26 Temmuz 2010 Pazartesi

ekim2008

TEFERRUAT



'Herşeye sahip olmak isteyen insan, elindekileri de kaybedermiş..'. Ne de güzel demişti Türkan Şoray Karagözlüm'de. Self aidiyet ve multi aidiyet kavramlarına güzel bir gönderme olarak algılıyorum bu sözleri / Türkan sultanla ilgili hatırlamak istemediğim tek şey olsun TRT dizileri.


Kafiyeli konuşma başlamışsa bünyede, bıkkınlık gelecektir bünyeye. Efendim, bakmayın böyle kafiyeli konuşmaya çalıştığıma. Pek beceremem. Hatta şarkı söylerken unutulan kelimeleri de pek sallayamam. Arabesk mayalı olduğumdan ya acı derim, ya sevgi, ya aşk. Bilemedin yâr.


Konusu açılmışken sormak istiyorum?. Kaç tane insan evladı bugune kadar sevdiğine yâr diye seslendi?. Yârim diyen var mı peki?. E yok madem. Neden kitlelerce insan yığını yârim yazıp 9999 a gönderiyor o zaman?. Yârim dizisinin melodisini cep telefonuna zil sesi yapmak ile polis telsizinin sesini zil sesi yapan farklı bir tür var sanırım.

Sütten çıkmış ak kaşık değilim elbet. Sezerciğin ;
'- Annemi de beni de kurtar Allah baba. Çarçabuk büyüt beni hemen büyüt. Anneciğim sevinsin, çok yemek yesin, öksürmesin.... ' gibi açıklamalarının yer aldığı ağlamaklı bir sesle Allah'a yakardığı repliği de ben zil sesi yaptım. Gayet mutlu bir şekilde ağlatıyorum Sezerciği.

Hatta mevsime uygun bir duygu sömürüsü yapayım da tam olsun.. Ey arayan abone, bilmezmisin ki bu hüzün mevsiminde ben hep ağlarım. Ağladıkça açılırım kendime bile. Bile bile hüzne bulanır gün batışı. Batışlardan oluşur her doğuş. Her aradığınızda ağlatın Sezerciği, Sezercik ağlasın hayata bağlansın. . Hep gülmelimiyiz bağlanırken hayata?..Ağlamak da bağlanmaktır hayata..

Yazımızdan mevsimlik acılananlar kısmını geride bıraktıktan sonra, ülke ve dünya gündemine yorumsuz olarak bir inceleyelim isterseniz. Kamu hizmeti komisyonu başkanı önümüzdeki günlerde komisyonun tamamen yenileneceğini, isminin değişeceğini ve online uygulamalara geçiş yapacağını açıklamış. Değişecek olan bunca şeye karşın değişmeyecek tek şey: Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da herhangi bir partizanca atama yapılmayacağını ve torpille işe alımlarının olmayacağını belirtmiş.

Amerikadaki mali krizin daha da büyüyeceğini ve dünyayı çok kötü günler beklediğini belirten George Bush, gider ayak savaş sinyalleri vermiş.

Rauf Denktaş, 'KKTC’den vazgeçersek, Garanti Anlaşması istemezsek, 30 küsur yıldır vatandaş yaptığımız insanları geri göndereceksek, karma bir vilâyette başımız eğik yaşamaya razı olacaksak, AB normları ve İnsan Hakları diyerek her yerde Rumların çoğunlukta olmasını benimseyeceksek, Hristofyas’ın dediği gibi Anavatanlardan kopup ayrılacaksak, toprağı-halkı-ekonomisi-kurumları TEK olmuş bir ülkede Ermeniler ve Maruniler kadar haklara sahip olacaksak Rumların istedikleri sonuç alınacaktır. Bunu beğenmeyenlere de göç yolları açılacaktır. Bunları kabul etmeyeceğimize göre sonuç alınamayacak ve KKTC’nin tanınması yeniden gündeme gelecektir. Bu kez yolumuzu şaşırmayalım. Devletimize ve Garantilerle Anavatanımıza sahip çıkalım.' demiş ve dünümüzü-bugünümüzü ve yarınımızı bir kaç cümleyle özetlemiş.

Ülke gündemini bırakıp size bir müjde vermek istiyorum. Henüz tanışamasam da, dünyanın en durumdan mutluluk duyan insanının yazısını okudum. Efendim, bayramlık traş olmak üzere berbere gitmek iyidir. Berberde sıra beklerken cep telefonuyla oyun oynamak gözlere ve beyne zarar vereceğinden gazete okuyunuz. Boşuna mı diyorum?. Eğer ben o gazeteyi okumasaydım o mutlu insanı tanıyamayacaktım.


Gündem, sanat, kritik , gün'e bakış, mektup gibi sıradan köşe isimlerini unutun. Yeryüzünde köşesinin başlığı 'Vatan Mevzubahisse, Gerisi Teferruattır..' olan birileri var. Bu konunun başlığı değil, her gün aynı olan bir köşe başlığı. Her taraftan toprak ve kan sıçrayan yazıyı okuduğumda aklıma Sadık Şendil senaryolu 1976 yapımı Aile Şerefi filmi geldi.

Neşeli Günler, Gülen Gözler, Bizim Aile gibi sevimli aile filmlerinin kadrosunu bir araya getiren filmi kısaca hatırlatayım. Tahta bir evde kıt kanaat geçinmekle, polyannacılığı birbirine karıştıran dışa kapalı ailenin çocuğuna birgün zengin bir ailenin oğlu çarpar ve müthiş bir kara dram başlar.

Babadan izin alıp konuşmalar, aynı takım elbiseyi 4 kişinin düzeltmesi, yavrulayacak olan kadının bu haberi büyük bir şamatayla tek tek tüm aile fertlerine bildirmesi ve aile fertlerinin gözbebeklerindeki parıltılar... Buz gibi soğuk ellerimi aniden sobanın önüne koymuş gibi hissettim kendimi. Hani ömrünün sonuna kadar o duyguyu yaşamak istersin ya, işte o duygu.

Hep aynı kalsın, hiç değişmesin. Kapı çalmasın, yerimden kalkmayayım, kimse gelmesin, değişiklik olmasın. Sabit kalsın herşey. Sevgili dünyanın en durumdan mutluluk duyan insanı, durumunu rahatsız edecek birşeyler söylediysek affola. Kusurumuza bakma biz yıllardır teferruatlarla uğraşıyoruz, belki de hayattaki rolümüz budur..

Sen hep mutlu ol. Bol bol koru haklarımız. Biz teferruatlar anlamayız dış güçlerin kötülüğünü. Dünyaya açılırsak başımıza gelecekleri bilemeyiz. Windowsumuz virüs falan kapabilir, evlerimiz elimizden alınabilir...İyi ki hatırlatıyorsunuz bize bunları..

Aç kalırız ama gene de akıllanmayız. Sizler simsiyah arabalarınızda ilerlerken şükretmeliyiz doğan güneşe; haklarımı koruyanımız var diye...Bayramınız kutlu, kafiyem mutlu, her daim sabit ve mutlu olunuz. İyi ki varsınız:bize göz kulak olunuz.




Halil AĞA
cypaibo@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder