25 Temmuz 2010 Pazar

elektronik-1 ağustos2007

DÜN GECE BİR OROSBUYLA YATTIM, BUGÜNKÜ GİBİ HAKİKATTIM.

-Elektronik müzik-1

Adabına göre hareket etmek, terbiyeli davranmak, az konuşup çok dinlemek... Bu gibi sonu sıradanlıkla bitecek direktifleri her zaman duymuşuzdur. Genelde her aile, çocuğunun sıradan olmasını ister. Eğer çocuk erkekse; okumalı, askere gitmeli, askerden gelince iş bulmalı, ev yapmalı, araba almalı, araba aldıktan sonra ise hızla evlenmelidir. Eğer çocuk kız ise, okulu bittikten sonra münasip bir koca bularak evlenmelidir. Her iki cinsiyet için ortak eylem seri bir şekilde çoğalmaktır. Evlendikten hemen sonra -bebek yok mu?- ana temalı sorular dış çevre tarafından genç çiftimize yönlendirilir ve eğer bebek yoksa –acaba sorun kimde?- başlıklı konular çiftimizi hayattan soğutur. Herhangi bir marjinaliteye saygı duymayan zihniyetin önerdiği yaşam paketi budur.

Toplum ne düşünür diye hareket edilen bir çevrede istediğini yapmak/yapabilmek bir cesaret işidir. Güneş ışınlarının bu kadar parlak olduğu bugünlerde, gözlerimi kamaştıran garip bir nesne var: Nazar boncuğu renklerinin çeşitli parlak taşlarla bir altın üzerine yerleştirilmesiyle oluşan bir çeşit takı. Tek bir şekilden oluşmayan bu nesnel kabus; küpe, yüzük, zencir ve farklı şekillerde bir çok kadının üzerinde. Bu görsel zevksizliğin nedeni ise, bir T.V kanalındaki popüler bir dizi. Yüksek bir ücret karşılığında patronuyla sevişmek zorunda kalan bir kadın varmış başrolde. Duygu sömürmekte usta televizyoncularımız akıllı davranıp; kadının bu aktiviteyi zevk için değil, hasta yatağında yatan oğluna yardım etmek için yaptığını gösterirler. Yeşilçam Sinemasında en az 200 kez izlenmiş bu yepyeni! konuya büyük çoğunluk ilgi göstermiş; acılı kadınımıza inanmış ve hemen birer nazar boncuklu ışıldak takılardan alıvermişti.

Son olarak, bu takının gözyaşı akıtan bir göz gibi yapıldığını görüp irkildim. Demem o ki, eğer bir nesne popülerse uzak durunuz. Işıltılı nazar boncuğunun sıradanlığı hem takanın, hem görenin tüm enerjisini almaya yettiğinden; kendinize özel tasarım yapın ve bunu takın.
Müzik, en çok farklılık/cesaret gerektiren sektörlerden biri. Eğer, bir albüm diğer albüme benzerse ve bu benzerlik devam ederse albümün dinleyiciyi sıkması an meselesidir.
Pop patlamasının henüz yeni başladığı yıllarda lüle saçları, uniforma tarzı kıyafetleri, sakin sesiyle bir genç fark edilir: Gökhan Kırdar. Basit, fakat güçlü pop altyapılara sahip şarkılarla piyasaya giren Kırdar, özellikle ‘Yerine Sevemem’ adlı şarkısıyla beğeni kazanır. ‘Senden uzakta, hep bir şeyler eksik..’ diye başlayan ve aslında son noktayı taa baştan koyan bir şarkı olur ‘Yerine Sevemem’. ‘Anlarsın Ya’, ’Serseri Mayın’, ‘Fayton’ diğer sevilen şarkıları arasında yer alır. 1997 yılında Bay Müzik etiketli ‘Trip’ müzik marketlerde yerini alır. Bir zamanlar Pop müzik sularında gezinen Kırdar, ‘Trip’ ile yeni bir yol açar.

Ülkenin ilk elektronik albümlerinden biri olan trip-hop tarzındaki ‘Trip’, ile Sanatçı bambaşka bir kulvara girer. Başarısı kesin Pop piyasasından çekilerek, yepyeni bir kulvara önderlik etmesi büyük bir cesaret örneği olur. Elbette ki, ‘Trip’ diğer Gökhan Kırdar albümleri kadar satmaz. Zaten sanatçının amacı da satmak değil, kendini yansıtmak olunca ortaya mükemmel bir sonuç çıkar. Toplam sekiz şarkının yer aldığı albüm, üstünde uğraşılmış bir eser; kimse gibi olmak istemeyen, farklı olmak için kendi özünden kaçmayan bir müzik ruhuna sahip. Yürümek, ya da yüzmek istemeyip vizesiz uçan albümde ‘sürünerek’, ‘cesaret’ ve ‘niye’ öne çıkan şarkılar.

‘Trip’deki tüm söz ve müziklere imza atan Gökhan Kırdar, albüm kartonetinde ise korkutucu bir makyaj ve fotoğraf çekimleriyle de fark yaratır. Bu albümdeki sonuçtan gayet memnun olduğunu düşündüğüm Kırdar, 2002 yılında LOOPUS etiketli ‘Ethnotronix’ albümünü piyasaya sürer. Tamamı sufi-elektronik diyebileceğim bir tarzdan yaratılan albüm hem korkutucu, hem huzurlu, hem de deli bir ruh haline sahip.

‘Ethnotronix’ tamamı 9 şarkıdan oluşan sözsüz bir oluşum. Gökhan, buradaki başarısıyla yurtdışındaki müzik yapımcılarının dikkatini çeker. Ne de olsa, eğer sen yapımcı olarak ülkendeki değerli bir sanatçıyı önemsemeyip, onun yerine Sinan Özen’den ‘senin ağzını yerim ben!’ i önemsersen o sanatçı elbette yurtdışında iyi iş yapar. İyi ki de yapar. Çünkü, Gökhan Kırdar’ın müziklerini yaptığı ‘Pleassure/Keyf’ albümü CANNES Film festivalinde müzikleriyle ödül alır. Daha sonra soundtrack’ı piyasaya verilen ‘Keyf’, ‘Ethnotronix’ in yolundan giderken daha az sufi öğeler kullanılır.

Tüm bu başarılarıyla takdiri hak eden Kırdar, bambaşka bir işle ortaya çıkar. Gelmiş geçmiş en tartışılan Türk dizisi ünvanını elinde bulunduran ‘Kurtlar Vadisi’ nin müziklerini yapar. Ve birçok benzerinin olduğu tipik mafyalı, silahlı bu dizi efsane olur. Peki, bu başarı kimin?. Elbette ki, militarist duyguları dürten dizinin konusunu yaratan senaristlerin hakkı var. Ama, buradaki büyük başarı müzik. Gökhan Kırdar, öyle bir jenerik yapar ki dizi için, bu, diziyle hiç alakası olmayan insanların bile oldukça büyük ilgisini çeker.

Cep telefonlarının büyük çoğunluğu artık Kurtlar Vadisi müzikleriyle dolup taşar. Gökhan Kırdar yeniden keşfedilir. 10 yıllık ‘Yerine Sevemem’ tekrar hatırlanır, dillere dolanır, hatta sevgili dostlarım Cemal ve Sultan bu şarkı eşliğinde düğünlerinde ilk danslarını yapıp, ‘Evet’ derler.

Kırdar, daha sonra ‘Haziran Gecesi’ adlı dizinin müziklerini yapar. Albümdeki ‘Yağmur’ adlı şarkı sadece sevilmekle kalmaz, çeşitli kurumlardan da ödül alır. Benzersiz bir yalınlıkta olan ‘Yağmur’, acındırmadan da ayrılık acısının çekilebildiğinin göstergesidir. Dizinin soundtrack albümünde, dizideki şarkıların yanısıra ethnotronix ve keyf/pleassure deki bazı şarkılar da yer alır. Duymayanlara, önemsemeyenlere, bilmeyenlere güzel bir başlangıç niteliğinde bir soundtrack olur. Hatırlamayanlara diyemeyeceğim, bu şarkıları dinleyip hatırlamamak pek mümkün değil.

Gökhan Kırdar son olarak bir Türk-Yunan dostluk dizisi olan ‘Yabancı Damat’’ın müziklerini yapar. Yunan çalgılarını kendine has müziğine eklemekteki ustalığına diyecek söz yok. Eklemek demek hakaret olacak; yaratmak!. Kendi müziğini yaratıyor Kırdar, hem buralarda hem de Yunanistan da bolca ödül kazanıyor. Tüylerimi diken diken eden bir an yaratmış dizidir ‘Yabancı Damat’. Dizinin ilk bölümünde, Türk kızımız ile Yunanlı Gencimiz bir diskoya girer ve diskoda bangır bangır ‘Trip’ albümünden ‘çıkart’ çalmaktadır. ‘Çıkart üzerinden utandığın herşeyi ve koş sokaktaki meraklıya..’ diyen şarkıyı bir şekilde herkese dinlettiriyor Kırdar. Kaliteli işe ne kadar kulak tıkarsan tıka mutlaka gelir ve seni bulur.

Çok farklı tarzlar denese de, her tarzda başarılı olmuş bir isim Gökhan Kırdar. Bu bir Kırdar yazısı değil, tutmaz deyip denenmeyen bir türü; elektronik müziği buralarda ilk kez yapan cesur bir adamın öyküsüdür. Yeniliği sevenlere, sıradanlığı itenlere, bir de artık kimsenin ağzını yemek istemeyen sanatçılarımıza selam olsun...

Halil ağa//haliltekno@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder