2 Temmuz 2010 Cuma

Ben sana adam olamazsın demedim yavrum, DELİ olamazsın dedim!.

Ben sana adam olamazsın demedim yavrum,

DELİ olamazsın dedim!.



Asi, marjinal, çılgın ya da kısaca deli. Uç anlamlar içeren bu dört masum kelimenin ortak bir kaderi var. Hakkı yenmişlik. Artık her önüne gelene bu ifadeleri yapıştırmaktan geri kalmıyoruz.



Saçını pembe boyayanın marjinal, piercing takmış ergenin çılgın, insanlarla muhabbetden kaçanın asi olarak adlandırılması derhal yasaklansın!. Hırsından hayatını mahvetmiş bireylerin cirit attığı, şekil-biçim kaygısıyla rol model olarak rapstar ile popstar arasında gidip gelenlerin bu kadar yoğunlukta olduğu piyasada deli olmak o kadar kolay değil.



Akıllı, uslu, edilgen olmaktan kolay ne var?. Sesini çıkarmayacaksın, zamanı geldiğinde sana konuşman gerektiğini bildiren bir sinyal alınca konuşacaksın. Herşey çocukluktan başlıyor. Evde anne babanın sözünden çıkmayacak, onların her dediğini dikkatlice yapacak ve evde tertipli, okulda çalışkan, sokakta da temiz olacaksın. Misafirlik ise, tam bir sınav arenası. Çok konuşmayacak, mızırlık(!) yapmayacak ve yeri geldikce kolej sınavlarına nasıl çalıştığını anlatacaksın. Bu sıkıcı düzende büyümüş bir çok kişi gerçek deli ile sahte deliyi ayırt edemiyor.



Günün sorusu geliyor: deli ile delicik nasıl ayırt edilir?. Deli’nin başarılı olma kaygısı yoktur. Delicik, başarıya odaklanmıştır. Deli, kaybettikçe güçlenir. Delicik, kaybedince hırçınlaşır. Deli, dahi’yi çoktan aşmıştır. Delicik, dahi olmak için savaşır. Deli, yalnız başına bir ömür geçirebilir. Delicik, yalnız yaşamayı mahkumiyet sayar. Deli, istemediğini red eder. Delicik, reddetmek için red eder. Deli için dün-bugün-yarın değil an vardır. Delicik dünü yargılar, bugunü zehreder, yarından endişe duyar.



Belirli meslek gruplarına da delilik otomatikman etiketlenmiştir. Mesela dövmeciler her zaman deli olarak bilinir. Lakin öyle dövmeciler var ki bırakın deliyi, deliciği bildiğin mülayim!.



Müzik dünyasında ise genellikle rockçılar etiketleniyor. ‘Çılgın rockcı Haluk Levent, kendisinden 10 yaş küçük sevgilisiyle çorbacıdan çıkarken objektiflerimize yakalandı!’. Çılgınlık bunun neresinde?. Aşkın da yaşı yok, seksüel faliyetlerin de. Peki ya çorbacı?. Bu iki kelimeyi yanyana düşünün; çılgınlık ve çorbacı. Ya da haluk levent ve çılgınlık. Akdeniz akşamları ve müzikal çılgınlık.



Eğer delilik gibi değerli bir ünvandan bahsedilecekse bunu hakedene vermeli. Görmezden gelinen bir türün yaygınlaşmasında rol alan, bir önceki işiyle bir sonraki işi arasındaki bağlantıyı asla önemsemeyen, batmak istediği için batan, yapmak istediği için yapan bir adam: Teoman.



Kendi albümünü çıkarmak için uğraşan her rockcı gibi Teoman da uzun yıllar çeşitli gruplarda çalışır ve 1996 yılında Roxy müzik yarışması Teoman’ın işaret fişeği olur. ’Ne Ekmek Ne De Su’ şarkısıyla en iyi beste ödülünü alan Teoman, ayni yıl ilk albümünü çıkarır. Toplam 12 şarkının yer aldığı albümde ‘Papatya’ türk müziğinin En’leri arasında yer alır. Nasıl almaz ki?. 10 yıldır albüm yapmak için enerjisini biriktiren bir adam ve haykırdıkça güzelleşen bir Özlem Tekin. Mahallenin delisi ödülünü kimselere kaptırmak gibi bir niyeti olmayan Tekin, şarkıda vokal yeteneğini kullanmaktan kaçınmıyor ve aşkının marjinalleşme safhalarını bize tarif eden Teoman’a destek çıkıyor. Doksanların sonunda filizlenen entel-marjinal hava albümün tamamına hakim. Şarkılarda; özgürleşme, bireysellik ve şehir işleniyor.



İlk albümden iki yıl sonra, ‘O’ ile geri dönen Teoman plak şirketini değişmiştir. İstanbul Plak gibi pazarlama noksanı bir firmadan sanatçılarının kıymetini bilen NR1’a transferiyle Teoman’ı artık daha çok kişi tanıyor ve bir Teoman klasiği aşkın her halinde yankılanıyordu: ‘O her şeyi kendi yanından görüp / almak istediğini alır / başka şey düşünmez / beni unuturdu’..



Teoman’ın ikinci albümü bünyesinde en çok hit barındıran albümlerindendir. Özlem Tekin naifliğinde ‘Kardelen’, bireyselliğin delilikle kesişimi ‘Kişisel Birşey’, ‘Yağmur’, Orhan Atasoy coveri ‘Gemiler’ ve ‘Oğul’ ilk akla gelenler.



Rock müziğin klasik pop dinleyiciyle buluşması imkansız olmasa da gayet tehlikeli bir durumdur. Hem rock, hem pop dinleyicisini etkilemek isteyip yok olanlara inat 2000 yılının en çok ses getiren albümü Teoman’dan gelir: 17. İlk haftada 500.000 satış rakamı ise, Teoman’ın artık -öteki- olmaktan uzaklaştığının göstergesidir. Aslında uzaklaşmaktan çok uzaklaştırılmaktan. Genç kız dergilerinden, gelinlik modeli veren dergilere kadar herkes onun peşindedir. Fobileri, hobileri, beğendiği kız tipi, haftasonu ne yapar, ne yer, ne içer...Kendisini sabah şekerlerinde görmesek de, alternatif dinleyicinin pek hoşuna gitmeyen bu durumun tek suçlusu ; 17’dir. ‘Paramparça’ ile kalplere dokunan, ‘17’ ile hayalleri canlandıran, Şebnem Ferah düeti ‘İki Yabancı’ ile hüzünlendiren kimyası sağlam bir albümü elbette birçok kişi bağrına basar.



Ailenizin rockcısı ünvanını Kıraç’a devretmeye karar veren Teoman, 17’den 1 yıl gibi kısa bir sürenin ardından ‘Gönülçelen’ ile piyasaya geri döner. Sonrasında kendinin de itiraf edeceği gibi, kitlelerce sevilmeyecek bir albüm yapmak için uğraşmış ve becermiştir. Deliliğin gerçekliği işte burada: pop-rock kulvarında daha çok prim yapacakken popüler olmamak için farklı bir albüm yapmak. Bu albüm tam bir hüzün ve looser* albümüdür. Aşk acısını, hayat acısını, tüm acılarını gururla çeken ve kaybetmenin huzuruyla beslenen şarkılar.’İstasyon İnsanları’ ve ‘İstanbul’da Sonbahar’ her daim ayrılığın şarkıları olarak hafızalarda yer alır. Ve ‘Gönülçelen’ albümü Teoman’ın tam da istediği gibi pek ilgi görmez.



Teoman’ın kendi adını taşıyan 5.albümü Avrupa Müzik etiketiyle 2003’de müzik marketlerde yerini alır. ‘Motosikletli Kız’ gibi gelmiş geçmiş en boş şarkılardan biriyle açılan albüm içerisinde ‘Rapsodi İstanbul’, ‘Senden Önce Senden Sonra’ , ‘Kupa Kızı Sinek Valesi’ gibi dinlenebilir şarkılar barındırır. Bu albümle birlikte kendisini tekrarladığı gibi suçlamalarla karşılaşan Teoman, kendisini savunmak yerine verilebilecek en iyi cevabı verir; ’istemeyen dinlemesin!’

Bol sevişmeli, bol vücutlu sözler içeren ‘Duş’un yer aldığı ‘En güzel Günüm Gecem’ albümü sanatcının en sert albümü sayılabilir. Şarkı sözleri tartışıladursun, Burak Gürpınar gibi yetenekli bir davulcuyla kaliteli bir albüme imza atan sanatçı ; magazine cevap vermeme gibi güzel bir huy edinir. Duş’un yanısıra ‘Güzel Bir Gün’ ve ‘Gökdelenler’ in öne çıktığı albümden bir yıl sonra Teoman yedinci albümünü piyasaya verir.



‘Toplam 7 tane nota var. O yüzden tüm şarkılar birbirine benzeyebilir’ diyen Teoman, sözlerini doğrulayan bir albüm yapar. ‘Renkli Rüyalar Oteli’ yine aşkın ve seksin hüküm sürdüğü bir albüm olur. ‘Aşk Kırıntıları’ albümün lokomotifi olur. Teoman bu albümün tamamında ham, çatallı bir vokal tekniği kullanarak şarkıları dinlenilmesi zor hale getiriyor. Bilinçli tercih yada argo deyimiyle gıcıklık!.



Hakkında çok şey yazılsa da, eleştiriler ardı arkasına gelsede asla bildiğinden şaşmayan Teoman geçtiğimiz hafta bir ilke daha imza attı. Türkiye’nin ilk düet albümünü yaptı. Söz ve müzikleri Teoman’a ait toplam 14 şarkı farklı sanatçılar tarafından yorumlandı. Mirkelam, Sezen Aksu, Nil, Hayko Cepkin, Harun Tekin, Rashit, Kreş, Emre Aydın gibi iyi seslerden, iyi şarkılar dinlemek keyif verici.



Her albümüne 1-2 tane cover parça koyan, müzikten kazandığıyla sinema filmi çeken, sayısız konser veren, canı çektiğinde popüler, canı çektiğinde rahatsız edici olan kaliteli bir müzisyen Teoman. Kendisini iten ve itmekten ziyade hayatını zehretmeye yeminli muhabirlere dayak atmak gibi cısss! bir harekete alışan sanatcımız, belki de delilik etiketinin en hoş yanını kullanıyor: delidir ne yapsa yeridir!.





*sürekli olarak kaybetmeye odaklanmış birey.





Halil Ağa

haliltekno@yahoo.com

cypaibo@gmail.com



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder