Kaliteden Kaçamayan Kadın yada yalnızca KADIN
‘Bu kalite sizin hakkınız!’, ‘Ben buna layığım.Ya siz?’.. Bunlara benzer cümlelerle kalite bile satılıyor artık. Kim olduğun önemli değil, ne yaptığın, ne olduğun, ne bildiğinin de önemi yok. Önemli olan ürünümüze para verecek kadar kalitelimisin?.
Herhangi bir ürünü satın alarak kendini bambaşka bir kalite formunda hissetmek zararlı mıdır? İyi bir ürünle yaşam keyfinizi artıracağınızın bilincinde olursanız herhangi bir sorun yok. Lakin, bir ürüne sahip olmakla üstün kalitede bir insan olacağınızı düşünüyorsanız durum vahim. Markacılıkla kalitenin karmakarış olduğu anlarda aklıma vietnamda yapılan o lastik ayakkabılar geliyor. Ve onların devasa markası.
Sistem gayet mantıklı çalışıyor. Önce fakir ve savunmasız bir ülke seçilir ve en erken zamanda ülkeye demokrasi götürülür. Demokratikleşme anında ölen insanlardan arda kalanlarla anlaşılır. Çaresiz insanlarla anlaşmak zor bir uğraş değildir. Hemen fabrikalar kurulur ve açlık sınırında, köle sistemiyle ülke vatandaşları çalıştırılır. Ürünler janjanlı, abartılı reklamlarla maliyetinin 20 ila 30 katı bir fiyata diğer ülkelere satılır. Asgari ücretle çalışan bir çok genç ceplerinden para verip, bu markanın logosunu yaptırıp arabalarına yapıştırır ve kendilerince kaliteli bir birey olmanın ilk adımını gururla atarlar. Katiller memnun, kafasına meşhum markanın logosunu kazıtan ergen memnun, giydiği markayla statü sahibi olduğunu düşünenler memnun.
Oysa ki kalite ne satılır ne de alınır. Kişisel Kalite, kendini geliştirmekle oluştuğu kadar doğuştan da var olabilen bir olgu. Doğuştan kaliteli başlayıp, kendini geliştiren bir sanatçı var aklımda. Şarkıcı. Oyuncu. Zuhal Olcay.
Her daim aşık bakışları, buğulu sesi, sadeliği, cazgırlıktan arınmış kadınlığı..Su gibi denecek bir şahsiyet. Yıllar önce ‘Kim’ dergisinin reklamında keşfetmiştim Olcay’ı. Gözleri ayrı bir derinlikte, karizması bambaşka bir boyutta. Hem soğuk gibi, hem sıcak gibi... Hem hüzünlü gibi, hem müzip..Zuhal Olcay ne anladığına bağlıdır. Aşktan ne anladığına, kaliteden ne anladığına, hüzünden ne anladığına..
‘Şok! Şok! Şok! Haluk Bilginer ayrılığından sonra ilk kez konuşan Zuhal Olcay Bilginer için neler dedi, neler? Azzz Sonra!’ gibi bir tanıtım filmini bize dinlettirmediği için Zuhal Olcay, Zuhal Olcay’dır. Yağmurlu yada yağmursuz, soğuk bir günde uçuşan yaprakları izlemektir Zuhal Olcay. Eşin, aşın, dostun, ailen bile olmadığında gururunla hüznünü yaşamaktır Zuhal Olcay.. Gecenin karanlık olduğunu, karanlığın hep dert gömdüğünü, dertlerin bile hayatta yer almasını bilmektir Zuhal Olcay.
Tiyatro oyunlarındaki başarısına birçok sinema filmi de ekleyen sanatçı, seksenli yıllarda türk sinemasındaki entellektüel türk kadını rollerinin hakkını fazlasıyla verir. Müzik çalışmalarına önceleri Vedat Sakman ile ardından Bülent Ortaçgil ile devam eder. Bugüne kadar toplam 6 albüm yayınlayan sanatçı, 2001 yılında ADA Müzik etiketiyle piyasa sürülen albümüyle farklı bir çalışmaya imza atar. Bülent Ortaçgil’in müzik yönetmenliğinde 11 şarkıdan oluşan ‘Başucu Şarkıları’ isminin hakkını vermekle kalmaz, unutulmaya yüz tutmuş, keşfedilememiş şarkıları yeniden yorumlar.
Upuzun elbisesiyle içli bir kadın evinde geziyor. Hüzün, terk edilmişlik ortama hakim..kedi ve kadın..dudaktan kaymış ruj ve kadın..ayna ve kadın.. paramparça olan inci kolye ve hassas kaliteli kadın kalbi.. Sondan başa akan bir klip..Zuhal Olcay ve ‘Güller ve Dudaklar’..Kadının evi hassas kaliteli entellektüel kadından beklenecek düzeyde loş, sanatsal ve eski. Lakin kendinden beklenmeyecek kadar samimi bir kadın. O iri gözlere baktıkca aşık olmak yada ağlamak geliyor insanın içinden. Görüntüleri etkili kılan ulaşılmaz bir yorum. Etkili kılmanın ötesinde ruha kendiliğinden işleyen su gibi buğulu bir ses..
Yıllar önce Funda’nın söylediği ‘Çaresizim’, yepyeni düzenlemesiyle farklı ve özel bir şarkıya dönüşmüş. ’Beklerim gelmez/Haykırırım duymaz/Ağlarım bilmez..Çaresizim..Çaresiz..’ diyen bir Zuhal Olcay’dan daha iyi antidepresan var mı terkedilenlere? Yada ‘Giden mi terkeder, yoksa kalan mı?’ diye düşünenlere..Gizemli aşk dizelerinin gül rengi şarapla dansı ‘Kimse Bilmez’, yalnızların marşı olmaz diyenlere tek kişilik marş ‘Yalnızlar Rıhtımı’, ayrılığın aşkı öldürmeyeceğine inanan bir kadının yabancılaşmaya isyanı ‘El Gibi’ öne çıkan şarkılar.
Çok fonksiyonlu, multi bir albüm ‘Başucu Şarkıları’. Söz, müzik, düzenleme ve albümün bütünü başucunda bulundurulacak kadar kaliteli, tuhaf derecede farklı ve içten.
Aylardan soğuk, haftalardan karanlık, günlerden hüzün olsun..Ben vefasız sevgili, Zuhal Olcay her daim hüzünlü kadın..O aşık, ben günübirlik..O hatıralarla bir olmuş, ben unutmaya meyilli..Ben susmuyorum, O ise gözlerini bana dikmiş konuşmadan bakıyor..O ruju taşırmış yüzünün her tarafına, ben jöleyle saçlarımı renklendiriyorum..O lavanta kokuyor, ben limon kolonyası.. O’nun elinde kırmızı şarap, bende bira..Oturuyoruz sessizce. Bitsin bu hüzün diyorum. Elinden tutuyorum, koşuyoruz hızla. Birden masmavi gökyüzü kaplıyor göğü, yemyeşil çimenler ayaklarımızın altında.. Su sesleri.. Elele koşuyoruz..Dönüyoruz birlikte ve neşelendiriyorum Zuhal Olcay’ı... İri gözlerinde mutluluk, başlıyor söylemeye: ’Sadece gökyüzü/Sadece Deniz/Sadece Sen ve Ben/Sadece Sevgi/Hepsi Bu...’
Halil Ağa
Haliltekno@yahoo.com
Sarap ve su
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder