen Ölsün’ gibi lafları dillerinden düşürmeyen dış ses adamcığı işinden sıkılırsa ne yapsın?.

İşitme engellilere haberleri sunsun. Evet. Mümkünse hiç konuşmasın. Onun tok sesini duyup bunalıma giren ergen çocuklarda rahatlasın. Ses farkından psikolojik sounlar yaşamasınlar. Doktorluk sorunları olmasın en azından. Serbest sınırların dışında rahatca delirsinler!.

GSM’i, interneti bir zahmet sussunlar. Error olsun heryer. Şikayet edenlerin sesini duymasam. Koşsam ormanlara. Görüntülerini de görmesen insanların. Windows XP wallpaperi gibi bir mekanda olsam. Tertemiz bi orman. Tek başıma koşsam. Bir salıncak var ilerde. Sallanıyorum. O da ne ilerde göl var. Gölün yanına gidiyoum.

Asla elde edemeyeceğimi düşündüğüm yıldız karşımda. ‘Bak yüzüme yıldızlar sönüyor. Gökyüzüne savruluyor. Son melodi...’ diye dokunmaya çalışıyorum yüreğine. Karşıma yıldız gelmiş ben ne yapıyorum?. Yıldız dediğin hep mutlu olmak, hep gülmek ister!. ’Çal Güneşi, bulutlar örtüyor:kar bu gece yakıyor..’ diyorum bu sefer. Yardım etmek arzusuyla iskeleye koşuyor...O önde, ben arkada koşuyoruz. İskelenin ucundan sekiyor güneşi yakalamak için. Duraklayıp, izliyorum.

Aptal!. Suda boğulacağını hiç mi tahmin etmedin?. Suyun dibine hızla ilerlerken ‘Son melodi susmuyor / buz içimiz erimiyor’ diyorum sakince. ‘Bulutlar yere iner de / beni kör ederse / kaybolup gidersem ben...?’::Eve dönmeliyim. Evime gidiyorum usulca.. Zihnimde bir belirsizlik.

Yavaş yavaş etraf aydınlanıyor. Ahhh.. o hep hayal ettiğim gülüş. Dünyanın en güzel gülen insanını görüyorum camın ardında. Ona erişemediğim için mi onu istiyorum?. ‘Karanlıkta melekler / Yüzünü çizerler / Dokunmak isterken ben / Dans ederek giderler’.. Nefret ediyorum meleklerden.. Ne olurdu dokunsam. Fazlasını istemiyorum.

Sen..Ben..derken hertaraf değişiyor. Veda turuncusu oluyor hertarafım.. Hiç tanımadığım birinin yasını tutuyorum. Tanıyamayacağımdan bu genişliğim. Ağıtcı teyzelerden farkım yok!. ‘Bir gün gelir güneş doğmaz / haber gelmez’.. Sevdiklerini sevmek , yaptıklarını yapmak istiyorum. Ahh..uzaklar..’Al beni de, yanına..uzaklara’.


Umutsuzluktan sıyrılıyorum. Kuş cıvıltılarıyla şenlenmiş bir tepedeyim. Gökyüzünü izliyorum. Kendi başıma yetebileceğimi tembihliyorum kendime. Birden hartaraf karanlık. Yalanın gerçekliğiyle yüzleşiyorum. Cesaretimi toplayıp ilk adımı atıyorum..Herşey ne kadar kolay aslında..

‘Yola karşı beni bekler / Beni bekler biri / Güne başlar Beni Bekler / Beni Bekler Biri’..Bekler mi?. Hep biri beni beklesin istedim . Ama bu sefer dünyanın en güzel gülen insanı için hissediyorum bunu. Beklenmek beklenmek için değil, doğal olarak çıkıyor karşıma.

Beklenen gelmeyince ne yapılır ki?. Toprak gibi susarım ancak. Hiç ses çıkarmam. Toprak gibi üretken ve yapıcı hissederim kendimi. Ve bir o kadar da kurutulmuş. Ay’ın en güzel halini arıyorum. Bir amacım var en azından. Bulursam sana da haber veririm.

Peşimde hep sıcak nefesin. ‘Aşk al beni / Başkasına ver beni...’ .Hayatımda sadece bu tekrar etsin. Yatağıma gidiyorum.. Yıldızım suda boğuluyor, dünyanın en güzel insanı aynı güzellikte gülmeye devam etmek için bana gelmiyor..



Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder