Yaz ortasında kış yaşatmayı vaad eden klimalardan huylanmaya başladım. Aslında ben tüm klimalardan huylanmaya başladım. Sıcakla barışmaya, soğukla kaynaşmaya karar verdim. Yepyeni bir uzak doğu felsefesi mi yaratsam acaba? En azından denesem.
Yogasıydı, pilatesiydi, oydu buydu derken neler neler yapmış uzakdoğulu kardeşlerimiz. Felsefesini yaratan sektörünü oluşturmuş. Benim felsefemin özünde naif bir kabulleniş ve doğal davranış biçimleri ön planda olmalı.
Malum doğallık son yılların vazgeçilmez pazarlama kaynağı. Doğal yiyecek, doğal spor, doğal sağlık, doğal mobilya bile var. Doğal olana koşuyouz. Biz koştukça, pek doğal fikirler beslemeyen birileri yeni doğallar önümüze çıkarıyor. Sanmayın ki, bende kanmıyorum. Herhangi bir organik ürün görsem ilk ben koşuyorum incelemeye.
Efendim yeni uzakdoğu felsefemizde, yapay iklimlendirme kaynaklarından uzak duruyoruz. 42 Derece sıcakta arabamızın camlarını açıyor, klimayı kapıyoruz. İşimiz müsaitse uzun kollu gömlekler giyiyoruz ki, vücut sıcağa alışsın. Nüfusun %35-45’i yakında süresiz greve gireceğinden dolayı yolların boş olma fırsatıda size ekstra kolaylık sağlayacaktır. Bunu da göz ardı etmeyin.
Klima kullanmadığınızdan 40 derece sıcaktan 25 derece yapay soğukluğa geçmeyecek ve olası hastalıkları da önleyerek daha sağlıklı olacaksınız. Kemikleriniz kurumayacak, boğazınız şişmeycektir. Herkesler şapır şapır terlerken hava size normal gelecektir. Böylece yazda da hareket özgürlüğünüz kısıtlanmayacak ve yaşamın tadına varacaksınız.
Kışın ise, klima veya soba kullanmıyoruz. Onun yerine sırasıyla; tshirt, sweetshirt, kazak, mont, atkı, bere ve eldiven giyiyoruz. Evde, misafirlikte, sokakta böyle geziyoruz. Hem daha ilkel yaşadığınız için kendinizi samimi ve çevreci buluyorsunuz. Aylık aidatını ödeyen üyeler ile buluşup felsefemiz hakkında sohbetler ediyoruz.
Günlük hayatında pek dinleyeni olmayan bireyler konuştukça rahatlıyor, rahatladıkça aidat ödemeye devam ediyor. Yeni öğretiler hakkında saatlerce konuşup mutlu oluyoruz. Oldukça mutluyuz. Başımıza güneş geçse de, tayfalsak(!) da mutluyuz. Başka türlü mutlu olamıyoruz çünkü.
Eşelinden mobilinden, 13.cüsünden, 14.cüsüne, maaşından, ödeneğine yorulmaya başladık. Kaç kez kanar insan? Kaç kez kandırılır? Kaç kez aldatır?. Ne sinir var içimde, ne nefret, bambaşka bir moda geçiyorum. Bir ülkede darbe konuşulması ne kadar ürkütücü!.
Darbe olsa neler olurdu kimbilir?. ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ demiş, birileri bir zamanlar. Adaletli davranmış ve yine eklemiş ‘Bir solcu idam ettiysek, bir de sağcı idam ettik!’. Vay be!!. Hayatı matematik gibi yaşıyorum diye üzülmeyin. Matematiğin esası yapılmış bir zamanlar. Ve yine yapılmak istenmiş. Matematik alana, adalet bedava!.
-Binlerce insan netekim!.
Eski defterler açılmış, darbe umuduyla yanıp tutuşanlar gün yüzüne çıkmış. Darbe çıksa ne yapardık?. Adası olan adasına, adası olana adananlar müsait bir yere...Her fırsatta dış güçlerin bizi yok edeceğinden yakınanlara bak.
İnsanın içi neyse, dışı da odur dercesine bir kadın Condoleezza Rice. Bakın sayın ABD Dışışleri Bakanı ne demiş; ‘Irak savaşının zorluğuna karşın, bu savaşın başlatılması kararından gurur duyuyorum’. Haklı gurur: 1 milyon ölü, 6 milyon yetim, 2 milyon göç, 4 milyon aç. Vay be!.
Yok edin efendiler! Bir ondan, bir bundan. Kazanılmış haklarımızı da elimizden alınız bir zahmet. Fazla parayı ne yapalım diye stres yaparız biz. Yalan söyleme sanatına devam ediniz. Binlerce insan öldürseniz de ‘Aziz yurttaşlarım...’ diye başlayan demeçler veriniz. Biz hep inanmaya hazır. Bir yanımız müsait.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder