26 Temmuz 2010 Pazartesi

nisan2008

İÇİ SÜTLÜ DIŞI ÇİKOLATA KAPLI SÜRPRİZ YUMURTA V.S ALTIN YUMURTA

Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları ciddi bir tehlike arz ediyor. Ani hava değişimi cildiniz için tehlikeli olmakla birlikte baş ağrısı yapması muhtemel. 10 derece birden artan hava sıcaklıklarından fiziksel olarak korunma tekniklerini mutlaka uygulayınız.

Fiziksel korunma tekniği olarak klima veya vantilator ilk akla gelenler. Kullandığım miktarın yarısına yakınını katkı payı gibi katkılı bir şekilde ödediğimi fark ettiğimden beridir elektrik pek tercih etmediğim bir enerji türü.

Her insanın içinde gizli bir Bülent Ersoy asaleti vardır diyerek, içimizde gizli yatan bir arzuyu açığa çıkarmak niyetindeyim. Her insan evladı hayatının bir döneminde yelpazelenmek ister!. Yatakta uzanmışssın, her taraf yeşillik, kuş sesleri etrafı şenlendiriyor..Süt banyosundan yeni çıkmışsın, tüller içinde arz-ı endam eyliyorsun. Başucunda cariyeler yada tercihe göre cariyenin erkek versiyonları yelpazeleriyle seni serinletiyor.. Bu arada sapından havaya kaldırdığın üzümü ellerini kullanmadan yiyorsun..Kim istemez?

Masal gibi bir yelpaze seansından daha samimi bir korunma ise, anne peşkiri ile boyacı şapkasıdır!. Bu ikili şu şekilde bir araya gelir. Fotoromanlarda okuduğu ideal italyan aşkını ararken bir şekilde yolu baban ile kesişmiş ev hanımı annemiz için çocuğu elbette önemlidir. Ve annemiz yavruladıktan sonra varını, yoğunu ve tüm koruma iç güdülerini çocuğu için seferber edecektir. Havadan ateş yağsa ilk dondurmayı 23 Nisan’dan önce yedirmeyecek, çocuğu terlemesin diye sırtına peşkir koyacak ve üzerinde bir boya markasının reklamı bulunan vasat şapkayı güneşten koruması için çocuğunun başına takacaktır.

Sırtına peşkir koyanın yoksa anla ki, hayatta yalnız kalacak kadar büyümüşsündür. Fiziksel korunmanın yanı sıra, psikolojik korunmanın önemine dikkat çekmek istiyorum. ‘Sıcaktan cinnet geçirdi: Kaynanasını satırla doğradı!’ tarzı haberlere bir kaç ay kala kendimizi korumalı ve gazetelerdeki haberlere çok yanaşmamalıyız.

Zira okuduğum zaman şaka olup olmadığını idrak edemediğimden beynimin dönmesine neden olan haberler mevcut. Hayatının en keyifli günü olsa bile , İstanbulda bir ilkokulda bando bagediyle öğrencilerini döven okul müdürünün şikayet edilmesi üzerine; bando bagediyle öğrenci dövmenin öğrenci terbiyesi ve disiplini için uygulanabileceği kararının alındığı bir dünya yeterince can sıkıcı.
Ülkemizde yaşanan ve yayınlanan haberlerin tamamına yakını yine Kıbrıs meselesi ve politika. Yelpazeli-cariyeli hayallerimizin farklı bir formatı ortama hakim. Herşey güzel, hiç sorun yok. Özel sektörle devletin eşitlendiği yasalar tıkır tıkır işliyor. Eğitim bambaşka bir şeffaflıkta. Yollarımız, sokaklarımızda bir tek çukur bile yok. Esnafa, çiftçiye, hayvancıya destek tam gaz. %0 hiç de kötü bir zam artışı değil ki, yeterki bardağın dolu tarafını görmesini bilin.

O kadar şeffaf ve huzurluyuz ki. ‘Kurt ile kuzuyu buluşturduk’ diyen bir yönetimimiz var. Bilmem kaç yıllığına kiralanmış ‘Yes Be Annem’ havalimanı. Her daim ‘Yes Be Annem’ dedikçe daha bir sürü kuzu ile buluşacağının farkında olan bir kurt. La fontaine masallarını aratmayan bir yerde yaşıyoruz. Herkes güzel, herkes mutlu.

Açılması-kapanması yılan hikayesine dönmüş o meşhur kapı. En sonunda açılıyor. Kapıyı bulmak için haritaya gerek yok. İnsan kalabalığı ile karışmış kötü tekstil kokusunun artıkça kapıya daha yakınsınız. Meşhur markaların 4. Sınıf taklitlerinin güneşle buluşmasından oluşan o garip kokudan ben bişey anlamasamda komşularımızdan epey ilgi görüyor anlaşılan.

Kapıya geldiğimde bir sürü polis.. Çantamın içinde kimlik kartını bulma telaşı.. Formu dolduracak perna(!) için kulubeye çaresizce bakıyorum. Bürokratik işlemlerinden sonra ufacık yolu ikiye ayıran biçimsiz saksılar ve çiçekleri görüyorum. Askeri hizaya girmiş çiçekler. Sinir bozucu bir şekilde ciddi ve düzgün bir mantıkla sıralanmışlar. Bir çiçek olarak, daracık bir yolu kuzey ve güney olarak ayırmak ne kadar acı.

Geçiş alanındaki binaların dış yüzeyi çepeçevre bir muşambayla kaplı. Üzerinde hologram olarak alışveriş yapan mutlu ve sıradan avrupalı aile imajı atmosfere ne kadar da uyumsuz. Zorla ‘farklı bir yerdesiniz’ havası katmaya çalışan uyumsuz düzenlemeler. Uluslararası barış(!) sembolünin askerleri de yerini almakta geri kalmamış. Ne kadar barış sağlayıcı varsa hep orda.

Ve yine polisler. Nerde bu kimlik?? .Eski olayları hatırlatmaya pek bir meraklı dostlarımız yine fotoğraflarla desteklenmiş simsiyah bir acı köşesi hazırlamış. Bir dakikalık yol ne kadar da yabancılaşmış...

Kapıların açılmasını dört gözle bekleyen Arasta esnafı umutlu. Fakat, bu umutlarına manevi bir etki geliyor taaa en yu9karılardan,‘Altın yumurtlayan tavuğu keserseniz daha çok altına ulaşamazsınız’.. Aklım karıştı(!) televizyonu açıyorum kafam dağılsın diye. Ankaralı Turgut şarkıları eşliğinde, sirtaki oynayan vatandaşlarım. Greek usulu tabak kırıp, kırık tabakların üzerinde oynayan bir yerden tanıdıklar. Diğer kanala geçiyorum, oldum olası rahatsız edici bir sahne. Yüzlerindeki makyajdan tıkanmamış gözenekleri kalmayan bir grup kız ile bir grup jöleli oğlan püsküllü folklor kıyafetleriyle karşılıklı manileşip atışıyorlar. Kızlar pek bir cilveli, oğlanlar pek bir gururlu. Kolay lokma olmadıklarını bir Gülben Ergen sevecenliğiyle haykıran kızlarımıza ‘Allah kurtarsın!’ diyerek diğer kanalımıza geçiyorum. Sandalyeye oturmuş bir ihtiyar. Önünde bir sürü malzeme, paneri yapıyor. Kameraman herzamanki yeteneksizliğiyle adamın sadece burnunu çekiyor Kıbrıs müzikleri eşliğinde.

Yani televizyondan gördüğüm herşey beklediğim sıradanlıkta. O zaman gazeteye tekrar bakabilirim. Ne de olsa az önce altın ve tavuk ikilisinin ilgili olduğu haber heralde bir yanılsamaydı?

İlgili haberi buluyorum. Doğru okumuşum. Atasözlerinden atasözü seçilip bize sunmayı alışkanlık haline getirildiğini fark ediyorum. Bu sıcakta yapmayın. Anlayan var anlamayan var. Ben anlamadım mesela. Yıllardır yardım bekleyen esnafa güzel bir jest. Yıllardır yardım ve destek beklerken her geçen yıl yeni sürprizlerle karşılaşanlara zor bir atasözü.

Kim kimi kesiyor? Nasıl kesiyor? Komşumuz tavuk mu? Yoksa altın mı? Altın çok mu değerli? Tavuk ve altın ne zaman anlaşacak?.

Hava çok sıcak. Canı çeken ‘Altın yumurtlayan tavuğu keserseniz daha çok altına ulaşamazsınız’ cıları çözmeye uğraşsın, ben folklorik ve sembolik kına gecesi piyesini izleyeceğim 47. kez.



HYPERLINK "mailto:cypaibo@gmail.com" cypaibo@gmail.com
HALİL AĞA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder