25 Temmuz 2010 Pazar

gülyabani temmuz2007

GÜLYABANİYİM BEN::HEPİNİZİ YASAKLARIM BEN


Yaz, normal bir çocuk için en güzel mevsimdir. Çünkü;normal bir çocuk denize gitmek ister, babası izin vermediğinde haykırmak, lüzüm görürse ağlamak ve bir şekilde denize kavuşmak ister. Yazda, mahallenin çocukları birleşir 12 kişilik dev bisiklet kiralanır ve köyde ‘zivri zaharı gibi’ gezilir. Bu gezinin üstüne bir de ‘yumuculuk’oynayıp eve gidilir. Eve geç kalmak, Anne gözünde ‘sokak çocuğu’ denecek kadar kirlenmek ve Anne tarafından ‘Baban gelsin da göresin sen’ tavrı korku dolu bir bekleyiş yaratırdı. Çünkü, Baba ekmek parası için çalışmış, yorulmuş ve yemeğini yiyip dinlenmek için evine gelmiştir. Melek Annem hiç vakit kaybetmez ve Babama günün getirdiklerini gayet ispiyonvari bir raporla sunardı. Yeteri kadar yasak daha küçüklükten hayatımızda varken, çocukluğumun ilk kahramanı Sezercik, gayet kirli ve başarılı bir kahramandı.

Sokak çocuğu ve kahraman ruhlu Sezercik, mutlaka yanlış anlama dolayısıyla ‘piç’ kalmış bir yavrucaktı. Annesini başka bir erkeğin kollarında gören Babası, bu komployu anlayamaz ve annesini acımasızca sokağa atar. Kaçınılmaz gidişata yaklaşan Anne, hırsızlık gibi bir komplonun kurbanı olur ve Sezercik sokakta büyür. Üstü başı kir pas içinde olan bu velet, boyacılık yapıp hem kendine hem de cami avlusunda bulduğu minik bir bebeğe bakar. Ayni Sezercik eylemlerine dur durak vermeyerek, ‘Küçük Ev’ filminde acımasız bir çeteyle çarpışarak; koskoca mafyayı çökertir. Sopalarla,taşlarla mafyayı çökerten mahalleli bu sefer Kıbrıs savaşına Sezerciği yollar. ‘Sezercik Küçük Mücahit’ adlı kült ötesi filmde, Sezercik Üsteğmen mertebesine erişene kadar; öldürmedik Rum bırakmaz. Bilinçaltımıza işlenen militarist duygulardan habersiz, hep bir Sezercik olmak isterdim. Üstü kirli bir çocuk olarak yaşamımı sürdürmeme izin vermeyen ailem, bu yasaklarla beni Sezercik hayalimden epey uzaklaştırdılar.

Büyüdükçe yasaklar yerinde saymaz ve artmaya devam eder. Televizyonun tek kanallı olduğu dönemde, yasağın ne olduğunu bir yılbaşı gecesi anlamıştım. Zeki-Metin ikilisinin bayat ötesi esprilerinin arasında bazı şarkıcılar eserlerini icra ediyorlardı. Fakat , yeni yılın ilk dakikalarında Zeki-Metin hınzılarının ;
-bir yıldır sigara içmiyorum.
-yalancı, daha dün içiyordun.
-o geçen seneydi.
tarzı parodilerini işiten ve kısa süreli şok yaşayan bünye toparlanınca adının ‘MFÖ’ olduğunu öğrendiği ikiliyi çok sever. Oryantal dansöz’ün ardından sahneye çıkan ‘Orhan Gencebay’ hayran bırakır, Zeki Müren ’şaşırtır’. Bu isimleri neden sadece yılbaşında gördüğümüzü babama sorduğumda sadece ‘yasak’ demişti.

Yılbaşı haricinde TRT’de müzik adına o zamanlar hiç anlam veremediğim birşeyler vardı. Bir sürü adam ve kadın gayet sıkıcı siyah elbiselerle çok ağır ve endamlı şarkılar söylüyorlardı. Kadınların saçları ‘düğün topuzu’, yüzleri gözleri ise ‘sim’ adlı ışıl ışıl parlayan bir maddeyle örtülüydü. Kendince bir tekel oluşturan TRT yıllardır müzik gelişimine engel olmuştur. Özel kanalların çoğalmasıyla hersey hareketlenmiş fakat bu sefer de sistem içi canavarlar oluşmuştu. KRAL TV adlı Uzan kuruluşu ilk video müzik kanalı olma şerefine erişir ve müziği uzun yıllar kendince yönlendirmekte hiçbir sakınca görmez. İlk başlarda hem ülke hem de sektör için bir bayram havası estiren KRAL, sonradan her klip için para istemeye başlayınca işin seyri değişir. KRAL’da klibi yayınlanmayan sanatçıların albümlerinin iş yapması zorlaşmaya ve tek yolun bu kanal olduğu gün gibi ortaya çıkar.

KRAL sayesinde, artık Umay Umay, Gökhan Kırdar gibi alternatif tarzlarla uğraşan isimlerin yerine, lahmacun kokulu Alişanlar, Mahsun Kırmızıgüllere maruz kalmıştık. Rock ve elektronik müziğe asla yer ayırmayan, Prestij müzik ailesinin sanatçılarının klipleriyle dolu bir yayın akışını ‘duygusal’ sebeplerle tercih eden bu kanal ne mutlu ki bugun sektörde söz sahibi değil. 2003’te kurulan Powertürk TV , ardından Aydın Doğan’ın Dream TV’si tarafsız yayıncılık anlamında epey yol kat ettiler.

2004 yılında müzik marketlerde yer alan, devrimsel albüm ’Dünya Yalan Söylüyor’ ile piyasayı sarsan Mor Ve Ötesi’nin başarısı sayesinde taşlar yerinden oynadı. Yıllardır albüm yapmak şöyle dursun, hiçbir şekilde ‘underground’ kültürün dışına çıkamamış gruplar değere biner ve Müzik yapımcıları kelimenin tam anlamıyla Rock Müzik Grubu Avına çıkar. Bu sayede birçok sanatçı albüm yapma fırsatı yakalar. 110, Gripin, Panik, Direc-t, Dejavu, Ogün Sanlısoy, Rashit, Kurban, Replikas gibi başarılarını hem albüm, hem de canlı performanslarıyla kanıtlayanların yanısıra bazı ‘balon’ isimler de hemen bu pastadan pay almak istediler. Başta KRAL TV destekli, ‘yeni Selda Bağcan’ diye lanse edilen Burçin gibi birkaç eski fantastik sanatçı, Rock Müzik pastasından payını almak ister. Türkücü giysisi , halk müziği sanatçısı tarzı gözlükleri ve gitarı elinde kızımız Burçin; piercingli,dövmeli,asi bir rocker havalarına bürünür.Burçin ve grubu ‘Lise Terk’ sert bir Rock Müzik yapmayı dener. Artık ne KRAL eski gücündedir, ne de dinleyici/izleyici eski dinleyicidir ve eski stratejilerin artık işlemediğini herkes bir şekilde öğrenir.

‘Uzun bir tatile çıkmalıyım, üstümden koca bir yaz geçti’ diyerek üstünden geçenleri anlatma kararı alan Demet Akalın magazin basınında çemkire dursun, memleketin dört bir yanında rock festivalleri düzenleniyor, Pop müzikte ise artık Mirkelam, Candan Erçetin gibi kaliteli müzisyenler iş yapıyor.

İlk albümü ‘Gel-Git’ ile balyoz etkisi yaratan Aylin Aslım ise, TRT tarafından yasaklanan sanatçılardan. Elektronik-pop albümü Gel-git’le şehirli insanın kendiyle hesaplaşmasını anlatan Aslım, bir çok toplama albüme katkı bulur ve kendine özgü bir çizgi oluşturur. Temiz ve içten yorumu, ikinci albümü ‘Gülyabani’ ile birlikte artarak devam eden Aslım, bu albümüyle daha geniş bir kitle tarafından tanınmaya başlar. ‘Gülyabani’de Rock müzik yapan Aylin Aslım, sıkı bir albüm hazırlamakla kalmamış bir de TRT tarafından yasaklanma şerefine(!) erişmiş. Yasak sebebi olarak ‘güldünya’ şarkısının töre cinayetleriyle ilgili olması öne sürülmüş. ‘Canım abi vurma beni, bir anadan doğmadık mı?’ diye soran Aylin’den TRT hoşlanmaz ve hergece milyon tane töre dizisi yayınlayan kanalların yerine Aslım’a yasak getirir. Gücünün yettiğine saldıran TRT, boşa çabaladığının bile farkında varmaz. Çünkü, ne Aslım’ın ,ne de dinleyicinin artık TRT gibi zihniyetlere ihtiyacı vardır.

Zengin olmak umuduyla oynadığım Sayısal Loto’nun sonuçlarını almak üzere geçen hafta mecburen açtığım TRT ekranlarında gayet hoş bir manzarayla karşılaştım. Püsküllü, garip, robotik kıyafetleriyle İsmail YK ve onun kankaları Yurtseven Kardeşler hep bir ağızdan hönkürüyorlardı. Seyirciler ve sunucular hep birden coşmuş ve TRT’nin dinlememizi uygun gördüğü bir şarkıyı söylüyorlardı, hakkımız budur dercesine..’Allah belanı versin, Allah seni kahretsin..Bana gelen sana gelsin..’


HYPERLINK "mailto:haliltekno@yahoo.com" haliltekno@yahoo.com
halil ağa

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder