BU AMCADAN ÇOK KORKTUM ANNE, ONA ‘BİZİM’ DİYEBİLİRMİYİM?
Bir çocuğu ne kadar korkutabilirsiniz? Ya da bir çocuğu en çok ne ile korkutabilirsiniz? Doksanlardan önce doğmuşsanız en az bir kez olsun ‘goncoloz’ veya ‘öcü’ gibi fantastik öğelerle korkutulmuşsunuzdur. Aile olmak zor iş. Çocuğunu şımartıkca şımart, verdikçe ver. Sonra, canın sıkkın olduğunda çocuğun isteklerine goncoloz’la cevap ver. Yemiş isterken goncoloz’a toslayan çocuğun karanlıktan ve yalnız kalmaktan korkmaya başlaması gayet normal. Tabii ki korkak bir çocuk yetiştirmek istemeyeceksin. Çocuk şanslıysa psikolog yardımı görecek, yok eğer şanssızsa üfürükcü hoca ve gocagarıların cin çıkarma etkinliğinde yüzüne en çok tükrük gelen eleman olmaktan kurtulmayacaktır.
Her korkunun bir sebebi varken, Tan gazetesi 1987 yılında yayınladığı bir haberle sebepsiz yere bir kaos yaratmış ve heryaştan insanları korkutmayı başarmıştı. Konya’da sakallı bir bebek doğmuş, bebek kıyametin kopacağı tarihi söylemiş ve akabinde ölmüş. Başsayfaya da bilgisayarda yapılmış bir sakallı bebek resmi koymuştu cin gazetemiz!. Bebeğin kıyamet için verdiği tarih, kurban bayramının ilk gününe denk gelir. Ağlayan kadınlar, korkudan titreyen çocuklar, gün sayan babalar...Gazetelerden çok korkmuştum. Goncoloz’dan bile daha çok. Çünkü, goncoloz’u Gülyabani filmindeki yaratık gibi canlandırmıştım kafamda. Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Gruda ve Kemal Sunal gibi şahsiyetlerin zihnimde yer aldığı karede ne kadar korkabilirsen o kadar korkuyordum. Ama sakallı çocuğun resmini gazetede gördüğümde 6 yaşındaydım. Masmavi gözleri, keçi sakalı ve mutlu avruplı sarışın çocuk* kıvamındaki ifadesi haftalarca rüyalarımı kabusa çevirmeyi becermişti..
Gazetelerin yeterince korkutucu olduğunu ergenlik döneminde daha da iyi anlamıştım. Doksanların ortalarında kupon çılgınlığıyla sarsılmıştık!. Milyonları aşan satış tirajı yakalayan gazeteler insanoğlunun süper bir açığını yakalamışlardı: açgözlülük. %99.9’unun bir kez bile okunmadığına emin olduğum ansiklopedi setleri ile başladı herşey. Cilt cilt ansiklopediler için hayaller kurulmuş, kuponlar kesilmiş ve dağıtım günleri beklenir olmuştu. ‘Benim ansiklopedim kuşe kağıda baskılı, seninki saman kağıda’ , ‘Senin ansiklopedin bir avuç boyutunda, benim ansiklopedim koskocaman’ gibi repliklerle halk gazeteler tarafından birbirine düşürülmüş durumdayken gazetenin biri 36 parça yemek seti verir. Ve devamı gelir...Tencere, tava, bardak, nevresim takımı, atari, radyo, televizyon, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, buzdolabı, bilgisayar, laptop ve araba!. Her eve aynı gazeteden 3-4 tane alınması gayet normal karşılanırken, etrafda tam bir ağaç katliamı hakimdi. Asla okunmayacak olan gazeteler, zaten okutma gibi bir derdi olmayan gazeteciler, kupon kesmekten kol kası yapmış ev halkı...
Gazetecilikten çok bir nev ticari ilişkiye dayalı bu diyalog bile zaman zaman anlamlı geliyorken bambaşka ve anlamsız bir gazetecilikten bahsetmek istiyorum. Yaklaşık 20 sayfalık günlük yayınlanan yerel bir gazete sizi ne kadar şaşırtabilir?. Ya da ne kadar korkutabilir. Gave muhabbeti denen yerel muhabbetlerin samimiyetini çıkarıp, şovenistlik eklerseniz ortaya bu gazete çıkıyor. Dilbilgisinin öneminden bahsetmiyorum. Gazetede anlatılmak istenen ifadeler beni çok ürkütüyor. Kendi gibi düşünmeyen insanlara gayet aşağılayıcı hakaretler etmek gibi özelliklere sahip köşe yazarlarının yazdığı gazetetede gün geçtikce yeni numaralar ortaya çıkıyor.
Yıllar önce dondurulup, aniden canlanma projesi sizin için gerçekleştirilse ve bu gazete önünüze konsa kesinlikle savaş varmış sanırsınız. Tüm dünyanın gözü topraklarımızda!.. Vatan elden gidiyor!.. Herkes kötülüğümüzü istiyor!...Dost görünüp, sırtımızdan vuracaklar!..Gazetedeki ‘verecek tek karış toprağımız yok’culuk gazetenin her sayfasına sinmiş. Birbiri aynı yazıları yazan yaklaşık 15 köşe yazarı.. Bu gazetede vatan, bayrak ve bizim kelimelerin yazılması yasaklansa, gazetenin tamamı karalama kağıdı olarak kullanılacak kadar boş.. Her yazının sonunda oyuna gelmeyeceklerini belirten ifadeler ve yaşadığımız toprakların kime ait olduğunu vurgulayan sözler..
Yenilikten hoşlanmayan, savaş fotoğraflarından geçilmeyen, dününü unutma serzenişleriyle dolu bir gazete..Dününü unutma, bugün dününü hatırla, yarından kork!. Mantık çok basit: otur oturduğun yerde. Senin için biz düşünürüz. Yıllardır düşündüğümüz gibi. Dünyaya entegre olmak gibi saçmalıklara inanma. Elindekiyle yetin. Fazlasını isteme. Asgari düşün, asgari yaşa, asgari hisset, asgari ücret kazan. Ortada korunacak bir vatan vardır ve biz bu gazete yazarları-destekleyicileri olarak yeterince koruyoruz. Fazla söze gerek yok.
Ha, eğer fazla ses çıkaracak olursan seni dikkatlice takip ederiz. Ses çıkardığına göre mutlaka bizim düşüncelerimiz gibi düşünmediğin kesin. O zaman sana köşe yazılarımızda sövme kıvamında hakaretler etmeye başlayabiliriz. Bizim gibi düşünmediğin için, yalan yanlış da yazarız; pireyi deve de yaparız. Ne de olsa bu vatan BİZİM ve doğruyu biz biliriz. Köşe yazılarından tam olarak hevesimizi alamayız ama. Köşe yazılarına ek olarak, bayağı magazinsellikle mahalle dedikoduculuğunda çığır açan köşemizde seni ele alırız. Yalnızca seni değil, BİZİM gibi olmayan diğerlerini de ele alırız. Hatta o köşeye de bir kuş’un adını koyduk mu, olayın gizem kısmını da tamamlamış oluruz. Bu haberleri kim duydu? Nerede duydu? Nasıl duydu? diye merak etsin okuyanlar.
Köşemizde hergün kısa kısa kinimizi kusalım. Gavurcu diyelim, vatan haini diyelim, yazılarını gavur yazıyor diyelim, seni öcü gösterelim. Ama yalnız değilsin ki!. Peki o zaman diğerlerini de katalım işin içine. Akla hayale gelmeyecek senaryolar kurmak isterdik ama bunun yerine hazıra konup Türk sinemasından esinlenelim. O ona parasını ödememiş, diğeri para almazsam yazmam demiş, obürü bunlara sandalye savurmuş, diğeri baygınlık geçirip hastaneye kaldırılmış.
Evet oldu gibi. Ama magazin keyfinden vazgeçmeden siyasete bulaştıralım. Misal sizi bir partinin üyesi olmaya davet etsinler, bu parti fikirlerinizle tamamen ters olsun ki herkes sizin bu partiye para için gittiğinizi düşünsün. Güzel oldu. Hatta yılbaşı için size yollanan çakulatları biri kendine saklasın, herkes eve gidince hepsini yalnız başına yesin. Fantezilerden fantezi beğen..
Mevcut durumdan şikayetiniz devam ettikçe biz de devam edeceğiz. Kapıda düşman, etrafta bu kadar vatan haini varken ; kurulacak bir sürü senaryo, hakaret edecek gayet geniş argo sözlüğü ile devam edeceğiz. Çünkü, verceğimiz tek karış toprağımız yok! Bu vatan BİZİM, hepsi BİZİM, tamamı BİZİM. BİZİM.
*genellikle ithal çikolata reklamlarında yer alan, sinir bozucu ‘ideal’ çocuk.
HYPERLINK "mailto:haliltekno@yahoo.com" haliltekno@yahoo.com
HALİL AĞA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder