TAVUS KUŞU’NUN ESTETİĞİ
‘Değişmeyen tek şey değişim’ demişti bir otomobil dergisi editörü. Sözü ilk duyduğumda, Lisedeki Felsefe derslerime gitmiş, sözün ne kadar doğru ve hoş olduğunu düşünmüş ve yazıyı okumaya başlamıştım. Editörün bahsettiği hiç kabullenilemeyecek bir yeniden yaratım olan MINI projesiydi. Mütevazi ve bir o kadar da işlevsel efsanevi minik otomobil MINI patenti, 41 yıllık üretim sürecinden sonra, işgüzar bir firma tarfından satın alınmış ve yeniden üretilmişti. Fakat arabanın yeni hali ve pazarlama staratejileri mütevazilikten uzak bir hal almış ve ‘bu gece barda, gönlüm hovarda’ ruh halli, zengin, 22 yaş altı gençlerimize hitap edecek sekilde yaratılmıştı. Yapay sarışın saç rengi, cildin kaldıracağı fondoten oranının 3 ila 5 misli fazlası ve fönlü saçlarıyla yaşayan kesimin oldukça ilgisini çeken araba beni ‘değişim’ mevzusunu düşünmeye itti.
1980’li yıllarda evimize arz-ı-endam eden tavus kuşu tüylerini düşündüm. Mahallenin tüm kadınları, bu tutku unsuru nesneyi bir şekilde bulup buluşturup evlerinin ‘Misafir Odası’na koyarlardı. Hayvanlar yolunurken; tüyleri vazolara konup ‘vali masası’nın yanına özenle yerleştiriliyordu. Kadınlar tavuskuşu tüyleriyle mahalleye hava atarken , yıllar geçti bu sefer de şeffaf uzun vazoların içine çalı dalları koymaya başladılar. Tabii ki bu annelere göre gayet şık bir değişim ama tarz ayni olunca bu sadece bir yenilik olsa gerek. Zavallı hayvanlara eziyet çektirmek yerine açık havada dal toplama, olayı sevindiren tek unsur.
Müzik sektöründe son yıllarda sevindiren gelişmeler olsa da işin halen eski sistemle yürüyeceğini düşünüp yanılan zihniyetler piyasada mevcut. Popun patladığı 90’ lı yıllarda, Tarkan ve diğerleri diye adlandıracağımız şarkıcılarımız, renkli kotları ve kot gömlekleriyle piyasaya tekerleme türü eserler sürüyorlardı. Bağırımıza basıp, fanatiği olduğumuz bu isimlerin yanında, pop’un demirbaş(!)larından Sezen Aksu Hanım, her gün piyasaya yepyeni gençleri sürmeye devam ediyordu. Bunların içinde Sertab Erener bambaşka bir muamele görüp yoluna devam etti. Sezen Aksu’ya özgü eleştirilememezlik bu çığırtkan kızımız için de geçerli olmaya başlamıştı. Lal albümüyle takdir toplayan, yurtdışında farklı gruplarla çalışan Sertab Erener iyi bir yorumcu olmasına rağmen, şarkı söylemek yerine bağırmayı tercih etmiş ve buna ragmen Eurovison’u kazanmıştı. Sıradan bir popkültür yarışmasını milli mesele haline getiren büyük bir kitleden bağıra çağıra ödülünü almıştı Erener. 2005 yılında kendi firmasından çıkardığı ‘Aşk ölmez’ albümüyle aradığını bulamayan Sertab, ‘en iyiler’ ve ‘sertab goes to the club’ adlı çalışmalarıyla bu yaz sevenleriyle buluştu. Her buluşmanın iyi olmayacağını öğreten Sertab Erener, işin kolayına kaçtı ve albümünün altına gayet sıradan elektronik müzik koyarak ‘suyunun suyu’nu yaratmayı başardı! . İş bununla kalsa iyi. İşbilmez ekip, elektronik müzik albümüne
İstanbul Swiss Hotel’de tanıtım partisi düzenleyip ‘alakaya turşu’ kıvamında bir görüntü sergilemek gibi bir olayı gercekleştirdiler. Olayı zihnimizde canlandırmamız çok kolay aslında. ‘Kaz Çobanı’ Ayşecik köye teyzesinin yanına gider. Köyün zengin, burjuvazi gençliği tarafından alaya alındığını anlamayan zavallı Ayşecik, güllü dallı fistanıyla şarkısını muştularken gayet neşeli ve saf haller belirliyor ve şarkı sonunda hayatın gercekleriyle tanışıyor. Atmosferde bol bol ‘ha ha haa’ diye alaycı bir şekilde gülen zengin zümre, Ayşeciğin gururuyla oynayıp ‘bitli köylü’ damgasıyla onu hayattan soğutuyor.Kısaca değişmek yerine ‘ya tutarsa’ mantığını izleyen Sertab Erener’e başarılar dilemekten başka çare yok. Fakat yerinde saymayıp ilerleme kaydetmek için uğraşanların hakkını yememek lazım.
‘Kapına köleyim desem inanırmısın? Yalanın batsın yalancısın’ gibi televole kültürünü destekleyen, besleyen bir müzikle 2001 yılında bir DMC Projesi olarak hayatımıza girmişti Hande Yener. Gereğini yerine getirerek; sevgilisiyle önce basılmış gibi, sonra ayrılmış gibi yaparak ve sonra da gercekten basılarak magazine bol bol kapak olmuştu. Hemen her konuda sıkça polemiğe giren, prodüktörü olan eski komedi dans üçlüsünün en belalısı Erol Köse tarafından yanlış yönlendirilme kurbanı olan sanatçı yeri geldi Gülşen’le, yeri geldi Demet Akalın’la karşılıklı polemik yaratmıştı. Takvimler Ocak 2006’yı gösterdiğinde Hande 4.stüdyo albümü ‘Apayrı’ yı piyasaya sürerek heyecanlandırmaya başlamıştı. Önce magazin dünyasından elini ayağını çekti, şarkı içerikleri sıradanlıktan uzaklaşmaya başladı ve klipleriyle farklı bir hava yaratmayı başardı. 2006 sonlarında ‘Hande maxi’adlı bir mini albümle arayı soğutmayan sanatcı, gerek kapak tasarımı gerekse şarkıların düzenlemeleriyle yeni ve büyük bir değişimin sinyallerini verdi. Tamamen elektronik ve yaratıcı bir altyapıyla hazırlanan ‘Biraz Özgürlük’ adlı şarkısı ve klibiyle türk pop müziğine görülmemiş bir eser kazandıran Yener, bunun bir başlangıç olduğunun sinyallerini yollamaya başlamış ve takdir kazanmıştı. Bu yıl Eurovison yarışmasının ardından, yeni Eurovison’a Hande Yener’in katılacağı söylentileri çıktı ve akabinde Hande Yener’in ‘nasıl delirdim?’ adlı albümü yayınlandı. Herşey bir pazarlama stratejisi gibi gözükse de, sanatçımız asla böyle bir açıklamada bulunmamış aksine yeni albümünün tanıtımına başlamıştı. Albümünde Erol Temizel, Mete Özgencil gibi alternatif isimlerle çalışan Yener, değişimin insana neler getireceğini öğretiyor. Bambaşka, tamamen modern bu pop-elektronik albüm insanı ilk başta çarpıyor, daha sonrada bu çarpma etkisi bizi farklı bir boyuta getiriyor. Sıradan sözler yerine, daha realist ve daha cesur bir duruşla karşımıza çıkmakla kalmamış, harika bir ‘Naciye’ coveri de eklenmiş. Albüm hem arabalarda, hem clublarda, hem kişisel müzik çalarınızda dinlenecek bir yapıda. Çıkış şarkısı olarak bir Sezen Aksu şarkısı olan Kibir (yanmam lazım) yakında heryerde çınlayacak cinsten. Romeo, Paranoya, Kötülük gibi bambaşka ve ‘ilk’ şarkıların varlığına rağmen elbette ki Hande’yi Madonna taklitciliğiyle şuçlayacaklar, meyve veren ağacı taşlama eylemini hayata geçireceklerdir. Ama Hande, bu sıkı çalışmasına yenilerini ve değişimlerini eklemek kararlığındayken bunu başarmak zor.
Sıkıcı Popstar balonlarından, her yaz ayni kelimelerin farklı sıralanışlarından yaratılan manken-şarkıcı albümlerinden, trend adına yapay müzik yapan eski starlardan bıkanlara parlak,ışıltılı bir antidepresan. Sıcaklık 40 dereceyken delirme kılavuzunuz Hande Yener’den!
Halilağa
haliltekno@yahoo.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder