31 Temmuz 2010 Cumartesi
mart2009
DUYARGA
Gelmiş geçmiş en büyük mutlulukları düşünüyorum. Manevi
duygulardan bahsedeceğim için öncelikle vicdanen rahatlamam lazım. Efendim
tek hakiki mutluluklar duygu yüklü, insani olanlardır diye kafa ütülemek gibi bir
yalan söyleyerek birbirimizi kandırmayalım.
Ne kadar uç olursan ol, ne kadar duyargalı(duyarga?) olursan
ol mutlaka seni heyecanlandıran bir ürün vardır. Hüzünsel aşkı bir kenara bırakıp,
başka bir aşka sarılma zamanı geldi.
Hayır, herhangi bir partinin gençlik kollarında değilim. Öyle olsam
beni bol bol gazetelerde görürdünüz. Birileri hasta olmuş hoppppp bilmem ne
partisinin genç kollarından 6 adet genç düz sıra olmuş halde gazetede. Hastayı
ziyaret eden bir sürü duyargalı genç varmış meğer.
Ertesi gün gene onlar. Sıra sıra, boy boy. Keşke bende bu kadar
duyargalı olabilsem. Ama maalesef elimdeki malzeme bu. Benim duyargalığım bu
kadar. Kapasite bu. Sizlerde uslu birer çocuk olursanız, belki bir gün şirinleri görürsünüz
gibi özlü bir söz var kafamda.
Ara ara tekrar eder bu söz. Belki de arıza bundandır. Büyük mutluluklardan
bahsedecektim ben. Sıcaklığın artması, beni mutluluk hakkında konuşmaya itiyor. UVA/UVB
ikilisi bünyeyi canlandırıyor.
Aşk geliyor en başta. Mevcudiyetin harlanması veya yeni bir ateş.
Aşk dediğin siparişle olmuyor. Rastgele geliyor, düzenini değiştiriyor. Mide kramplarına
hazırlıyor seni. Mide krampları, karın kaslarını destekliyor.
Sıkı karın kasları daha dinç bir vücut sahibi olmana sebep oluyor. Yani,
kısaca aşk iyidir. Karın kaslarını çalıştırır, zihni güçlendirir. Seni rahatından eder, sürekli
hareket ve hararet halinde olduğundan kendini canlı hissedersin.
Aşk elbette zihin geliştirir. O kadar karmaşık ve akıl oyunlarını barındıran
bir yapısı vardır ki; o kadar olur. Şimdi burada aşk hakkında atıp tutuyorken birden ürperdim.
Aşk hakkında herkesin bir söyleyeceği var. Herkes bu konuda Profesör Doktor. Hepimiz en deli
seveniz her seferinde. Herkes bir deli.
Aşkı için ölenler, aşktan ölenler, aşkını lisanslaştırmaktan kaçanlar, lisanslı
aşk yaşamak için yaşayanlar. Bu yaz yapılacaklar listesinin ilk sıralarında aşk var diyoruz.
Mümkünse aşık olunulacak, potansiyel bir aday varsa ona aşık olmak için uğraşılacak.
Modern genç havalarından uzak durulacak, konu komşunun adaylarıyla da ilgilenilecek.
Kimleri kaçırdık böyle kimbilir?. Aşkın gerekliliği kadar uzak durulacak konular
da mevcut. Düğünlerden uzak durun. Gergin uzak akraba muhabbetine de maruz kalmazsınız.
Şahsi testlerim sonucunda düğünden düğüne görüşülen uzak akraba muhabbetlerinin içeriği
şu şekildedir:
-Eskilerden kim kaldı saptaması.
-Çocuklar birbirini görse yeğen olduğunu bilmeycekler mizahı.
-Bekarlar ne zaman evleniyor? toplumsallığı.
-Hangi okul? Hangi bölüm? Kaçıncı sınıf?.
Evet, pek sayın uzaktan akrabalar. Amacınız ne?. CV mi hazırlayacaksınız?.
Meraklı orta yaş üstü enerjisinden uzak durmak için ne yapıyoruz düğünlere mümkün mertebe
katılmıyoruz.
Tüm zamanların gelmiş geçmiş en negatifi 'yeni doğuran kadın ve bebeği' ise
negatifliklerde yine 1 numara. Hasta olun, tuvaletiniz gelsin, kaçın. O nerdeyse oradan kaçın.
Az sonra duyacağınız çocuk sanırsınız Einstain. Einstain olsa ne yazar, bilinçaltı bir insan
yavrusunun nasıl baba dediğini dinleyerek mutlu olacak bir oluşum olmamalı.
Bilinçaltına yaz'a özel yenilikler sunmalı. Beyaz ve mavi tonları olsun bu sefer.
Klasik denizci kıyafetinden çaldım bu iki rengi. Kendine özgü olmak için uğraşmayalım mesela
bu yaz. Yeri gelirse çalalım benim az önce çaldığım gibi. Takdirden uzak istediklerimize
ulaşalım. Kimin ne düşündüğünü takan insancıklardan da yavaş yavaş uzaklaşlım.
Denizi ihmal etmeyelim, kırlara pikniğe koşalım. Tanrım neler saçmalıyorum
ben!!!. İçine ayşecik girmiş, Cin Ali Kır Gezisinde kitabı gibiyim. Elaleme şeytan girer,
bana gire gire Ayşecik girdi. Beterin beteri var.
Ayşecik olmak. Bir kıyafet değişikliğiyle şivesi değişen
Ayşecik ruhuna sahip olmak insanı yer yer uçuruyor. Herkes ne kadar iyi, ne kadar güzel.
Sorun yok. Varsa da çözmek gibi büyük bir amacım var.
Daha düzenli besleneceğim, daha düzenli bir hayatım olacak, hergün
8 saat uyuyacağım gibi menü seçenekleri sunuyor Ayşecik. Sonra bunlara hiç uymayacak bir
hayat teklifi sunmak istediğini söylüyor bana.. Elimden tutuyor daha once hiç gitmediğim bir
yerlere götürüyor.
Yerden oldukça yüksek bir bina binanın en üstündeyiz, Koskocaman bir havuz.
Havuz kenarında beyaz mayolu düzgün vücutlu insanlar. İçecek servisini yapan robotlar ışıl
ışıl. Herşey masmavi bir gökyüzüne uygun şekilde hayata yayılmış. Kimse kimsenin etine bakmıyor.
Tanrım o kadar kaliteliyiz ki, havuzda yüzerken etrafa su sıçramayı bırak havuz bile dalgalanmıyor.
Az kelime, bol relax havuz sefasının ardından herkesler üzerine hafif keten
gömleğini giyiyor ve lounge müzik eşliğinde dans ediyor. Gece yatacak birini bulanlar dans
ediyor, bulamayanlar ise kendilerini kasmadan apır ağır etrafı kesiyor.. Turizm kataloglarında
gördüğüm huzurlu tatil resimlerinden kat kat daha rahat bir ortam.
Gel bakalım Ayşecik diyorum. Hani duygu, hani sevgi?. Sen bana resmen
et pazarlıyorsun diyorum .Ayşecik bilmiş bilmiş gülüyor;'aşık olabilme ihtimallerini o kadar
hızlı eledin ki, et'den tiksinmen lazım' diyor. Peki ama neden? diye soruyorum. Bu sefer filmin
son karesi bakışı yapıyor ve ekliyor:' Et'den tiksindiğinde anlayacaksın karşılıklı bir çift laf
edebilmenin değerini' diyor.
Yeme beni ayşecik diyorum. Ayşecik yanımdan hızla uzaklaşıyor, takip ediyorum.
Tuvalete giriyor, çıkmıyor. Şüpheleniyorum. Meğer kimi bulmuşsa tuvalete almış Maxi-orgazm
yaşıyor. Meğer kendi için beni kullanmış. Kolay gelsin diyorum, bana göz kırpıyor.
HALİL AĞA
cypaibo@gmail.com
Mavi.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder