26 Temmuz 2010 Pazartesi

nisan2008

SENİ SORANA HER YANIM DERİM..VE DAHASINI DA EKLERİM
Sakin bir Hayat’ın varlığına...
Gök gürlemesine gerek duymadan başladı herşey..Yeniden başlangıç için mutlaka bir gürleme gereklimidir?..Bu seferlik Hayır. Kuş cıvıltıları gezindi kulaklarımda, yalın ama şehirli. Makine ve kuş kanatı. Kanat ve ağaç dibi. Ne kadar da erişilmez şu gökyüzü sırtüstü yatarken ağaç dibinde. Kimbilir belkide gözüme batan güneştir tüm bu ulaşılmaz şahaneliğin sebebi..Ulaşmaktan, hedeflenmekten yorulmuş zihnime ne büyük ödül..

Herşeyin küçültüşmüşünü hayal ediyorum hayat resminde. Resmin bile küçüğü. Alışılmadık bir tanınmışlık. Gizli tanınmışlığın günyüzüne çıkartma ihtiyacı. İhtiyaç ve rahatlama.İhtiyaç ve kutsal Beyaz. Her yanımda sen. Varlığın yetiyor elimi açıp dönmeme kendi eksenimde. Başım döner mi sence?. Durmasın ki zaten!. Dönmesi için yola çıktım : normal bildiğim büyüklüklerden kaçmak için burdayım. Kaçabildiğim kadar derdim ya hep , bu sefer kaçabildiğim kadar değil. Mutluluktan ölene kadar koşacağım ‘kor bir ay’ ın altında...

Yalnız başıma ne kadar güçlü olabilrdim ki?. Bunu da öğrendim sayende. Sitem değil bu, haram varlığımın isyanı bile değil. Tekilliğimi nasıl güçlendirebilirim? Ya da neden güçlendireyim ki?. Hızlı olursam kazanırmıyım?. Ya da hep gülersem.

Gülmekten yorulsam ,asi bir devrimci olmak istesem güneş gibi. Tüm çiğ hareketlerimi güneşe bağlasam. Hep onu suçlasam. Herşeyin küçüğü kabulum olsun, ama hayatımız küçük olmasın olur mu?. Sıradan olmaktan korkuyorum. Bak bunu da yine güneşe bağlayabilirim. Kahraman köpeğim ‘ikarus basarsa’ en karabasan haliyle günümüzü, yenilgimizi kabul edecekmisin? Hayali bir köpek elbette karabasan etkisi yaratacak!. Dikkatli ol: tekil hayatların da bir gün devrim yapabileceğini öğrenmiş durumdayım..Güneş doğsa da / doğmasa da.

Mükemmel nedir diyorum kendime?. Ayaklarımın altında sadece kalın bir cam. Zemin görevi gören cam. Her taraf şeffaf. Sen beliriyorsun. Ne sağdan, ne soldan, ne de karşıdan Tam tepeden!. Hani hep filmlerde görürdük ya, ilk bakışta aşık olan saf kaybedenler. İlk bakışta başlangıç&bitiş.

Varlığına şükrediyorum. Dokunmaktan, görmekten geçtim varlığını hissetmek beni mutlu ediyor. Çok mu safım acaba. Herhangi bir alakam var ya senle o bile bana yeter. Geri kalan herşey mahvolsun. Dert değil. Yüzüm omzunda geziniyor. Şeffaflığın içinde ‘laleler beyaz’ mış. Omzuna dokunana kadar etrafımızı çevreyen laleleri fark etmemiştim ki beyazlığıyla avunayım.

Sana sarılmışken bambaşka ’ bir ses’ duyuyorum. Ne uzaklardan ne de derinlerden. Sadece duyuyorum. Kendime soruyorum bunu istediğim için mi duydum diye? Sese yöneliyorum. Turuncu bir ışık. Gel ve düşünme diyor. Yarın vaad ediyor. Vaad duymaya pek bi hevesli yüreğim koşarak gidiyor. Az önce muhteşemliğinle kavrulduğumu bile unutuyorum.

Normal dışı ne varsa onu yaşıyorum burada. Huzurlu bir dinginlikle yaşıyorum uçuk kaçıklığımı. Yaz eğlencesi miydin acaba?. Seni gizlice ağlatmak istiyorum. Sadece muhteşemliğin için istiyorum bunu. Hem yaz eğlencesi olmanı , hem de bana ve ‘bir ses(2)’ verenlere alkış tutmanı istiyorum. Biliyorum ki eğlenmediği halde alkış tutan herkes gibi sende üzüleceksin..

Gözlerin, aşk, dünya bunların hepsi şimdi uzak ve tanımsız bana. Mahvetmekte üstümüze yok. Bu da bizim özelliğimiz mi dersin. Sevdiğini yaralamaktan kaçınarak, tamamen parçalamak hastalığı. ‘Edepsiz Komedya’ gibi olsa da seni sorana her yanım derim..

Saate bakıyorum. Daha doğrusu saatle yaşıyorum. Kaç dakika, saniye daha geçmeli. Ne için geçmeli?. Sanırım büyük sorun bu. Neyi bekliyorum? Yada kimi? Ne kadar sakınabilirim ki, her duyduğum sesi sen sanırken. Bir defa daha gelirmiyiz bu hayata?. Seni duyuyorum, aklım hayalinde. Kaçırıyorum seni.

Kaybettikten sonra büyük bir ses duyuyorum. Zaman saymaktan yorulmuş beynim. Uçağı rötar yapmış sevgilisine kavuşmayı bekleyecek adam gibiyim demek isterdim. Ne yazık ki, lise öğretmenine beslediği platonik aşkını iki yılı aşkın bir süredir yaşayan ergen gibiyim. Bu huzursuzluğumda bile tek bir temennim var. Bir defa kalsam yanında, hayat güzel hikayemde kalınca. ‘Bu defa’ olur mu dersin?. Uçağı rötar yapınca midesine ağrı giren sevgili olurmuyuz yeniden, zira her daim mide ağrısı çeken platonik adam olmak istemiyorum yeniden.


Gitmek istiyorum. Eğlence, aşk yada şeffaf atmosferlerime değil. Sadece gitmek. Sonu olmayan yolculuğa çıkmak istiyorum. Temkinsiz değilim ama. Halen cüzdanım dar pantolonumun ön cebinde. İçinde ateş yanan varillerin yanında sabahlarsam beğenmezsin ki beni.. Gitmek istediğimi söylüyorum. Başıma herşey gelebilir diyorum.


Ben demiştim demek için yapıyorum tüm bunları. Biliyorum ayrılırsam aydınlık gelecek. Hem zaten sen hep demezmiydin, hayatı denemeli. ‘Denek Hayatım’.

Vedalar beni hep mutlu etmiştir. Karlar içinde kalmış bir çocuğun, üstüne işediği zaman hissettiği 2-3 saniyelik huzur var sırtımda. Tüm bedenimi ele geçirmek üzere. Hayatı hep bir video oyunu gibi yaşamak istedim. Video oyunlarını çocuklar oynar değil mi. Hep böyle derdin. Herşeyi bitirecek kadar uyardın toplumsal kurallara. Hiçbirini düşünmek istemiyorum.

Yerden havalanıyorum. İnsanlar, binalar.. daha yukarıya gidiyorum. Ferahlık yağsın gökyüzünden, tüm hayata takmışlara. ‘Yağmur Güncesi’ elbet kaçınılmaz. Yağ yağmur yağ diyorum senin için. Yapabileceğimin en iyisi.

İsimsiz yıldızlara koşmak için tüm bu çırpınışın. Bilmiyorsun ki, isimsiz yıldızlar sadece isimsizlere döndüğünde fark edeceksin odanın kırmızlığını. Korkutucu bir dağınıklıkla başbaşasın. Yerde uzansan da, tavana asılı gibisin bunu biliyorum.

Her yanımda ağrılar. Küfürler dilimde. ‘Kırmızı Oda’ ları hak etmemiştin ki sen.. Beyaz lalelere alıştırmışken seni, neden kapıldın kırmızılara..

Çok uzaklardan bilinmeyen birilerini hayal ediyorum. Bravo diyecek. Beni takdir edecek. Birilerine bağlanmak ve acilen ondan sıkılmak istiyorum. Farklı olduğumdan utanmıyorum. Farkı yaratmak isteyenlere isyanım.

Adeleti tanrı seçmişken, isyanlarım boşuna. Tüm kötü niyetlerim, bir daha hareketlenmemek üzere ‘Dönsün’

Beynimin tüm kodlarını çözüyorum. Huzur isterlen de sakinim, huzursuzluktan kıvranırken de. ‘Sentetik Sezar’ olmaktansa olaylara ilgisiz olmak ne keyifli.


‘Kor Bir Ay’ ile başlayıp ‘Sentetik Sezar’ ile biten bir hayat. Sakin’in ilk albümü ‘hayat’. Uğruna söylenecek söz bırakmayan ‘Hayat’. Bu bahar mevsiminde beni neden çarptın ‘Hayat’?

Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder