KARPAZ BEACH RESORT
Dört bir tarafı sularla çevrili kara parçalarına ne dendiğini öğrenip durdum yıllarca. Yeryüzünde eşi benzeri ender rastlanan bir haritaya sahip topraklardayım. Kimisi haritanın kuzeyini ülkeden ayrı gösterir, kimisi bütününü ama sonuç hep aynidir::hertaraf Su!. Ana haberlerinden, ara haberlerine, en küçüğünden, en büyüğüne herkesin politik demeçler verme ihtiyacıyla yanıp kavrulduğu ve etkin fikirleri olduğu bu topraklarda zevk almak ve eğlenmek nasıl gerçekleştirilir?
Bungee jumping yapalım, olmadı kamikazeye binelim, ha o da kesmezse dev lunaparklarımızda saatlerce eğlenelim. Bu aktiviteleri buralarda gerçekleştirmek imkansız , nedenini aramayalım; politikacılar aynı cevabı yıllardır veriyor. Dinleyin. Özel üretim simsiyah bir makam arabasından inen politikacı elbette dinlenmelidir. Ortalama bir arabanın 30 misli kadar pahalı olan bir arabayı kullanan politikacı, elbette ki halkcıdır ve bizim iyiliğimizi düşünüyordur. ‘İlerleyemiyoruz; dünya bize zıt gidiyor ve o yüzden gelişemiyoruz. Ah bir de bu Rumlar!. Hep engel çıkarmıyorlar mı bize?’.
Eğlence ayağa gelmezse, biz eğlenceye gideriz. Madem ki, adamızın her bir tarafı su: onu kullanalım. Çocukluk yıllarının büyük heyecanı, deniz. Deniz için neler yapılmaz ki. Anne ile ara sıcak tutulur, Baba’ya saygıda kusur edilmez. Ailecek arabaya doluşulur. Mutlaka Karpuz alınır ve o karpuz suya gömülür. Kimimiz kumdan kaleler yapmak, kimimiz ise o kaleleri yıkmak ister. Ortak nokta ise, her iki tarafın da eğlendiğidir. Hep denizin içinde kalmak istenir. Ama, hayat o kadar basit değil ki!. Her tarafımızın buruş buruş olduğunu söyleyen, denizde yandığımızdan dolayı akşama uyuyamayacağımızı söyleyen bir anne her ailede mevcutdur. Çocukluk heyecanıyla bir oraya, bir buraya koşuşturma içinde akşam olur. Elbette ki, denizi bırakıp eve gitmek hiçbir çocuğun işine gelmez. Baba gitmek zorunda olduğunuzu söyler ama asla çocuklar dinlemez. Babayı kızdıracak kadar ileri giden yumurcaklar, hafif bir tokatla ödüllendirilebilir. Tokatın tadına bakan ile bakmayan çocuğun ortak noktası ise, bir kaç saat aileye küs kalmalarıdır.
Ergenlik, ilk gençlik yıllarında ise durum tamamen farklıdır. Genellikle ne denizin, ne de kumun pek bir önemi kalmaz.. Önemli olan ‘piyasa’ bir plaj, otel ya da havuzda olmaktır. Popüler olmak, yırtmak, yırtmış gibi yapmak önemli olduğundan; popüler herhangi bir yere gidilebilir. Tabii ki bu aşamaya gelmek kolay olmadı. Ada insanı olarak deniz sıkıntısı çekmiyorduk ilk başlarda. İlk olarak Girne farklılaşmaya başladı. Bilmem kaç yıldızlı otellere itinayla sahiller verilmeye başlandı. Sahil kenarına beton döken, şezlong koyan, şemsiye koyan otel sahibi haksızmıydı para istemekle?. Tabii ki sonuna kadar hakkı vardı, ayağımıza kadar gelen bu servisin değerini iyi bilmeliydik. Hem giriş ücretiyle, hem de piyasanın 5 misli fiyatlarına satılan meşrubatlarını içerek bu servisi ödüllendirdikçe; tesislerin sayısı arttı. Girne öyle bir hale geldi ki şimdi, halk parasız denize giremez oldu. Ne demişti öğretmenlerimiz, her tarafı denizlerle çevrili kara parçası...
20’li yaşları geçtiğinde biraz dinginleşir insan. Hem Dalgalı , hem dingin, hem enerjik, hem sakin...Kendinle başbaşa kalmayı, sadece dostlarla olmayı, ’piyasa’dan uzak kalmayı ister haliyle.. Magosa’dan İskele’ye, İskele’den daha ileriye. Yüzlerce yeni yapılmaya başlamış villa. Sanki bu evler bizim(!) değil. Kim? Kime? Neyi? Nasıl? satmış diye düşünmeden edemiyor insan. Yüzlerce emlak şirketi reklamlarını geçtikten sonra farklı bir huzur kendini hissettirmeye başlar. Dinginliği yüzlerinden okunan insanlar, tarlalar, daha bir doğal, daha bir sade yapılar...
Bafra Köyüne yaklaşırkan koskocaman bir tabela gözüne çarpar. Tarihi bir binanın üzerine yaslanmış genç bir kız bambaşka bir otele davet eder seni. Evet işte o otel. Tartışma yaparak varolmuş sanatçıların konser verdiği, her devrin adamı bazı gazetelerde hakkında bol bol iyi yorumlar okuduğun otel o. Kıbrıs kültürünü yaşatmak için geceler düzenleyen, bir bira içmek için oldukça yüksek bir para ödeyen mesai arkadaşının gittiği otel o. Hatta, az önce yanından hızla geçen süperlux arabanın gittiği otel o. Zaten dikkat edersen plaka da otelin adı yazıyordu. Bilgi olsun diye söylüyorum tüm bunları. Bir Kıbrıslı olarak bize kültürümüzü yaşatmak için uğraşan yabancılarımız var artık. Unutursan kültürünü gidersin Bafra’ya kültürünü öğrenmeye, hem de bafralılarla dertleşirsin: denizde yüzmek için para ödemek zorunda olan bir adalıyı dinlersin. Güvensizliği hissedersin bafralıların gözlerinde; ‘sekiz otel daha yapacaklarmış!’...
Dipkarpaz köyüne yanaştığında daha sakin evler, yollar..Alkol bile bulamazsın kolay kolay marketlerde, o kadar arınmış dipkarpaz. Sık sık ziyaretçi akınına uğrayan apastolos andreas kilisesi, ayfilondaki sakin deniz. Bizden çok, yabancıların ilgi gösterdiği sahiller var buralarda.. Köy gençliğinin traktörlerle hız yaptığı sahil kenarları var buralarda. Üstü açık spor arabaların değil, traktörlerle yapılan artistik hareketlerin değer görebileceği kadar farklı bir duygu yaşatıyor tüm bunları görmek.
Altınkumsal’a doğru yol alırsın. Son 10 yıldır şiddetle hayatın kendisine saldıran telefonun sinyalleri azalır önce. Şebeke Bulunamadı! :İki kelimeden oluşan bir cümle bu kadar mı mutluluk verir. Telefonu kapatmak değil mesele, telefonun çekmemesidir çekici olan. Yolların basitliği, Tarlalar, kayalar, ağaçlar, taşlar... Nasıl bir dengedir bu diye düşündüğün bir arada gezen yada yalnız eşekler. Gözlerinin güzelliği hep ön plana çıktığından, burunlarının samimiyeti unutulan güzide bir varlık eşekler. Samimi burun olur mu? diye soran olabilir. İnanmayanlar yakından bakmaya çalışsın karpaz eşeklerine, ama onlar o kadar özgürler ki, göremezsin yakından. Samimiyet işte burada gizli, özgürlük!. Karpazda tamamen doğal olan birtek eşekler değil elbet. Bilmem kaç çeşit çiçek de sadece Karpaz’da. Bir çiçek için ne büyük şans egsoz dumanlarının içinde büyümemek. Ya da bir köpek için ne büyük şans, şehir trafiğinde ezilmemek. Ya da bir insan için ne büyük şans, kimselerin malı olmayan bir sahilde yürüyebilmek.
Ne yol kenarlarında, ne de tarlalarda rastlarsın herhangi bi emlak firmasının sterlin fiyatlı villa reklamlarına.. Her yer senin!. Herhangi bir tesisde durmak zorunda değilsin. Çek arabanı kenara, istediğin yerde yüz, yürü, koş, bağır, çağır.. negatif enerji kalmasın bünyende.
Altınkumsal’ı uzaktan görünce bir heyecan, bu ne temiz bir deniz!. Yavaş yavaş yaklaşırsın. Hani kartpostallardaki manzaralar vardır ya, asla gidemediğin. Masmavi bir deniz, sana kartpostallardaki mekanlardan fazlasını sunar: bu deniz senin. Yosunsuz, ficasız, bambaşka bir sahil tamamen doğal bir hayatı sunuyor sana. Sınırlı sayıda yapılmasına izin verilmiş tahta kulubelerden de kiralayabilirsin. T.V, müzik seti gibi teknolojilerin olmadığı mekanda yemek yiyip, yıldızları seyredebilirsin. Hatta, arkadaşlarınla deli gibi eğlenip yıldızları seyredebilirsin. Ya da sevgilinle başbaşa samanyolu’nu izlersin el ele. Kaplumbağaların üreme mevsimlerinin bitmesinden sonra, gece bile girebilirsin denize. Her bir tarafın deniz. Uçsuz, bucaksız. Teknoloji yok, elektrik yok, hengame(!) yok. Kadife gibi bir deniz, hiçbir sahile benzemeyen bir sahil. Sahilde boylu boyunca yürü, her an yeni bir koy, yeni bir keşfediş..
Tek başına, bir dostla, sevgiliyle, çok kalabalık bir grupla.. nasıl gelirsen gel. Mutlu ayrılacağın bir cennet, karpaz. Tabii güvenmediğin bir yönetimin alacağı kararlar seni korkutur. Çünkü, daha önceki icraatlarına bakarak değerlendirdiğin hükümet buaralar bambaşka projeler peşinde. Direkler dikiliyor, altyapı konuşulmuyor, bir elektrik meselesidir gidiyor. Elbette ki, yöre insanının daha huzurlu olması, daha rahat hayat şartlarında yaşamasını istiyorsun sende. Ama, bafradaki otel ve bafralıların huzurunu görüyorsun. Çiçeklerin önemi yok, uçsuz bucaksız sahilin de, eşekler nerde yaşarsa yaşasın. Her tarafa minyatür saray halinde oteller yapalım. Otellerin Beach Clublarında bol bol dans edelim, kesişelim. Kilisenin yanına da mini bir havaalanı yapalım ki, kumarhanelerdeki makine hasretiyle yanan ‘kilolarca huzursuz yağlı bedenler*’ daha erken kavuşssun makinelerine. Gerekirse denize kum bile dökelim. Üzerine de Yedi yıldızlı otel yapalım. Oh ne güzel!. Maaşımızın yarısını verip ve 3 gün tatil yapalım o otelde. Hem fena mı olur, Kıbrıs kültür gecelerinde kültürümüzü hatırlarız. Hatta yolu sevgiden geçen bir sürü sanatçı(!) akşam yemeğinde bize konser verir...Hep mutlu olalım, verdikçe verelim ruhumuzu; tükenene kadar...
*requiem for a Kar-P-Az, Gürkan Uluçhan
. ...Karpaz için taa buralara gelen, gelipte beni bulan, iyi ki bulan. Aşkıma...
HALİL AĞA
Haliltekno@yahoo.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder