ŞEHİR İÇİNDE ŞEHİR TEKNOLOJİSİ VE ÇAĞLAYAN-PARK-TAVUSKUŞU-LEFKOŞA
Uçan otomobil, zaman makineleri, her sorduğun soruya cevap veren bilgisayarlar...Hayaller ve çocukluk..Sınırsız bir dünya , dilediğini arzula gelecek için..
Zamanın çocuk dergilerinde geleceğe dair bazı teoriler sunulur heyecanlandıkça heyacanlanırdım. Kağıt şeklinde pil, full insan fonksiyonlu robotlar oldukça heyecanlandırsa da asıl ilgimi çeken hap şeklinde yemek ve zaman makinesiydi.
Artık annemin babamın yemeğini ye dırdırlarından uzak duracak, sırf faydalı olduğu için inadına yemediğim yemeklerden kurtulacaktım. Bir bardak su, bir de yemek hapı!. Müthiş ikili. Zaman makinesinde ne geçmişe ne geleceğe yolculuk yapmak gibi bir hayalim vardı. Tek gayem bugunde farklı mekanlarda bulunmaktı.
Kemal Sunal’ın ‘Japon İşi’ filmindeki Fatma Girik robotundan etkilenen her saf çocuk gibi teknolojiden çok şey bekliyordum. Her misafir ziyaretinde bir zamanlar köyde tek bir televizyon olduğu ve herkeslerin orada toplandığı anlatılırdı uzun uzadıya. Gavur(!)’un her Cuma türkçe film koyduğu da anlatılırdı. Film başlayana kadar çekilen eziyetten bahsedilir, halimize şükretmemiz salık verilirdi..
Tabii ki şükürler olsun diyecektik. Siyah beyazlı dönemden renkli tv dönemine geçmiş ve çağın mucizesi videolar da hayatımıza girmişti. Hergün onlarca kaset kiralanmalı hepsi de ilgiyle izlenmeliydi. Küçük Emrah’ın anasına ve bacısına tecavüz edilirken bile hayran olunmalıydı teknolojiye. Umudu kesmemeliydik değil mi?. Elbet bir gün Emrah da intikamını alır, Video’dan VCD’ye, oradan DVD’ye geçiş yapılır ve her geçen yıl bambaşka formatlarla dijital bir cümbüş yaşanır.
Kahretsin teknoloji diyecek değilim. Hatta hastasıyım!. Fotoğraf çeken robot köpekler, Blu-ray oynatıcılar, süper hafif laptoplar hepsi ilgi alanımda. Tıp alanındaki gelişmeler ise, gerçekten sevindirici. Gerçi halen daha hastaneye gittiğinizde bazı doktorlar özel kliniklerine yönlendiriyor ama olsun. Belki onların da hayali 800metrekare denize 0 km villarına giderken, kamyondan bozma doğa düşmanı bir jeep sürmektir.
Cep telefonu bile gerçekleşti. Görüntülü iletişim ise pek yakında. Ama bir türlü benim hayallerim gerçekleşmedi. Gıda destekleyici haplar mevcut ama yemek yerine geçenler henüz yapılmadı. Peki ya zaman makinesi? Yıllarca bekledim, durdum , nafile...
Yaklaşık 10 gün önce herşey normal ilerlerken Lefkoşa’da başka birgünlerin varlığını bildiren reklamlarla karşılaştım. Kabusum Ebru Gündeş ve duygu sömürme konusunda yeni trend Ferhat Göçer’in konserleriyle taçlandırılacak bir organizasyon. Nedir, ne değildir derken yeni bir yenilenme(!) salgınıyla bazı parkların yenileneceğini öğrendim.
Herşeyiyle baştan sona yenilenecek bir park. Gerek o bölgede yaşayanlar için gerekse tüm halkımız için iyi bir proje diye düşündüm ilk duyduğumda. Ne kadar da güzel etrafta oynayan çocuklar, yürüyüş yapan yetişkinler, televizyonda namazını kılan, kapalı kadın arayanların programlarını izlemek yerine parkta dedikodu yapacak insanlar...Kuşlar, güneş, bahar tazeliği...
Gazetede haberin devamını okudukça karanlık bulutlar doluşuyor zihnime. Çünkü, parkın adı değişmiş!. Birçok kıbrıslıya kucak açmış, son yıllarda terk edilmiş bir parktan söz ediyoruz. Aklıma ‘Acaba?’ sorusu geliyor..
Basın açıklamalarına bakıyorum. Statükoyu yok edip, yepyeni bir düzen kurmaya heves edip dünyanın kaç bucak olduğunu bizlere gayet güzel gösteren politikacılarımız da açıklamalar yapıyorlar. Bu proje şöyle iyiymiş, böyle şahaneymiş, 1 trilyondan fazla para harcanmış, şükran ve minnettarlık diz boyuymuş. Yıllarca muhalefet yapan, bu muhalefet süresince kendilerini destekleyip iktidarla tanıştıranları yok etmek için uğraşan bir zihniyetten şükran mesajları...’Acaba?’..
Umudumu körüklemek, kafamdaki acabalardan uzaklaşmak üzere parkın açıldığı ilk akşam parkı ziyaret etmek istedim... Arabamı park ettikten sonra yavaşça parkın girişine doğru ilerledim...
‘Lefkoşa bizimle daha güzel’ gibi pankartlarlarla beni karşılayan parka girdiğimde ne kadar şanslı olduğumu fark ettim. Dünyanın ilk ve tek zaman makinesi bu topraklarda!. Anında nereye istersen oraya!. Burası Lefkoşa olamaz!
Renkli oyuncaklar, pahalı oldukları her halinden belli spor aletleri... Oyuncaklardan birini iki kadının çekiştire çekiştire yerinden sökmesinin ardından bir baba gördüm. 4 kişilik oyuncağa 10 kişi bindirmiş var gücüyle döndürüyor. Etrafta acılı bir müzik, müziğin içeriğini geçtim sesi o kadar açık ki hertaraftan duyulmakta, benim anlamadığım müziği büfe işletmecisi çok sevmiş anlaşılan...
Banklarda oturan gençler ellerinde çekirdek, yerlerde boş çekirdekler... Banklarda olmayan Lefkoşa yazısı, bağırarak koşuşan yetişkinler..Ben nerdeyim böyle derken ayağımın dibine okkalı bir tükürük atan adam. Benden habersiz, şehirden habersiz, Lefkoşadan habersiz adam...
Tek kişilik spor aletlerini iki kişi kullananlar. Boşu boşuna aletlerin kullanma kılavuzunu oraya yapıştıran yetkililer.. Aslında buna kullanmak da denmez:dalmak!. Spor aletlerine dalan park kültüründen yoksun insanlar..Anlamadığım bir dilde bağrış çağrış insanların arasından çıkıyorum. Az önce yaşadıklarım neydi diye düşünürken, burada çocukluğunu yaşamış insanları düşündüm... Kimbilir onlar için ne kadar acı buranın önünden geçmek..Katkılarla hazırlanmaktan ziyade, ‘ben yaptım,benimdir’ diye bağıran park..
Kendime gelmek için zaman makinesi etkisi yapmayacak ender yerlerden birine sığınmak istedim. Hani gezerken bilmem nerenin arka sokakları gibi diyemeyeceğim.. Evime gittim. Sadece Düşünmek istedim..Düşüncelerime engel olan çirkef ve lağım kokuları eşliğinde. Deredeki çirkefi düşündüm, 1trilyondan fazla olan parayı düşündüm, devasa belediye binasının devasalığını düşündüm, mesai saatleri dışında acil telefon hattı olmayan belediyeyi düşündüm. Aklımda zaman makinesi, lağım, parke taşlarından sökülen oyuncaklar, kimbilir büfede çalan şarkıda ne diyordu ağlamaklı ses?
Gazeteyi alıyorum ertesi gün. Açılıştan dolayı ağzı kulaklarında devrimci, başka bir Kıbrıs için söz veren bir sürü politikacı.. Eski ve sıradan bir gofret sloganı ne kadar gerçekci olabilir:’tarih sizi affetmeyecek!’..Kimbilir?
Ne hayaller kurardık bir zamanlar...Yanlış anlaşılmasın yine hayaller hayatımızda. Hayal kurmayacak kadar büyümek ne kadar da sıkıcı. Sizi bilmem ama ben hayallerime devam etmek, yeterince büyümemek için elimden geleni yapacağım en ümitsiz anlarda bile.
Halil AĞA
cypaibo@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder