BİR İNANSAM SEVDİĞİNE, DÜNYA BENİM OLURDU...
Her insan yenilenmek, yeni hissetmek ister. Son yıllarda ne yenilenmek ,ne de eski kalmak istiyoruz. Sadece istiyoruz. Kimi, neyi, nasıl istediğimiz önemli değil. Anı yaşamamız gerektiğini, kanserojen gazlı içecekleri içerek hayatımıza tat katmamızı öğütleyen reklamlarla yaşadığımızdan olsa gerek ; sadece istiyoruz.
Zamanında bakkala gidip tek bir yemiş için türlü şaklabanlık yaptığımı hatırlıyorum. Çünkü, ne bu kadar çok çeşit, ne de bu kadar arsızlık vardı. Yazımın gidişatından kendimi bayram tebriğinde vaaz veren aile büyüğü gibi hissettim. Sizde takdir edersiniz ki, bayram günü birçok işyerinin tatil olması güzeldir. Yani yatakta yuvarlanıp işe gitmemek güzel bir hediyedir. İşin güzel yanı işe gitmemek olsa da, daha sonra yaşanacak olanlar tatili burnumuzdan fitil fitil getirmeye yetecektir.
Bayram tebrik listesi ve sıralaması konusunda kadınlar müthiş yeteneklidir. Bayramda ziyaret edilecekler listesi evliyseniz eşiniz, ailenizle yaşıyorsanız anneniz tarafından itina ile hazırlanır. Liste üç ana bölüme ayrılır. Mecburi ziyaret edilecekler(yakın akrabalar) , bizde bir gün yaşlanacağız temalı ziyaretler ve ayıp olmasın diye ziyaret edilecekler.
Her üç bölümün de ayrı ayrı ızdırapları olsa da, bazı ortak noktalar gözlerden kaçmaz. Saçlarına haddinden fazla jöle veya çamurumsu bir madde süren ergenler, bar kıyafetleriyle el öpen ergenliği yeni bitirmişler, türlü şımarıklık yapma hakkına sahip küçük kız çocuklarının ‘anneeee’ veya ‘babbaaaa’ diye başlayıp sonu ağlamayla biten haykırışları. En şık elbiseler giyilir ve şenlik başlar. Eğer ailede yeni gelin varsa, oldukça iyi incelenecek ve bol bol yapay gülümseme ile test edilecektir. Her çocuk mutlaka daha büyük görünecek , çocukların okulundan bahsedilecek, dersler sorulacak, nasıl savaştığını anlatanlar saygı bekleyecek, askerlik bitmişse gelin aranacak.. Asla değişmeyen bir rutinde devam edilecek bu oyuna dahil olmayınız. Sadece ve sadece sevdiğiniz kişilerle görüşün, hatta süslenmeyin bile. Giyin eşefmonları çıkın dolaşın hep birlikte, tokuşan arabalara binin, gondoldan hem korkun hem de binin, evde film izleyin. Gülben Ergen’i kıskandıracak derecede yapay gülüşe sahip bir bayram kadınından daha kötü çok az şey var bu hayatta.
Son bayram ziyaretimde bir akrabamızın ‘solinadan silah yapıp, kahramanca savaşmak’ ana fikirli macerasını ya sekinci yada dokuzuncu kez dinlediğimden dolayı bayram konusunda dertliyim. O yüzden yazımın başında anlatmak istediğim konuya geri dönmek istiyorum. Yenilenmek ile trend’i karıştırmayalım. Dönem dönem moda olup sonrasında unutulan bir çok kişi veya şarkı hatırlamak hiç de zor değil. Müzik adına kendince yeni bir patika açan bir kadın: Göksel. Göksel o kadar naif bir sanatcı ki, onun için yeni bir yol açtı, devrim yarattı desek utanır hatta yüzü kızarır. Bu yüzden Göksel ve patikası hem ona, hem bize yeter.
Geçenlerde yaptığı bir açıklamada bir lezbiyen ve bir gay şahıstan grup seks teklifi aldığını açıklayan Hülya Avşar gibi şahısların prim yapmaya çalıştığı buralarda, Göksel’in kıymetini anlamak hiç de kolay olmadı elbette. Göksel yıllarca bir çok sanatçıya vokalistlik yapar ve daha sonra sıranın kendine geldiğini düşünerek ilk albümü için kolları sıvar. 1997 yılında Sezen Aksu’nun firması olan Karma Müzik’ten ‘Yollar’ albümü müzik marketlerde yerini alır. ‘Sabır sabır ya sabırr’ dediği şarkısı ve klibiyle farklı olduğunu hissettirir. Müzik piyasası o dönemlerde KRAL TV ve Prestij ailesinin hükmünde olduğundan, Göksel’i de birçok yetenekli şarkıcı gibi görmezden gelmek hiç de zor olmaz. Göksel’in esas yeniliği ise 2001 yılında bambaşka albümü ‘Körebe’ ile gelir.
‘Depresyondayım unutuldum, aldatıldım’ diye başlayıp en diplerde gezen gerçekci şarkısı ‘Deprosyandayım’ müthiş ilgi görür. Türk medyası boş durur mu?. Göksel’e ‘depresyon kız’ gibi saçma bir lakap takmaktan tutun da, acaba Göksel’in sevgilisi kim?, ya da ünlü şarkıcının olay yaratan görüntüleri başlıklı haberlere yer vermeye çalışırlar. Oysa işi sadece şarkı söylemek olan bu kızcağız, körebe oynamaya gelmiş ve eğlenmek gibi bir gayesi olduğundan medyaya malzeme olmaz. Bunun yerine, Neşe Karaböcek ruhlu, Türkan Şoray bakışlı ve Göksel yorumu diyebileceğimiz bir şarkıcı vardır elimizde. Şarkılarındaki kelimeleri ezerek okuması, yalınlığıyla birleşince akılda kalıcı bir ses dinleyici büyülüyor. Türk filmlerindeki saf, temiz yani kullanılmaya müsait bir kızın yazabileceği şarkılar bunlar.
Aldatıldığı için intikam almaya çalışan Gülşen ise, ayni yıl ‘Sana bir ihanet borcum vardı, ödedim sonunda ağlayarak’ derken ilişkilerinin girdilerini ve çıktılarını usta bir muhasebeci edasıyla kendince çözüyor. Kana Kan, dişe diş diyor Gülşen. Basitleşelim, yeni vücutlar bulalım diyor kendine yakışanı yaparken. Buradaki art niyet, Gülşen ve benzerlerinin böyle bir trend yaratmak amaçlı çalışmalarının yıllardır kulaklarımızı ve ruhlarımızı kirletmeye çalışmalarıdır. Oysa ‘Ağlıyorum, özlüyorum, dön sevgilim bekliyorum..’ diyen Göksel’in temizliğine bakarmısınız?. Arka fonda yetmişli yıllarla günümüzün kaynaşması bir müzik, aşkını siyah beyaz bir filme benzeten saf bir kız, oyuncular ile kendini kesiştiren yaralı bir ruh. Tek gayesi ‘Bir İhtimal’ var mı diye soran samimi bir kız.
Aşkı için herşeyi yapmayı hazır bir şarkıcımzıdır Neşe Karaböcek. Neşe Karaböcek’in hem vokalinden, hem de ruhundan bu kadar etkilenen Göksel’in bu yeni çıkışına bir Neşe Karaböcek şarkısı elbet yakışırdı. Sevgilisi tarafından terk edilen bir kadının ruh haliyle söylediği ‘Günün Birinde’ , orjinalından çok farklı bir cover. Terk eden sevgili için, allah belanı versin diyenlerin tersine, ikimize yazık ettin diyor sadece. Ve anlıyoruz ki; terk eden geri dönse, kollarına koşacak hemen Göksel. Filmlerden öyle gördük, öyle büyüdük biz. Sevgili terk edebilir, aldatabilir, baki kalan aşktır!. Kırlarda gezen, fal bakan, sevdiği şarkıcıların kart postallarını saklayan, aşka aşık naif bir kızdan güzel bir oyun ‘Körebe’.
Yine bir bayram günü gelse, kimse çalışmasa..İsteyen süslenip bayram eziyetlerine çıksa. Kimse bana karışmasa.. Yemyeşil çimler, masmavi bir gökyüzü, sadece koşsam.. Bir ağacın dibinde ağlayan Göksel’le karşılaşsam. Beyoğlunda sizinle konuşmuştuk diye Göksel’e yağ çekip, onu etkilesem..Göksel’in büyük ve derin gözlerine bakıp iç geçirsem. Gözyaşlarını silip, ‘Gülümse bir söz söyle, küçük bir ümit ver bana..’desem Göksel gibi, sevmeyi herşeyden üstün görenler gibi...
HalilAĞA//haliltekno@yahoo.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder